revizyon ile organize matbaacılık brnckvvtmllttrhaberi

Dil Bilgisi Kelime Grupları-Türçe Dersi Kelime Grupları

KISALTMA GRUPLARI
Bu gruplar genellikle isim-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiil gruplarının kısalması ve kalıplaşması sonucu oluşmuşlardır

Bu grupların ortak özelliği, iki isim unsurundan meydana gelmeleri ve vurgunun ikinci unsurda olmasıdır.

a. İsnat Grubu
Sıfat-fiil ve zarf-fiil grubundan kısalmıştır

Karnı tok olan adam › karnı tok adam
Başı açık olarak › başı açık

İsim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.
Birleşik sıfatlar arasında da anlatıldı.

gözü tok (insan), eli açık (arkadaş), sohbeti tatlı (insanlar), cebi dolu (adam)...
iki düğmesi kopuk (palto)...

Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını

Kaç gözü yaşlıyı teselli etti.
Şu çenesi düşüğe sen aldırma
Gurbet akşamlarının bağrı yanık yolcusuyum.
Bekir önce anlamadı, ağzı açık bir süre baktı.

b. Yükleme Grubu
Sıfat-fiil ve isim-fiil grubundan kısalmıştır

Yüzü aşkın olan › yüzü aşkın
Kitabı tetkik etmek › kitabı tetkik

Birinci unsur belirtme hâl eki alır.

İnsanı takdir, memuru teftiş, küçük çocukları af, evi iyice tamir..

Bu grup, cümlede ve kelime gruplarında isim ve sıfat olarak kullanılır.

Yüzü aşkın insan meydanda toplanmıştı.
Kitabı tetkik için görevliden izin istedi.

c. Yaklaşma Grubu
Yaklaşma eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
Birinci unsur yaklaşma eki alır.
Birleşik sıfatlarda anlatıldı.

]Fiilimsilerden kısalmıştır

evine bağlı olan › evine bağlı
fikrine müracaat etmek › fikrine müracaat
başına buyruk olarak › başına buyruk

Tatile düşkün (insanlar), cana yakın (arkadaş), geçmişe bağlı (bir yazar), sözüne sadık (dost), içe dönük (tehdit), dile kolay(işler)...
Güzel sanatlara meraklı (kız), geleneklere çok bağlı (adam)...

]Bu grup, cümlede ve kelime gruplarında isim, sıfat ve sarf olarak kullanılır.

Mehlika Sultan’a âşık yedi genç
Gece şehrin kapısından çıktı.

Yanında yirmiye yakın muhabir vardı.
Adam, sırıklara bağlı fasulyelerin küçük, ürkek çiçeklerini gördü.
Saatlerdir kapıya dönük oturuyordu.
Yemeği gece yarısına yakın yediler.

d. Bulunma Grubu
Bulunma eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
Birinci unsur bulunma eki alır.

Haftada bir, dörtte üç, solda sıfır, yükte hafif, beş günde bir,

]Cümlede ve kelime gruplarında isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

Arada bir o meşhur kahkahasını atardı.
Ekmeğin dörtte birini yanındakine uzattı.
İşinde usta insanlarla bir arada çalışıyor.

e. Uzaklaşma Grubu
Uzaklaşma eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
Birinci unsur uzaklaşma eki alır.

İçten pazarlıklı (adam), kendisinden emin (adımlarla), benden gizli (iş), gözden ırak (bir köşe), yandan çarklı (kahve), estetik endişeden uzak (eserler)...

]Cümlede ve kelime grupları içinde isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bir öğle paydosunda herkesten geç çıktı sınıftan.
Uzun bir yolculuktan sonra köye varmıştık.
Sakin ve kendinden emin çalışıyor.
Ondan daha idealistine rastlamadım.
Evde çekirgeden bol ne var!

f. Vasıta Grubu
Vasıta eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
Birinci unsur vasıta eki alır.

Seninle dost (insanlar), bayrakla süslü (sınıflar), sırmayla işli (cepken)...

Bu grup da sıfat-fiil veya zarf-fiil grubundan kısaltılmıştır.

Seninle dost olan (insanlar) › Seninle dost (insanlar),
bayrakla süslü olan (sınıflar) › bayrakla süslü (sınıflar),
sırmayla işli olan (cepken) › sırmayla işli (cepken)
parayla yüklü olarak ›parayla yüklü

]Cümlede ve kelime grupları içinde isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

Garip çizgilerle dolu han duvarları
Annesiyle dargın gitti.

Bu kısaltma gruplarının dışında bazı kısaltma grupları daha vardır ki bunlar da çeşitli cümlelerden ve kelime gruplarından kısaltılmıştır.

Derinden derine ırmaklar ağlar
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi
Kokusuyla baş başa kaldı çiçekler
Bir nefes olmuşum Fatih’in ordusunda
Yürüyorum omuz omuza sipahilerle
Aynalar baştan başa tenha
Başka bir çerçevedir gitgide dünya artık.
El ele tutuşarak yola koyuldular.

