revizyon ile organize matbaacılık brnckvvtmllttrhaberi

Biyografiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biyografiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Teyfik Göksu Kimdir ?

Teyfik Göksu hakkında bilgi
M . Teyfik Göksu1, mühendis ve sosyolog Esenler ilçesi Belediye Başkanı. 1966 Gölbaşı Esenler İstanbul'un ilçelerinden biri. İlçe kuzeyde Gaziosmanpaşa, güneyde Güngören, Güneydoğuda Zeytinburnu, batıda Bağcılar ilçeleriyle komşudur. Esenler, Atışalanı, Habipler olmak üzere; 4.9270 hektar alana yayılmış ilçe, 17 mahalleden oluşmaktadır. Başakşehir 4. Etap'ın da ilçeye katılmasıyla Esenler'in yüzölçümü toplam 5.227 hektara, mahalle sayısı da 18'e çıkmıştır.

...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Adıyaman doğumlu olan M. Teyfik Göksu, ilköğrenimini Gölbaşı'nda, ortaöğrenimini 1980-1985 yılları arasında Adıyaman Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat kısmı ile Güneydoğu Anadolu bölgesinin Orta Fırat bölgesi arasında yer alan il. Diyarbakır, Urfa, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Malatya illeri ile çevrilidir. 37o25' ve 38o10' kuzey enlemleri ile 37o25' ve 39o15' doğu boylamları arasında yer almaktadır. Adıyaman eski medeniyetlerin yatağı olan bir yerde kurulmuştur. Önceleri Malatya’ya bağlı bir ilçe iken, 1954 senesinde Malatya’nın iki idari bölüme ayrılmasıyla il olmuştur. Trafik kodu 02’dir.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.İstanbul Gaziosmanpaşa İmam Hatip Lisesi'nde tamamladı. İstanbul, Marmara Bölgesi'nde il ve Türkiye'nin en büyük kenti. Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34. sırada yer alır. Türkiye'nin kültür ve finans merkezidir. İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç'i de çevreleyecek şekilde Türkiye'nin kuzeybatısında kurulmuştur.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Yıldız Teknik Üniversitesi Harita Mühendisliği Bölümü'nden 1990 yılında mezun oldu. 1991-1994 yılları arasında
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Çaışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı.

Akademik çalışmalarını sosyoloji alanında yoğunlaştıran M. Teyfik Göksu, Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde başladığı doktora çalışmalarını Siyaset Sosyolojisi üzerine devam ettirdi.

Her zaman aktif siyasetin içerisinde bulunan M. Teyfik Göksu, Refah ve Fazilet Partilerinde İstanbul İl Başkan Yardımcıığı görevlerinde bulundu. Siyasi çalışmalarının yanısıra, sivil toplum kuruluşlarıyla yakın temasını sürekli devam ettiren Göksu, Milli Gençlik Vakfı İstanbul İl Kuruculuğu ve Marmara Bölge Başkanlığı yaptı.

Farklı sivil toplum kuruluşlarıyla irtibatını sürdüren Göksu'nun Araştırmacılar Derneği, Teknik Elemanlar Derneği,
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.ASKON ve Adıyamanlılar Vakfı üyelikleri halen devam etmektedir. Göksu, hazırladığı bir çok siyasal propaganda konseptinin yanısıra sivil toplum iletişim danışmanlığı, yerel yönetim iletişim danışmanlığı ve 1992-2000 yılları arasında da Bağcılar Belediyesi'nde Başkan Danışmanlığı yaptı. Ayr›ca Türkiye'nin önde gelen araştırma şirketinde çalışmalarda bulundu.

İngilizce ve Arapça bilen M. Teyfik Göksu evli ve üç çocuk babasıdır.ASKON Anadolu Aslanları İşadamları Derneği'nin kısaltması.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

17 Nisan 2009 Cuma | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Biyografiler : Arthur Cecil Pigou

Arthur Cecil Pigou hayatı
Arthur Cecil Pigou, İngiliz iktisatçısı. 1902'de Cambridge Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. İktisatta "Cambridge Okulu" nun ileri gelenlerindendir. Bilimsel çalışmalarında Marshall teorisini geliştirmeye çalışmıştır. Genel bir değer teorisi üzerinde çalışmakla beraber marjinal fayda teorisini çeşitli ekonomik konulara başarı ile uygulamış, diğer taraftan Klasik Okul'un serbest ticaret ilkelerinin savunucusu olmuştur. Ekonomi tarihine "Pigou Etkisi" olarak geçen kavram, Pigou'nun istihdam hakkındaki açıklamasıdır. Pigou burada istihdam hacmi ile ücret değişimleri arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Buna göre gelir seviyesi ve ücret ödemelerine ayrılan kısmın gelire oranı aynı kalır, ücret seviyesi düşerse ülkede istihdam seviyesi artar. Pigou, 1912 yılında yayımladığı Servet ve Refah adlı eserini 1920'de genişleterek Refah Ekonomisi adıyla çıkarmıştır. 1933'te İstihdam Teorisi'ni, 1935'te Statik Ekonomi Tahlilleri'ni yayınlamıştır. 1940'ta ise İstihdam ve İstikrar Arasındaki İlişkiler adlı kitabını yazmış, bunun ardından da Tam İstihdamdan Sapmalar konulu araştırmalarını bir kitapta toplamıştır.

27 Mart 2009 Cuma | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Biyografiler : Gülşehri

Gülşehri hakkında bilgi
Gülşehri on üçüncü yüzyıl sonlarıyla 14. yüzyıl başlarında Kırşehir’de yaşamış bir şeyh ve şair. Asıl adının Ahmed olduğu sanılmaktadır. Yunus Emre gibi, Anadolu tekke edebiyatının önde gelen isimlerindendir. İslam ilmini ve İran edebiyatını bilen bir sofidir. Özenilmiş bir üslupla yazan ve öğretici olmaktan çok lirik nitelikler gösteren bu şair, sanat değeri bakımından çağının önde gelenlerindendir. Tasavvufi konuları usta bir ifadeyle yazmıştır. Dili sade ve güzel, vezni kullanışı iy
Gülşehri on üçüncü yüzyıl sonlarıyla 14. yüzyıl başlarında Kırşehir’de yaşamış bir şeyh ve şair. Asıl adının Ahmed olduğu sanılmaktadır.

Yunus Emre gibi, Anadolu tekke edebiyatının önde gelen isimlerindendir. İslam ilmini ve İran edebiyatını bilen bir sofidir. Özenilmiş bir üslupla yazan ve öğretici olmaktan çok lirik nitelikler gösteren bu şair, sanat değeri bakımından çağının önde gelenlerindendir. Tasavvufi konuları usta bir ifadeyle yazmıştır. Dili sade ve güzel, vezni kullanışı iyidir.

Gülşehri, bir sofi şair olmakla beraber, eserlerinde sanatının yüksek heyecanını duymuş görünür. Bir meslek propagandası yapmaktan ziyade, bir sanat eseri yazmak ve geleceğe bir sanat eseri bırakmak ve Türkçeyi işleyip geliştirmek düşüncesiyle çalışmıştır.

Gülşehri’nin Şeyhi olan Ahi Evren’in menkibeleri hakkında yazdığı bir mesnevisi ve bazı şiirleri var ise de asıl değerli eseri büyük veli Feridüddin-i Attar’dan çevirdiği Mantıku’t-Tayr’ı, diğer adı ile Gülşenname adlı mesnevisidir.

Gülşehri, bu eserini en çok Mevlana’dan ve başka kaynaklardan aldığı kıssalarla, görüp işittiklerini de katarak, birçok sohbetlerle zenginleştirip yeniden yazmış gibidir.

Gülşehri, Feridüddin-i Attar’dan başka, başta Mevlana Celaleddin-i Rumi olmak üzere, Hakim Senai, Sadi-i Şirazi, Genceli Nizami ve Sultan Veled’in tesiri altında kalmıştır. Hayatı hakkında, devrine ait kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. Mantıku’t-Tayr adlı eserinden başka Farsça Felekname ile Aruz risalesi vardır. Ayrıca kendisinin bahsettiği Kuduri Tercümesi henüz ele geçmemiştir.

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

Biyografiler : Adnan Menderes

Adnan Menderes hakkında bilgi
Adnan Menderes 1899 yılında Aydın'da doğdu. Babası İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadeler'den Tevfika Hanım'dır. Anne ve babasını küçük yaşta kaybetti. Onu anneannesi büyüttü. Tahsil hayatına İzmir İttihat ve Terakki Mektebi'nde başlayan Adnan Menderes, Kızılçulu Amerikan Koleji'nde okurken misyonerlerle başı derde girdiği için çeşitli mercilere müracaat etti. Müracaat ettiği makamların birinin başında Celal Bayar vardı.

Menderes'in yurda dönüşü Londra Anlaşması için Başbakan Adnan Menderes ve refakatındakileri götüren THY'nın "Sev" uçağı Londra Gatick havaalanı civarında düştü. 5 mürettebat ve 9 yolcu öldü. Kazada, Başbakan Menderes hafif yaralarla kurtuldu - 1959Adnan Menderes ( 1899- 1961) politikacı ve eski başbakan ( 1950� 1960).

