revizyon ile organize matbaacılık brnckvvtmllttrhaberi

Dil Bilgisi İmla Kuralları-Türçe Dersi Yazım Kuralları

Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ (yazım) kuralları denir.


Bu kurallardan birçoğu aslında anlama ve telâffuza bağlıdır. Anlam ve telâffuz; akla, mantığa, geleneğe, çoğunluğa vb.ne uyduğu takdirde -zaten yazıldığı gibi okunan ve okunduğu gibi yazılan bir dil olan- Türkçenin imlâsı kolayca halledilecektir.

1. Büyük ve Küçük Harflerin Kullanımı
Alfabemizde (Lâtin alfabesi) her harfin bir büyük, bir de küçük şekli vardır. Yazıda yaygın olarak küçük harf kullanılır. Ancak belirli yerlerde büyük harf kullanılmalıdır.
Büyük harfle küçük harf arasında okunuş olarak fark olmasa da yazılış olarak büyük farklar vardır.
Büyük ve küçük harflerin kullanımı ile ilgili kurallar şunlardır:

] Her cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamayan bir kelime dizisi, öncesi yazılmamış ya da silinmiş bir cümle zannedilebilir.

“Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!”

“Ömür, yarınlara bağlanan ümitlerle geçip gitmekte, gafilcesine kavgalarla, gürültülerle, didinmelerle tükenip durmadadır. Sen aklını başına al da, ömrünü, şu içinde bulunduğun bugün say.” (Mevlâna)

„ Noktayla, iki noktayla, üç noktayla, soru ve ünlem işaretleriyle biten cümlelerden sonra gelen cümleler büyük harfle başlar.

-Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! Biz ki her şeyi görür ve anlarız. Düşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. O elbise ki terzinin elinden vücudun basit hendesesine göre yapılmış mânasız bir kalıp hâlinde çıkar ve sonra bir vücuda yapışıp onun bütün hareketleriyle yaşamaya başlayınca ne hâle gelir, düşün! Başlangıçta hiçbir şey ifade etmeyen elbiseler atılacağı güne kadar vücudun her hareketini saniyesi saniyesine kaydeden korkunç bir hâfızadır. Birçok oturuş şekillerinin kabarttığı diz kapaklarımızı düşün! Her duygunun hususi bir biçim verdiği omuzlarımızı düşün! Kambur vaziyetlerinde nasıl arkaya toplandığımızı, bütün mafsal yerlerinde nasıl halkalaştığımızı düşün! Vücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir? Bunların içinde sefaletlerin, açlıkların, ihtirasların, cinayetlerin, coşkunlukların, kahkahaların alnımıza çizdiği hep hususî bir çizgi vardır. İnsanlar sanırlar ki, bizim üstümüzdeki her çizgi, her intiba, bir diğer çizgi veya intiba ile silinir, hepsi birbirine karışır, manasız bir halita olur ve sonunda biz eskimiş bulunuruz. Eskiriz, fakat insanlardan evvel eskidiğimiz için onlardan daha ince ve hassas olan biz, bütün çizgiler ve intibalarımızı hep birbirinin içinde saklarız. Bu böyle bir halitadır ki, bunun düğümünü ele geçirebilen göz onu çözdükçe, doğumumuzdan ölümümüze kadar bütün hayatımızı, zamanın atomları içinde sıkıştırır ve bu korkunç, ah, bu korkunç hafıza küpü içinde, mazinin, birbirinin üstünden akan küçük yılanlar hâlinde nasıl kaynaştığını görür. Fakat o göz kimde vardır? Kimsede... Yalnız bizde... Biz, ki her şeyi görür ve anlarız, seni görüyor ve anlıyoruz... Bize artık hikâyeni anlatma!... Ne lüzum var? Biz onu biliyoruz. Ben sana kendi hikâyemi ne diye anlatayım? Sen de onu bilirsin. Beni bir ölünün üstünden çıkardılar. Burada satın alacak adam bekliyorum. Öbürü tıpkı benim gibi, bugün bir ölünün üstünden çıkmadıysa yarın ikinci gün veya üçüncü gün çıkacak. Düşün, düşün, biz insanlardan evvel eskidiğimiz hâlde kaç insan eskitiyoruz? Bizim ıstırabımızı düşün! Biz vücutsuz kalan bir elbise miyiz, yoksa elbisesiz kalmış bir ıstırabın vücudu mu? (Necip Fazıl, Eski Elbiselerin Hafızası)

Orhun Kitabesi’nde Türk hakanı şöyle diyor: Türk Tanrısı, Türk milleti yok olmasın diye atalarımı gönderdi ve beni gönderdi. Ben hakan olunca gündüz oturmadım, gece uyumadım. (Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları)

„Bu işaretler asıl cümlenin içinde, yani iç cümlede ise sonraki kelime büyük harfle başlamaz:

"Durun!" diye bağırdı annem.
Bu kez çocuk, "Bu peri midir, melek mi?" diye düşünerek, öğretmene hayranlıkla baktı.

„İki noktadan sonra cümle gelmiyorsa, örnekler sıralanıyorsa bunlar büyük harfle başlamaz:

Bazı mastarlar kalıcı nesne adı olmuşlardır: yemek, çakmak, dolma, dondurma, kavurma, buluş...

„Örneklerle başlayan cümleler de büyük harfle başlar:

Bilgisayar, sinema, tiyatro, internet, fotoğraf gibi hobiler, pahalılık yüzünden lüks gibi görülmektedir.

„Cümle içerisinde başkasından aktarılan ve tırnak içinde verilen cümleler de büyük harfle başlar:

Atatürk gençliğe seslenirken ilk önce “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.” demektedir.

„Tırnak içinde verilen söz tam bir cümle değilse veya cümlenin baş kısmı verilmemişse büyük harfle başlamaz.

Nabi’nin “......... var içinde” redifli gazeli açıklanacak.

„İki kısa çizgi veya iki virgül arasında verilen ara sözler, ara cümleler, açıklama cümleleri büyük harfle başlamaz.

Bu konuda kararlı olduktan sonra –geç karar vermiş olsan da- başarıya ulaşırsın.
Başımın ağrısı yazları –sıcaklardan olmalı- daha da artar.
Kalıcı konutları bu yıl sonuna kadar –geçen seneki lâf- yetiştireceklermiş.
Çıkmamız gereken uygar milletler seviyesini –ki bu seviyeye hâlâ çok uzağız- Mustafa Kemal hedef olarak göstermişti bize.
Bu işi 2000 sununa kadar bitireceklerini –inanılacak gibi değil- söylüyorlar.
Bu adam, seni temin ederim, sahtekârın biridir.
Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz.

„Rakamla başlayan cümlelerde rakamdan sonra gelen kelime büyük harfle başlamaz.

1998 yılında ortaokulu bitirdim.

] Şiirde her mısra (birkaç mısra bir cümle oluştursa da) büyük harfle başlar. Küçük harfle başlatılmış bir mısraın ilk kelimesi veya kelimeleri silinmiş veya yazılmamış zannedilebilir. Günümüz şiir kitaplarında bu kurala çoğunlukla uyulmamaktadır:

...
Bir de baharlar bilirim,
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği.
Anadolu bozkırlarında
İstanbul'dan çıkıp, Diyarbekir'e doğru, tekerleri
Yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğuyla içen
Cesur otobüs pencerelerinden
Bilinçsiz bas kaymasıyla görülen
Evrensen kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında
Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının
Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.

] Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen, tanıtan unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi zannedilebilirler:

„ Kişi adları ve soyadları, takma adlar, kişi adlarından önce ve sonra gelen saygı sözleri, unvanlar ve meslek adları, tarihî kişilerin adlarından önce gelen unvan ve lâkaplar büyük harfle başlar:

Ali, Meltem, Mehmet, Meral, Yasemin, Uğur, Barkın...
Binbaşı Ömer, Doktor Kenan, Mütercim Asım, Ankaralı Âşık Ömer...
Mustafa Kemal Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Nazım Hikmet Ran, Yavuz Bülent Bakiler, Kâmuran İnan, Victor Hugo, Halil Cibran...
Nedim, Fuzulî, Bakî, Muhibbî (Kanuni), Demirtaş (Ziya Gökalp), Tarhan (Ömer Seyfettin), Aka Gündüz (Hüseyin Avni, Eniz Avni), Kirpi (Refik Halit), Deli Ozan (Faruk Nafiz), Halide Salih (Halide Edip), Server Bedi (Peyami Safa), İrfan Kudret (Cahit Sıtkı), Mehmet Ali Sel (Orhan Veli)...
Sayın Kenan Evren, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Hamdi Bey, Mustafa Efendi, Zeynep Hanım, Bay Ali Çiçekçi, Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Doktor Behçet Uz, Mareşal Fevzi Çakmak, Yüzbaşı Cengiz Topel...
Fatih Sultam Mehmet, Mimar Sinan, Yavuz Sultan Selim, Genç Osman, Deli İbrahim, Avcı Mehmet, Nişancı Mehmet Paşa, Aslan Yürekli Richard, Deli Petro...

„Akrabalık adları bildiren kelimeler büyük harfle başlamaz. Ancak akrabalık kelimeleri başta gelirse büyük harfle başlar.

Fahriye abla, Ayşe teyze, Numan amca...
Nene Hatun, Baba Gündüz, Dayı Kemal...

„Resmî yazılarda saygı bildiren sözlerden sonra gelen makam mevki, unvan bildiren kelimeler büyük harfle başlar:

Sayın Bakan, Sayın Başkan, Sayın Profesör, Sayın Vali...

„ Kurum, kuruluş, kurul, müessese, makam, üniversite isimleri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mamak Anadolu Lisesi, Yeşilay Derneği, Türk Dil Kurumu, Ege Üniversitesi, Kars Valiliği, Mamak İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü, Bakanlar Kurulu, Emek İnşaat, Millî Kütüphane, Türk Ocağı...

„Kurum, merkez, bakanlık, üniversite, fakülte, bölüm vb. ifade eden kelimelerden herhangi biriyle belli ve özel bir kurum, kuruluş vb. kastedildiği zaman bu kelime büyük harfle başlatılabilir:

Bu yıl Meclis yine boş, faydasız ve sadece milletvekillerinin işine gelecek şeylerle uğraşacak gibi.
Son yıllarda Bakanlık, kendi elemanları aleyhine çalışmaya başladı.

„ Millet, kavim, boy, oymak, din, mezhep isimleri ve bunlara mensup olanlara verilen isimler:

Türk, Türkler, Yunan, İngiliz, Çeçen, Ruslar, Alman, Arap...
Oğuz, Kazak, Tatar, Özbek, Tacik...
Müslüman, Musevî, Hıristiyan...
Müslümanlık, İslâm, Musevîlik, Hıristiyanlık...
Şiilik, Budizm, Malikîlik, Hanefîlik...
Hanefî, Şafiî, Alevî, Budist, Katolik...

„Din ve mitoloji kavramlarını karşılayan özel adlar büyük harfle başlar. Bazı dinî kavramlar küçük harfle başlar. Tanrı kelimesi özel isim olarak kullanılmıyorsa küçük harfle başlar:

Allah, Tanrı, Cebrail, Zeus, Kibele...
cennet, cehennem, uçmak, tamu, sırat köprüsü...
Eski Yunan tanrıları...

„ Dil ve lehçe isimleri:

Türkçe, Farsça, Fransızca, Macarca, Fince, Tibetçe, Kırgızca, Özbekçe, Tatarca, Oğuzca...

„ İl, İlçe, Semt, mahalle, cadde, bulvar, sokak, pasaj, çarşı, park isimleri (bunlarda geçen tüm kelimeler) büyük harfle başlar:

Sivas, Ankara, İstanbul, Mamak, Yenişehir, Şirinevler, Dikimevi, Atatürk Bulvarı, İvedik Caddesi, Gönül Sokak, Şaziyem Pasajı, Kuyumcular Çarşısı, Güvenpark, Altınpark, Kuğulu Park...

„Saray, köşk, han, kale, köprü, anıt vb yapı adlarına ait bütün kelimeler büyük harfle başlar:

Topkapı Sarayı, Çankaya Köşkü, Ankara Kalesi, Galata Köprüsü, Atakule...

„ Devlet, ülke ve bölge isimleri:

Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan, İran, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
Batı Almanya, Batı Trakya, Güney Yemen, Doğu Avrupa, Doğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu (Bölgesi), Ege, Marmara...

Not: Yön bildiren kelimeler bir bölge veya ülke adından önce gelirse büyük, sonra gelirse küçük yazılır.
Kuzey Kıbrıs’a tatile gittik.
Kıbrıs’ın kuzeyine tatile gittik.
Doğu Anadolu’nun coğrafyası...
Anadolu’nun doğusundaki dağlar...

„ Kıta isimleri:

Avrasya, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Antarktika, Arktika, Avustralya.

„ Deniz, okyanus, göl, akar su, boğaz, geçit isimleri:

Akdeniz, Karadeniz, Manş Denizi, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu
Van Gölü, Hazar Denizi, Beyşehir Gölü, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Seyhan, Fırat, Nil, İstanbul Boğazı,Panama Geçidi, Süveyş Kanalı ...

„ Dağ, tepe, ova, yayla isimleri:

Elmadağ, Uludağ, Ağrı Dağı, Erciyes (dağı), Everest Tepesi, Çukurova, Konya Ovası...

Dikkat!
“Çanakkale Boğazı, Gülek Geçidi, Haymana Ovası, Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı Dağı” gibi her iki harfi de büyük yazılan özel isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut olduğu; ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir varlığı karşıladığı görülür. Yani iki kelime birden kastedilen varlığa aittir. Meselâ Çanakkale Boğazı sadece Çanakkale kelimesiyle ifade edilemez.

Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Marmara denizi, Altay dağları, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat nehri, Erciyes dağı gibi örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de küçük harfle başlamaktadır. Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci kelimelerle yeni bir özel isim oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir gazete adı; Nil zaten bir nehir adı; Ankara zaten bir şehir adı; Erciyes zaten bir dağ adıdır. Erciyes dağı, Erciyes kelimesi ile de ifade edilir.

„ Gezegen ve yıldız adları büyük harfle başlar. Ancak dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar:

Merih, Mars, Jüpiter, Venüs, Küçükayı, Halley...

Ay’ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
Yazın Güneş ışınları Dünya’ya dik olarak gelir.
Türkiye’nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.

Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)

„ Kitap, gazete, mecmua, eser, kanun, tüzük, yönetmelik, yönerge, genelge isimleri büyük harfle başlar. Bunlara dahil olmayan kelimeler küçük harfle başlar:

Tercüman (gazetesi), Zaman (gazetesi); Nokta (dergisi), Aktüel (dergisi); Türk Dili (dergisi), Virgül; Yaprak Dökümü, Semerkant; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ansiklopedisi; Halı Dokuyan Kızlar (tablosu), Düşünen Adam (heykeli), Medenî Kanun, Borçlar Hukuku...

„ Hayvanlara takılan özel isimler:

Düldül, Sarıkız, Fino, Tekir, Karabaş, Yumoş, Minnoş...

„Yer ve millet adlarıyla kurulan birleşik kelimelerdeki özel adlar büyük harfle başlar.

Antep fıstığı, Brüksel lâhanası, Hindistan cevizi, İngiliz anahtarı, Maraş dondurması, Van kedisi...

] Yazı başlıkları, konu adları büyük harfle başlar:

İmlâ Kuralları, Dil Bilgisinin Bölümleri, 19. Yüzyılda Türk Edebiyatının Seyri...

] Gazete ve dergiler konu başlıklarında sadece ilk kelimeyi büyük harfle başlatırlar:

Kamyon eve girdi, Büyük seçim yarın...