BİRLEŞİK İSİM
Burada bahsedilecek olan birleşik isimler sadece özel kişi isimleridir.
Bir kişinin özel adı olmak üzere bir araya gelen kelimeler topluluğudur.

Muharrem Ergin, Yavuz Sultan Selim, Ali Şir Nevai, Yahya Kemal Beyatlı, Arif Hikmet Par, Ahmet Turan Alkan, Ömer Seyfettin, Ahmet Haşim, İkinci Kılıç Arslan, Kaşgarlı Mahmut, Yıldırım Beyazıt...

Unvan sıfatları, insanların sosyal seviyelerini, makamlarını, mevkilerini, rütbelerini, statülerini bildirmek için isimlerden önce kullanılan sıfatlardır. Unvan sıfatları isimden önce gelirse unvan grubu veya sıfat tamlaması değil birleşik isim oluşur.

Sultan Süleyman, Şah İsmail, Doktor Ömer, Profesöz Muharrem Ergin, Bay Mustafa, Prens Sebahattin, Mareşal Fevzi Çakmak, Şair Eşref, Onbaşı Mehmet, Öğretmen Salih...

Birinci unsuru sıfat, ikinci unsuru özel isim olan kelime grupları zamanla sıfat tamlaması olmaktan çıkmış, birleşik isme dönüşmüşlerdir. Sıfat tamlamasında başta bulunan vurgu da bu birleşik isimlerde ikinci unsura kaymıştır.

Ulubatlı Hasan, Deli Dumrul, İkinci Selim...

25 Ocak 2009 Pazar | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Dil Bilgisi Sözcükte Anlam-Türçe Dersi Sözcükte Anlam

A. Anlam Bakımından Sözcükler
1. Gerçek Anlam (Temel Anlam)
2. Yan Anlam
3. Mecaz Anlam
4. Deyim Anlam
5. Terim Anlam
6. Argo Anlam
7. Soyut Anlam
8. Somut Anlam
9. Genel ve Özel Anlam

B. Sözcükler Arasındaki Anlam İlişkileri
1. Eş Anlamlı Sözcükler
2. Yakın Anlamlı Sözcükler
3. Zıt Anlamlı Sözcükler
4. Eş Sesli Sözcükler
5. İkilemeler
6. Yansımalar
7. Atasözleri
8. Dolaylama
9. Anlam Genişlemesi
10. Anlam Daralması
11. Anlam İyileşmesi
12. Anlam Kötülemesi
13. Güzel Adlandırma