1899 yılında Aydın�da doğdu. Babası İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadeler'den Tevfika Hanım�dır. Anne ve babasını küçük yaşta kaybetti.Onu anneannesi büyüttü. Tahsil hayatına İzmir İttihat ve Terakki Mektebi�nde başlayan Adnan Menderes, Kızılçulu Amerikan Koleji'nde okurken misyonerlerle başı derde girdiği için çeşitli mercilere müracaat etti. Müracaat ettiği makamların birinin başında Celal Bayar vardı. Bayar'la böyle tanışmış oldu.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitiren Adnan Menderes Birinci Dünya Savaşı sırasında yedeksubay olarak askerliğini yaptı. Aydın�da bazı arkadaşlarıyla birlikte Ayyıldız Çetesi'ni kurdu. Daha sonra Söke'de Piyade Alay Yaveri olarak savaşa katıldı. Savaştan sonra İstiklal Madalyası aldı.

Ali Fethi Okyar tarafından 1930 senesinde kurulan ancak kısa sürede kapatılan Serbest Fırka'nın Aydın teşkilatını kurarak başkanı oldu. Bu parti kapatılınca Cumhuriyet Halk Partisi'ne girdi ve 1931 yılında bu partiden Aydın milletvekili seçildi.

1945 senesine kadar TBMM'de komisyon raportörlüğü yapan Adnan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümeti'nin getirdiği Toprak Kanunu tasarısını şiddetle tenkit ederek komisyondan istifa etti.Partide yaptıkları muhalefetten dolayı bir süre sonra Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte CHP Disiplin Kurulu tarafından 12 Haziran 1945�te ihraç edildiler.

Celal Bayar da hem partiden hem de milletvekilliğinden istifa etti. Bu hareketler Demokrat Parti'nin 7 Ocak 1946'da kurulmasına sebep oldu. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti'den Kütahya milletvekili olarak meclisi girdi. Celal Bayar�dan sonra ikinci adam durumuna geldi. 14 mayıs 1950 seçimlerinde DP oyların 53,5�ini alarak iktidar oldu. On senelik DP iktidarının tek başbakanı oldu ve o döneme damgasını vurdu. İktidarı zamanında 5 hükümet kurdu. Bu on senelik zaman içinde Türkiye'nin iç ve dış siyasetinde büyük gelişmeler oldu.Sanayileşme ve şehirleşme hamlesi başladı, köye makine girdi, ulaşım, enerji, eğitim, sağlık, sigorta ve bankacılık yeniden başladı. Türkiye kalkınma kavramıyla tanıştı.

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbeyle iktidardan indirildi. Yassıada'ya hapsedildi. Milli birlik komitesi tarafından kurulan Yüksek Adalet Divanı'nca idama mahkum edildi. Yassıada tutuklu bulunduğu sırada çeşitli işkencelere maruz kaldı. 17 Eylül 1961 tahinde İmralı Ada'da idam edildi. Ölümünden yıllar sonra 17 Eylül 1990 tarihinde mezarı İstanbul'da yaptırılan anıt mezara nakledildi.

Aydın'da bir üniversite ve Aydın uluslararası havalimanına adı verildi.

26 Mart 2009 Perşembe | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Biyografiler : Doğum Günleri - Sabiha Gökçen'in Doğum Günü

Çocukluğu ve Atatürk ile tanışması
Bursa Vilayet Başkatibi Hafız Mustafa İzzet Bey ile Hayriye Hanım’ın kızları Sabiha, 22 Mart 1913’te Bursa’da dünyaya geldi. Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden ve ağabeyi tarafından büyütülen Sabiha, 1925’te henüz 12 yaşındayken Bursa ziyareti sırasında evlerinin yakınındaki Hünkar Köşkü’nde konaklayan dönemin cumhurbaşkanı Atatürk’e ulaşmayı ve okumak istediğini iletmeyi başarmıştı.


Atatürk tarafından evlat edinilmesi
Atatürk, ağabeyinden izin alarak kendisini evlat edindi ve Ankara’ya götürdü.

Sabiha, Çankaya İlkokulu, Arnavutköy Kız Koleji ve Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde eğitim gördü. Rahatsızlığı nedeniyle öğrenimini yarıda kesip Heybeliada ve Viyana’da tedavi gördü.

Bir süre Fransızcasını ilerletmek amacıyla Paris’te bulundu.

1934’te Soyadı Kanunun çıkmasından sonra Atatürk kendisine Gökçen soyadını verdi. Bu soyadı verildiğinde henüz havacılıkla ilgisi yoktu.[1]


Havacılık ile tanışması
Sabiha Gökçen, 1935'de Türkkuşu’nun açılış töreninde yapılan planör gösterilerinden etkilenerek havacılığa ilgi duydu. Atatürk’ün de destek vermesi ile 1935'te Türk Hava Kurumu'nun Türk Kuşu Sivil Havacılık Okulu'na girdi, Ankara'da yüksek planörcülük brövelerini aldı.

Gökçen, yedi erkek öğrenciyle birlikte Kırım'a gönderilerek altı aylık yüksek planörcülük eğitimini Koktebel Yüksek Planör Okulu'nda tamamladı. Moskova'ya motorlu uçak okuluna gitmeyi planlıyordu. Ancak manevi kız kardeşi Zehra'nın ölüm haberini alınca bu düşünceden vazgeçerek ülkesine döndü.

Bir süre dünyaya küsen Sabiha, Atatürk'ün ısrarları ile yeniden çalışmalara başladı. Eskişehir Havacılık Okulu’nda Sami Uçan ve Muhittin Bey’den özel uçuş eğitimi aldı. 25 Şubat 1936’da ilk defa motorlu uçak ile uçmaya başladı.


"Dünyanın ilk kadın savaş pilotu" unvanını alması

Sabiha Gökçen, Mustafa Kemal Atatürk ileGökçen'in, uçuş eğitimde gösterdiği başarılardan dolayı, Atatürk kendisine şunları söyledi:

“Beni çok mutlu ettin… Şimdi artık senin için planladığım şeyi açıklayabilirim… Belki de dünyada ilk askerî kadın pilot olacaksın… Bir Türk kızının dünyadaki ilk askerî kadın pilot olması ne iftihar edici bir olaydır, tahmin edersin değil mi? Şimdi derhal harekete geçerek seni Eskişehir’deki Tayyare Mektebi’ne göndereceğim. Orada özel bir eğitim göreceksin ”[1]
O yıllarda kızlar askerî okullara alınmadığı için özel bir üniforma giydirilerek Eskişehir Uçuş Okulu’nda, 1936-1937 döneminde 11 ay boyunca özel eğitim aldı. Bu eğitim sonrasında kendisine ilkokul öğretmeni Nüveyre Uyguç eşlik etti. Gökçen, brövesini aldıktan sonra Eskişehir’deki 1. Hava Alayı’nda 6 ay görev yaptı, bu sırada Trakya ve Ege manevralarına katıldı.

1937 yılında Tunceli Harekatı'na katılan Gökçen, bu harekattaki rolü ile dünyanın ilk kadın savaş pilotu oldu. Tunceli dönüşü, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın da katıldığı bir törenle kendisine Türk Hava Kurumu Murassa (İftihar) Madalyası verildi. 30 Ağustos 1937'de askerî uçuş brövesi aldı.


Hatay Sorunu ile ilgili çıkışı
Daha çok bilgi için: Hatay Sorunu
1937'de Fransa'nın, Hatay'ı Suriye'ye devretmeye hazırlandığı yolundaki haberler, Ankara'da sert tepkiyle karşılandı. Mustafa belgeselinde Can Dündar'ın iddia ettiğine göre, Atatürk'ün emriyle Üniformasını giyen Sabiha Gökçen Fransız elçisinin önünde havaya üç el ateş etti ve "Hatay'ın vatana katılması için gerekirse silahlanırız" dedi. Olay sonunda yine Atatürk'ün emriyle tutuklanan ve mahkemeye çıkan ve yasa gereği bir gün hapis yatan Sabiha Gökçen'in çıkışı sayesinde Atatürkün planı tutmuş ve Fransızlara gözdağı verilmiş, kararlılık gösterilmiştir.[3]


Balkan Turu
Ana madde: Balkan Turu
1938'de uçağıyla 5 gün süren Balkan Turu yapan Gökçen’in ünü bu turla dünyaya yayıldı. Ankara'da bulunan Balkan Paktı heyeti üyelerinin Sabiha Gökçen ile tanıştıktan sonra kendisine uçakla başkentlerine gelmeyi önermeleri üzerine bu tur fikri doğmuştu. Gökçen, Atatürk'ün arzusu üzerine bu turu yanına bir makinist dahi almadan, tek başına gerçekleştirdi.

Vultee tipi bir uçakla İstanbul'dan havalandıktan sonra Atina'ya ardından Sofya ve Belgrad'a gitti. Kendisine Yugoslav Genel Kurmay Başkanı tarafından "Beyaz Kartal" nişanı verildi. İstek üzerine Bükreş'te bir gösteri uçuşu yapktıktan sonra 6. gün olan 22 Haziran'da İstanbul'a döndü. Bu Balkan turu, basının büyük ilgisini uyandırmış, her yerde göklerin kızı olarak anılmasına neden olmuştur.


Atatürk'ün ölümünden sonraki dönem
Manevi babası Atatürk öldükten sonra hayatını yeniden düzene sokan Gökçen, kadınların orduda görev yapmasına ilişkin yasa çıkmadığı için ordudan ayrıldı ve Türkkuşu Uçuş Okulu'na başöğretmen tayin edildi. 1955'e kadar bu görevini başarıyla sürdürdü. Türk Hava Kurumu yönetim kurulu üyesi oldu. Hayatı boyunca toplam 22 değişik hafif bombardıman ve akrobatik uçakla uçmuştu.