] Kitap, gazete, dergi isimleriyle konu başlıklarındaki “ile, ve, de, ya da, ki” bağlaçlarıyla soru ekinin küçük yazılması gerekir:

Başarmak ve Kazanmak, Türk Dili ve Edebiyatı, Karga ile Tilki, Ya Devlet Başa ya Kuzgun Leşe, Ben de Yazdım...

] Kitap, gazete, dergi isimleri ve konu başlıkları -dikkat çekmek için- bütünüyle büyük harfle yazılabilir. Bu durumda aralardaki “ile, ve, de, ya da, ki” bağlaçlarıyla soru ekinin küçük yazılması gerekir:

Başarmak ve Kazanmak, Türk dili ve edebiyatı, karga ile tilki...

(Başka bir bilgi: Yazı başlıkları tamamen büyük harfle yazılmışsa, bağlaçlar da tamamen büyük harfle yazılır. Başlıkların sadece baş harfleri büyük yazılmışsa, bağlaçlar küçük harfle başlar.)

] Mektuplarda ve resmî yazılarda hitapların ilk kelimeleri büyük harfle başlar:

Aziz kardeşim, Canın anneciğim, Sevgili kardeşim Hakan...

] Ay ve gün adları, belirli bir tarih belirttiğinde büyük; bunun dışında küçük harfle başlar:

Bu yıl 2 Eylül’de döneceğiz.
15 Kasım 1999 Pazartesi günü konferans yapılacak.

Bu yıl temmuz sıcaklarında kavrulduk.
Bu sokakta salı günleri pazar kurulur.

]Levhalar ve açıklama yazıları büyük harfle başlar. Yazı birkaç kelimeden oluşuyorsa ilk kelime büyük harfle başlar. Yazı rakamla başlamışsa ondan sonraki kelime küçük harfle başlar.

Giriş, Çıkış, Müdür, Müdüriyet, Vezne, Başkan, Doktor
Otobüs durağı, Şehirler arsı telefon...
III. kat, IV. sınıf, I. blok...

]Kurultay, sempozyum, panel vb toplantıları bildiren özel adlar büyük harfle başlar:

Manas Bilgi Şöleni, Uluslar Arası Türk Dili Kurultayı...

]Millî ve dinî bayramlarla bayram niteliği kazanmış günler büyük harfle başlar. Ancak genel nitelik arz edenler küçük harfle başlar:

Cumhuriyet Bayramı, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Nevruz Bayramı, Anneler Günü, Öğretmenler Günü, Tıp Bayramı,
tiyatro günü, kitap haftası, film haftası, sağlık haftası, dil kurultayı.

] Çağ, dönem ve tarihî olay adları büyük harfle başlar:

Cilâlı Taş Devri, İlk Çağ, Millî Mücadele, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı...

] Özel isimlerden türetilen isim, sıfat ve fiiller büyük harfle başlar ve ekleri de kesme işareti ile ayrılmaz. Bu özel isimler türetilen kelimenin içinde kalıyorsa büyük harfle başlamaz:

Türkleşmek, İslâmlaşmak, Türkolog, Darvinci, Sivaslı, Ankaralı, Türkçecilik, Avrupalı...
Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm...

„Özel isim kendi anlamı dışında yeni bir anlam kazanmışsa küçük harfle başlar. Müzik terimleri için de bu geçerlidir:

acem, acemi, hicaz, nihavent, amper, jul, allahlık, donkişotluk...
acembuselik, acemaşiran, bayatî, hicazkâr, türkü, varsağı...

2. Kısaltmaların Yazımı
Kısaltma; bir kelime, terim veya özel adın içerdiği harflerden biri veya birkaçı ile daha kısa olarak ifade edilmesi ve sembolleştirilmesidir. Yapılan kısaltmaların benimsenmesi, yaygınlaşması ve herkes tarafından anlaşılması gerekir.

AA, AB, ABD, age., AGİK, AIDS, aids, AKM, Alb., Alm., anat., AOÇ, AP, APS, Apt., Ar., Ar. Gör., ark., Asb., ASELSAN, Asist., ASKİ, AŞTİ, AT, Atğm., ATO, AÜ, AÜ, AÜ, Av., B (batı), B. (bay), bağ., BAĞ-KUR, BBC, BCG, BDT, bk. (bakınız), BM, Bn. (bayan), BOTAŞ, Bşk., C. (cilt), DGM, dm, EKG, ed. (edebiyat), FIFA, Fr., g, GAP, gr, HABITAT, Hz., İETT, KBB, km, l, m, Mah., MKE, No. veya Nu., öl., sn (saniye), TIR, TL, yy., zool.

„ Kurum, kuruluş, müessese, makam, üniversite adlarının kısaltmalarında bütün harfler büyüktür. Harfler arasına nokta koymaya gerek yoktur.

TRT, TBMM, İTÜ, DSİ, TDK, TTK, MEB, AÜ DTCF, DAÜ, D, B, K, G, KB, GB, KD, GD (son sekizi yön adı)

Bu kısaltmalardan sonra gelen çekim ekleri kesme ile ayrılır. Ekler son harfin okunuşuna göre belirlenir; kelimenin uzun şeklinin okunuşuna göre değil:

MEB’e, TBMM’nin, DTCD’ne değil DTCF’ye, İTÜ’nden değil İTÜ’den

]Bazı kısaltmalar da kelime gibi oluşturulmuştur.

ASELSAN, BOTAŞ, İLESAM, SEKA, TÖMER, TEDAŞ

Bunlara getirilen ekler de düz okunuşa göre belirlenir:

ASELSAN’da, BOTAŞ’a, İLESAM’ın, SEKA’nın, TÖMER’den, TEDAŞ’ta

]Nokta kullanılan kısaltmalar da vardır. Bunlardan sonra getirilen ekler kesmeyle ayrılmaz:

K.K.K., M.Ö., M.S., P.K., T.C.

„ Özel isim veya unvan olan bir kelime birkaç harfle kısaltılıyorsa yalnız ilk harf büyük yazılır.

Prof., İst., Doç., Dr., Av., Alb., Gen.
Alm. (Almanca), İng., Kocatepe Mah., Güniz Sok.

Bu kısaltmalara ek getirilirken kelimenin uzun şeklinin okunuşu esas alınır; ekler kesmeyle ayrılmaz:

İst.da, Alm.yı, İng.ye

„ Özel isim olmayan kelimelerin kısaltması küçük harfle başlar.

C. (cilt), s. (sayfa), bkz.(bakınız), vb. (ve benzeri), vs. (ve saire), is. (isim), sf. (sıfat), hz. (hazırlayan), çev. (çeviren), ed. (edebiyat), fiz. (fizik), kim. (kimya)

Bu kısaltmalara ek getirilirken kelimenin uzun şeklinin okunuşu esas alınır; ekler kesmeyle ayrılmaz:

vb.leri, vs.den, is.ler, sf.lar, hz.da, çev.e, ed.ı, fiz.le, kim.da

„Elementlerin ve ölçülerin kısaltmalarında nokta kullanılmaz:

C, Ca, Fe, m, mm, cm, km, g, kg, l, mg...

Bu kısaltmalara ek getirilirken kelimenin uzun şeklinin okunuşu esas alınır; ekler nokta kullanılmadığı için kesmeyle ayrılır:

m’ye, mm’de, cm’yi, km’ye, g’dan, kg’dan, l’de, mg’ı

„Sert sessizle biten kısaltmalara ünlüyle başlayan ek getirildiğinde okunuşta sondaki sert ünsüz yumuşamaz:

AGİK’in (agiğin değil agikin), TÜBİTAK’a (tübitağa değil tübitaka)

Ancak “birlik” kelimesiyle kurulan kısaltmalarda yumuşama görülür:

ÇUKOBİRLİK’e (çukobirliğe)

3. Ek-Fiilin Yazımı
Ek-fiil isimlerin yüklem olmasını sağlayan ektir..

a. Ek-fiil (imek fiili) eklendiği kelimeye bitişik de yazılabilir ondan ayrı da... Ama genellikle bitiştirilir. Ayrı yazıldığı zaman ünlü uyumlarına uyup uymadığına bakılmaz. Bitişik yazılan ek-fiil “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar.

1. Sessiz harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki “i” düşer:

rahatsız idim›rahatsızdım,
çocuk ise›çocuksa,
Serkan imiş›Serkan’mış,
koşar iken›koşarken
Suçlanan ben imişim›benmişim
Biz imişiz›bizmişiz
Meğer sen ne çalışkan imişsin›çalışkanmışsın
Çalışkan imişsiniz›çalışkanmışsınız
Adam yirmi yıldır evine hasret imiş›hasretmiş

2. Sesli harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki “i” düşer ve yerine “y” kaynaştırma harfi gelir:

Bir güzelin hayranı i-di-m›hayranıydım, hayranı idik›hayranıydık
Zeki idi›zekiydi
Ali imiş›Ali’ymiş,
Hasta ise›hastaysa,
Nöbetçi iken›nöbetçiyken,
Merhametli imişler›merhametliymişler
Merhametliler imiş›merhametlilermiş

b. Fiillere getirildiğinde onların birleşik zamanlı çekimlerini yapmayı sağlayan ek-fiil bitişik de ayrı da yazılabilir:

çalışmış i-di-k›çalışmıştık
okuyor i-se›okuyorsa
okuyor i-miş-ler/okuyorlar imiş›okuyorlarmış

4. “ile” Edatının (Hem edat, hem bağlaç)Yazımı
Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...

Bitişik yazılan “ile” kelimesi “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar. Ayrı yazıldığında ünlü uyum kuralları aranmaz:

arabası ile›arabasıyla, konu ile›konuyla,
annem ile babam›annemle babam

Ünlüyle biten kelimelere bitiştirildiğinde, baştaki “i” ünlüsü düşer ve yerine “y” kaynaştırma harfi gelir:

Bora ile›Bora’yla, sopa ile›sopayla, dava ile›davayla, arkadaşı ile›arkadaşıyla, dolayısı ile›dolayısıyla...

Ünsüzle biten kelimelere bitiştirildiğinde, sadece baştaki “i” ünlüsü düşer, büyük ünlü uyumuna göre “la” veya “le” şeklinde kullanılır.

Murat ile›Murat’la, cam ile›camla, deve ile›deveyle...

5. “mi” Soru Ekinin Yazımı
Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir.

„ “-mİ”, kendinden önceki kelimden her zaman ayrı (bir kelime gibi) yazılır:

Gelecek miydin? (fiile)
Sen misin? (isme)
Geldi mi?, okuyor mu?, onlar mı?, özgün mü?...
Sen burada mısın?
Bizi duyuyor musunuz?
İzmir mi yoksa İstanbul mu daha güzel?
Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda?

„ Eklendiği kelimenin son sesine, dolayısıyla büyük ve küçük sesli uyumu kurallarına uyar:

Salı mı? Sen mi? O mu? Ölü mü?

„ Soru ekinden sonra gelen ekler kendisine bitişik yazılır.
Seni çağıran bu çocuk muydu?

„ Soru anlamı vermediği zamanlarda da ayrı yazılır.

Yağmur yağdı mı dışarı çıkmak isterim.
Güzel mi güzel bir evi var.

6. “dE” Bağlaının ve “-dE” Hâl Ekinin Yazımı
“de” bağlacı ve “de” eki birbirinden kolayca ayırt edilebilir. Aşağıda, dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.

a. “dE” Bağlacı
Her zaman kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı ve “de, da” şeklinde yazılır; bitiştirilmez, “te, ta” şeklinde yazılmaz.

“ya” ile birlikte kullanıldığında da ayrı yazılır: “ya da”
İsimlerden sonra da kullanılabilir, fiillerden sonra da.

Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar. Ama ünsüz uyumuna bağlı değildir, yani –te, -ta şekilleri yoktur.

Gölgende ban da bana da yer ver.
Ateşten kızaran bir gül arar da
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi.
Bu soruyu Ali de mi bildi?
Sorsan da söylemem.
Çalış da çalış...
Büyüyecek de bana bakacak.
Çalışıp da kazanacaksın.
Alacak ya da almayacak.

b. “-dE” Hâl Eki
İsim çekim eklerindendir.
İsmin bulunma hâlini yapan hâl ekidir.
Yer ve zaman bildirir.
Sesli uyumlarına uyar.
“dE” bağlacının yalnız “de”, “da” biçimleri varken; “-dE” hâl ekinin “-de”, “-da”, “-te”, “-ta” biçimleri vardır. Bunun sebebi ekin bitişik yazılıyor olmasıdır.
Yapım eki olarak da kullanılabilir:

Eski İstanbul'da ne güzel günler yaşanmış.
Saat yedide mi gelecekmiş?
Her şey yerli yerinde.
Suyu bir yudumda içti.
Siz ayakta kaldınız.
Çamaşırları elde yıkıyormuş.
Yılda yirmi gün izni var.
Yüzde yetmiş başarı vardı.
Ayda yılda bir uğrar oldu.
Elde avuçta ne varsa bitti.
Parmak kalınlığında yaprakları var.
Peyami Safa'nın "Sözde Kızlar"ını okudun mu?

7. “ki” Bağlacının, “-ki” İlgi Zamirinin ve “-ki” Yapım Ekinin Yazımı
Aşağıda bu bağlacın ve iki ekin birbirinden ayırt edilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.

a. “ki” Bağlacı
Sadece “ki” biçimi vardır.
Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.
“ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.
Atatürk diyor ki: ...
Bir şey biliyor ki konuşuyor.
Ben ki hep sizin için çalıştım.
Sınavı kazanabilir miyim ki...
Baktım ki gitmiş.

Ancak bu bağlaç birkaç örnekte kalıplaşarak bitişik yazılmaktadır.

belki, çünkü (ünlü uyumuna girmiş), hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki.

b. “-ki” İlgi Zamiri
Ek hâlindeki tek zamirdir.
Eklendiği kelimeye -ki sadece isim tamlamasında tamlayana eklenir- bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.
Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:

senin kalemin›seninki, Ali’nin eli›Ali’ninki, onun düşüncesi›onunki...

c. “-ki” Yapım Eki
İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir.
Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken
“-dE” hâl ekiyle birlikte kullanılır.
Sadece –ki ve az da olsa –kü şekilleri vardır:

bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım...
masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap...

8. Birleşik Kelimelerin Yazımı
a. Bitişik Yazılan Birleşik Kelimeler
b. Ayrı Yazılan Birleşik Kelimeler
9. İkilemelerin Yazımı
İkilemeler genellikle ayrı yazılır. Araya hiçbir noktalama işareti de konmaz.

Anlata anlata, ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek,
Eş dost yüzümüze gülmez mi?
O adam hatır gönül dinlemez.
Bu zamanda ev bark edinmek zor.
Delikanlıda boy pos yerinde.
Marangoz eğri büğrü tahtaları rendeledi.
Bu adamın neyin nesi olduğunu bilen yok.
O kadar üzülme, beterin beteri var.
Yıllar yılı dost bildiğin insanlar hani?
Boşu boşuna herkesi telâşlandırdın.
Meydandaki kalabalığı görünce coştu da coştu.

Bitişik yazılan ikilemeler de vardır:

cırcır (böceği), cızbız, civciv, çıtçıt, dırdır, fırfır, fısfıs, hımhım, hoşbeş, şıpşıp (terlik), yüzgöz (olmak)...
darmadağınık, darmaduman, karmakarışık.

10. Sayıların Yazımı
Sayılar rakamla yazılabildikleri gibi harfle de yazılabilir.

]Küçük sayılar, yüz ile bin sayıları ve daha çok edebî karakter taşıyan metinlerde geçen sayılar harfle gösterilir.