SÖZCÜK (KELİME)
Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine kelime denir. Kelime, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dilin anlamlı en küçük parçasıdır. Kelimelerin belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmesiyle anlaşma sağlanır.
SÖZCÜKTE ANLAM
Kelimeler de dil gibi canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu özellikler hem kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin yanı sıra kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır. Kelimeler tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.
Anlam bakımından kelimeler ve kelimeler arasındaki anlam ilişkileri şunlardır:
A. ANLAM BAKIMINDAN SÖZCÜKLER
Kelimelerin taşıdıkları anlamları maddeler hâlinde sıralayalım.
1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)
Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna "temel anlam" da denir.
Meselâ, “ağız” dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. “göz” kelimesi de öyle.
Soğuktan su boruları patlamış.
Ayağında eski bir spor ayakkabı var.
Biraz sonra toprak bir yola girdik.
Kanadı kırık bir martı gördüm.
Soğuk sudan boğazı şişmişti.
Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım.
Dün gece erken yattım.
Sıcak çorbayı içince rahatladım.
Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı.
Ahmet’in burnu iyi koku alır.
Ağzında yaralar oluşmuştu.
Elini hırsla masaya vurdu.
İri hantal gövdesini zorlukla sürüklüyor gibiydi.
Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kuşatmıştı.
2. YAN ANLAM
Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.
Meselâ “göz” dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin gözü”, “çantanın gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.
Meselâ, “düşmek” kelimesi “Meyveler tek tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda; “Çocuğun pantolonu düşüyordu”, “Bu yılın ilk karı düştü” ve “Kavakların gölgesi yola düştü” cümlelerinde yan anlamdadır.
Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. (arka taraf)
Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış.
Uçağın kanadı havada parçalanmış.
Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.
Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.
Köprünün ayağına bomba koymuşlar.
Şişeyi boğazına kadar doldurdu.
Kapının kolunu kırınca babamdan azar işittim.
Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı.
Yokuşun başına kadar koştuk.
Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi “yöntem, metot” anlamına gelerek soyutlaşmıştır.
Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb
3. MECAZ ANLAM
Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.
Bu konuyu bir daha açmayacağım.
İşsizlik sorunu hükümeti terletecek.
Derdim çoktur, hangisine yanayım.
Doktora boş gözlerle bakıyordu.
Bu şarkıya bayılıyorum.
Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı.
Yakında savaş patlayacak.
Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk.
İnce işlere aklım pek ermiyor.
Kitapları taşırken kolum koptu.
İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu.
Bu söze gençlerden biri ince bir karşılık verdi.
Onun pişkinliğine bir anlam veremedik.
Cesaretinin kırılmasına sen sebep oldun.
Mecaz anlamlar, benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında incelenir. Eğretileme ve deyim aktarması da denir.
“Kurban olam, kurban olam
Beşikte yatan kuzuya” (açık istiare)
“Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor.” (kapalı istiare)
İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır. Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl
Saçını kestir demedim mi?
Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.
Ayağını çıkarmadan girebilirsin.
Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.
Orhan Veli’yi okur musun?
4. DEYİM ANLAM
Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.
Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.
Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.
Her gördüğüne dudak büküyordu.
Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.
İki genç adam boğaz boğaza geldi.
Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.
Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.
Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.
Matematiği aklım almıyor.
Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.
Öğrenciler, beni can kulağı ile dinliyordu.
Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.
Bizimkinin iyice çenesi düştü.
Göze girmek için her şeyi yapıyor.
İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.
Bu soruya kafa yormanı istemiştim.
Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.
Burası çok ayak altı, şurada duralım.
Deyimlerin özellikleri:
a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.
Meselâ "yüzün ak olsun" yerine "yüzün beyaz olsun" denilemez,
"ocağına incir ağacı dikmek" yerine "ocağına çam ağacı dikmek" denilemez,
"ayıkla pirincin taşını" yerine "ayıkla bulgurun taşını" denilemez,
"dilinin altındaki baklayı çıkar" yerine "dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,
"tüyleri diken diken ol-" yerine "kılları diken diken ol-" denemez.
Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.
Araya başka kelimeler girebilir:
“Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.
b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: “Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”
c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.
1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:
ağzı açık, kulağı delik,
eli uzun, kaşla göz arasında,
bulanık suda balık avla-, dikiş tutturama-,
can kulağı ile dinle-, köprüleri at-,
pire için yorgan yak-, pişmiş aşa su kat-,
kafayı ye-, aklı alma-,
akıntıya kürek çek-, ağzı kulaklarına var-,
bel bağla-, çenesi düş-,
göze gir-, dara düş-,
2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.
Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün,
Çoğu gitti azı kaldı,
Allah bana ben de sana,
Atı alan Üsküdar'ı geçti,
Tut kelin perçeminden,
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,
Ne şiş yansın ne kebap,
Fol yok yumurta yok ..
d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: "İşleyen demir ışıldar" atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.
e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?
Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..
f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:
Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)
Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)
Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)
O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)
g) Kafiyeli deyimler de vardır:
Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı
5. TERİM ANLAM
Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.
Örnek: "Ekvator" kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.
Örnek: kök, mısra, muson.
“yüklem, özne, kök, zarf”, dil bilgisi terimleri; “üçgen, daire, çap”, kelimeleri de geometri terimleridir.
Terimler halkın söz varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış kelimeler vardır.
Örnek: "Budala" kelimesi halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.
Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.
Boğaz’ı geçip Karadeniz’e ulaştık.
Ayağı olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.
Ağacın kökleri çok derinde.
Üçgenin iç açıları toplamı 180’dir.
6. ARGO ANLAM
Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.
Argo, dil içinde bir dil gibidir.
Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.
Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir.
Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.
Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.
Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.
“Canına yandığımın dünyası” gibi.
abdestini vermek: azarlamak
aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek
röntgenci: kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek
piliç gibi: güzel ve sevimli kız
mektep çocuğu: acemi, toy
zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak
yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek
arakçı: hırsız
bal kabağı: aptal, beyinsiz
torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak...
7. SOYUT ANLAM
Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.
Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi, korku, güzellik...
8. SOMUT ANLAM
Beş duyu organında biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.
Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol, yürümek, koşmak...
Soyut anlamlı kelimeler mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.
“Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum.”
“Adam yıldızlara basa basa yürüyordu.”