Gökçen, 1940 yılında Hava Okulu’nda askerî coğrafya ve topoğrafya öğretmeni Üsteğmen Kemal Esiner ile evlenmiş ve eşine kendi soyadını vermiş; ancak üç yıl sonra, 12 Ocak 1943’de eşini kaybetmiştir.


Son uçuşu
1953 ve 1959'da davet edildiği ABD'ye Türk toplumu ve Türk kadınını tanıtmak amacıyla giden Gökçen için büyük bir Amerika turu düzenlenmiştir. Son uçuşunu 1996'da 83 yaşında iken Fransız pilot Daniel Acton eşliğinde Falcon 2000 uçağıyla yapmıştır.


"Dünya tarihine adını yazdıran 20 havacı" arasına katılışı
1996'da havacılık kariyerinin en büyük ödülünü almıştır. Amerikan Hava Kurmay Koleji'nin mezuniyet töreni için düzenlenen Kartallar Toplantısının onur konuğu olarak katıldığı Maxwell Hava Üssü'ndeki törende "dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri" seçildi. Bu ödüle layık görülen ilk ve tek kadın havacı oldu.


Ölümü
Sabiha Gökçen 2001 yılında, tam doğum gününde (22 Mart) Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde öldü. Öldüğünde 88 yaşında idi.

Ölümünden 2 yıl önce Hukukun Egemenliği Derneği tarafından onuruna verilen törende kendisine, adına bestelenmiş bir eser dinletildi. Sabiha Gökçen'in temsil ettiği değerleri son derece yalın ve çarpıcı bir biçimde anlatan bu eser klasik rock opera tarzındadır.


Aldığı ödül ve madalyalar
THK'nun bir numaralı Övünç (Murassa) Madalyası ve beratı,
Yugoslav Ordusunun en büyük nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı ve ordu brövesi,
Romanya Ordusu Havacılık Brövesi,
Trakya ve Ege Manevraları'ndan dolayı verilen hatıra madalyalar,
Türk kadınının seçme ve seçilme hakkı kazanmasının 50. yılında TBMM'deki törende verilen mesleklerinde öncü kadınlar plaketi,
Selçuk Üniversitesi'nin fahri doktorluk payesi,
THK tarafından 1989'da verilen altın madalya,
1991'de Uluslararası Havacılık Federasyonu'nun havacılığın bütün dallarında üstün başarı gösteren havacılara verdiği FAI altın madalyası,
1996'da ABD'nin Maxwell Hava Üssü'ndeki törende "dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri" ünvanı,
Ordu, çeşitli dernek ve kuruluşların verdiği 28 adet plaket.[4]

Ermeni asıllı olduğu iddiaları
Son yıllarda Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı olduğu iddiaları ortaya atılmıştır.[5][6] 2004 yılında Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Gazalyan, Gökçen'in kendisinin teyzesi olduğunu ve asıl adının Hatun Sebilciyan olduğunu iddia etti. Gazalyan'a göre Hatun, kızkardeşi Diruhi ile birlikte Şanlıurfa'nın Saylakkaya (Cibin) köyündeki yetimhaneye verilmiş, 5-6 yaşlarında iken Atatürk tarafından evlat edinilmişti.[6]

Sabiha Gökçen, THK tarafından yayınlanan anılarında Edirne Deftardarı olan babası Hafız İzzet Bey'in 'Jön Türk' olduğu gerekçesiyle Bursa'ya sürüldüğünü anlatır. Ağabeyi Neşet'in Atatürk'ün koruması olduğunu, 1925'de (12 yaşındayken) Atatürk'le tanıştığını ve evlat edinildiğini söyler.[7] "Sabiha Gökçen Türk Kızı, Gök Kızı, Atatürk Kızı" adlı belgeseli hazırlayan yapımcı Gülşah Çeliker, "Sabiha Gökçen evlat edinildiğinde gerçekten 5-6 yaşlarında olsaydı, ilk uçuşunu yaptığında (1935'te) 15 yaşında olması gerekirdi." dedi. Oysaki Sabiha Gökçen ilk uçuşunu 22 yaşında yaptı.[7]

Sabiha Gökçen'in üvey kızkardeşi Ülkü Adatepe, Gökçen'in akrabası olan eşi Öke Adatepe ve Gökçen'i yakından tanıyan gazeteci yazar Orhan Karaveli ile birlikte düzenlediği basın toplantısında iddiaları yalanladı.[7] THK'dan yapılan yazılı bir açıklamada bu iddiaların Sabiha Gökçen hayatta iken yapılmayışı ve kendisine cevap hakkı tanınmayışı eleştirildi ve bu durumun planlandığı ileri sürüldü.[7]

Sabiha Gökçen, 30 Ağustos 1937 tarihinde Eskişehir Tayyare Mektebi'nden mezun olurken yaptığı konuşmada duygularını şu şekilde dile getirmiştir:[1]

“ ...Ne mutlu bana ki, bu şeref beratını, milletimin ve vatanımın en büyük şerefe ulaştığı bu kutsal 30 Ağustos gününde almış bulunuyorum. ”



Dipnotlar
^ a b c d HvKK resmi sitesi
^ CNN Türk (22 Mart 2006)
^ "Atatürk'ün müthiş planı!" eKolay.net. Erişim: 16 Kasım 2008
^ "Sabiha Gökçen Belgeseli" Köprüler.org, 2003. Erişim: 16 Kasım 2008
^ "Sabiha Gökçen günahı" Perihan Mağden, Radikal Gazetesi, 11.10.2007. Erişim: 16 Kasım 2008
^ a b "Sabiha Gökçen mi Hatun Sebilciyan mı?" Hürriyet Gazetesi Arşivi. Erişim: 16 Kasım 2008
^ a b c d "Ermeni iddiasını, ilk uçuş tarihi çürüttü" Milliyet.com. Erişim: 16 Kasım 2008

Kaynakça
Biyografi.net
Sabiha Gökçen Belgeseli
HvKK Resmi Sitesi

22 Mart 2009 Pazar | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Biyografiler : Hüseyin Avni Aker

Hüseyin Avni Aker hakkında bilgi
Hüseyin Avni Aker 1889 yılında Trabzon'un Vakfıkebir ilçesinin Çavuşlu Köyü'nde dünyaya geldi. İlk, orta tahsilini Trabzon'da yaptı ve Trabzon mahalli mektebinden mezun oldu.

İstiklal Savaşı'na katılarak cephede düşmana karşı savaştı. 1925 yılına kadar Akçaabat, Sürmene ve Trabzon'da ilkokul öğretmenliği yaptı. 1926 yılında ünlü spor adamı Selim Sırrı Tarcan tarafından İstanbul'da açılan Beden Eğitimi Kursuna katıldı ve buradan diploma aldı. Trabzon tarihinin ilk beden eğitimi öğretmeni olarak tarihe geçen H. Avni Aker, Trabzon Lisesi Muallim Mektebi ve Ticaret Lisesine atandı. Buralardaki başarılı hizmetlerinden sonra Beden Terbiyesi Bölge Asbaşkanlığı (şimdiki Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü) görevini üstlenerek Trabzon sporunun en üst makamına yükselen değerli spor adamı, yaşama veda ettiği 1944 yılına kadar bu görevini sürdürdü.

Hüseyin Avni Aker görevde bulunduğu yıllar içinde Trabzon'a bir stat kazandırmak ve bugün stadın bulunduğu araziyi bu amaçla istimlak etmek için çok uğraştı. Onun müthiş çabası daha sonra adının verildiği stadı Trabzon futboluna kazandırdı.

Hüseyin Avni Aker'in arkadaşı olan ünlü Beden Eğitimi Öğretmeni ve antrenör Hayri Gür stada Avni Aker adının verilme öyküsünü şöyle anlatıyor: “1940'lı yıllarda Hüseyin Avni Aker'le aynı okulda beraber çalıştık. Kendisi hem lisede öğretmendi hem de Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü'nde vali nezdinde asbaşkanlık görevini yürütüyordu. 1972-77 yılları arasında Trabzon'da Beden Terbiyesi'nde 5 yıl bölge müdürü olarak çalıştım. Bu sırada stad inşaatı tamamen bitmiş ve isim aranıyordu. Zamanın valisi Adil Ciğeroğlu başkanlığında bir genel kurul oluşturuldu. Bu genel kurul da ben de vardım ve Hüseyin Avni Aker ismini ben teklif ettim. Çünkü bu stada en çok onun emeği geçmişti. Sanat Okulu ile Yeni Mahalle arası o zamanlar uçurumdu ve bu uçurumu at arabaları ile toprak taşıyarak doldurduk. Toprağı zemine serdikten sonra çimleri ekmeye başladık. Daha sonra ise altmış kişilik kapalı tribün ile açık tribün yaptık. O zamanın parasıyla tüm bunlar 40 bin liraya mal olmuştu. Tüm bunları vali Ciğeroğlu'na anlatınca o da bana hak verdi ve stada Avni Aker'in isminin verilmesini istedi. O zamanlar buna tek karşı çıkan rahmetli Ziya Nemli olmuştu. Nemli, stada İdmanocağı'nın eski kaptanı Rıza Kuğu'nun adının verilmesini istiyordu.”