İki hafta sonra, haftanın beşinci günü, üç ayda bir, dört kardeş, üçüncü sınıf, yüz yıllık tarih, bin yıldan beri...
Yaş otuz beş, yolun yarısı eder.

]Buna karşılık saat, para tutarı, ölçü, istatistik verilere ilişkin sayılar ile büyük sayılarda rakam kullanılır.

Öğleden sonra saat 17.30’da, 1.500.000 lira, 25 kilometre, 150 kg, 15 metre kumaş, 60.000.000.000 insan...

Saat ve dakikaların metin içinde harfle yazılması da mümkündür.

Saat dokuzda, dokuzu beş geçe, yediye çeyrek kala, sekizi on dakika üç saniye geçe, meselâ saat onda...

]Sayılar daha çok Arap rakamlarıyla gösterilir:

25, 150, 15.000...

Romen rakamları, yüzyıllarda, hükümdar adlarında, kitap ve dergi ciltlerinde ve kitapların asıl bölümlerinden önceki sayfaların numaralandırılmasında kullanılır. Bu tür örneklerde Arap rakamlarının (harflerinin değil) kullanılması da mümkündür. Hükümdar adlarında kullanılan rakamlar hükümdarın adından önce gelir.

XX. yüzyıl, III. Selim, XIV. Louis, V. Karl, I. Cilt...

]Rakamlardan sonra getirilen ekler kesme işareti (‘) ile ayrılır:

Saat 10.30’da, 1972’de, 2000’den, 12’nci...

]Sıra sayıları harfle de gösterilebilir, rakamla da:

beşinci, yirmi ikinci...

Rakamlardan sonra, sıra belirtmek üzere nokta da kullanılabilir, “-ncİ” eki de:

16., 20., XXI., 16’ncı, 121’inci, 110’uncu...

]Üleştirme sayıları harfle gösterilir:

ikişer, yedişer, dokuzar, üçer üçer, onar onar, ellişer bin lira, yüz yirmi yedişer milyon...

]Beş ve beşten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır. Gruplar arasına nokta da konabilir:

22 605, 111 548 600,
22.605, 111.548.600

]Sayılarda kesirler virgülle ayrılır:

15,2 5,26

]Harflerle yazılan birden fazla sayının her biri ayrı yazılır.

Yüz yirmi beş milyon, on altı, yedi yüz iki,

Ancak para ile ilgili işlem ve belgelerde (senet, çek vb.) harflerle yazılan sayıların tamamı, aralarına sonradan başka harfler konmasın diye birbirine bitişik yazılır:

onbirmilyonyediyüzaltmışikibindokuzyüzkırkaltı

11. Tarihlerin Yazımı
a. Tarihler zaman birimi olarak en kısadan en uzuna doğru sıralanır: gg.aa.yyyy:
30 Haziran 1998
30.06.1998
30/06/1998

b. Gün, ay, yıl rakamlarının arasına nokta ya da eğik çizgi konur:
11.12.1999=11/12/1999

c. Tarihlerde aylar harfle de rakamla da yazılabilir. Ayların adı harfle yazılırsa gün, ay ve yıl arasına işaret konmaz:
2 Eylül 2000=02.09.2000

12. Pekiştirmeli Kelimelerin Yazımı
Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır:
dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre

13. Düzeltme İşaretinin Kullanımı
Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece “g, k, l” ünsüzleri için; uzatma görevi de “a, i ve u” ünsüzleri için söz konusudur.

a. İnceltme görevi
„Bazı yabancı kelimelerde -Türkçede kalın ünlülerle birlikte kullanılmayan- ince ünsüzler (g, k, l) vardır. Bu ünsüzlerin ince olduğunu, yani ince okunmaları gerektiğini kendilerinden hemen sonra gelen kalın ünlülerin (a, u) üzerine düzeltme işreti koyarak anlarız. Bu ünsüzlerin ince okunmasının gereği asıllarının öyle oluşu; amacı da yanlış anlam çıkarılmasını engellemektir:

dergâh, gâvur, ordugâh, tezgâh, yadigâr, rüzgâr, yegâne
bekâr, dükkân, hikâye, kâfir, kâğıt, kâr, kâtip, mekân
mahkûm, mezkûr, sükûn, sükût,
ahlâk, evlât, felâket, hâlâ, hilâl, ilâç, ilân, ilâve, iflâs, ihtilâl, istiklâl, kelâm, lâkin, lâle, lâzım, mahlâs, selâm, sülâle, telâş, villâ, vilâyet
billûr, üslûp, velût

Batı dillerinden alınan kelimelerde de durum böyledir.

plâj, plân, plâk, klâsik, lâhana, lâik (a kısa okunur) , lâmba, Lâtin, melânkoli, reklâm...

Ses yansımalı kelimeler için de aynı kural geçerlidir.

lâklâk, lâpa lâpa, lâp lâp, lâkırdı, lâppadak...

Eğer bu kelimelerden bazılarında düzeltme işareti kullanılmazsa aynı harflerle yazılan başka kelimelerle karıştırılabilir ve yanlış anlamalara yol açılabilir ki bu kelimelerin anlamları çok farklıdır:

Hâlâ il hala
Kâr ile kar

b. Uzatma görevi
Türkçede uzun ünlü yoktur. Arapça ve farsçadan alınan ve uzun ünlü barındıran kelimelerde uzun ünlünün üstüne gerektiğinde düzeltme işareti konur.

Düzeltme işaretinin üç türlü uzatma görevi vardır:

Birincisi: Düzeltme işaretinin bu görevi uzun ünlüleri göstererek yine aynı harflerle yazılan kelimelerin birbirinden ayırt edilmelerini sağlamaktır. Eğer bu kelimelerde düzeltme işareti kullanılmazsa aynı harflerle yazılan başka kelimelerle karıştırılabilir ve yanlış anlamalara yol açılabilir ki bu kelimelerin anlamları çok farklıdır. Zaten bu kelimelerin hepsinin aynı harflerle, hem kısa hem de uzun ünlülerle yazılan şekilleri vardır:

Âdet : gelenek, alışkanlık adet : sayı
Yâr : sevgili yar : uçurum
Âlem : dünya, evren alem : bayrak
Şûra : danışma kurulu şura : şu yer
Hâlâ : şimdi hala : babanın kız kardesi

“âciz, âdem, âdet, âkit, âlâ, âlem, âli, âlim, âmâ, âmin, âşık, âyan, bâtın, dâhi, dâhil, dâr, fâni, hâdis, hâk, hâkim, hâl, hâlâ, hâsıl, hâşâ, hayâ, mâni, nâkil, nâr, nâzım, rahîm, sâdır, sâri, şâhıs, sûra, tâbi, vâkıf, vâris, vâsi, yâd, yâr”

Not: ”katil” (öldürme) ve “katil” (öldüren) kelimeleri aynı şekilde yazıldıkları ve birbirine karıştırılma ihtimali olduğu hâlde, öldüren anlamındaki “katil” kelimesindeki uzun a, düzeltme işareti olmadan kullanılır. Bunun sebebi, düzeltme işareti kullanıldığında “k”nin ince (ke) telâffuz edilebileceği endişesidir. Aynı endişe gasıp, kaide, kail, kadir, kelimeleri için de geçerlidir. Bu kelimelerin hangi anlamda kullanıldığı, telâffuzdan ve cümlenin anlamından çıkarılabilir.

İkincisi: Arapça kelimeleri sıfat yapan ve yine Arapça bir ek olan nispet “i”sini belirtme hâl ekinden ve iyelik ekinden ayırt etmek için bu “i”nin üzerine konur. Bu harfin üzerinde kullanılmasının gereği aslının öyle oluşu; amacı da yanlış anlam çıkarılmasını engellemektir:

Abbasî, adlî, anî, adî, ailevî, an’anevî, askerî, bedenî, dünyevî, cevabî, edebî, ebedî, fizikî, garbî, hakikî, ırkî, ilmî, irsî, kalbî, mahallî, nebatî, örfî, ruhî, sun’î, şarkî, tarihî, ulvî, ümmî, vasatî, yabanî, zihnî...

Söyleyişte kısa olan nispet “i”lerine düzeltme işareti konmaz. Çünkü bunlardaki “i”ler çekim ekiyle karıştırılmaz.

çengi, çini, tiryaki, zenci, Kutsi, Necmi, Ruhi...

Bazı Türkçe kelimelerde de nispet “i”si bulunabilir. Bu kelimelerde ikinci heceler de uzun okunur.

altunî, bayatî, gümüşî, kurşunî...

Türkü, varsağı, Hüsnü, Lütfü, kırmızı gibi kelimelerde nispet “i”si ünlü uyumlarına uymuştur.

Nispet “i”si alan kelimelere ek getirildiğinde düzeltme işareti olduğu gibi kalır.

ciddîleşmek, resmîlik, millîlik, mahallîleşme...

Eğer bu kelimelerdeki nispet “i”lerinin üzerine düzeltme işareti konmazsa belirtme hâl ekiyle veya iyelik ekiyle karıştırılabilir:

(Türk) askeri, askeri gördüm, askerî elbise
(Türk) tarihi, tarihi bilirim, tarihî eserler
(onun) zihni zihni geliştirir zihnî meseleler

Üçüncüsü: Aynı harflerle yazılan, fakat hem farklı dillerden olan hem de işlevleri ve okunuşları farklı olan “bi”leri ayırt etmek için kullanılır. Farsça olan ve yokluk anlamı veren “bî” ön ekinde kullanılır; bu ön ekin “ile” anlamı veren Arapça “bi” ön ekinden ayırt edilmesi sağlanır:

bîçare, bîvefa, bîtaraf;
bihakkın, bizatihi, bilumum...

14. İki Şekilde Yazılabilen Kelimeler
Bazı kelimelerin söylenişinde “ğ”nin “v”ye dönüştüğü görülür. Bunları iki şekilde yazılması ve okunması doğrudur.

döğmek›dövmek; göğermek›gövermek; oğmak›ovmak; öğmek›övmek; söğmek›sövmek, öğün›övün...

Söyleyişte ğ›v değişimi görülen bu kelimeleri “v”li yazmak daha uygundur.

15. Yabancı Kelimelerde Büyük “i”nin Yazımı
Lâtin harflerini kullanan yabancı milletlerin yazı sistemlerinde büyük “i harfi noktasız yazılır. Ibsen, Indiana... Türkçe metinlerde de bu isimler bu şekilde yazılır. Ancak bu isimler sözlüklerde “i” sırasında yer alır.

16. Ses Değişikliği Görülen Bazı Kelimelerin Yazımı
„Ünlü daralması görülen Türkçe kelimeler:

söyle-yor›söylüyor,
anla-yor›anlıyor,
yaşa-yor›yaşıyor,
de-yor›diyor
de-e›diye
de-en›diyen,
de-e-lim›diyelim,
ye-en›yiyen,
ye-ince›yiyince,
ye-ecek›yiyecek,
kork-ma-yor›korkmuyor,
gel-me-yor›gelmiyor...

Birden çok heceli olan kelimelerde de sadece söyleyişte daralma vardır, atlayarak (›atlıyarak), başlayan (›başlıyan), yaşayacak (¦yaşıyacak),
atlamayalım (¦atlamıyalım), gelmeyen (¦gelmiyen), gizleyeli (¦gizliyeli)...

„Ünlü düşmesi olan kelimeler:

ağız›ağzı, burun›burnu, koyun (bağır, döş)›koynuna, alın›alnı,
oğul›oğlu, gönül›gönlüm, beniz,›benzi, ömür›ömrüm, cürüm›cürmü,
hüküm›hükmü, fikir›fikri...
ileri-le-mek›ilerlemek, koku-la-mak›koklamak,
kavuş-ak›kavşak, uyu›uyku, devir-›devril-...
nerede›nerde, burada›burda, şurada›şurda...

kayıp›kaybolmak, emir›emretmek, keşif›keşfetmek, sabır›sabretmek...

gönülden gönüle, ağıza, buruna, babadan oğula örneklerindeki gibi ekte geniş ünlü varsa hece düşmesi olmayabilir.

oyunu, koyunu vb. hece düşmesi olmayan kelimelerdir.

Özel isimlerde –hâliyle- hece düşmesi olmaz:

Gönül’e, Ömür’ü...

„ Ünsüz türemesi görülen kelimeler:

aff›af›affetmek, affı
hiss›his›hissetmek, hissi
zann›zan›zannetmek ,zannı
redd›ret›reddetmek, reddi
şıkk›şık›şıkkı,
zemm›zem›zemmetmek,
hall›hal›halli, halletmek...

fiat›fiyat, faide›fayda, zaif›zayıf,
repertuar›repertuvar, lâboratuar›lâboratuvar,
konservatuar›konservatuvar, tual›tuval, tualet›tuvalet...

Bu kelimelere benzeyip de ünsüz türemesi görülmeyen kelimeler:

Duayen, fail, faiz, fuar, fuaye, kuaför, lâik, puan, suare...

„ Ünsüz düşmesi görülen kelimeler:

Türkçede ikiz ünsüz bulunmaz. Bu yüzden Arapçadan dilimize geçmiş olan ve sonunda ikiz ünsüz bulunduran kelimeler yalın durumunda kullanıldığında ünsüzlerden biri düşer.

hakk›hak, redd›ret, hiss›his, zann›zan, zemm›zem, hall›hal, şıkk›şık, afv›af...

Alıntı kelimelerden ft, st ünsüz çiftleriyle bitenlerin bir kısmında t sesi söyleyişte düşme eğilimi gösterse de yazıda korunur.

çift, rast, serbest...

Farsça “hane” kelimesiyle yapılan birleşik kelimelerde “ha” hecesi korunmalıdır.

Hastahane, pastahane, postahane, muayenehane, yazıhane, sarphane, dökümhane, yatakhane, yemekhane, dershane, eczahane...

Fransızca’dan dilimize girmiş olan sürpriz kelimesindeki r, yazıda da konuşmada da korunur.

„ n›m değişimi görülen kelimeler:

Türkçe veya yabancı kelimelerde b’den önce gelen n sesi m’ye dönüşebilmektedir.

saklanbaç›saklambaç, dolanbaç›dolambaç, anbar›ambar, canbaz›cambaz, anber›amber, çeharşenbe›çarşamba, pencşenbe›perşembe, çenber›çember, sünbül›sümbül, penbe›pembe, tenbel›tembel, menba›memba...

İstanbul, Safranbolu, Zeytinburnu, düzenbaz, sonbahar, bin bir, binbaşı, onbaşı gibi kelimelerde söyleyişte m’ye doğru bir kayma olmasına rağmen yazda yine “n” olarak korunur.

„ i›ı dönüşümü görülen bazı Arapça kelimeler. Bunlarda “k” sesi daima kalın okunur.

inkılâp, inkıyat...

„ b›p değişmesine uğratılan Arapça kelimeler:

“s”den sonra gelen “b”, “p”ye dönüşür.

nispet, ispat, kispet, müspet, naspetmek, tespit, tespih...

“s”den sonra gelmeyen “b”ler ise olduğu gibi kalır.

Makbul, ikbal, tatbik, teşbih...

„ c›ç değişmesi görülen ve görülmeyen Arapça kelimeler:

eçhel, içtihat, içtimaî, meçhul...
mescit, tescil, teşci...

„ d›t değişmesi görülen yabancı kelimeler

Farsça “-dar” soneki bulunduran kelimelerde d, t’ye dönüşür.

emektar, minnettar, silâhtar, taraftar...

Bazı Arapça kelimeler:

metfun, methal, methiye, tetkik...