9. GENEL ve ÖZEL ANLAM
Genel anlamlı kelimeler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.
Varlık-canlı-insan-Ahmet
Metin-paragraf-cümle-kelime-hece-harf
B. SÖZCÜKLER ARASINDAKİ ANLAM İLİŞKİLERİ
1. EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER
Yazılış ve okunuş bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir.
kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun, fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç...
Fakat bazı durumlarda anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz: “kara bahtlı” kelime grubunda “kara” kelimesinin yerine “siyah” kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir.
Türkçe kelimeler arasında da eş anlamlılık olabilir:
deprem-yer sarsıntısı-zelzele,
kimi zaman-ara sıra-zaman zaman-arada bir-bazen
2. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER
Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.
göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,
Kardeşim sana küsmüş.
Kardeşim sana kırılmış.
Kardeşim sana gücenmiş.
Kardeşim sana darılmış.
Birinci cümlede bir "kesinlik ve aşırılık" anlamı, ikinci cümlede bir "esneklik, hatta hoşgörü" anlamı, üçüncü cümlede "üzülmek" anlamı, dördüncü cümlede "gücenip görüşmez olmak" anlamı vardır.
Ben her sorunla başa çıkarım. (baş etmek)
Bu kadar yürekten çağırma beni. (candan)
Davranışları hiçbir zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)
Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)
3. ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER
Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir.
Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,
Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz.
“sevinmek” karşıtı sevinmemek değil “üzülmek”tir.
Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.
“doğru” kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede “eğri” olurken, diğerinde “yanlış” olabilir.
İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki “ağır” kelimesinin ağır olmayan anlamındaki “hafif”le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması gerekir.
4. EŞ SESLİ SÖZCÜKLER
Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.
Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir
Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz
Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi
Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir:
Siyah anlamındaki “kara” ile “kar-a” (-a: yönelme hâl eki) gibi
“Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar”
“Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar”
Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya
“hala” ve “hâlâ”, “kar” ve “kâr”, “adet” ve “âdet” kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.
5. İKİLEMELER
Anlamı pekiştirip güçlendirmek ve çekici kılmak için aynı kelimenin, yakın anlamlı kelimelerin veya zıt anlamlı kelimelerin tekrarıyla oluşan kelime grubudur.
ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, doya doya ...
Yapı Yönüyle İkilemeler:
a) Yakın Anlamlı: doğru dürüst, delik deşik, eş dost
b) Aynı Anlamlı: kılık kıyafet, ses seda, köşe bucak...
c) Karşıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, az çok, er geç ....
d) Aynı Kelimenin Tekrarı: duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş ...
e) Yansımaların Tekrarı: çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl ...
f) Sadece Biri Anlamlı: eğri buğrü, eski püskü
g) Yarı Anlamlı: eciş bücüş, ıvır zıvır, abur cubur ...
İkilemelerin arasına hiçbir noktalama işareti konulamaz.
6. YANSIMALAR
Tabiata, insana, insan dışındaki canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu ortaya çıkan kelime veya kelime gruplarıdır.
tık, tak, pat, çat, hışır hışır, miyav, hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır...
Yansımalardan isim ve fiil türetilebilir.
“miyavlamak, çatırdamak, şıkırtı, meleşmek, şırıltı”
7. atasÖzlerİ
Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.
Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.
Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler
Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler
Çoğu mecazlıdır.
Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.
Genel bir yargı bildirir.
Öğüt verme amacı taşır.
At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
Böyle gelmiş, böyle gider
Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
Damlaya damlaya göl olur.
Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.
Eden bulur.
Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.
Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Üzerine laf düşmedikçe konuşma.
Vakitsiz açılan gül çabuk solar.
8. DOLAYLAMA
Bir kelimeyle anlatılabilecek bir durumu birden fazla kelimeyle anlatmaya denir.
“yavru vatan”: Kıbrıs,
“büyük kurtarıcı”: Atatürk,
"ulu önder":Atatürk
“derya kuzuları”: balık,
"file bekçisi":kaleci
“Türkiye’nin kalbi”: Ankara
9. anlam genİŞlemesİ
(yan anlam)
10. anlam daralmasI
] “oğul” kelimesinin önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi.
11. anlam İYİLEŞMESİ
] “kötü” anlamındaki yavuz kelimesinin artık “yiğit” anlamında kullanılması gibi.
12. anlam kÖTÜlenmesİ
] “canlı” anlamındaki canavar kelimesinin artık yırtıcı yaratık anlamında kullanılması gibi.
13. gÜzel adlandIrma
] “verem” kelimesinin dildeki korkunçluğunu azaltmak için “ince hastalık” ile karşılanması gibi.
]Yabanî hayvan adı olan “börü”nün atılıp yerine “kurt” kelimesinin kullanılması gibi.

Dil Bilgisi Yapım Ekleri Çekim Ekleri-Türçe Dersi Yapım Ekleri Çekim Ekleri

Türkçe eklemeli (sondan eklemeli) bir dildir. Türkçede değişmez kökler, onlardan türetilen gövdeler ve kök ve gövdelere eklenen yapım ve çekim ekleri vardır.

¶Dilimizi kullanışlı hâle getiren; aynı kelimelerle farklı anlamlar ifade edilmesini, kelime haznesinin genişlemesini sağlayan, eklerdir.

EK

¶Kelimelerle cümleler kurmak, onlara cümle içinde görev yüklemek ve kelimelerden yeni kelimeler türetmek amacıyla onlara eklenen seslere/hecelere ek denir.