18 Mart 2009 Çarşamba | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Biyografiler : Osmanlı - Sadrazamlar

Sadrazamlar hakkında bilgi
Osmanlı Devleti sadrazamları ve başbakanlarına ait detaylı liste.
SadrazamlarSadrazam Göreve geliş tarihi Ayrılış tarihi
Köprülü Mehmed Paşa 1656 Ekim 31 1661


Ahmed KöprülüFazıl Ahmed Köprülü (1635 � Ekim 19, 1676) Ekim 31, 1661 Ekim 19
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa (1634/1635 � Aralık 25, 1683) Ekim 19 , 1676 Aralık 25, 1683
Nişancı İsmail Paşa Şubat 23 , 1688 Mayıs 2 , 1688
Mustafa Paşa Mayıs 30 , 1688 Kasım 7, 1689
Köprülü Fazil Mustafa Paşa(1637 - 19 Ağustos, 1691) Kasım 10, 1689 Ağustos 19, 1691
Arabacı Ali Paşa Ağustos 24, 1691 Mart 21, 1692
Hacı Ali Paşa Mart 23, 1692 Mart 17, 1693
Bıyıklı Mustafa Paşa Mart 17, 1693 Mart 1694
Ali Paşa Sürmeli Mart 13, 1694 Nisan 22, 1695
Elmas Mehmed Paşa Mayıs 3, 1695 Eylül 11, 1697
Amcazade Hüseyin Paşa Köprülü Eylül 17, 1697 Eylül 4, 1702
Daltaban Mustafa Paşa Eylül 4, 1702 Ocak 24, 1703
Rami Mehmed Paşa Ocak 25, 1703 Ağustos 22, 1703
Kavanoz Nişancı Ahmed Paşa Ağustos 22, 1703 Kasım 16, 1703
Damad Hasan Paşa Kasım 18, 1703 Eylül 28, 1704
Kalaylikoz Hacı Ahmed Paşa Ekim, 1704 Aralık 25, 1704
Baltacı Mehmed Paşa (1. kere) Aralık 25, 1704 Mayıs 3, 1706
Damad Çorlulu Ali Paşa Mayıs 3, 1706 Haziran 15, 1710
Köprülüzade Damad Numan Paşa Haziran 16, 1710 Ağustos 17, 1710
Baltacı Mehmed Paşa (2. kere) Ağustos 18, 1710 Kasım 20, 1711
Aga Yusuf Paşa Kasım 20, 1711 Kasım 11, 1712
Silahdar Süleyman Paşa (3. kere) Kasım 12, 1712 Nisan 6, 1713
İbrahim Hoca Paşa Nisan 6, 1713 Nisan 7, 1713
Şehid Damad Silahdar Ali Paşa Nisan 27, 1713 Ağustos 5, 1716
Hacı Halil Paşa Ağustos 21, 1716 Ekim 1717
Nişancı Mehmed Paşa Ekim 1717 Mayıs 9, 1718
Nevşehirli Damad İbrahim Paşa Mayıs 9, 1718 Ekim 16, 1730
Damad Silahdar Mehmed Paşa Ekim 16, 1730 cak 23, 1731
Kabakulak Ibrahim Paşa Ocak 23, 1731 Eylül 11, 1731
Topal Osman Paşa Eylül 21, 1731 Mart 12, 1732
Hekimoglu Ali Paşa (1. kere) Mart 12, 1732 Temmuz 14, 1735
Gürcü İsmail Paşa Temmuz 14, 1735 Aralık 25, 1735
Silahdar Seyyid Mehmed Paşa Ocak 10, 1736 Ağustos 5, 1737
Muhsinzade Abdullah Çelebi Ağustos 22, 1737 Aralık 19, 1737
Yeğen Mehmed Paşa Aralık 3, 1737 Mart 23, 1739
Hacı Ivazzade Mehmed Paşa Mart 17, 1739 Haziran 23, 1740
Nişancı Hacı Ahmed Paşa Temmuz 22, 1740 Nisan 7, 1742
Hekimoglu Ali Paşa (2. kere) Nisan 21, 1742 Ekim 4, 1742
Said Hasan Paşa Ekim 4, 1742 Ağustos 10, 1746
Tiryaki Hacı Mehmed Paşa Ağustos 11, 1746 Ağustos 24, 1747
Boynueğri Seyyid Abdullah Paşa Ağustos 24, 1747 Ocak 2, 1750
Divitdar Mehmed Paşa Ocak 9, 1750 Temmuz 1, 1752
Köse Bahir Mustafa Paşa (1. kere) Temmuz 1, 1752 Şubat 16, 1755
Hekimoglu Ali Paşa (3. kere) Şubat 16, 1755 Mayıs 19, 1755
Naili Abdullah Paşa Mayıs 19, 1755 Ağustos 24, 1755
Nişancı Biyikli Ali Paşa Ağustos 24, 1755 Ekim 23, 1755
Mehmed Said Paşa Ekim 25, 1755 Nisan 1, 1756
Köse Bahir Mustafa Paşa (2. kere) Nisan 30, 1756 Aralık 3, 1756
Koca Mehmed Ragib Paşa Ocak 12 , 1757 Nisan 8, 1763
Hamza Hamid Paşa Nisan 11, 1763 Eylül 29, 1763
Köse Bahir Mustafa Paşa (3. kere) Eylül 29, 1763 Mart 30, 1765
Muhsinzade Mehmed Paşa (1. kere) Mart 30, 1765 Ağustos 7, 1768
Silahdar Mahir Hamza Paşa Ağustos 7, 1768 Ekim 20, 1768
Yaglikçizade Nisani Mehmed Emin Paşa Ekim 1768 Ağustos 12, 1769
Moldovanci Ali Paşa Ağustos 12, 1769 Aralık 12, 1769
Ivazzade Halil Paşa Aralık 13, 1769 Aralık 25, 1770
Silahdar Mehmed Paşa Aralık 25, 1770 Aralık 11, 1771
Muhsinzade Mehmed Paşa (2. kere) Aralık, 1771 Ağustos 6, 1773
Izzet Mehmed Paşa (1. kere) Ağustos 11, 1773 Temmuz 7, 1775
Derviş Mehmed Paşa Temmuz 7, 1775 Ocak 5, 1777
Dare.eli Cebecizade Mehmed Paşa Ocak 5, 1777 Eylül 1, 1778
Kalafat Mehmed Paşa Eylül 1, 1778 Ağustos 22, 1779
Silahdar Seyyid Mehmed Paşa Ağustos, 1779 Şubat 20, 1781
Izzet Mehmed Paşa (2. kere) Şubat 20, 1781 Ağustos 25, 1782
Yegen Hacı Mehmed Paşa Ağustos 25, 1782 Aralık 31, 1782
Halil Hamid Paşa Aralık 31, 1782 Nisan 30, 785
Sahin Ali Paşa Nisan 30, 1785 Ocak 25, 1786
Koca Yusuf Paşa (1. kere) Ocak 25, 1786 Mayıs 28, 1789
Kethuda Çerkes Hasan Paşa (1. kere) Mayıs 28, 1789 Ocak 2, 1790
Cezayirli Gazi Hasan Paşa Ocak 2, 1790 Mart 30, 1790
Rusçuklu Cezayirli Hasan Serif Paşa Nisan 16, 1790 Şubat 12, 1791
Koca Yusuf Paşa (2. kere) Şubat 12, 1791 1792
Damad Melek Mehmed Paşa 1792 Ekim 21, 1794
İzzet Mehmed Paşa Ekim 21, 1794 Ekim 23, 1798
Yusuf Ziyaüddin Paşa (1. kere) Ekim 23, 1798 Haziran 24, 1805
Hafız İsmail Paşa Eylül 24, 1805 Ekim 13, 1806
Hilmi Ibrahim Paşa Ekim 13, 1806 Haziran 3, 1807
Çelebi Mustafa Paşa Haziran 3, 1807 Temmuz 29, 1808
A lemdar Mustafa Paşa Temmuz 29, 1808 Kasım 15, 1808
Memiş Paşa Kasım 16, 1808 Aralık, 1808
ÇarHacı Ali Paşa Aralık, 1808 Mart, 1809
Yusuf Ziyaüddin Paşa (2. kere) Mart, 1809 Şubat, 1811
Laz Ahmed Paşa Şubat, 1811 Temmuz, 812
Hurşid Ahmed Paşa Temmuz, 1812 Mart 30, 1815
Mehmed Emin Rauf Paşa (1. kere) Mart 30, 1815 Ocak 6, 1818
Derviş Mehmed Paşa Ocak 6, 1818 Ocak 5, 1820
Seyyid Ali Paşa Ocak 5, 1820 Nisan 21, 1821
Benderli Ali Paşa Nisan 30, 1821 Nisan 21, 1821
Hacı Salih Paşa Nisan 30, 1821 Kasım 11, 1822
Hamdullah Abdullah Paşa Kasım 11, 1822 Mart 4, 1823
Silahdar Ali Paşa Mart 4, 1823 Aralık, 1823
Mehmed Said Galip Paşa Aralık, 1823 Eylül 15, 1824
Benderli Selim Sırrı Paşa Eylül 15, 1824 Ekim 26, 1828