Bazı Arapça kelimelerde “d” korunmuştur:

takdim, takdir (taktir farklı anlamdadır), takdis, tasdik, tekdir...

„ “din” kelimesiyle kurulmuş Arapça isimler:

Seyfettin, Necmettin, Hayrettin...

„ “abd” kelimesiyle kurulmuş olan ve “u”lu veya “ü”lü kullanılan Arapça isimler:

Abdullah, Abdurrahman...
Abdülkadir, Abdülkerim, Abdülaziz, Abdülhamit, Abdüsselâm...

17. Hem Ayrı Hem Bitişik Yazılabilen Ekler
Ek-fiilin çekimleri olan “iken, ile, ise” kelimeleri kendinden önceki kelimeden ayrı yazılır. Ama bunların bitişik yazılış şekilleri de vardır: -ken, -le, -se. Bitişik yazılırken araya kaynaştırma harfi de girebilir.

Ama bu eklerden sadece “–ken”, hiçbir zaman ünlü uyumlarına uymaz; her kelimeden sonra “iken” ya da “–ken” olarak yazılır.

Alır iken›alırken, okulda iken›okuldayken,
gelenler ile›gelenlerle, Ali ile›Ali’yle, çanta ile›çantayla
olacak ise›olacaksa, okumalı ise›okumalıysa...

18. Ünlü Uyumlarına Aykırı Olan Eklerin Yazımı
„-yor (şimdiki zaman eki): Sadece –yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...

„-ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece –ken şeklinde yazılır.
alırken, koşarken, bakarken...

„-leyin (isimden zarf yapan ek): Ünlü uyumlarına aykırıdır.
sabahleyin, akşamleyin

„-(İ)mtırak (sıfattan sıfat yapan ek):
yeşilimtırak, mavimtırak, ekşimtırak...

„-ki (Aitlik eki, ilgi zamiri ve sıfat yapan ek): “bugünkü, dünkü, öbürkü” kelimeleri hariç –ki eki ünlü uyumlarına aykırıdır; -ki şeklinde yazılır ve okunur.
onunki, yukarıdaki, akşamki...

„-Taş (isimden isim yapan ek):
meslektaş, ülküdaş...

„-gil (aile bildirir):
halamgil, dayımgil, baklagiller...

19. Alıntı Kelimelerde Kesme İşaretinin Kullanılması Kullanılmaması
Bazı Arapça kelimeler gırtlak ünsüzü taşıdıkları, Türkçede de bu özelliği anlaşılacak şekilde telâffuz edildiği için kesme işreti barındırırlar:

“an’ane, an’anevî, bid’at, cür’et, cür’etkâr, cüz’î, iz’an, kat’î, kat’iyen, kat’iyet, kıt’a, kur’a, Kur’an, mel’un, mes’ul, mes’uliyet, mes’ut, meş’ale, sun’î, sür’at, şer’î, vak’a.”

Alıntı olup da kesmesiz kullanılan bu yapıda kelimeler de vardır.

defa, defetmek, heyet, menetmek, mesele, neşe, neşet, sanat...

Aşağıdaki kelimelere iyelik ekinin getirilmesi, aslında kelimenin sonunda bulunup da dilimizde eriyen gırtlak ünsüzünü ortaya çıkarır ve kesme işaretini gerektirir. (Bu kelimelerdeki ekler iyelik ekidir.)

cem›cem’i, cüz›cüz’ü, kat›kat’ı, men›men’i, nev›nev’i, tab›tab’ı...

Sonunda gırtlak ünsüzü bulunan kelimeler iyelik ekini –ı, -i biçiminde alırlar. Bunlardan cami ve mâni kelimeleri camisi ve mânisi şeklinde de olabilir. Bunlar yalın hâlde kullanıldıklarında sonlarında tek ünlü vardır.

bayi›bayii, cami›camii veya camisi, mâni›mânii veya mânisi,
memba›membaı, mısra›mısraı, sanayi›sanayii...

Bu kelimelere yönelme hâl eki getirildiğinde araya y sesi girebilir de girmeyebilir de. Her iki kullanış da doğrudur:

bayiye, bayie; camiye; camie; membaya, membaa; mevzuya, mevzua, mısraya, mısraa...
bayiyi, bayii; camiyi; camii; membayı, membaı; mevzuyu, mevzuu, mısrayı, mısraı...

Bazı Arapça kelimelerde kısa ünlüden sonra gelen gırtlak ünsüzü dilimizde kaybedilerek ondan önceki ünlü uzun okunur.

dava, mamur, mana, memur, resen, tamim, tecil, tediye, tehir, telif, tesir...

20. Satır Sonunda Kelimelerin Bölünmesi
Satır sonunda, yer kalmadığı için yarım kalan kelimelerin bölünmüş olduğunu, yani devamının altta olduğunu göstermek için satır sonunda kısa çizgi kullanılır:

... O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor. Ses-

sizce, titreye titreye ağlıyor.

Birleşik kelimeler de tek kelime gibi telâffuz edilerek heceleme buna göre yapılır.

................................................................................................. ba-
şöğretmen Atatürk ................................................................... il-
kokuldayken ...............................................................Karaosma-
noğlu’nun..............................................................

Kelimeler satır sonunda ve başında bir tek harf kalacak şekilde bölünmez. Aşağıdaki gibi kullanımlar yanlıştır:

...............................................................................................a-
rabayla .................................................................................u-
çurtmamızın ...................................................................cami-
i ........................................................................................niha-
î......................................

Doğruları şöyle olacaktır:

.........................................................................................ara-
bayla ..............................................................................uçurt-
mamızın ..............................................................................ca-
mii .....................................................................................ni-
haî....................................

Özel isimlerde ve rakamlarda kesme işareti satır sonuna geliyorsa ve kesme işaretinden sonraki kısmın alt satıra geçmesi gerekiyorsa bu durumda kısa çizgi kullanılmaz:

............................................................... Geçen yıl Ankara’
daki akrabalarımıza ......................................................1996’
da .................................................

Gırtlak ünsüzü için kesme kullanılan kelimelerde kesmeli heceler satır sonuna getirilmez.

.....................................................................................meş’-
aleyi değil .........................meş’a-
leyi olacak ......................... kur’-
dan değil .........................kur’a-
dan. olacak

“de” ve “ki” bağlacı ile “mi” soru ekinden önceki kelime satır sonunda kalıyor da bu ek ve bağlaçlar alt satıra iniyorlarsa araya (satır sonuna) kısa çizgi konmaz:

....................................................................... önünde kitap
da yoktu ................................................................ gördüm
ki söylüyorum ........................................................................................ geçen yıl
mı kazanmış?

Özgün imlâsıyla yazılan yabancı kelimeler satır sonunda kendi dillerinin kurallarına göre bölünür.

21. Alıntı Kelimelerin Yazımının Dilimize Uyarlanması-Uyarlanmaması
„Dilimize mal olmuş yabancı kelimeler Türkçede söylendiği gibi yazılır.

kulüp, kent, kamu, duvar, merdiven, çamaşır, pencere, kitap, iskele, banka, sigorta, sandalye...

Dilimize mal olan ya da olmayan bazı kelimeler söylendiği gibi yazılmamaktadır:

beysbol, blender, funya, çikolata, entelektüel, firkateyn, fosseptik, kampus, master, mönü...

„İki ünsüzle biten bazı Arapça ve Farsça kelimelerin son iki ünsüzü arasına ünlü girer:

emr›emir, keşf›keşif, azl›azil, nakl›nakil, hükm›hüküm, bahs›bahis, fikr›fikir, nutk›nutuk, sabr›sabır, şahs›şahıs, şehr›şehir, ilm›ilim, zehr›zehir.

Bu kelimelere ünlüyle başlayan bir ek veya yardımcı fiil eklendiğinde, sonradan konan ünlü, yazılışta da okunuşta da düşer.

emir›emretmek
keşif›keşfi
azil›azli
nakil›nakledilmek
hüküm›hükmü
bahis›bahsimiz
fikir›fikrin
nutuk›nutku
sabır›sabretmek
şahıs›şahsı
şehir›şehrim
ilim›ilminiz
zehir›zehri
zikir›zikreylemek

„İçinde iki veya daha fazla ünsüzün yan yana bulunduğu yabancı kelimeler olduğu gibi yazılır:

alafranga, apartman, biyografi, elektrik, gangster, orkestra, telgraf...

„İki ünsüzle başlayan ve iki ünsüzle biten batı kökenli kelimeler olduğu gibi yazılır.

gram, gramer, grup, kral, kredi, kritik, plân, pratik, problem, program, proje, prova, psikoloji, slogan, spor, stil, stüdyo, trafik, tren...
film, aks, form, lüks, modern, natürmort, risk, slayt, teyp...

„Bazı yabancı kelimelerde kelime başında veya iki ünsüz arasında ünlü türemiştir. Bunlar da bu yeni şekilleriyle kullanılırlar:

iskarpin, iskele, istasyon, iskelet, istatistik, kulüp...

„Ön ek, son ek veya edat bulunduran yabancı kelimelerle iki kelimeden oluşan yabancı kelimeler:

alelhusus, alelâcele, bîçare, bilâistisna, bilvesile, bîvefa, ilelebet, lâdinî, lâkayt, naçar, namağlûp, namevsut, namüsait, namütenahi,
Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm,
reorganizasyon, sürrealizm, realizm, romantizm...
otobiyografi, telekart, telekonferans, bankamatik...

„Batı kökenli kelimelerin içindeki ve sonundaki “g” sesi korunur:

lig, org, morg, biyografi, dogma, magma, monografi, paragraf, program, arkeolog, demagog, diyalog, jeolog, katalog, monolog, psikolog, Türkolog, ürolog...

Ancak “coğrafya, fotoğraf, topoğraf” kelimelerinde “g”ler “ğ”ye dönmüştür.

„Ödünçlemeler (dilimize mal olmamış kelimeler) özgün imlâları ile yazılır:

by-pass, center, centrum, check-up, fuel-oil, pipeline, pizza, spaghetti...

„Bilim, sanat ve uzmanlık dallarında kullanılan terimler de özgün imlâları ile yazılır.

„Yabancı dillerden alıntı yapılan deyim ve sözler özgün imlâları ile yazılır.

Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için; (OV)

22. Yabancı Özel Adların Yazımı
a. Arapça ve Farsça özel adların yazımı
„Türkler tarafından kullanılan kişi adları Türkçedeki söylenişine göre yazılır:
Ahmet, Bedrettin, Fuat, Mehmet, Necmettin, Ömer, Rıza, Saadettin

Aynı isimlerin Araplar ve Farslar tarafından kullanıldığı belirtilecekse yumuşak ünsüzler korunur. Bu imlâ, bilimsel çalışmalarda da kullanılabilir:
Ahmed, Bedreddin, Fuad, Muhammed, Necmeddin, Saadeddin,

„Arapça ve Farsça yer adları Türkçe söyleyişe göre yazılır:
Cezayir, Fas, Filistin, Mısır, Suudi Arabistan, Bağdat, Cidde, Halep, İsfahan, İskenderiye, Medine, Mekke, Şam, Şiraz

b. Lâtin alfabesini kullanan milletlere ait özel isimlerin yazılışı
Yabancı özel adlardan türemiş akım adlarıyla dilimizde eskiden beri Türkçe biçimiyle kullanılan kişi ve yer adları Türkçe söyleyişe göre yazılır. Bunların dışındaki yabancı özel adlar özgün imlâlarıyla yazılır. Bu kelimelerdeki özel karakterler ve işaretler de mümkün olduğunca (baskı sırasında bulunabiliyorsa) korunur:

Napolyon, Şarlken, Atina, Brüksel, Cenevre, Londra, Marsilya, Münih, Paris, Roma, Selânik, Venedik, Viyana, Hollânda...
Alain, Beethoven, Byron, Shakespeare, Nice, New York, Rio de Janerio, Molière...
Marksist, Dekartçılık, Kartezyenizm...
realist, realizm, romantizm, dadaizm, fütürizm vb.

c. Yunanca adların yazımı
Yunanca isimler, Yunan harflerinin Lâtin alfabesindeki karşılıkları kullanılarak yazılır:
Homeros, Herodotos, Sokrates, Aristoteles, Platon, Papandreu...

Bazıları dilimiz söyleyişine uyarlanarak kullanılmaktadır:
Herodot, Sokrat, Aristo, Eflâtun, Pisagor, Öklid

d. Rusça adların yazımı
Rusça isimler, Rus harflerinin Lâtin alfabesindeki karşılıkları kullanılarak yazılır:
Çaykovski, Gogol, Puşkin, Tolstoy, Petersburg

Ancak “Moskva” kelimesi dilimizde “Moskova” olarak kullanılmaktadır.

Rusçadan alınan bazı kelimelerin yazımı:
Enisei›Yenisey
Dostoevskiy›Dostoyevski
Çexov›Çehov

e. Çince ve Japonca adların yazılışı
Çince ve Japonca adlar, Türkçede yerleşmiş biçimlerine göre yazılır. Kişi isimlerinde tire kullanılır:
Pekin, Şanghay, Tokyo, Hiroşima, Osaka, Sun Yat-sen, Lin Yu-tang...

23. Diğer Türklere Ait İsimlerin Yazımı
Türk devlet ve topluluklarına ait isimler, ünlüler bakımından Türkiye Türkçesine, ünsüzler bakımından ilgili Türk toplumundaki kullanıma göre yazılır:
Azerbaycan, Özbekistan, Taşkent, Semerkant, Bakû, İslâm Kerimov, Nebi Hazri...
Saparmurad Niyazov, Gasım Gasımzade...

Öteden beri tanınan şahısların isimleri Türkçedeki yaygın imlâları ile yazılır:
Cengiz Aytmatov...

Lâtin alfabesinde bulunmayan harfler kullanılmaz:
Baxtiyar›Bahtiyar, Baykoñur›Baykonur...

25 Ocak 2009 Pazar | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Dil Bilgisi Noktalama İşaretleri-Türçe Dersi Noktalama İsaretleri

Yazıda karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, cümlenin yapısını ve duraklama yerlerini belirlemek, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmek için kullanılan işaretlere noktalana işaretleri denir.

Noktalama işaretlerinden nokta, virgül, noktalı virgül, iki nokta, üç nokta, soru, ünlem, tırnak işaretleri, ayraç ve kesme ait oldukları kelimelere bitişik olarak yazılır ve kesme dışındaki işaretlerden sonra bir harf boşluğu ara verilir.

Yazıdaki trafik işaretleri olarak da tanımlayabileceğimiz noktalama işaretleri şunlardır:

Nokta İşareti ( . ) ve Kullanıldığı Yerler


Hüküm, yargı bildiren, tamamlanmış cümlelerin sonuna konur:
Türk’üm.
Okul açıldı.

“Artık ana dili büsbütün işitilmez olmuştu. Hasan, köşeye büzüldü; bir şeyler soran olsa da susuyordu, yanakları pençe pençe, al al olarak susuyordu. Portakal bahçelerine dalmış, göğsünde bir katılık, gırtlağında lokmasını yutamamış gibi bir sert düğüm, daima susuyordu.” (Eskici; Refik Halit Karay)

Bazı kısaltmaların sonuna konur:
Prof., Doç., Dr., İst., s., vb., Cad., Sok., Alm., Ar., Far., Fr., İng.