Kelimelere cümlede görev yüklenirken ve onlardan yeni kelimeler türetilirken öncelik yapım eklerinindir. Yapım eklerinin üzerine çekim ekleri gelir. Ama bir iki ek haricinde çekim ekinin üzerine yapım eki getirilemez.

Ekler kendilerinden önceki kelimelere bitişik yazılır. Yalnız, “mİ” soru eki her zaman ayrı yazılır; “ek-fiil”in kendisi, yani “i-(mek)” de ayrı ya da bitişik yazılabilir. Zaten ek-fiil bitişik yazıldığında düşer, sadece zaman eki kalır:

mİ: Gelmedi mi?
i(mek): Gelecek idi, gelecekti

Ekler yapım ve çekim ekleri olmak üzere ikiye ayrılır. Yapım ekleri anlam; çekim ekleri de görev belirler.

I. ÇEKİM EKLERİ

¶Kelimelerin çekimlenerek değişik yerlerde ve görevlerde kullanılmasını sağlayan eklere çekim eki denir.

Çekim ekleri, kelimelerin diğer kelimelerle bağ kurmasını, kelimelerin cümlede görev almasını, hâlini, sayısını, zamanını, şahsını belirtir. Kısaca çekim ekleri kelimelerin cümle içerisinde kullanılmasını sağlar.

Kök veya gövde hâlindeki kelimeler ancak çekim eklerini alarak diğer kelimelere bağlanır, zaman ve şahıs anlamı kazanır.

“Kardeş kitap yer sor.”

Bu kelime dizisi bu hâliyle ancak bir kelime yığınıdır. Bir maksat, duygu, fikir, haber, bilgi ifade etmez. Ancak “bu kelimelerle ne söylenmek istenebilir”, sorusundan hareketle bir şeyler uydurulabilir ki bu yolla bu kelimelerin ne için söylendiği kesin olarak bilinemez.

Öyleyse bu kelime yığınını anlaşılır hâle getirmek için çekim eklerine ihtiyaç vardır. Çeşitli çekim ekleriyle bu kelimelerden anlamlı cümleler çıkarabiliriz:

“Kardeşine kitabın yerini sor.”

“Kardeşimden kitapların yerini soracağım.”

“Kardeşin kitabının yerini sordu.”

Çekim ekleri eklendiği kelimenin anlamını değiştirmez. Çekim ekleri yeni kelimeler türetmeye yarayan ekler değildir; yani bu ekler kelimenin anlam ve türlerini değiştirmeyen eklerdir. Yukarıdaki örnekte değişik çekimlere rağmen kelimelerin anlamlarının değişmediği görülür.

Çekim ekleri getirildikleri kelimenin türüne göre ikiye ayrılır:

İsim çekim ekleri ve Fiil çekim ekleri

A. İSİM ÇEKİM EKLERİ

¶İsimlerin ve isim soylu kelimelerin sonuna gelerek onları diğer isimlere, edatlara, fiillere bağlayan; cümle içindeki görevlerini belirleyen, ait oldukları kişileri belirten ve isimlerin çeşitli durumlarını bildiren eklerdir.

İsim çekim ekleri şunlardır:
1-Hâl ekleri: -i, -e, -de, -den, -in, -ce, -le
2-İyelik ekleri: -m, -n, -i, -si, -miz, -niz, -leri
3-Çoğul eki: -ler
4-Soru eki: mi
5-Ek-fiil: -dir, -idi, -imiş
6-Tamlama ekleri: -in,
7-İlgi zamiri -ki

1. HÂL (DURUM) EKLERİ

¶İsimleri isimlere, fiillere, edatlara bağlayan, diğer kelimelerle ilişki kurarak isimlerin cümlede görev kazanmasını sağlayan eklerdir.

İsmin hâllerinin başında yalın hâl (nominatif) gelir, ama bu hâlin eki olmadığı için sıralamaya dahil etmedik; isimler konusunda işlenmiştir.

a. -İ Belirtme/Yükleme Hâl Eki

Fiildeki işten, hareketten, eylemden etkilenen varlığı belirtir. Yani bu eki alan isimler cümlede belirtili nesne görevinde bulunur.

ev-i gördüm, kapı-y-ı açtım, okul-u boyadılar, gül-ü koparmayın...

İsmi fiile bağlar.

Çocukları buradan kim alacak?
Babası çocuğu çağırdı.
Şimdi soruları cevaplayın.
Burada kimi bekliyorsunuz?

Türkçede iki tane –i eki vardır:

–i: iyelik eki: (onun) kalem-i
–i: belirtme hâl eki: kalem-i (kim aldı?)

b. -E Yönelme Hâl Eki

İsimleri fiillere, bazen de edatlara bağlar.

Yönelme hâlinde, ismin belirttiği kavrama yöneliş, dönme söz konusudur.

okul-a git, ev-e dön...