26 Ekim 1828 - Ocak 1829 Izzet Mehmet Paşa (1. kere)
Oca 1829 - 17 Şubat 1833 Resid Mehmed Paşa (d. 1836)
17 Şubat 1833 - 8 Temmuz 1839 Mehmed Emin Rauf Paşa (2. kere) (s.a.)
8 Temmuz 1839 - 29 Mayıs 1841 Mehmed Hüsrev Paşa (b. c.1756 - d. 1855)
29 Mayıs 1841 - 7 Ekim 1841 Mehmed Emin Rauf Paşa (3. kere) (s.a.)
7 Ekim 1841 - 3 Eylül 1842 Izzet Mehmed Paşa (2. kere)
3 Eylül 1842 - 31 Temmuz 1846 Mehmed Emin Rauf Paşa (4. kere) (s.a.)
31 Temmuz 1846 - 28 Nisan 1848 Mustafa Resid Paşa (1. kere) (b. 1800 - d. 1858)
28 Nisan 1848 - 13 Ağustos 1848 Ibrahim Sarim Paşa (b. 1801 - d. 1853)
13 Ağustos 1848 - 27 Ocak 1852 Mustafa Resid Paşa (2. kere) (s.a.)
27 Ocak 1852 - 7 Mart 1852 Mehmed Emin Rauf Paşa (5th kere) (s.a.)
7 Mart 1852 - 7 Ağustos 1852 Mustafa Resid Paşa (3. kere) (s.a.)
7 Ağustos 1852 - 4 Ekim 1852 Mehmed Emin Ali Paşa (1. kere) (b. 1815 - d. 1871)
4 Ekim 1852 - 14 Mayıs 1853 Damad Mehmed Ali Paşa (b. 1813 - d. 1868)
14 Mayıs 1853 - 30 Mayıs 1854 Mustafa Naili Paşa (1. kere) (b. 1798 - d. 1871)
30 Mayıs 1854 - 24 Kasım 1854 Kibrisli Mehmed Paşa (1. kere) (b. 1813 - d. 1865)
24 Kasım 1854 - 4 Mayıs 1855 Mustafa Resid Paşa (4. kere) (s.a.)
4 Mayıs 1855 - 1 Aralık 1856 Mehmed Emin Ali Paşa (2. kere) (s.a.)
1 Aralık 1856 - 2 Ağustos 1857 Mustafa Resid Paşa (5th kere) (s.a.)
2 Ağustos 1857 - 23 Ekim 1857 Mustafa Naili Paşa (2. kere) (s.a.)
23 Ekim 1857 - 7 Ocak 1858 Mustafa Resid Paşa (6th kere) (s.a.)
11 Ocak 1858 - 8 Ekim 1859 Mehmed Emin Ali Paşa (3. kere) (s.a.)
8 Ekim 1859 - 24 Aralık 1859 Kibrisli Mehmed Paşa (2. kere) (s.a.)
24 Aralık 1859 - 27 Mayıs 1860 Mütercim Mehmed Rüştü Paşa (1. kere) (b. 1811 - d. 1882)
27 Mayıs 1860 - 6 Ağustos 1861 Kibrisli Mehmed Paşa (3. kere) (s.a.)
6 Ağustos 1861 - 22 Kasım 1861 Mehmed Emin Ali Paşa (4. kere) (s.a.)
22 Kasım 1861 - 6 Ocak 1863 Keçecizade Mehmed Fuad Paşa (1. kere) (b. 1815 - d. 1869)
6 Ocak 1863 - 3 Haziran 1863 Yusuf Kamil Paşa (b. 1808 - d. 1876)
3 Haziran 1863 - 5 Haziran 1866 Keçecizade Mehmed Fuad Paşa (2. kere)(s.a.)
Jun 1866 - Şubat 1867 Mütercim Mehmed Rüştü Paşa (2. kere) (s.a.)
11 Şubat 1867 - 7 Eylül 1871 Mehmed Emin Ali Paşa (5th kere) (s.a.)
Sep 1871 - 31 Temmuz 1872 Mahmud Nedim Paşa (1. kere) (b. 1818 - d. 1883)
31 Temmuz 1872 - 19 Ekim 1872 Midhat Paşa (1. kere) (b. 1822 - d. 1884)
Oct 1872 - Şubat 1873 Mütercim Mehmed Rüştü Paşa (3. kere) (s.a.)
15 Şubat 1873 - Mayıs 1873 Mehmed Esad Paşa (1. kere) (b. 1828 - d. 1875)
Mayıs 1873 - 14 Şubat 1874 Sirvanizade Mehmed Rüştü Paşa (b. 1828 - d. 1874)
14 Şubat 1874 - 25 Nisan 1875 Hüseyin Avni Paşa (b. 1820 - d. 1876)
Apr 1875 - Ağustos 1875 Mehmed Esad Paşa (2. kere) (s.a.)
21 Ağustos 1875 - 13 Nisan 1876 Mahmud Nedim Paşa (2. kere) (s.a.)
Apr 1876 - 19 Aralık 1876 Mütercim Mehmed Rüştü Paşa (4. kere) (s.a.)
19 Aralık 1876 - 5 Şubat 1877 Midhat Paşa (2. kere) (s.a.)
5 Şubat 1877 - 11 Ocak 1878 Tunuslu Ibrahim Edhem Paşa (b. 1818 - d. 1893)
Başbakanlar
11 Ocak 1878 - 4 Şubat 1878 Ahmed Hamdi Paşa (b. 1826 - d. 1885)
4 Şubat 1878 - 18 Nisan 1878 Ahmed Vefik Paşa (b. 1823 - d. 1891)
18 Nisan 1878 - Mayıs 1878 Mehmed Sadik Paşa (b. 1825 - d. 1901)
Mayıs 1878 - Haziran 1878 Mütercim Mehmed Rüştü Paşa (s.a.)
Jun 1878 - Ekim 1878 Mehmed Esad Saffet Paşa (b. 1814 - d. 1883)
Oct 1878 - 28 Temmuz 1879 Tunuslu Hayreddin Paşa (b. 1821 - d. 1890)
28 Temmuz 1879 - Eylül 1879 Arifi Paşa (b. 1830 - d. 1895)
1 Ekim 1879 - Haziran 1880 Küçük Mehmed Said Paşa (1. kere) (b. 1838 - d. 1914)
Sep 1880 - 2 Mayıs 1882 Küçük Mehmed Said Paşa (2. kere) (s.a.)
Sadrazamlar
Jun 1882 - Kasım 1882 Küçük Mehmed Said Paşa (1. kere) (s.a.)
30 Kasım 1882 - 2 Aralık 1882 Ahmed Vefik Paşa (s.a.)
2 Aralık 1882 - 25 Eylül 1885 Küçük Mehmed Said Paşa (2. kere) (s.a.)
Sep 1885 - Eylül 1891 Kibrisli Mehmed Kamil Paşa (1. kere) (b. 1832 - d. 1913)
Sep 1891 - Haziran 1895 Ahmed Cevad Paşa (b. 1851 - d. 1900)
9 Haziran 1895 - 3 Ekim 1895 Küçük Mehmed Said Paşa (3. kere) (s.a.)
Oct 1895 - Kasım 1895 Kibrisli Mehmed Kamil Paşa (2. kere) (s.a.)
Nov 1895 - 9 Kasım 1901 Halil Rifat Paşa (b. 1820 - d. 1901)
13 Kasım 1901 - 15 Ocak 1903 Küçük Mehmed Said Paşa (4. kere) (s.a.)
15 Ocak 1903 - Temmuz 1908 Mehmed Ferid Paşa (b. 1852 - d. 1914)
22 Temmuz 1908 - 6 Ağustos 1908 Küçük Mehmed Said Paşa (5th kere) (s.a.)
Ağu 1908 - Şubat 1909 Kıbrıslı Mehmed Kamil Paşa (3. kere) (s.a.)
31 Mart 1909 - Mayıs 1909 Ahmed Tevfik Paşa (1. kere) (b. 1845 - d. 1936)
Mayıs 1909 - Ocak 1910 Hüseyin Hilmi Paşa (b. 1855 - d. 1922)
12 Ocak 1910 - 29 Eylül 1911 Ibrahim Hakki Paşa (b. 1863 - d. 1918)
4 Ekim 1911 - 17 Temmuz 1912 Küçük Mehmed Said Paşa (6th kere) (s.a.)
22 Temmuz 1912 - 29 Ekim 1912 Gazi Ahmed Muhtar Paşa (b. 1839 - d. 1918)
Oct 1912 - 23 Ocak 1913 Kıbrıslı Mehmed Kamil Paşa (4. kere) (s.a.)
23 Ocak 1913 - 11 Haziran 1913 Mahmud Şevket Paşa (b. 1856 - d. 1913)
12 Haziran 1913 - 3 Şubat 1917 Said Halim Paşa (b. 1863 - d. 1921)
4 Şubat 1917 - 8 Ekim 1918 Mehmed Talat Paşa (b. 1874 - d. 1921)
14 Ekim 1918 - 8 Kasım 1918 Ahmed Izzet Paşa (b. 1864 - d. 1937)
11 Kasım 1918 - 10 Mart 1919 Ahmed Tevfik Paşa (2. kere) (s.a.)
10 Mart 1919 - 4 Ekim 1919 Damad Adil Ferid Paşa (1. kere) (b. 1854 - d. 1923)
6 Ekim 1919 - 2 Mart 1920 Ali Riza Paşa (b. 1859 - d. 1932)
8 Mart 1920 - 2 Nisan 1920 Salih Paşa (b. 1864 - d. 1939)
5 Nisan 1920 - 18 Ekim 1920 Damad Adil Ferid Paşa (2. kere) (s.a.)
21 Ekim 1920 - 17 Kasım 1922 Ahmed Tevfik Paşa (3. kere) (s.a.)