Nokta kullanılmayan kısaltmalar:

TBMM, TDK, D, B, K, G, KB, GB, KD, GD (sekizi de yön),

m, cm, g, kg, l, C, Fe

Sayılardan sonra sıra belirtmek için “–ncİ” ekinin yerine kullanılır:
50. yıl kutlamaları, Cumhuriyet’in 75. yılı, yılın 365. günü

IV., II. Mehmet, XV. yüzyıl

Üçlü gruplara ayrılan sayılar arasına konur:
12.584.000, 325.355.254


Tarihlerde gün, ay ve yıl rakamlarının arasına konur.
05.02.1972, 119.12.1996, 29.X.1923

Ay adları harfle yazılırsa nokta kullanılmaz:

29 Ekim 1923

Saat bildiren sayılarda saat ile dakika arasına konur:
08.30, 14.40, 23.58, 00.20[3]

Bir yazının maddelerini gösteren rakam ve harflerden sonra konur:
I. II. A. B. 1. 2. a. b. i. ii.

Bibliyografyada her künyenin sonuna konur:
Agâh Sırrı Levent, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara 1960.

Matematikte çarpı işareti yerine konur:4.5=20

Dil Bilgisi Ses Bilgisi-Türçe Dersi Ses Bilgisi

SES BİLGİSİ

Ses ve Dil sesi

HARF ve HARF SİSTEMİ (ALFABE)

Ses-Harf İlişkisi
Seslerin birleşmesi, hece yapısı ve kelime
Seslerin Meydana Gelişi ve Sınıflandırılması

I. ÜNLÜLER

A. ÜNLÜLERİN ÖZELLİKLERİ

B. ÜNLÜLERLE İLGİLİ SES UYUMLARI

1. Büyük ünlü uyumu
2. küçük ünlü uyumu

C. ÜNLÜLERLE İLGİLİ SES OLAYLARI

1. ÜNLÜ DÜŞMESİ

2. ÜNLÜ TÜREMESİ

3. ÜNLÜ DARALMASI

II. ÜNSÜZLER
A. ÖZELLİKLERİ

B. ÜNSÜZLERLE İLGİLİ
SES OLAYLARI ve UYUMLARI
1. ÜNSÜZ UYUMU (BENZEŞMESİ)

a. ÜNSÜZ SERTLEŞMESİ
b. ÜNSÜZ YUMUŞAMASI


2. ÜNSÜZ TÜREMESİ
3. ÜNSÜZ DÜŞMESİ

C. ÜNSÜZ DEĞİŞMELERİ
1. b›m Değişmesi
2. ğ›v değişmesi
3. b›p DEĞİŞMESİ
4. c›ç değişmesi
5. d›t DEĞİŞMESİ

III. ÜNLÜ ÜNSÜZ UYUMLARI ve ETKİLEŞİMLERİ
1. Ünlü-Ünsüz uyumu (Benzeşmesi)
2. Ulama

IV. YARDIMCI ÜNLÜ ve ÜNSÜZLER
KAYNAŞTIRMA HARFLERİ

SES BİLGİSİ
Ses ve Dil Sesi
Genel anlamda kulağın duyabildiği titreşimlere ses denir. Ciğerlerden gelen havanın ses yolunda meydana getirdiği titreşime dil sesi denir. Dil sesleri, konuşma organlarının (ağız, burun, boğaz boşluğu ve soluk borusu) uyumlu çalışmasıyla, anlamlı kelimeler oluşturacak biçimde meydana gelir.

Ses, dilin en küçük birimidir. Kelimelerin söylenip yazılması ses değerlerine bağlıdır.

Sesler, anlam ayırt edici özelliğe de sahiptir:
ad/at, od/ot, sac/saç, hac/haç, hala/hâlâ, dahi/dâhi

HARF ve HARF SİSTEMİ (ALFABE)
Dildeki sesleri gösteren ve alfabeyi oluşturan işaretlere harf denir. Yani harf, sesin yazıdaki karşılığıdır.

Bir dildeki harflerin belirli bir sıraya dizilmiş bütününe alfabe denir. Alfabede bulunan harflerin dilin her sesini temsil edebilmesi önemlidir.

Türk alfabesi, Lâtin harfleri esas alınarak, 01.11.1928 gün ve 1353 sayılı kanunla tespit ve kabul edilmiştir. Bu kanuna göre, Türk alfabesinde 29 harf bulunmaktadır. Bunların 21 tanesi ünsüzleri, 8 tanesi de ünlüleri karşılar.

Lâtin alfabesindeki “q”, “x” ve “w” harfleri alınmamış; bu alfabeye “ğ”, “i”, “ş” sesleri eklenmiştir.

Türk alfabesi, her ses için ayrı bir harf ve her harf için ayrı bir ses ilkesine göre düzenlenmiştir. Buna göre dilimiz, yazıldığı gibi okunan, okunduğu gibi yazılan bir dildir.

Ses-Harf İlişkisi
Harf ile ses terimlerini birbirinden ayırmak gerekir. Ses kulağa, harf ise göze hitap eder.

Önce ses vardı. Sonra yazının icat edilmesiyle sesler yazıda harflerle temsil edilmeye başladı.

Bir dilin sesleri farklı alfabelerle de yazıya aktarılabilir. Nitekim Türk dili sırayla Göktürk, Uygur, Arap, Lâtin ve Kiril alfabeleriyle yazılmıştır.

SESLERİN Sınıflandırılması

Bir dilde bulunan sesler, o dilin ses dağarcığını oluşturur. Türkçenin ses dağarcığını da 29 ses oluşturur. Bu sesler, “ünlüler” ve “ünsüzler” olmak üzere ikiye ayrılır.

I. ÜNLÜLER
Ağzın açık durumunda (yani ses yolu açıkken), hiçbir engelle karşılaşmadan çıkan seslerdir.
Tek başlarına ve uzun ünlü gibi (iki ünlü değerinde) telâffuz edilirler.
Türkçede 8 tane ünlü vardır: a e ı i o ö u ü
A. ÜNLÜLERİN ÖZELLİKLERİ

Ünlüler şu şekilde sınıflandırılır:

Dudakların durumuna göre ›
DÜZLER
YUVARLAKLAR
Ağzın açıklığına göre (Alt çenenin açıklığına göre)›
Genişler
Darlar
Genişler
Darlar

Dilin duru-muna göre›
KALINLAR
a
ı
o
u

İNCELER
e
i
ö
ü


Kalın ünlüler, dilin geriye çekilmesiyle; ince ünlüler, dilin ileri doğru itilmesiyle oluşur.
Dudaklar düz durumdayken çıkan ünlüler düz; büzülüp yuvarlaklaşmış durumdayken çıkan ünlüler de yuvarlak ünlüdür.
Alt çenenin açık ve ağız boşluğunun geniş durumunda çıkan ünlüler geniş; alt çene az açık ve ağız boşluğu darken çıkan ünlüler de dar ünlüdür.
Bu sınıflandırmaya göre her ünlünün üç özelliği vardır.

*Buna göre hangi ünlünün hangi özelliğe sahip olduğuna tek tek bakalım:

a
düz, geniş, kalın
o
yuvarlak, geniş, kalın

e
düz, geniş, ince
ö
yuvarlak, geniş, ince

ı
düz, dar, kalın
u
yuvarlak, dar, kalın

i
düz, dar, ince
ü
yuvarlak, dar, ince


Ünlülerin bu özellikleri ünlü uyumlarında ve bazı ses olaylarında karşımıza çıkacaktır.

Ünlülerin kullanımıyla ilgili bazı kurallar:

Türkçede iki ünlü yan yana bulunmaz. İki ünlünün yan yana olduğu kelimeler kesinlikle Türkçe değildir:
Saat, kanaat, şecaat, maarif, aile, kaide, mail, miat, dair, Siirt, buut (boyut), fiil...

Kökeni Türkçe olan kelimelerde uzun ünlü yoktur. Uzun ünlü, Arapça ve Farsçadan dilimize giren kelimelerde vardır.
şair, numune, iman (şa:ir, numu:ne, i:man)

-Ancak Türkçede uzun ünlü bulunmadığı için birçok yabancı kelimedeki uzun ünlüler Türkçede kısa telâffuz edilir.
beyaz, hiç, rahat...

-Bazen bu kelimelere ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde uzunluk tekrar ortaya çıkar. esas›esası, hayat›hayatı, kanun›kanunen... (esa:sı, haya:tı, kanu:nen)

-Bazı örneklerde uzunluk ek getirildiğinde de ortaya çıkmaz.
beyaz›beyazı, can›canım...

-Uzun ünlüler belli durumlar dışında gösterilmez.
Gösterilmeyenlere örn.: adalet, badem, beraber, şive, şube;
Gösterilenlere örn.: âdet, yâr, âlem, şûra, hâlâ...

-Eski yazıdan çeviri yapılan bilimsel metinlerde uzun ünlüler özel işaretlerle gösterilebilir. a, u

Türkçede İngilizce by, gibi ünlü bulundurmayan kelime (kısaltmalar hariç) yoktur.
Türkçe kelimelerde birinci heceden sonraki hecelerde o ve ö ünlüleri bulunmaz.


B. ÜNLÜLERLE İLGİLİ SES UYUMLARI
Ünlülerin düzlük-yuvarlaklık, kalınlık-incelik ve darlık-genişlik özellikleri iki ses uyumunda karşımıza çıkar:

1. Büyük ünlü uyumu

2. Küçük ünlü uyumu.

Şimdi bu kuralları inceleyelim:

1. BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU
Kalınlık-incelik uyumu da denir.

Bu kurala göre Türkçe bir kelimenin ünlülerinin tamamı ya kalın ya da ince olmalıdır.
sevilmek, ince, denizden, kelebekler, göstermelik...;
satılık, kalın, oyun, uçurtma, aşağı, sorular...

Büyük ünlü uyumunda (küçük ünlü uyumunu hesaba katmazsak) hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği şu şekilde gösterilebilir:
a› a, ı, o, u e› e, i, ö, ü ı› a, ı, o, u i› e, i, ö, ü

o› a, ı, o, u ö› e, i, ö, ü u› a, ı, o, u ü› e, i, ö, ü

Küçük ünlü uyumunu hesaba katarsak hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği şu şekilde gösterilebilir:
a› a, ı e› e, i ı› a, ı i› e, i o› a, u ö› e, ü u› a, u ü› e, ü

Kalın ve ince ünlülerin bir arada olduğu kelimeler ya değişikliğe uğramış Türkçe kelimelerdir ya da yabancı kelimelerdir.
-Değişikliğe uğramış Türkçe kelimeler:
şışman›şişman, ınanmak›inanmak, dakı›dahi, kanı›hani, alma›elma, ana›anne, karındaş›kardaş›kardeş, kangı›hangi...

-Yabancı kelimeler:
kalem, cihan, insan, merhamet, afiyet, asayiş, meteoroloji,semantik...

-Bazı yabancı kelimeler bu kurala uydurulmuştur.
divar›duvar, kalib›kalıp, brillante›pırlanta, suret›surat...

Büyük ünlü uyumu kuralına uymayan (Türkçe ve yabancı) kelimelere getirilen ekler kelimenin son hecesine uyar:
annemiz, kardeşçe, veriyordu, elmalık, dünyanın, merhametli...

-Ancak bazı yabancı kelimelerde, ünlüsü kalın olan son heceden sonra ince ünlü gelir. Bunun sebebi, kelime sonundaki ünsüzün ince oluşudur.

alkolü, emlâkçilik, hakikati, helâkimiz, kabulüm, saatte, sadakatten...

Kelime kökleri bu kurala uyduğu gibi, kelimelere (Türkçe ve yabancı) getirilen ekler de kökün ünlüsüne göre belirlenerek çekimli ve türemiş bütün kelimeler bu kurala uydurulur.
yürü›yürüdüm, yürümek, yürüyen, yürüsün, yürüme...

oku›okusun, okuyalım, okuyucu, okuduk...


-Ancak bu kurala uymayan ekler vardır:

-yor (şimdiki zaman eki) : geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...

-ken (zarf-fiil eki) : alırken, koşarken, bakarken...[2]

-leyin (isimden zarf yapan ek): sabahleyin, akşamleyin

-(İ)mtırak (sıfattan sıfat yapan ek): yeşilimtırak[3], mavimtırak, ekşimtırak...

-ki (ilgi zamiri ve sıfat yapan ek): onunki, yukarıdaki, akşamki...

-Taş (isimden isim yapan ek) : meslektaş, ülküdaş...

-gil (aile bildirir) : halamgil, dayımgil, baklagiller...


-Ancak, bu eklerle yapılan bütün kelimeler büyük ünlü uyumuna aykırıdır denemez. Öyleyse bu eklerin ünlülerinin her zaman aynı özellikte (kalın veya ince) olduğunu, bu yüzden bazı kelimelerde uyuma girmediklerini söyleyebiliriz:öğleyin, gelirken, sarımtırak, seninki, arkadaş, eniştemgil...

2. KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU
Düzlük-yuvarlaklık uyumu da denir.

Bu kurala göre bir kelime düz ünlü (a, e, ı, i) ile başlıyorsa sonraki ünlüler düz; yuvarlak ünlü (o, ö, u, ü) ile başlıyorsa sonraki ünlüler ya dar yuvarlak (u, ü) ya da düz geniş (a, e) olmalıdır:
arkadaş, karanlık, kelime, merdiven, serilmek, ıslık, ılık, ırak, sıcaklık, incelik, iyi

kova, orak, oğlak, oğlan, gözlem, önem, uğrak, uygar, uğraşmak, üzer, üçer

okul, kuru, uygun, olumlu, bozulmuş, çocuk, oğul, okul, ölümlü, öküz, uğur, ululuk, üçüz, üzüm, süzgün...

Küçük ünlü uyumunun büyük ünlü uyumundan bir farkı vardır:
Büyük ünlü uyumunda kelimedeki bütün ünlülerin kalınlık ve incelik bakımlarından uyuşmaları gerekli iken, küçük ünlü uyumunda her ünlü kendinden önceki ünlüye uymak zorundadır.

Meselâ, “kolaylık” örneğinde olduğu gibi “ı” ünlüsü kendinden önceki “a” ünlüsüne uyarken “a”dan önceki “o” ünlüsüne uymayabilir.

Bu özellik, yuvarlak ünlüden sonra düz-geniş ünlü geldiği zaman karşımıza çıkmaktadır:
ufaklık, uzaklık, olası, önemli, üzerinde...

Büyük ünlü uyumunu hesaba katmazsak küçük ünlü uyumu kuralına göre hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği şu şekilde gösterilebilir:
a› a, e, ı, i e› a, e, ı, i ı› a, e, ı, i i› a, e, ı, i
o› a, e, u, ü ö› a, e, u, ü u› a, e, u, ü ü› a, e, u, ü


Büyük ünlü uyumunu hesaba katarsak küçük ünlü uyumu kuralına göre hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği şu şekilde gösterilebilir:
a› a, ı e› e, i ı› a, ı i› e, i o› a, u ö› e, ü u› a, u ü› e, ü

-Bu kurala uymayan yabancı kelimeler:

alkol, daktilo, mönü, akordeon, rötar, radyo, tiyatro, otobüs, televizyon, horoz, kamyon, siroz...

-Ancak bazı alıntı kelimeler bu kurala uydurulmuştur:

müdir›müdür, mümkin›mümkün, müşkil›müşkül...

-Bu kurala uymayan Türkçe kelimeler:
Avuç, avurt, kavurmak, kavuşmak, savurmak, kavun, karpuz, yağmur, çamur, tavuk, kabuk...
-yor ve -ki ekleri de çoğu zaman bu kurala uymaz:geliyor, onunki...
JKüçük ünlü uyumuna aykırı kelimelere (Türkçe ve yabancı) getirilen ekler, kelimenin son ünlüsüne uyar:

Kavunu, yağmurluk, müminlik, müzikçi...