Eklendiği kelimelere farklı anlamlar katar ve değişik anlam ilişkileri kurar.

Yönelme, yaklaşma, ulaşma bildirir. Bu eki alan kelimeler cümlede dolaylı tümleç ve yüklem olabilir:

Bugün okula gitti.
Benim itirazım yapılan haksızlığa. (haksızlığadır: yüklem)

Fiyat, araç ile anlamı katar:

Kitabı bin liraya aldı. (karşılığında)
Bu iş kaç paraya olur?

Zaman bildirir, zarf tümleci yapar:

Bu iş sabaha biter.
Haftaya size gelelim.

Yer bildirir:

Bizi karşılamak için kapıya geldi.

İsimleri edatlara bağlar:

Akşama kadar okulda ders çalıştık.
Sabaha karşı varırız.
Yaşına göre ağır bir işte çalışıyordu.

Deyim kurar:

Ağzına geleni söyler.
İşleri yoluna koymak
Başına buyruk.
Başa gelen çekilir.
Çok cana yakın bir çocuktu.

İçin, aitlik, amaç ilgisi kurar:

Bunu size aldık. (sizin için)
Sana bir iyilik düşünüyorlar. (senin için)
Annesini görmeye gitti.

İkilemeler kurarak durum bildirir:

Otobüse nefes nefese yetiştiler.
İki ahbap kafa kafaya vermiş...

“-an, -en” sıfat-fiil ekleriyle birleşerek abartma anlamı veren ikilemeler kurar:

Soran sorana,
geçen geçene,
giden gidene...

Şekilce çekimli fiil olan fakat fiil özelliğini kaybetmiş söz gruplarına gelir:

Geçmiş olsuna gitti. (demeye)

c. -DE Bulunma Hâl Eki

İsimleri fillere bağlar.

ev-de oturma, okul-da öğren, yurt-ta kaldı, devlet-te bulunuyor...

Cümlede dolaylı tümleç, zarf tümleci ve yüklem yapar:

Eski İstanbul'da ne güzel günler yaşanmış. (dolaylı tümleç)
Saat yedide mi gelecekmiş? (zarf tümleci)
Her şey yerli yerinde. (yüklem)

Zaman bildirir:

Okullar bu yıl da eylülde açılacak. (zarf tüml.)

Fiili durum yönüyle niteler:

Suyu bir yudumda içti. (zarf tüml.)
Siz ayakta kaldınız.
Çamaşırları elde yıkıyormuş.

Zaman ve sayı bildiren kelimelere eklenerek ölçü, miktar bildirir:

Yılda yirmi gün izni var.
Haftada bir geliyor.
Yüzde yetmiş başarı vardı.

İkilemeler kurar:

Ayda yılda bir uğrar oldu.
Elde avuçta ne varsa bitti.

Eklendiği kelimeyi sıfat yapar:

Parmak kalınlığında yaprakları var.

Yapım eki görevi görür:

Gözde sanatçılarımızdandı.
Peyami Safa'nın "Sözde Kızlar"ını okudun mu?
Sözde Ermeni soykırımı...

d. -DEn Ayrılma/Uzaklaşma Hâl Eki

İsimleri fillere bağlar.

okul-dan çıktı, ev-den ayrıldı, yurt-tan geliyor, devlet-ten istedi...

Eklendiği kelimeyi dolaylı tümleç yapar; yer, ayrılma, uzaklaşma bildirir:

Ali, evden yeni çıktı.
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden.

Edat tümleci ve yüklem de yapar.

Gönüldendir şikâyet. (yüklem)
Bebek gürültüden uyandı (edat tümleci)
Yalnızlıktan sıkıldım. (edat tümleci)

Durum bildirir:

Yağmur hafiften yağıyor.
Ben onu yakından tanırım.

Üstünlük, karşılaştırma bildirir:

Kıldan ince
baldan tatlı
Erzurum’dan soğuk şehir yok.
Bundan iyisi bulunmaz.

Bütünün parçasını, bütünden ayrılmayı ifade eder:

Verilen pastadan bir dilim yedi.
Soruların cevabını sözlerimden çıkaracaksınız.
Canından can vermek istiyordu.

İsimleri edatlara bağlayarak edat grubu ve edat tümleci oluşturur:

Akşamdan beri seni arıyoruz.
Yemekten sonra çayı nerede içeceğiz?

Sebep bildirir:

Soğuktan tir tir titriyordu.
Yorgunluktan uyuyuverdi.

İsim tamlamalarında tamlayan ekinin (-in) yerine kullanılır:

Geçen gün öğrencilerden biri yanıma geldi.
Bu ürünlerden hangisini istediğinizi söyleyin.