12 Mart 2009 Perşembe | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Biyografiler : Aşık Sümmani


NARMANLI AŞIK SÜMMANİ (1860-1915)
Asıl adı “Hüseyin olan Aşık Sümmani;1860 yılında Erzurum'un Narman ilçesi Samikale Köyünde doğmuştur. Babası Samikale'li bir köylüdür. Aile lakaplarına "Kasımoğulları" derlermiş. Sümmani pek yaşlanmadan 55 yaşında (bazı kaynaklara göre 57 yaşında) iken vefat etmiştir, ölüm tarihini çoğu araştırmacılar 1915 olarak kabul etmişlerdir.

Sümmani, yöremiz aşıkları arasında büyük izler bırakan ve aşıklık geleneğinde "Sümmani tavrını" icad eden bir aşığımızdır.

Sümmani'nin kendi ifadesine göre, şairlik kabiliyeti onbir yaşlarında başlıyor. O yaşlarda deyişler söylüyor ve küçük dörtlükleri akıl defterine yazıyor. Bir taraftan da halk şairlerinin an'ane ve inanmaları tesiri altında kalarak "Aşıklık" ve "Bade içmeyi" kafasında düşleyip duruyor. Derken, bir gece bir rüya görüyor. Rüyada ilk olarak gördüğü Gülperi adındaki sevgilisi uzun yıllar sönmeyen aşkının ve heyecanlarının kaynağı oluyor, artık rüyalarına girerek hayalini süsleyen "Gülperi" ye kavuşmak için içi yanıyordu.

Esasen Sümmani çok hassas bir insandı. Her güzel şey O'nun gönlünü ince bağlarla örerdi. Temiz bir ifade ile söylediği şiirlerde, bütün bu samimi gönül hareketlerinin derin izleri görülürdü.

Sevgi işlerinde bu kadar ince olan Sümmani, fikir ve düşünce bakımından da emsalleri arasında kuvvetli sayılır. Ömrünün sonlarına doğru hayattan aldığı derslerle her şeyi olduğu gibi görmeye başlamış ve son şiirlerinde de bunu göstermiştir.

Sümmani'nin ifadesi açık ve temizdir. Her okumamış halk şairi gibi O'nun da şiirlerinde ölçü ve kafiye hataları vardır. 'Kamil İnsan" denilecek yaşlara geldiği vakit, Divan Edebiyatı hakkında kulaktan dolma bilgiyle, bu sahada söyleyen halk şairlerine uyarak, O da aruzla söylemeye özenmiş ve bir kaç parça söylemiştir. İfade ve ölçü hatalarından başka, mevzuda da soğuk bir nasihatçı basit ve küçük bir 'Hikemiyatçı”(Hikmet ve felsefe ile ilgili söz ve düşünceler) olabilmekten öteye geçememiştir.

Sümmani; Aşık Şenlik, Muhibbi, Zülali gibi Doğu Anadolu'da tanınmış halk saz şairleriyle 'Meydan" edilmiş ve hemen hemen bunların hepsinde üstün gelmiş, bütün "Muammaları” çözmüştür.

Erzurum ve Kars kahvelerinde, büyüklerin evlerinde, köylerdeki düğünlerde çok seneler çalmış ve koşmalar, hikayeler söylemiş, Kars'ta bir Azeri Halk Şairini de mat ederek sazını elinden almıştır.

Halk Edebiyatı nazım şekillerinin hemen her nev'inde söyleyen bu şairin en kuvvetli şiirleri; koşmaları ile birde muammalarıdır. Bunlardan başka; Sümmani'nin destanları ve toplantılarda, eğlencelerde öğrenme ve yahut bir şeyin ahvalini anlatma kabilinden söylediği “Vasfı hal" leri, sohbetlerde söylediği ve karşılıklı olarak bir mevzu üzerinde birbirlerine uygun ve tamamlayıcı cevapları gösteren ve "Nazire" dedikleri manzumeleri de vardır.

Ardahan'ın Değirmenli Köyü'nden Celal Bey adındaki zatın ziyaretinde söylediği "Çay ve Semaver” adlı bir Vasfi hali'i elde edilememiştir.

Sümmani'nin menkIbeli hayatına gelince; Üzerine kurulmuş olan hikayelerden şu özeti aşağıya alıyoruz.

".. Sümmani bir gün, hayvan otardığı Ablaktaşı’na babası ile birlikte gidiyor. Çok zamandan beri oraya gitmemiş olan babası birden:

- Eyvah oğul... Buralara ne olmuş? Buralar Erenler yatağıdır, buralar ziyaret yeridir. Oğul Hüseyin, buranın taşlarını dikenlerini temizle, gün gelir ki ecrini görürsün, demiş.

Babası gittikten sonra, hayvanlar bir tarafta otlarken, Sümmani de babasının sözünü tutarak taşları ve dikenleri ayıklamış, öyle sıcağı bastırınca yorulmuş ve uyumuş ve oracıkta şu rüyayı görmüş:

Kırk güvercin ile üç derviş gelmiş, devrişler bir yeşil yaprak üzerine üç harf yazmış, bunu Sümmanİ’ye göstermişler, ve 0’na 'Bunu Oku demişler. Sümmani de: "Ben okumak bilmem" demiş.

Dervişler hemen oracıkta Sümmani’ye bunu okuyacak kadar öğretmişler. O da bu yazıyı okumuş. Buradaki harfler (G.P.İ) imiş Bunlar; dervişlerin kendisine az sonra gösterecekleri (GÜLPERÎ) nin adının baş, orta ve son harfleri imiş. Dervişler bundan sonra Sümmani'ye "Bade" vermişler. Sümmani ilk badeyi zorlukla içmiş ve içerken dervişler:

- iç oğul! Sevdiğin kızın aşkınadır. Vilayeti Çinmaçin, şehri Bedahşan, babası Abbas Han, Adı GÜLPERİ'dir, demişler.

Sümmani badeyi içince Gülperi'yi karşısında görmüş.

Bu defa dervişler kıza dönerek:

- İç kızım. Sevdiğin delikanlı aşkınadır. Vilayeti Erzurum kazası Narman, Köyü Samikale, adı Hüseyin! demişler.

Gülperi de badeyi içmiş, İkisi de üçer kadehi tamamlamışlar. Badeler içilince kız ortadan yok olmuş. Dervişler Sümmani'yi kaçırmışlar. Deryalar'dan, ormanlardan, canavarlı dağlardan, tazı kadar büyük karıncalar arasından geçirmişler. Sonra, Bedahşanda bir saraya indirmişler. Burası Abbas Hanın sarayı imiş. Burada Gülperi'yi O'na tekrar göstermişler. O sırada uyanmış, kendisini kan ter içinde bulmuş. Ablak taşında gündüz uykuya dalan Sümmani uyandığında gece karanlığıdır.

Sümmani etrafina bakınır hayvanlarını da bulamaz. İçinde büyük şüpheler ve endişeler taşıyarak şaşkın şaşkın köyüne dönerken önüne bir Kır atlı çıkar. Sümmani tekrar şaşırır. Kır atlı Sümmani'ye selam verdikten sonra:




- Şaşırma oğlum! Bundan sonra senin adın "Sümmani" dir. Uykuda ne gördünse üç ay kimseye söyleme!

Dedikten sonra, atını sürmüş gitmiş. Sümmani köye gelmiş, üç ay kimseye bir şey söylememiş. Aradan üç ay geçtikten sonra bir kış günü köyün odasında otururlarken, köylüler sıra ile türkü söylüyorlarmış. Sıra Sümmani'ye gelince "Tek-Tek" redifli bir koşma söylemiş ve orda bulunanların hemen beğenisini kazanmış.



Aşık Sümmani'nin bade içişini anlatan koşması şöyledir:



Uyandım gafletten oldum perişan

Bir nur doğdu alem oldu ürüşan

Selam verdi bana hob dervişan

Lisanları bir hoş sadası tek tek

Aldılar abdesti uyandım hapdan

Dediler aslınız hakü türabdan

Okuttular üç harfi yeşil yapraktan

Okudum harfini noktasın tek tek.

Okudum harfini zihnim bulandı

Yaralarım göz göz oldu sulandı

Baktım çar köşede kadeh dolandı

Nuşettim pirlerin badesin tek tek

İçtim badesini gördüm rengini

Tam on sekiz saat sürdüm cengini

Yaryüzünde saydım on beş bengi ni

Hal, halin altında noktasın tek tek

Baksana dillere bak bu sohbete

Yetemedim bu dünyada hikmete

Mecnunu da atmışlardı gurbete

Kalmış gurbet elde hep böle tek tek

Dizemedim gözüm ben bu elfazı

Yüreğimi yaktı kafirin kızı

Kara gördüm artık kış ile yazı

Felek attı bize sillesin tek tek

Dediler Sümmani gel çekme elem

Adını çürütür derdile verem

Senin için dünyada kavuşmak haram

Böyle yazmış kalem Hudasın tek tek.



Aradan günler aylar geçiyor. Gülperi gündüzleri hayalinde geceleri hep düşündedir. Günler geç-tikçe "Gülperi" nin sevgisine dayanamayacak hale geliyor ve O'nu aramaya karar veriyor. Köyünden ayrılırken "Düşüptür” redifli koşmasını söylüyor.

Sümmani; Kafkasya'yı,İran'ı dolaştıktan sonra, sevgilisini bulamadan dönüyor. Giderken yolda bir İranlı Kız görüyor, buna da kınalı" redifli koşmayı söylüyor.