Sonuç
Bu uyumlar Türkçenin ayırt edici özellikleridir. Yani bu kurallara uymayan kelimeler çoğunlukla Türkçe değildir. Ama bu kurallar uyan kelimelerin tümü Türkçedir de diyemeyiz. O hâlde bu kurallar sadece Türkçe kelimelerde aranmalıdır.
Ayrıca bu kurallar en az iki heceli kelimelerde aranmalıdır. Tek heceli kelimelerle bitişik kelimelerde aranmaz. Bitişik kelimeyi oluşturan kelimeler ayrı ayrı incelenebilir; birbirleriyle uyumlu olup olmadıklarına bakılmaz.
anaerkil, ataerkil, babayiğit, pisboğaz, büyükbaş, küçükbaş (hayvan), camgöz, cingöz, paragöz, hoşbeş, yüzgöz (olmak), düztaban, Karagöz, karagöz (balığı), önayak (olmak), kafakol, tepegöz, tıknefes, günaydın, hanımeli, aslanpençesi, keçiboynuzu, yeşilbaş (ördek), dilberdudağı, tavukgöğsü, baştankara (kuş), düşeyazdım, gidedurun, çıkageldi, alabilirsin, alabildiğine (kalıplaşmış), bakıver, düşmeyegör, ölmeyegör, çöpçatan, günebakan, ordubozan, oyunbozan, yelkovan, yolkesen, akımtoplar, amperölçer, barışsever, basınçölçer, bilgisayar, sanatsever, yurtsever, vatansever karıncaezmez, kuşkonmaz, külyutmaz, varyemez

Yabancı kelimeler bu kurallara uyabilir de uymayabilir de...
kalem, müzik, merasim; serbest, delil, fakat...

Kelimelerin bu kurallara uyup uymadıklarına bakılırken kelimeler tek başlarına değerlendirilir. Ancak “de” bağlacı ve soru eki kendinden önceki kelimeye uyarlar:
“mi” soru eki: geleyim mi, okudun mu

“de” bağlacı: sen de, o da, aldı da, özledim de...

*Ek-fiilin çekimi olan “ise” kelimesiyle “ile” edatı (hem edat hem bağlaç), bitişik yazıldıkları zaman ünlü uyumlarına girerler:

alır ise›alırsa, konu ile›konuyla...

Türkçe kelimeler bu kuralların her ikisine birden uyarlar (değişikliğe uğramış olanlar hariç). Ama Türkçe olsun olmasın, bir kelime bu kuralların her ikisine de uymak zorunda değildir; birine uyup diğerine aykırı düşebilir. Bu yüzden bu ünlü uyum kuralları ayrı ayrı ele alınmalıdır.
kavun, mönü: büu var, küu yok
mezar, nazik: büu yok, küu var

Büyük ve küçük ünlü uyumlarının ikisini de kapsayacak şekilde verilen aşağıdaki tabloda hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği verilmiştir:
a› a, ı e› e, i ı› ı, a i› i, e o› u, a ö› ü, e u› u, a ü› ü, e



C. ÜNLÜLERLE İLGİLİ SES OLAYLARI
1. ÜNLÜ DÜŞMESİ
İki heceli olup birinci hecesinde geniş (a, e, o, ö), ikinci hecesinde dar ünlü (ı, i, u, ü) bulunduran bazı Türkçe ve yabancı kelimelere ünlü ile başlayan veya tek ünlüden oluşan bir ek getirildiğinde kelimenin vurgusuz hâle gelen ikinci hecesindeki dar ünlünün düşmesine hece düşmesi denir. Buna orta hece düşmesi de denir:

ağız›ağzı, burun›burnu, koyun(bağır, döş)›koynuna, alın›alnı, oğul›oğlu, gönül›gönlüm, beniz,›benzi,

ömür›ömrüm, cürüm›cürmü, hüküm›hükmü, fikir›fikri...

ileri-le-mek›ilerlemek, koku-la-mak›koklamak,

kavuş-ak›kavşak, uyu›uyku, devir-›devril-...


-Bazı durumlarda geniş ünlüler de düşebilir: nerede›nerde, burada›burda, şurada›şurda...

-Bazı Arapça kelimelere (isim) yardımcı fiil getirildiğinde de hece düşmesi görülür:

kayıp›kaybolmak, emir›emretmek, keşif›keşfetmek, sabır›sabretmek...

*gönülden gönüle, ağıza, buruna, babadan oğula örneklerindeki gibi ekte geniş ünlü varsa hece düşmesi olmayabilir.

oyunu, koyunu vb. hece düşmesi olmayan kelimelerdir.

-Özel isimlerde hâliyle hece düşmesi olmaz:Gönül’e, Ömür’ü...

2. ÜNLÜ TÜREMESİ
Ünlü türemesinin görüldüğü yerler:


Sonunda, sırayla bir sürekli veya süreksiz ünsüzle bir sürekli ünsüz bulunan Arapça ve Farsça kelimelerde, son iki ünsüz arasında telâffuzu kolaylaştırmak için bir ünlü türetilir. Bu kelimelere ünlüyle başlayan ekler veya bitişik yazılacak şekilde yardımcı fiiller getirildiğinde türemiş olan ünlüler tekrar düşer. Her ikisi de ayrı ayrı ama birbirinden kaynaklanan ses olayıdır: ünlü türemesi, ünlü düşmesi.
emir ‹ emr keşif ‹ keşf

azil ‹ azl nakil ‹ nakl

hüküm ‹ hükm bahis ‹ bahs

fikir ‹ fikr nutuk ‹ nutk

sabır ‹ sabr şahıs ‹ şahs

şehir ‹ şehr ilim ‹ ilm

zehir ‹ zehr zikir ‹ zikr

–cik küçültme ekinden önce:
dar›dar-a-cık, az›az-ı-cık, bir›bir-i-cik, genç›genc-e-cik

Bazı yabancı kelimelerin başında:
ilimon, ıraf, Iramazan, İrecep, ıradıyo...

3. ÜNLÜ DARALMASI
Son sesi a veya e olan fiil kök ve gövdelerine, şimdiki zaman eki getirildiğinde kelime sonundaki sesli daralır. Bunun sebebi “y”nin daraltıcı etkisidir:
söyle-yor›söylüyor anla-yor›anlıyor yaşa-yor›yaşıyor

“de-” ve “ye-” fiil köklerine gelecek zaman, istek kipi, sıfat-fiil ve zarf-fiil eki getirildiğinde veya başka bir ek getirilip de araya –y– kaynaştırma harfi girdiğinde, bu sesler (a, e) daralarak ı, i, u, ü olur.
de-yor›diyor de-e›diye de-en›diyen de-e-lim›diyelim ye-en›yiyen

ye-ince›yiyince ye-ecek›yiyecek

Not: deyince, deyip örneklerindeki e, yazıda korunur.

Not: ne-ye›niye kelimesinde de daralma vardır.

Daralma olumsuzluk ekinin ünlüsü için de geçerlidir.
kork-ma-yor›korkmuyor,gel-me-yor›gelmiyor...

Çok heceli kelimelerde sadece söyleyişte daralma vardır.
atlayarak (›atlıyarak), başlayan (›başlıyan), yaşayacak (›yaşıyacak), atlamayalım (›atlamıyalım), gelmeyen (›gelmiyen), gizleyeli (›gizliyeli)...

Paragraf Bilgisi Paragrafta Karşımıza Cok Çıkanlar

Paragraflarda Sıkça Kullanılan Bazı Kelimelerin Anlamları
Adaptasyon:Uyarlama

Ağdalı:Anlaşılması güç, karmaşık

Akıcılık:Sürükleyici olma,okuyanı sıkmama

Alaturka:Türk geleneklerine uygun

Anlatı:Hikaye etme

Bağdaşmak:Uyuşmak

Banal:Bayağı, sıradan

Burjuva:İmtiyazlı,seçkin,soylu

Çağrışım:Hatırlatma

Çağdaş:Aynı çağda yaşayan,uygar

Devinim:Hareket,eylem

Duyarlılık:Hassasiyet

Dingin:Durgun,hareketsiz,sakin

Diyalog:Karşılıklı konuşma

Doğallık:Yapmacıksız, gösterişsiz

Edimsel:Hareketli,fiili

Eğreti:Geçici,sınırlı

Erek:Amaç,maksat

Fantezi:Sonsuz hayal

Fonetik:Ses bilgisi

Güdüm:1 . Yönetme işi, idare.
2 . Bilişimde, bir olaylar dizisini, bir süreci veya bir aracı yöneltme ve düzenlemeyle ilgili işlevlerin bütünü.