Yapım eki özelliği kazanarak eklendiği kelimeyi sıfat yapar:

Sıradan insanlarla düşüp kalkma diyordu.
Sudan sebeplerle buradan ayrılıp gitti.
Toptan satış
Uzaktan akraba
En içten duygular

İkilemeler kurar:

Zavallı çocuk günden güne eriyor.
Baştan başa bizim bu topraklar.
Durumumuz yıldan yıla kötüye gidiyor.
Dünden bugüne ne değişti ki...

Varlıkların neden, hangi maddeden yapıldıklarını bildirir:

Üstüne yünden bir kazak almıştı.
Tahtadan kılıçlarla oynuyorlardı.
Ayı derisinden post; Rus’tan dost olmaz.

Zaman anlamlı kelimelere gelerek zaman anlamı katar:

Bu işi dünden halletmeliydik.
Yarın geceden yola çıkmayı düşünüyoruz.

e. -CE Eşitlik Hâl Eki

İsimlere ve isim soylu kelimelere eklenerek çeşitli anlamlar katar. Türkçe'nin işlek eklerinden biridir. Bu eki alan kelimeler cümlede zarf tümleci ve yüklem olarak kullanılır. Tür olarak da isim, sıfat ve zarf türetir.

ben-ce, okul-ca, yurt-ça, sert-çe...

Gibi, benzerlik anlamları katar:

Çocukça davranışları vardı.
İnsanca hareket etmeliyiz.

Yüklem yapar:

Onun davranışları çok zaman delicedir.

Bakımında, yönüyle anlamı katar:

O sizden kiloca biraz daha düşük.
Akılca birbirinizden farkınız yok.

Göre anlamı katar, edat gibi kullanılır:

Sence bu yaptığın doğru mu?
Bence bu doğru.

Çokluk, abartma anlamı katar:

Evinde yüzlerce kitabı var.

Zaman bildiren isimlere gelerek eşitlik, süresince, boyu anlamı katar:

Bu okulda yıllarca çalıştım dedi.
O gün sizi saatlerce bekledik.

Birliktelik, beraberlik anlamı katar:

Bu kararı sınıfça aldık.
Bugün milletçe sevinçliyiz.

Durum bildirir; zarf tümleci yapar:

Anlatılanları sessizce dinledi.
Düşüncelerini açıkça dile getirdi.
Elazığ'dan gizlice ayrıldık.

Küçültme, sınırlandırma anlamı katar:

Oralarda yaşlıca bir adam dolaşıyordu.
Fatih, büyükçe bir taşı alıp denize atıverdi.

f. -lE Vasıta Hâl Eki

“ile” edatı kaynaklıdır; “i” düşürülerek kullanılır.

Ünlüyle biten kelimelere eklenirken araya y kaynaştırma harfi girer:

masa›masa-y-la.

Ünsüzle biten kelimelere eklendiğinde –la, -le şeklindedir:

kalem›kalemle.

İsim ve isim soylu kelimelere eklenerek değişik anlamlar katar. Bu eki alan kelimeler cümlede zarf tümleci, edat tümleci ve yüklem olarak kullanılır.

Edat tümleci yapar:

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan. (edat tüml.)

Durum bildirir; zarf tümleci yapar:

İşi kolaylıkla başardı.
Ayağına gelen topa hızla vurdu.
Babasını sevinçle karşıladı.

Yüklem yapar:O artık bizimledir.

Birliktelik anlamı katar: Öğrencileriyle geziye gitmişti.

Araç, alet bildirir: Arabasıyla evimize kadar getirdi. İğneyle kuyu kazıyorsun.

“ve” bağlacı görevinde kullanılır:

Annemle kardeşim buraya geldiler.
Baki’yle Fuzuli, 16. yy. şairleridir.

Sebep ve zaman bildirir:

Rüzgârın etkisiyle dallar sallandı.
Sonbaharın gelmesiyle soğuklar artmıştı.
Zilin sesiyle yarışma bitti.

g. –(n)İn İlgi Hâl Eki (tamlayan eki)

İsimleri isimlere bağlayarak tamlama kurmaya yarar.

Bu ek birinci tekil ve çoğul şahıs için “–İm” şeklindedir: ben-im, biz-im.

İsimleri isimlere bağlar:

Benim elim kanadı
Kitabın yaprağı yırtılmış.
Yalancının mumu...
Gözlüğün camı...

İsimleri, zamirleri ve sıfat-fiilleri edatlara bağlar:

Bunu senin için yaptım dedi.

İsimleri ve zamirleri fiillere bağlar:

Birincilik ödülü Atilla'nın oldu.
En güzel ve mutlu yıllar sizlerin olsun.