Sümmani, köyüne döndükten sonra on yıldan fazla kalıyor. Bir gece rüyasında "Hazreti Pir" O' na Kırım'a gitmesini söylüyor. Hemen kararını veriyor ve kalkıyor Kırım'a gidiyor. Kırım'da İspirli Muharrem Usta adında bir fırıncı buluyor. O yerlerin garibi olan Süm­mani'ye bu Muharrem Usta çok yardımda bulunuyor.

Kırım'da bir saray varmış, bunun kapısında bir taş asılıymış. Bu taşın altından geçip içeri girmek isteyenler günahsız iseler geçebilirlermiş. Günahlı olanlar girmek isterlerse taş alçalarak başlarına vurur, sersemleyerek geri dönerlermiş. Muharrem Usta, Sümmaniyi bu saraya girmeye teşvik etmiş. O da razı olmuş, abdest alarak kapıya yanaşmış ve taş başına vurmadan içeri girmiş. Sümmani bu sarayda gördüklerini bir destanında anlatıyor.

Sümmani Kırımdan döndükten sonra artık "Menkıbe" sahnelerinin perdesi kapanıyor.

Sümmani, 1912 yılında tekrar Erzurum'a dönüyor. 1915 yılma kadar hep köyünde kalıyor. 1915 yılının bir sonbahar günü yapraklar dökülürken O'nun öldüğü haberi köye yayılıyor. Bu haberi duyan bütün dostları, hemşehrileri ve yöre halkı günlerce ağladılar, ağladılar...



Maşükasına kavuşamayan Sümmani bir dörtlüğünü şöyle yazmış:



Döner mi kavlinden sıtkı sadıklar

Dost ile dost olur bağrı yanıklar

Aşk kaydına geçti bunca aşıklar

Sümmani'yi derkenara yazmışlar.



Başka bir şiirinde de:



Ta ezelden beri bir güzele meftunum

Dostlar bu aşk etti pek bizar beni

Yitirdim Leylamı ben bir Mecnunum

Yıllar var terketmez ah-ü zar beni.



Bana derler alevin yok közün yok

Bu dünyada itibarın sözün yok

Yokladım kendimi bir kem özüm yok

Yare şekva kılmış rüzigar beni

Sümmani'yem kendi kendim okladım

Şadlık taksiminde ismim sakladım

Yarin fikir defterini yokladım

Yazmış bundan böyle ihtiyar beni.



Sümmani'nin, şimdiye kadar bütün şiirlerinin toplanmaması ve bir "Sümmani Divanı" yayınlanmaması Erzurum için büyük noksanlıktır. Kültür Bakanlığı Erzurum il Hak Kütüphanesi'nde yaptığımız araştırmada Sümmani hakkında yıllar önce, Türkçe öğretmeni Haşini Nezihi Okay'ın yayınladığı 32 sayfalık küçük bir kitapçıktan başka bir şey bulamadık. O kitapçıktan aldığımız bazı derlemeleri biz buraya alıyoruz.

Sümmani; öz Türkçe'ye kıymet verilmediği bir dönemde, Arapça-Farsça bilmeyenlere itibar edilmediğine şahit olarak bir şiirinde şöyle demiş, bir yerde hayat felsefesini de dile getirmiştir.



Çekme şu dünyanın endişesini

Demir eyle gönlün dört köşesini

Kemlik ile kırsan gam şişesini

Dönüp ona derman olsan fayda ne?

Arabi, Farisi dilin olmazsa

Bülbüle münasip gülün olmazsa

Elbet bir meslekte elin olmazsa

Dava ile Sultan olsan fayda ne?

Bir gün olsun Yaradanı anmazsan

Mecnun olup aşk uğruna yanmazsan

Bir güzelin sinesine konmazsan

Hayal ile mihman olsan fayda ne?

Sümmani der Yaradana zikreyle

Birliğini bilip daim şükreyle

Ta ezelden gelen işe fikreyle

Başa geçip pişman olsan fayda ne?



FANİ DÜNYA



Bahar gelir yine karşı dağlara

Mor menekşe lale bitmek içindir

Bülbül figan eder iner dağlara

Bir gül goncasile yatmak içindir.

Ezelden bu dünya fanidir fani

Bu gün vardık yahu, ya yarın hani?

Hak bize çok verdi aklı izani

Aşka daima hizmet etmek içindir.

Hey ağalar gönül asla tek olmaz

Konar, göçen hiç kimseye yük olmaz

Can emanet, bir kimseye mülk olmaz

Bu dünyaya gelen, gitmek içindir



Sümmani'nin bir/başka dünya görüşünü dile getiren bir başka şiiri:



Kimlere sorayım nasıl edeyim

Canana ulaşan yol kapını

O afet var iken kime gideyim

Canandır gösteren yol kapısını

Fazilet, kemalet maksude yoldur

Halkeden haliktir halk olan kuldur

Muhabbet aşkile gönlünü doldur

Kapa kemlik denen sol kapısını

Aşıka muhabbet fazla görünmez

Bağçivansız bağın gülü derilmez

Gönül bahçesine kolay girilmez

Girmek ister isen bul kapısını

Aşıklar maşuka boyun eğerler

Ahdine sadakat gösterir erler

Bir gün olur gelir kapun döğer

Döğmüş isen eğer el kapısını.

Sümmani bihaber değil bu rahtan

Asla kurtulmadı hicrandan ahdan

Her ne ister isen iste Allah'tan

Yanılıp da çalma kulun kapısını.



Sümmani'den bir nasihat:



Tövbekar ol, gönül tariktan çıkma

Namertten şefaat şifadar olmaz

Eylik eyle sakın, bir gönül yıkma

Görüşme kötüyle, onda ar olmaz.

Dinleme dünyanın kilükalini

Gözetle kamilin bir kemalim

Düşürme üstüne el vebalini

Zira böyle kişi bahtiyar olmaz.

Namertler içinden hicret et durma

Yapacağın hayrı kimseye sorma

Kişi zadelikle kendini kurma

Mezartaşı ile iftihar olmaz.

Sümmani ah edip sararıp solma

Gelen tanrıdandır kimseden bilme

Sevilen bir yere çok gidüp gelme

Kesilir muhabbet itibar olmaz.

Gurbette olan Sümmani, bir gün oturup şöyle ya­zıyor:

Şu karşıki yüce dağlar

Acep bizim dağlar mı ola

Kara yaslı benim anam

Oğul derde ağlar mı ola.

Kabe'den gelir hacılar

Yürekten çoktur acılar

Evdeki çifte bacılar

Kardaş derde ağlar mı ola.

Yol üstünde biten otlar

Her gelen bizi öğütler

Kavim kardeş kaç yiğitler

Yoldaşderde ağlar mı ola.

Nedir cürmüm nedir hatam

Nice gurubet elde yatam

Ak sakallı benim atam

Oğul derde ağlar mı ola.



AĞLARIM



Benim yazım bilmem akmı karamı

Hiç bir tabib sağlıdamaz yaramı

Yüksek yüksek dağlar almış aramı

Kavuşmamız oldu muhal ağlarım

Kanadım yok uça uça varayım

Dağlara taşlara bir bir sorayım

Mümkün değil artık yüzün göreyim

Yardıma geldikçe bu hal ağlarım

Derdim gamım kederlerim tükenmez

Acılaştı bu hayatın, meyvesi yenilmez

Gönlüm evi yıkılmıştır şenlenmez

Hayatımı sarmış melal ağlarım.



Sümmani'nin bir yergisi:

Üç beş hurufattan hisse kapanlar

Her yahşiyi, her yamanı ta'neyler

Bir iki ilaçla deva yapanlar

Eflatun'u ve Lokman'ı ta'neyler

Sağa sola meydan vurup laf eden

Heva ü hevese ömrün sarfeden

Gündüz bile gölgesinden havfeden

Rüstem gibi pehlivanı ta neyler

İbare okuyup mana seçmeyen

Aşkın şarabından katre içmeyen

Kendi nefsine sözü geçmeyen

Adalette Süleyman'ı ta'neyler,



Sümmani'nin şiirlerinde, yol gösterici ahlaki öğütlerde mevcuttur: Bunların çoğu, bu gün bir "Atasözü" gibi halk arasında söylenmektedir. Örneğin:



" Sevilen biryere çok gidip gelme

Kesilir muhabbet itibar olmaz."

" Dünyada eskıye itibar olsa

Her sabah nur doğar bitpazanna"

" Bir kişinin olsa neslinde bozuk

Ne kadar iyi olsa zulümkar olur"

" Refik olursan hızana

işin uğramaz düzene

Tohum ekersen hozana

Harmanda mahsun olursun,"

" Yiğitin koynunda harçlık olmazsa

Aslı bülül olsa dili lal olur."



Sümmani'nin bir kaç tane de "Destanı" vardır. Bunlardan birisi 1309 yılında, Tortum'da vuku bulan bir heyelan neticesinde dağın kayması ve kopmaşı ile "Hınzorik" Köyü'nün batması veya ortadan kaybolmasıdır. Rivayete göre "Tortum Şelalesi" bu heyelan neticesinde meydana gelmiştir.



Sümmani bu destanında şöyle diyor:

Kasayı Tortumda oldu vukuat

Gören gözler düştü ah-ü figana

Bin üçyüz dokuzda ettik rivayet

Bu destan edip saldık heryana.

Bu gama müşterek ölüler sağlar

Görenler ah eder yürekten ağlar.

Sarsıldı dereler, söküldü dağlar,

Her taraf boğuldu toza dumana.

"Hınzorik" in gam efkarı bilindi,

İşitenin bağrı gönlü delindi.