İkilem:Çatışma,iki durumdan birini seçme zorunluluğu

İma:Dolaylı, üstü kapalı anlatma

İnan:İnanma işi

İndirgeme:Bir işi daha kolay kısa ve yalın hale getirme

İşlev:Görev, fonksiyon

İvedi:Acele

Jest:El, kol veya baş ile yapılan uyumlu hareket

Mistik:Aklın erişemediği şey

Nicelik:Sayılabilen ölçülebilen,azlık,çokluk…

Nükte:İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı söz,espri

Özgün:Yalnız kendine has bir nitelik taşıyan,farklı,orijinal

Payanda:Dayanak

Realite:Gerçeklik

Sav:İddia, tez

Süreğen:Sürüp giden

Tem:Tema

Yadsımak:İnkar etmek, yabancı kalmak

Yazın:Edebiyat

Yetke:Otorite

Yoğunluk:Yazıda birçok anlamın bir arada olması

Salık vermek:Öğüt vermek, tavsiye etmek

Kanıksamak:Alışmak
Adapte:Uyarlanmış

Ahenk:Uyum, düzen

Aktüel:Güncel ,edimsel

Alafranga:Batı tarzında,Türk geleneklerine uygun olmayan

Betik:Yazılı olan şey, kitap, mektup, tezkere, pusula

Biçem:Üslup,tarz,anlatım biçimi

Çeşni:Çeşit,tat, hoşa giden özellikler

Dejenere:Yozlaşmış, aslını koruyamamış

Diksiyon:Duru,kurallara uygun güzel konuşma

Dikte etmek:Bir düşünceyi zorla kabul ettirmek

Dinleti:Bir topluluğa bir şeyler anlatmak,konser

Doğaçlama:İrticalen,metne bağlı kalmadan içinden geldiği gibi konuşma

Dramatik: Acıklı

Ego:Ben

Empoze:Zorla kabul ettirme

Etik:Ahlaki,ahlakla ilgili

Fenomen: Olay,olgu

Görece:Kişiden kişiye değişebilme durumu

İçerik:Bir şeyin içerisinde bulunanların tümü,muhteva

İlinti:İlgi, ilişki

İmge:Hayal,hülya

İrdelemek:Detaylı olarak incelemek

İroni:Alaylı söyleyiş,acıklı ve komik

Kriter:Ölçüt,kıstas

Kuram:Kanıtlanmamış,teori,soyut bilgi

Kitle:İnsan topluluğu

Nitelik:Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet

Ödün:Taviz

Özlülük:Az sözle çok anlam ifade etme

Özveri:Fedakârlık

Polemik:Ağız kavgası,sert tartışma

Salt:Yalnız,tek

Simge:Sembol

Tasarı:Proje, plan

Tinsel:Ruhi,manevi

Tutarlılık:Çelişen fikirlerin olmaması

Yaratı:Eser, yapıt

Yazınsal:Edebi

Yetkin:Olgun, mükemmel

Yazınsal yaratı:Edebi eser



Açıklık: Yazının herkes tarafından anlaşılır olmasıdır.
Akıcılık: Yazının okunuşunda zorlanma olmaması, yazının rahat okunabilmesidir.
Aktüel: *Güncel. *Yakın zamanda gerçekleşmiş olan…
Anaç: *Yemiş verecek durumdaki ağaç. *Yavru yetiştirecek duruma gelmiş olan hayvan.
*İri, kart. *Verimli.
Arı dil: Sade, Öz Türkçe.
Basmakalıp: Özgünlüğü olmayan, değişiklik göstermeyen, bilineni tekrarlayan, harcıâlem, klişe.
Benzetme: Bir şeyin niteliğini anlatmak için o niteliği eksiksiz taşıyan bir şeyi örnek olarak gösterme işi, benzeti, teşbih.
Betimleme: Tasarlama, bir şeyi sözle veya yazıyla anlatma, göz önünde canlandırma, tasvir.
Bezgin: Yaşama veya iş görme isteğini yitirmiş.
Biçim: Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil.
Bilinç: İnsanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği, şuur.
Biyografi: Bir kimsenin hayatını konu alan yazılardır.
Bulgu: Araştırma verilerinin çözümlenmesinden çıkarılan bilimsel sonuç, netice.
Çağdaş: *Aynı anda yaşayan. *Çağın şartlarına uygun yaşayan.
Çevirmen: Bir yazıyı veya konuşmayı bir dilden başka bir dile çeviren kimse, çevirici, dilmaç, tercüman, mütercim.
Dağarcık: Bellek. Yaşananları, öğrenilen konuları, bunların geçmişle ilişkisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü. Bilgi.
Deneme: Herhangi bir konuda yeni ve kişisel görüşlerle bezenmiş bir anlatım içinde sunulan düz yazı türü.
Devinim: Hareket.
Didaktik: Öğretici.
Doğallık: Olduğu gibi yansıtma durumu. Süse, sanata girmeden anlatma.
Doğaüstü: Doğa yasalarına uymayan, doğa yasalarıyla açıklanamayan, tabiatüstü.
Duruluk: Gereksiz sözcüklere yer vermeme. En kısa yoldan aktarma.
Duyarlık: Duyum ve duyguları algılayabilme yeteneği, hassaslık, hassasiyet.
Duyu: İnsanların ve hayvanların, dış dünyanın uyaranlarını görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma organlarıyla algılama yeteneği, duyum.
Duyuş: Seziş. Sezme işi.
Düş: Gerçekleşmesi istenen şey, umut. Gerçek olmayan şey, imge, hayal.
Düşsel: Düş ile ilgili, hayalî.
Düşünsel: Düşünce ile ilgili, düşünce sonucu ortaya çıkan, düşünceye dayanan, fikrî.
Düzyazı: Şiir olmayan söz ve yazı, nesir, mensur, inşa.
Ebru: Kâğıt süslemeciliğinde kitre, kola vb. yapıştırıcılarla yoğunlaştırılmış su üzerine, neft yağı ile sulandırılmış yağlı boya damlatılarak yapılan ve kâğıda geçirilen süs.
Eleştiri: Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle anlaşılmasını sağlamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazı türü, tenkit, kritik.
Eleştirmen: Eleştiri yazıları yazan kimse, eleştirmeci, tenkitçi, münekkit.
Estetik: Sanatta ortaya konulan güzellik.
Evrensel: Bütün insanlığı ilgilendiren, âlemşümul, cihanşümul, üniversal.
Fantastik: Gerçekte var olmayan, gerçek olmayan, hayalî.
Gerçeküstü: Gerçeği aşan, gerçeğin üstündeki gerçek, sürrealite.
Göreceli: Kesin olmayan, kişiden kişiye değişebilen.
Gözlem: Bir nesnenin, olayın veya bir gerçeğin, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alınıp incelenmesi, müşahede.
Güncel: O gün yada yakın zaman aralığında geçen her şey.
İçerik: Sözlü veya yazılı anlatımda verilmek istenen öz, düşünce, duygu ve imgelerin bütünü.
İçgüdü: Doğuştan gelen.
İçtenlik: Yapmacıksız, içten geldiği gibi anlatma.
İmbik: Damıtmaya yarayan, damıtma işinde kullanılan araç, damıtıcı.
İmge: Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, hayal, imaj, hülya.
İnandırıcılık: Anlatılanların doğru olduğuna inanılmasının sağlanması.
İrdelemek: Bir konunun incelenmesi ve eleştirilmesi gereken bütün yönlerini birer birer incelemek, araştırmak, tetkik ve tetebbu etmek, mütalaa etmek.
İroni: Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme. Gülmece.
İşlev: Görev, fonksiyon.
İzlenim: Bir durum veya olayın duyular yolu ile insan üzerinde bıraktığı etki, intiba, imaj.
Kanı: İnanç, düşünce, kanaat.
Karakter: Bir eserde duygu, tutku ve düşünce yönlerinden ele alınan kimse.
Kaygı: Üzüntü, endişe duyulan düşünce, tasa.
Kesit: Ayırıcı özellikleriyle belirlenen süreç, bölüm.
Kişisel: Kişi ile ilgili, kişiye ilişkin, kişinin kendi malı olan, şahsi, zatî.
Köken: Bir şeyin çıktığı, dayandığı temel, biçim, neden veya yer, menşe.
Kuram: Belirli bir konudaki düşüncelerin, görüşlerin bütünü. Sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünü, nazariye, teori.
Kurgu: Uygulamaya geçmeyen yalnız bilmek ve açıklamak amacını güden düşünce.
Kültür: Bir topluma özgü düşünce ve sanat eserlerinin tümü.
Kültürel: Kültüre ilişkin, kültürle ilgili.
Lirik: Çok etkili, coşkun, genellikle kişisel duyguları dile getiren.
Mistik: Açıklanamayan, akıl dışı.
Nesnel: Objektif, yorumsuz, herkesçe aynı kabul edilen.
Olgu: Birtakım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol açtığı sonuç, vakıa. Edebî eserlerde olayı geliştiren davranış, iş.
Ölçüt: Bir yargıya varmak veya değer vermek için başvurulan ilke, kıstas, mısdak, kriter.
Öz eleştiri: Bir kişinin kendi davranışları üzerine yönelttiği eleştiri, otokritik.
Özgü: Birine veya bir şeye ait olan.
Özgünlük: Başkasına benzememe, ayırt edilebilme.
Özlülük: Az sözle, çok şey anlatma.
Özümlemek: Herhangi bir şeyi öz malı durumuna getirmek, benliğine yerleştirmek.
Özümsemek: Herhangi bir şeyi öz malı durumuna getirmek, benliğine yerleştirmek.
Özveri: Bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi çıkarlarından vazgeçme, fedakârlık.
Realite: Gerçek.
Sağduyu: Doğru, akla uygun yargılar verme yeteneği, aklıselim, hissiselim.
Salt: İçine, kendisine yabancı hiçbir şey karışmamış, arı. Yalnızca. Duru. Sadece.
Saptamak: Bir şeyi belirgin kılmak, tespit etmek.
Sav: İddia, savunulan düşünce.
Sentez: Yalından karmaşık olana, külliden cüziye, zorunludan olasıya, ilkeden onun uygulanmasına, genel yasadan bireysel duruma, nedenden etkiye, öncülden varılan sonuca giden düşünme biçimi, bireşim, terkip.
Sezgi: Sezme yeteneği, feraset. Açık bir kanıt olmaksızın, olmuş veya olacak bir şeyi anlamak, kestirmek, hissetmek.
Söz Dağarcığı: Bir dilde kullanılan veya bir kimsenin bildiği, kullandığı sözlerin bütünü, söz varlığı, vokabüler, kelime hazinesi.
Süreç: Devam eden zaman. Birbirini takip eden olaylar dizisi.
Şematik: Bir edebiyat eserinin, bir tasarının planı, biçimi.
Tekdüzelik: Tekdüze olma durumu, yeknesaklık, biteviyelik, monotonluk.
Tema: Öğretici veya edebî bir eserde işlenen konu, düşünce, görüş.
Terim: Bir bilim, sanat, meslek dalıyla veya bir konu ile ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılayan kelime.
Tip: Hikâye, roman, tiyatro gibi uzun anlatıma dayalı edebî eserlerde kişi kadrosu içinde yer alan ve belli bir düşüncenin, topluluğun zihniyetini ve ideolojinin temsilciliğini yüklenen kişi.
Tutarlılık: Anlatılanların birbirini tutması, birbiriyle çelişmemesi.
Tutku: Güçlü istek ve eğilimin yöneldiği amaç.
Tutum: Tutulan yol, davranış.
Üslup: Sanatçının görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliği veya bir türün, bir çağın kendine özgü anlatış biçimi, biçem, tarz, stil.
Varsayım: Bir an için var olduğunu düşünme.
Virtüöz: Herhangi bir müzik aracını büyük ustalıkla çalabilen sanatçı.
Yalınlık: Açık, süsten ve zorlamadan uzak, kolayca anlaşılabilen anlatım, sadelik.
Yapıt: Bir emek sonucunda ortaya konulan ürün, eser.
Yazım: Bir dilin belli kurallarla yazıya geçirilmesi, imla.
Yazın: Olay, duygu, düşünce ve hayallerin dil aracılığı ile biçimlendirilmesi sanatı.
Yazınsal: Edebî.
Yeğlemek: Diğerlerinden daha üstün görüp bir şeye yönelmek, yeğ tutmak, tercih etmek.
Yeti: Bir işi yapabilme gücü.
Yetkin: Gerekli seviyeye ulaşmış, mükemmel.
Yorum: Bir yazının veya bir sözün, anlaşılması güç yönlerini açıklayarak aydınlığa kavuşturma, tefsir.
Zanaat: El ustalığı isteyen işler.

300 Spartalı Filmi İzle Üç yüz Spartalılar

300 Spartalı filmi Efsane bir film..

Başka Semtin Çocukları Filmi İzle Vizyon tarihi: 27 Şubat 2009


Çöplerin içinde bulunan bir ceset. İstanbul Gazi Mahallesi'nde işlenmiş bir cinayet. Öldürülen gencin ağabeyi Güneydoğu’da yaptığı askerliğini yeni bitirmiş, geri dönmekte… Kardeşinin katilini bulmak için harekete geçtiğinde cevaplanması zor sorularla dolu bir başka savaşın içine sürüklenmektedir. Gerçeğin arayışı içinde iz sürerken, “kaybedilen” şeyin sadece kendi kardeşinin hayatı olmadığını görecektir.

Vizyon tarihi:

27 Şubat 2009

21 Ocak 2009 Çarşamba | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Aşk Msn Nickleri Sevgi Msn Nickleri Ayrılık ve Aşk Nickleri

En yeni nickler , aşk msn nickleri , hit msn nickleri
383. aşk bir eşkıyanın hayata itirazıdır susarsa çatışma konuşursa savaş yazarsa destan severse devrim olur tutku ben bir eşkıyaıym ve sana aşığım
384. benim yalnızlığım seni getirmeli gecelerde.ilik bir yaz gecesi katran karası yüzün. kah yaşanmışlığa, kah yaşanacaklara bir küfür savurmalı kafa tutmalı dalga dalga vurmalı gerçekler yüzüne dönüp ardına bakmalı korkmamalısın bir kez daha, bir kez daha demelisin(Hüzün evine döndü...)
385. öfkeni yapraklara yaz sonbaharda dökülsün, derdini rüzgara yaz estikçe uzaklara götürsün,sevgimi kalbine yaz öldüğünde seninle gömülsün.
386. ölsen bile benden kurtulamazsın. Kefen olur bedenini sararım.Yağmur olur üzerine yağarım.Çiçek olur mezarında açarım. ölsen bile benden kurtulamazsın
387. ölümsüzlük seni tekrarlamaktır bir bakıma.Bir açıdan seni görmektir zamansızlık, bir başka açıdan senden uzaklaşmaktır. Ve tarifi olmayan tek şey sensizliktir...

388. ölürsem şaşırma, ölebilirim. ölürsem ağlama, yine gelirim. ölürsem üzülme, yaşılacağım. ölürsem bekleme, geri dönemem. ölürsem ölme sensiz edemem!
389. önce düştüğümde kalkmaıy öğrendim sonra aleve dokunduğumda acııy sevmeyi öğrendim sevilmeyi sonra terk edilip beklemeyi sayende unutulmaıy da öğrendim herseli öğrendim de yalnız unutmaıy öğrenemedim..............
390. öperim dudaklarından gül kokulu yanaklarından her dem gözlerimin hapsindesin kalbimin tek sahibisin... Sevgililer günün kutlu olsun!
391. öyle Sözler Vardır ki Her şeyi Anlatan, öyle Anlar Vardır ki Her zaman Anımsanan, Aldığım Nefes Değil Seni Bana Hatırlatan, Yüreğimde Sen Her zaman Yaşayan, Yaşanan, Yaşanılan...
392. öyle güzeldin ki! Ama bir gün anladım yüzündeki güzelliğin ruhundan geldiğini. öyle güzeldin ki! Anladım seni güzel gören benim gözlerimdi.
393. öyle inançlı yaz ki onu, ne silmek mümkün olsun ne saklamak gün ışığından. ıyksalar bile yazdığın duvarı gene de okunsun boşlukta.Geçsin başlıklardan ellere.Ellerden duvarında bütün sokakların...
En yeni nickler , aşk msn nickleri , hit msn nickleri
394. öyle zor ki düşüncelerimi söyleyememek, öyle zor ki gece uyumadan hep seni düşünmek, öyle zor ki gözlerine bakıp ta seni seviyorum diyememek...
395. özgürlük uçsuz bucaksız bir ülke, sevgin ışık tutmazsa yolumu bulamam ki...Sevgi, uzansam dokunacak kadar yakın dostlarım olmazsa neye yarar ki.. Sen uyuşturucuya benzersin.İkinizde bağımlılık yaparsınız ama aranızdaki tek fark o damara girer sen ise benim kalbime girersin ve bir daha da çıkmazsın...
396. İki kişi birbirini severse; sevgi olur. Biri kaçar, diğeri kovalarsa: aşk olur. İkisi de sever lakin kavuşamazsa: efsane olur.
397. İki kııy gibiyiz.. Bizi aıyran deniz aslında tek bağımız.. Senin üstünden geçen bulut, benim yağmurum. İki kıııyyz hep, biraz uzak ama sonsuza dek bir arada..
398. İnsan Güzel Bulduğunu Değil; Sevdiğini Güzel Bulur.
399. İpek böceği örerde kozaıy ...İçine hapseder kendini bilir misin? Suçun yok bunda senin... Yokta bilmez misin, ipekler hep senin için..
400. İsteyişte sahip olamadığım her şeyin yerine seni koyduğum zaman anladım ki, ben her şeye sahipmişim çünkü sen her şeyden ve herkesten değerlisin!!!!
401. İçim o kadar senle doldu ki... İnsanlar seni gözbebeklerinde görürler diye bakmaya korkar oldum
402. İçimdeki kıvılcım yakarsa bir gün beni mezar taşına kazırlarsa ismimi ruhum teselli edemezse seni bu sözü okuyup ta hatırla beni..!
403. Şafak vakti yağan bir çiğ tanesi kadar Masum,gün batımında denizlerden esen rüzgar kadar Çılgın ve okyanusun derinlerindeki bir inci tanesi kadar özelsin.
404. Şimdi Yoksun... Seni Dilediğim Gibi Düşünebilirim Tutar Ellerini öpebilirim Uzun Uzun ..Kimseler Aıyplamaz Beni Yokluğunda Seni Sevdiğimi Anlayamazlar.. Bütün Işıkları Kaldırıp Attım Bir Kenara !!! Anlıyor musun?Gökyüzü Güneş Olsa ,Sensiz Karanlıktaıym...
405. Şimdi biz neyiz biliyor musun? Akıp giden zamana göz kırpan, birbirine uzanamayan yorgun ıyldızlar...
406. Ş imdi daha iyi anlıyorum ki, Nefes almak değilmiş, yaşamak. Ateşlerde yanmak gibi bir şey, Seni severken,sensiz olmak...
Güler yüzle söylenen bir yalanı bir anda yuttuğumuz halde acı gerçeği ancak damla damla yutarız.

» Sevmek saçak altına sığınan göçmen kuşun kar tanecikleri arasında uçuşan beyaz tüyünü görebilmektir

» Sil baştan yaşama şansım olsaydı eğer kusursuz olmaya çalışmaz rahat bırakırdım yüreğimi korkmazdım daha çok riske girip sana aşık olamaktan!!!



» Ne zaman çöller deniz denizler çöl olursa,güneş doğmayı unutup ay çimene düşerse,dağlarda nilüfer çamlarda gül biterse,işte o zaman seni unutup başkasını SEVERİM!

Aşk bir güle benzer çiçek kısmında aşkın sonsuzluğunu yaşarsın ,diken kısmında ise sonsuz acıları yaşarsın..

» İnsanlar her ne kadar sonbaharı ayrılık mevsimi kabul etmişlerse de, kaderde ayrılık varsa sonbaharı beklemez..

» Biz birbirimize dönmüş iki ayna gibiyiz. İçimizde binlerce olsada görüntümüz biz sadece birbirimizi görürüz..

» Seni bulmaktan çok aramak isterim seni sevmeden önce anlamak isterim, seni bir ömür boyu bitirmek değil sana hep yeniden başlamak isterim...

» Rüzgara hakim olamıyorsan yelkenlerini ona göre ayarla. ve unutma ki hayat karşılaştığın güçlüklerle değil gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir...

» Gözlerin gökte olsaydı, yıldızlarda senin yüzünde utandırırdı yıldızları yanaklarının parlaklığı Tıpkı gün ışığının kandili utandırdığı gibi...

» Hayatta üç şeyi sevdim; Seni, kalbimi, ümit etmeyi...Seni sevdim, sensin diye, Kalbimi sevdim, seni sevdi diye, Ümit etmeyi sevdim, belki seversin diye...

» Hayat ve yaşadıklarını bir okyanus gibi düşün...Çılgın ve deli dalgalara isteyerek girmezsin...Durgun sular kendini belli etmez ve ne zaman coşacağını sen bilemezsin.

En yeni nickler , aşk msn nickleri , hit msn nickleri

Kader Msn Nickleri-Alın Yazısı Msn Nickleri Kader Tüm Nickleri

Geride bıraktıqım onca saçmalık .

Şimdi hep bekledqim şeч huzur , 1 adım uzaqımda .

Sade , duru , katkısız , чalansız , чanlışsız , 1 bebek qibi .



Tükenmedi umudum .

Hissediчorum qüzel olacak herşeч ..


Zaman çabuk qeç ..

Çabuk qelsin en guzel zamaN










Senin virqüllerine meчdan okuчup , keskin bir nokta ile bitiriчorum haчatimda

“ sen ” le baslaчan tüm cümleleri








Sevmekten korktun ...
Bu haчatın чokmuчdu bizede bir şansı .
O vermiчorsa biz alamazmıчdık zorla .



Ben herşeчe katlanırdım herşeчi qöze alırdım uqruna ama ,

Sen hiç qüç vermedin bana . Hiç чanımda olmadın . Vazqeçen sendin .

Biz zaten bitmiştik ...







İsчαnım vαr bilirim feleqin tekerinden qeçtim ,

αчnı qüce αчnı чürek чetmiчor öqrendim .







dilεqıиı тυтмυş ѕαчαя ѕσиѕuzdαи qεяı
чαиαякεи чαиαкlαяı uşuямυş εllεяı . .









herseye__raqmen .._








sana sunduğum değerleri
karşılıkların içinde büyütmedim!!

















buqün yok ki.. yarın olsun..
düşünmee kaybolursun..