"Hınzorik" kütükten ismin silindi,

Sanarsın aslından olmuş virane,

Budur son alamet bozuldu devran

Biçare Sümmani eylesin seyran

Tahammül yok yaza buna bir destan

Bir eser bıraka cümle cihana.


11 Mart 2009 Çarşamba | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Biyografi : Osman Gazi

Osman Gazi hakkında bilgi
Osman Gazi (1258 - 1326) Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi, 1258'de, Söğüt'te doğdu. Babası Ertuğrul Gazi, annesi Hayme Hatun'dur.
Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi ( 1258 - 1326), 1258'de, Söğüt'te doğdu. Babası Ertuğrul Gazi, annesi Hayme Hatun'dur.

1281’de, 23 yaşındayken Kayı Boyu'nun yönetimini üstlenen Osman Gazi, ata binmekte, kılıç kullanmakta ve savaşmaktaki becerisiyle ün kazanmıştır. Aşiretin ileri gelenlerinden, Ömer Bey'in kızı Mal Hatun ile evlenmiştir; bu evlilikten ileride Osmanlı Devleti'nin başına geçecek olan oğlu Orhan Gazi doğmuştur.

Osman Gazi, sık sık dergahına gittiği Ahi şeyhlerinden Edebali'nin görüşlerine değer verir ve ona büyük saygı duyardı. Osman Gazi, bir gece Şeyh Edebalî'nin dergâhında misafirken, bir rüya gördü. Sabah olunca rüyasını Şeyh Edebalî'ya anlattı:

"Şeyhim, rüyama girdiniz. Göğsünüzden bir ay çıktı. Yükseldi, yükseldi, sonra benim koynuma girdi. Göbeğimden bir ağaç büyümeye başladı. Büyüdü, yeşillendi. Dal, budak saldı. Dallarının gölgesi bütün dünyayı tuttu. Rüyam ne mânâya gelir?"

Şeyh, bir süre sustuktan sonra şöyle dedi:

"Müjdeler olsun ey Osman! Hak Tealâ, sana ve senin evlâdına saltanat verdi. Bütün dünya, evlâdının himayesinde bulunacak, kızım da sana eş olacak."

Bu olaydan sonra Şeyh, kızı Bala Hatun'u Osman Bey'e vermiştir. Bu evlilikten Alaeddin doğmuştur.

Söğüt'te temelleri atılan, 600 yıl süreyle üç kıtada hüküm sürecek olan Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi, 1326'da Bursa'da Nikris (goutte) hastalığından vefat etmiştir.

10 Mart 2009 Salı | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Biyografiler : Türk - İslam Bilginleri

Biruni: Astronomi ve Matematik Dehası Al Biruni (Abu?l-Rayhan Muhhamed ibn Ahmad Al- Biruni) 973 yılında şimdi Khiva olarak bilinen şehirde, Özbekistan?da doğdu. İlk öğrenimini yunanlu bir bilginden aldı. Tanınmış ve seçkin bir aileden gelen Harezm'li matematikçi ve gökbilimci biri tarafından evlat edinilen el-Biruni ilk çalışmalarını bu alimin yanında yaptı. İlk eseri Asar-ül Bakiye'dir.

Cezeri: Sibernetiğin Kurucusu Bedîüzzaman Cezerî, 1136'da Diyarbakır'da doğdu. Artuklu sarayında 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. Bir yığın keşifleri bugün dahi hayret vericidir. Tarihte sibernitiğin ilk kurucusu olma şerefi onundur.

Evliya Çelebi: Meşhur Seyyah ve Seyahat Yazarı Evliya Çelebi (1611-1682), tarihî seyahat edebiyatımızın unutulmaz sevimli ve saygın bir sîmasıdır. Kendisine has o tatlı, akıcı, arı, duru ve sürükleyici üslûbuyla çağına damgasını vurmuş güçlü bir yazar, coşkun bir şâir, hattat, nakkaş ve bir mûsıkîşinastır. 1611'de şehirler güzeli İstanbul'da gözlerini dünyaya açtı. Babası ünlü velî Ahmed Yesevî'nin soyundan gelen derviş Mehmed Zıllî Efendi'dir. Kanunî'nin Zigetvar Seferi'nde büyük hizmetleri olan, pirinç levhalar üzerine oyma işleyen sanatkâr, hattat bir baba...

Farabi: Büyük İslam Filozofu Ebu Nasır Muhammed bin Muhammed bin Tarhan bin Uzlug El-Farabi (879-950) (batıda Alpharabus), Sır-ı Derya?da Faraba şehrinde doğdu. Aristo?nun derin bilgiç çalışmacısı, matematikçi ve doktor olarak ün kazandı. Aristo?nun ve yeni platoncuların çalışmalarının Suriye?li çevirmen ve yorumcularıyla daha yakından tanışmak için Bağdat, Şam, Harran ve Halep?i ziyaret etti.

Gazali: Mıhteşem İslam Filozofu ve Müceddidi İmam-ı Gazalî, bugün bir kısmı İran toprakları içinde kalan Horasan'ın Tûs şehrinde hicri 45 tarihinde (M. 1058) doğmuş, yine Tûs'un yakınlarındaki Tabira kasabasında505'de 55 yaşında vefat etmiştir. Ömrünün ilk seneleri ilim tahsiliyle geçmiş, orta yaşlarında ilmin zirvesine çıkmış, itibar ve hürmetin en muhteşemini görmüş, sonraki senelerinde (...)

Harezmi: Cebirin Kurucusu Harezmi Horasan?da (Özbekistan?ın Karizmi kentinde) doğmuştur. Hayatının büyük bir bölümü Bağdat?da (Beytü?l Hikme?de) matematik, astronomi ve coğrafya konularında çalışarak geçmiştir. Cebirin kurucusu olan Harezmi?nin iki önemli matematik kitabı vardır; "Cebir" ve "Hint Hesabı".Harezm'de temel eğitimimini alan Harezmi gençlinin ilk yıllarında Bağdat'taki ileri bilim atmosferinin

Hazerfan Ahmed Çelebi: Uçmayı Başaran İlk Türk Hezarfen Ahmed Çelebi, dünyada ilk kez uçmayı başaran Türk bilginidir. Onyedinci yüzyılda yaşadığı, 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan Dördüncü Murad zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir. Evinde deneylerle uğr

İbn-i Firnas: Modern Havacılığın Öncüsü Bilgin Tarihî kaynaklar İslâm bilgini Endülüslü İbn-i Firnas'ın da (? - 888) uzun çalışmalar sonunda yeni bir keşifte bulunup bir cihaz yaptığını, üzerine kumaş geçirip kanat yerine büyük kuş kanatları taktığını ve bu âleti çalıştırarak havalanıp uçtuğunu kaydeder. Üstelik havada uzun süre kuşlar gibi süzüldüğünü, daha sonra da ...

İbn-i Haldun: Sosyolojinin Babası İbn Haldun, İslâm âleminin yetiştirdiği en büyük sosyoloji ve tarih felsefesi bilginidir. Esas adı Abdurrahman bin Muhammed bin Haldun olan ünlü bilgin, Tunuslu asil bir ailenin çocuğudur. Babasının basiretli gözetiminde ciddî bir tahsil gördü ve ilk olarak Kur?ân-ı Kerîmi ezberledi. Çağın kıraat allâmelerinden ...

İbn-i Rüşd: İslam Filozofu ve Hekimi Endülüs'ün yetiştirmiş olduğu en büyük filozoflardan ve hekimlerden birisi olan İbn Rüşd (1126-1198), Aristoteles'in yapıtlarına yapmış olduğu yorumlarla Aristotelesçiliğin dirilmesini ve güçlenmesini sağlamıştır. Felsefecilerle kelamcılar arasında cereyan eden tartışmalarda, İbn Rüşd, felsefecilerin tarafını tutmuş ve ...

İbn-i Sina: Dünya Tıbbına Yön Veren Tabip Bilim ve tabâbet dünyasının semasında bir güneş gibi parlayan Müslüman Türk bilgini İbn-i Sînâ (980-1037), Buhârâ'ya bağlı Afşan'da doğdu. O, tarihin en büyük tıp allâmesidir. Esas adı Ebû Ali el Hüseyin, babası Abdullah bin Sinan, annesi ...

Kemalettin Demiri: İlk Zoolojik Ansiklopedinin Sahibi Bilgin Varlıkların yaratılış özellikleri üzerine geniş incelemeler yaparak eserden müessire Yüce Yaratan'ın sonsuz kudretini nazarlara vermeye çalışan Kemaleddin Demîrî (1349-1405) ünlü bir zooloji bilginidir. Batılılardan 400 yıl önce zooloji konusunda ilk ansiklopediyi yazan bu bilginimiz Kahire'de doğdu.

Mimar Sinan: Mimarların Pîri Mimarlık tarihimizin ve hatta dünya mimarlık tarihinin en meşhur ve en önemli şahsiyetlerinden olan Mimar Koca Sinan, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat devirlerinde yaşamıştır. Dünya yapı sanatının şüphesiz en ustalarındandır. Daha önce klasik ölçü ve kararlarına kavuşmuş olan Türk mimarlık sanatında, kendi dehasıyla değişik nisbet ve biçimler ve tarzlar deneyerek yeni tercihler ortaya koymuştur.

8 Mart 2009 Pazar | etiket | 1 comments [ Devamını Oku ]

Pipes Output

Blog Archive

etiket bulutu

Widget edited by Davut Erarslan