Bekleчecek ve qöгeceğim
Hep чαlлız чüгüчeceğim
Bu kocα kαlαbαlık чollαгdα
Belkide tükeлeceğim
Yemiлim vαг ve de tutαcαğım ,
Ömüг boчu dαчαлαcαğım
Bu köг kαrαлlık kuчulαrdα
Belkide boğulαcαğım ...











Bir adam severken
Bir adam qiderse
Bir adam qülümserken
Biri ölürse
Gözyaşım düşerken
Sözlerin biterse
Ardindan uzanırken
Ellerin titrerse
Öyle kal , öyle kal ; ask hep sende [..]














Umurumdα mı düичα
Kαlbiиi hissєdєrkєn ..









Düşün bєndєn bαşkα şαnsın mı vαг ?













İçi boş tadi чok biranda bile [ sen v ben ] ..
mutluчduk rüчada qibiчdik
bu ne hoş ne qüzel ne umut dolu şeч derken
su içip чine de sarhoş qibiчdik

herşeч чalan qerçek olan
unutmadim hiç bir zaman [ ! ]

Bu aci чok olan zamanda bile [ sen v ben ] ..
qerçeğe dönüşen düşler qibiчdik
kurulmadi hayat daha nice senelere
el ele ölüme qider qibiчdik

herşeч чalan qerçek olan
unutmadim hic bir zaman [ ! ]








Sαnα nє kαdαг lαfım vαгdı
Biçoğu чαгım kαldı .
Sєviчoгum onlαг hєp sєndєn
Gєгiчє kαlαnlαгdı [ .. ]







Bilinmєzlik içindє çözüm αгαчışlαrımlα kαчboldυm bu чollαгdα ..





Kader nickleri , kaderle ilgili sözler , msn nick







Üzülmem αrtıк чeter ! Demeк кi böчle kαder ,)

Obama'nın Sözlerini O yazıyor OBAMA Okuyor İşte Adam


Tarihi cümleler 27 yaşındaki bir genç tarafından kaleme alındı


ABD’nin yeni Başkanı Barack Obama’nın yemin töreninde yaptığı konuşmanın metnindeki tarihi cümleler 27 yaşındaki bir genç tarafından kaleme alındı.
Jon Favreau, kısa saçları ve çocuksu yüzüyle sıradan biri gibi görünse de, ABD’nin yeni Başkanının, Obama’nın deyimiyle "düşüncelerini okuyan adamı", yani metin yazarı.
Beyaz Saray’daki metin yazarları arasında en gençleri olan Favreau, bundan 4 yıl önce Demokrat başkan adayı John Kerry ile çalıştığı dönemde şans eseri keşfedildi.

Obama’nın konuşma metinlerini hazırlayabilmek için 2004’ten bu yana çok sıkı çalışan Favreau, 2003’de Holy Cross Üniversitesinden, diploma töreninde veda konuşması yapan okul birincisi olarak mezun oldu. Favreau’yu, iletişim uzmanı Robert Gibbs "mükemmel bir yazar" olarak Obama’ya tavsiye etti. Favreau, 2005’te Senatoda Barack Obama için çalışmaya başladı. Genç yazar, 2007’de de Obama’nın seçim kampanyasına baş yazar olarak katıldı.
Barack Obama’nın üst düzey danışmanı David Axelrod, Favreau için "Barack, kendi kelimeleri üzerinde otorite sahibi olunması bakımından herkese güvenmez, ancak ona güvenir" ifadesini kullanıyor.
The Guardian gazetesi, Obama’nın yemin töreninde yaptığı konuşma metninin hazırlanma sürecini şöyle tarif ediyor:
"Barack ilk toplantılarında Favreau’ya konuşma metniyle ilgili görüşlerini aktardı. Favreau da bu sırada bilgisayarında notlar aldı. Favreau daha sonra haftalarca araştırma yaptı. Favreau ve ekibi tarihçiler ve metin yazarlarıyla görüştü; eski yemin törenlerinde yapılan konuşmaları dinledi. Favreau, hazırlıklar tamamlandığında, Amerikan kahve dükkanları zinciri Starbucks’ın Washington’daki bir şubesinde kamp kurdu ve ilk metin taslağını hazırladı. Konuşma metni Obama ile Favreau arasında 4 ya da 5 kez mekik dokudu."
Bu arada, genç metin yazarının metinleri hazırlamak için her gittiği yere yanında Obama’nın "Dreams From My Father" adlı otobiyografisini de taşıdığı söyleniyor.



ÇİN, OBAMA’NIN KONUŞMASININ BAZI BÖLÜMLERİNİ SANSÜRLEDİ
Çin, ABD’nin yeni Başkanı Barack Obama’nın dün göreve başlama töreninde yaptığı konuşmanın bazı bölümlerini sansürledi.
Çin’in çok sayıdaki internet sitesinde yer alan ve televizyonlarda canlı olarak yayımlanan konuşmada, Obama’nın komünizmle ilgili sözleri kesilerek verildi.
Konuşmanın İngilizce metninin internette yayımlanmasına izin verilirken, Çince çevirilerde hassas bölümler çıkarıldı.
Obama’nın, "Önceki nesilleri sindiren komünizm ve faşizmi unutmak, sadece füze ve tankları lağvetmekle olmaz; güçlü ittifaklar ve kararlılık gerektirir" sözlerindeki "komünizm" sözcüğü çıkarıldı.
ABD Başkanının, dünya liderlerine hitaben, "hileyle, kanunsuz bir şekilde ve muhalefetin sessiz kalmasıyla iktidar koltuğuna yapışanlar tarihin yanlış tarafında olduğunu bilmeliler" şeklindeki sözleri de Çinli yetkililerin sansürüne takıldı.
Devlet kanalı Çin Merkezi Televizyonu (CCTV), Obama’nın konuşmasını anında çevirerek verirken, "komünizm" ile ilgili sözlerinin yer aldığı bölüme gelindiğinde çevirmenin sesinin daha az duyulduğu dikkati çekti. Bu sırada aniden stüdyoya bağlanılınca, hazırlıksız yakalanan sunucu, durumu konuğuna soru sorarak geçiştirdi.

Osman Hamdi Bey'in Romanı-Kitap Tanıtımı

Osman Hamdi Bey'in Romanı


Bu kitap, sadece Osman Hamdi’yi değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki kültür ve sanat politikalarını da anlamamızı sağlayan geniş bir perspektiften anlatıyor ünlü ressamın yaşamını.13 Ocak 2009 13:38


Asuman Kafaoğlu Büke'nin kitap kritiği

80’li ve 90’lı yıllarda Türkiye’de yayıncılığın en önemli eksiklerinden birinin az sayıda nitelikli biyografi yayımlanması olduğunu düşünürdüm. Kuşkusuz tek suçlu yayıncılar değildi, iyi araştırmacı yazarlar da biyografiye fazla ilgi göstermiyorlardı. İlk başlarda nehir söyleşi formunda, sanatçının kendini anlattığı yaşamöyküleri yayımlanmaya başladı; bunlar form olarak daha az araştırmayla ortaya çıkan türden yaşam öyküleriydi. Son yıllarda neyse ki, nitelikli ve her okura hitap edecek türden çeşitli biyografiler daha sık yayınlanır oldu. Bu hafta, resimlerini çok sevdiğim ve hayat hikâyesini merak ettiğim ama hakkında fazla bir şey bilmediğim, Osman Hamdi Bey’in biyografisi okudum. Kitabın başlığı ressamın en ünlü tablolarından ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ ile aynı adı taşıyor; altbaşlık olarak da ‘Osman Hamdi Bey’in Romanı’ denilmiş. Başlıktaki ‘roman’ sözcüğü ilk başlarda daha kurgusal bir metinle karşılaşacağım hissini vermişti fakat Emre Caner’in Kaplumbağa Terbiyecisi tam anlamıyla temiz yazılmış iyi bir biyografi, roman hiç değil.

Bazı yaşamöyküleri sadece anlatılan kişinin hayatını biraz daha yakından tanımaya yararlar. Bu kitap, sadece Osman Hamdi’yi değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki kültür ve sanat politikalarını da anlamamızı sağlayan geniş bir perspektiften anlatıyor ünlü ressamın yaşamını.

Osman Hamdi’nin hayat hikâyesi birçok açıdan çok önemli, çünkü hayatı hep sanat-kültür-politikanın merkezinde geçmiş. Babası İbrahim Edhem Paşa, Abdülmecit, Abdülaziz, V. Murat ve Abdülhamit dönemlerinde çeşitli bakanlık, sefirlik ve hatta sadrazamlık yapmış olduğu için, Osman Hamdi hem ev içinde, hem de kendi devlet görevlerinde hep olayların tam göbeğinde bulunmuş. Onun hayat öyküsünü okurken, Osmanlı’nın son dönemi hakkında ve 19. yüzyıl Avrupa’sında şekillenen sömürgeci politikalar hakkında net fikirler ediniyor okur.

Kaplumbağa Terbiyecisi altı bölümden oluşuyor. Kitap, Osman Hamdi’nin 1860 yılında on sekiz yaşında Paris’e ilk gidişiyle başlıyor. Paris’in heykelleri, binaları ve elbette müzeleri onu adeta büyülüyor. Fakat ilk büyülenmesi Paris’te olmuyor, çok daha önce, on bir yaşındayken babası eve bir gün Fransız bir ressamla geliyor ve ona aile portreleri yaptırıyor.

Ressamın karşısında uzunca süre poz veren çocuk Osman Hamdi, merakla bekliyor ve sonra babasının elindeki resmi ilk kez gördüğü anı ömrü boyunca unutamıyor. “Resim karşısında kendini bulmuş, büyülenmişti” diye dile getiriyor yazar o anı.

Hukuk eğitimi için gittiği Paris’te kısa zamanda Ecole des Beaux-Arts onu kendine çekiyor. Aslında gerçekten de büyülenilmeyecek gibi değil o yılların Paris’i. Manet, Degas, Renoir, Cezanne gibi genç ressamlar sadece Fransız resmine değil, sanat tarihine yeni bir soluk getirmişlerdi. Bugün artık başyapıt sayılan “Kırda Kahvaltı” gibi tabloları henüz yirmi bir yaşında bir delikanlı olarak görmüştü Osman Hamdi, heyecanlanmaması mümkün değildi. Ayrıca Jean Leon Gerome’un öğrencisi olabilmesi de inanılmaz bir mucizeydi. Oryantalist ressam, dünya görüşünün açıklığı ve iyi hocalığı ile ün yapmıştı zaten. Hocasıyla hep iyi ilişkileri oldu Osman Hamdi’nin, yıllar sonra Gerome İstanbul’a geldiğinde de görüşüp hasret giderdiler.

Birçok ilk bir arada
Emre Caner, Osman Hamdi’nin hayat hikâyesini merkeze koymuş kitabında fakat kitap başka yanlarıyla da büyük bir zevk veriyor. Paris’te birlikte okuduğu dostu Ahmed Ali, sonraları sevimli kişiliği sayesinde Şeker Ahmed Paşa adını alan ressamdan başkası değil. Bağdat’ta görev yaparken tanıştığı Ahmed adlı genç gazeteci yazar ise, Osmanlıca ilk romanlardan birini yazan Ahmed Mithad’ın ta kendisi. Bağdat’ta ünlü reformist Mithad Paşa’nın yanında görev yapıyor ve onun fikirlerinden ve fikirlerini korkusuzca savunmasından çok etkileniyor. Kitaba bu açıdan baktığımızda, Osmanlı’da ilk romanın yazılışı, ilk resim sergisinin açılışı, ilk reformlar, ilk müze gibi çok fazla ilkin yer aldığını da görüyoruz. Bunları aslında sayıları çok fazla olmayan bu kültür adamları başarıyorlar. Bunca çabalarına rağmen yine de Batı’nın çok gerisinde kaldıklarının farkındalar aynı zamanda.

Osman Hamdi’nin bir döneme imza attığını bilsek de, onun ne kadar etkileyici bir karakter olduğunu Emre Caner bu kitapta inandırıcı kılıyor. İnatçı kişiliği sayesinde, olayların üstüne gitmekten geri durmuyor; yılmadan kendi arzuları doğrultusunda hayatını ve çevresini kuruyor. Her şeyden önce “yozlaşmış adetlerimiz” dediği görücü usulü evliliğe karşı çıkıyor ve Fransa’da tanıştığı ve sevdiği genç kızla kimsenin karşı çıkmasına fırsat vermeyecek şekilde evleniyor. Daha sonraları ikinci evliliğini de geleneklere aldırmadan yapıyor. Hukuk fakültesini bırakıp resim atölyelerine gitmesi de yine benzer bir cesaret örneği. İstanbul’a döndükten sonra Osmanlı’nın sanat politikalarını modası geçmiş ve geri kalmış bularak bunları değiştirmeye çabalıyor. Şimdi bile mucize gibi gelen, yedi ay gibi kısa bir sürede Sanayi-i Nefise’nin inşaatını tamamlatıyor ve okulu açıyor. Bunların hepsini başarmasında inatçı karakterinin rol oynadığı kuşku götürmüyor ama bunun yanı sıra, insanları yönetmeyi ve tanıştığı insanlardaki yetenekleri keşfetmeyi de bilen sezgilere sahip.

Kaplumbağa Terbiyecisi‘nin en hoş yanı, kitabın çok sade bir dilde yazılmış olması. Özellikle de Osman Hamdi’nin babasıyla mektuplaşmalarından bölümler benim çok hoşuma gitti. Kitapta ayrıca ne bir dipnot ne de fazladan verilen detay bilgiler var. Bu nedenle kitap, bir biyografide ender bulunacak bir sürükleyiciliğe sahip. Fakat yine tam bu nedenden dolayı biraz da kuşku uyandırıyor belki. Her şeyden önce mektupların gerçekliği konusu netlik kazanmıyor. Kitabın arkasındaki teşekkür notunda Arkeoloji Müzeleri Kütüphanesi’nden yararlanıldığı anlaşılıyor fakat bu mektuplar nasıl ve kim tarafından çevrildi söylenmiyor. Kitabın içinde değilse de sona eklenecek küçük bir kaynakçada özgün metinler ve mektuplar belirtilebilirdi.

Bu tür kitaplar çoğaldıkça hiç kuşkusuz sanata ilgi de artacaktır. Bu kitabı okuyup da Pera Müzesine Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunu görmeden durabilecek insan yoktur. Ben özellikle mimar Alexander Vallaury’nin Arkeoloji müzesine yeni bir ziyaret yapma isteği duydum. Geçen yaz bahçesinde konser dinlediğim bu muhteşem müzenin yapılış öyküsü kitabın en etkileyici bölümlerinden biri.

Osman Hamdi’nın bu kitapta öne çıkan bir yanı da, Batı sömürgeciliğinin, Orta Doğu ve tüm dünyada, kültürel mirasları talan ederek başladığını ilk gören insanlardan biri olması. Osmanlı İmparatorluğu Osman Hamdi sayesinde, Batı’nın tarihi eserleri kaçırmasına engel koyan ilk devletlerden biri oluyor. O güne kadar Osmanlı topraklarından kaçırılanlar Almanya, Fransa ve İngiltere’de müzeleri doldurmaya yetiyor fakat talanın sürmesine izin vermeyen kişi olarak Osman Hamdi sadece Türkiye için değil, tüm tarihi talan edilen ülkeler için çok önemli bir örnek oluşturuyor. Kaplumbağa Terbiyecisi’ni özellikle sanata meraklı gençlerin büyük bir zevkle okuyacaklarını sanıyorum.

(Radikal)

Pipes Output

Blog Archive

etiket bulutu

Widget edited by Davut Erarslan