Not: “-dEn” eki tamlayan ekinin yerini tutabilir:

öğrencilerin bazıları›öğrencilerden bazıları
onların biri›onlardan biri

2. İYELİK EKLERİ

İsimlerin ve isim soylu kelimelerin sonuna gelerek onların sahiplerini, ait oldukları kişileri belirten eklerdir. Tamlayansız kullanıldıkları zaman bu eklere iyelik zamirleri de denir.

kitab-ım, kitab-ın, kitab-ı, kitab-ımız, kitab-ınız, kitap-ları

masa-m, masa-n, masa-s[2]-ı, masa-mız, masa-nız masa-ları

su-y[3]-um, su-y-un, su-y-u, su-y-umuz, su-y-unuz, su-ları

ne-y-im, ne-y-in, ne-y-i/ne-s-i, ne-y-imiz, ne-y-iniz, ne-leri

İyelik ekleri isim tamlamasında tamlanana gelir:

Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı...

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

Kapının kol-u,
işin baş-ı,
hayvan sevgi-s-i

İyelik ekleri bazen yer bildiren zamirlerden (işaret zamirleri) sonra gelerek belirtme görevlerinde bulunur:

burası, ötesi, şurası...

Sıfatlardan sonra gelerek zamir yapar:doğrusu, böylesi, başkası...

Bazen isimlerle ve sıfatlarla birlikte sevgi ve abartma ifade eder:

Camın İstanbul.
Güzelim çiçekler kurumuş

İyelik eklerinden sonra hâl ekleri gelebilir:

Baba-m-a soracağım.
Kardeş-i-n-i arıyormuş.

-ler ekiyle –i iyelik eki birlikte kullanılarak zaman bakımından genelleme yapılır:

akşamları, sabahları, gündüzleri...

3. İLGİ ZAMİRİ: -ki

İlgi zamiri belirtili isim tamlamalarında tamlananın yerini tutabilir:

benim kalemim›benimki

onun eli›onunki

Türkçede üç tane “ki” vardır: “ki”, “-ki”, “-ki”

a. “ki” Bağlacı
Sadece “ki” biçimi vardır.

Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.

Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.

“ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-

Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.

Atatürk diyor ki: ...

Bir şey biliyor ki konuşuyor.

Ben ki hep sizin için çalıştım.

Sınavı kazanabilir miyim ki...

Baktım ki gitmiş.

b. “-ki” İlgi Zamiri
Ek hâlindeki tek zamirdir.

Eklendiği kelimeye -ki sadece isim tamlamasında tamlayana eklenir- bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.

Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:

senin kalemin›seninki, Ali’nin eli›Ali’ninki, onun düşüncesi›onunki...

c. “-ki” Yapım Eki
İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir.

Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken “-dE” hâl ekiyle birlikte kullanılır.

Sadece –ki ve az da olsa –kü şekilleri vardır:

bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım...

masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap...

4. –lEr ÇOĞUL EKİ

Cins isimlerine gelerek onların çoğul şekillerini yapar.

Kelimeler arasında ilgi kurmaz:

dağlar, fikirler, idealler, öğrenciler, dertler...

Özel isimlere getirildiğinde:

1. Aile anlamı katar; -gil ekinin yerine kullanılır, yapım eki görevinde olduğu için ayrılmadan yazılır

Yarın Ahmetlere gideceğiz.

İzmir’e, amcamlara/dedemlere/teyzemlere gideceğiz. (burada özel isme getirilmemiş.)

Aliler bize gelecekler.

2. Benzerleri anlamı katar, kesme işaretiyle ayırarak yazılır:

Bu millet nice Fatih'ler, Kemal'ler yetiştirecektir.

Bu topraklarda ne Çaldıran’lar, ne Ridaniye’ler yaşandı.

3. Aynı ismi taşıyanları belirtir:

Sınıftaki Ali’ler ayağa kalksın.

Hüseyin’lerin hepsi buraya gelsin.

4. Abartma anlamı katar:

Çalışmak için ta Almanya’lara gitti.

5. Topluluk kavramı bildirir:

Türkler, Yunanlar, Adanalılar, Konyalılar...

Bunların dışında:

-İkilemeler yapar:

Yıllar yılı bekledik.

-Abartma anlamı katar, bazen “bir” kelimesiyle birlikte bu anlamı verir:

Ateşler içinde kıvranıyordu.
O gün dünyalar benim olmuştu.
Valizler dolusu kitapları ne zaman almıştı.
Bir kumaşlar almış, görmelisiniz.
Bir bahçeler var, sözle anlatılmaz.
Bir zamanlar ne kadar şendik.

-Çoğul zamirlere getirilerek tekrar çoğul yapar:Bizler, sizler

-Saygı veya alay anlamı katar:

Dostumuz nedense bizi çağırmamışlar.
Müdür Bey döndüler mi?

-Her anlamı katar:

Akşamları erken yemek yeriz.
Sabahları geç kalkarım.

-“Yaş” kelimesine getirilerek yaşça yaklaşıklık bildirir:

O zaman henüz sekiz yaşlarında idi.

İyelik üçüncü çoğul eki ve şahıs eki ile karıştırılmamalıdır.

Çocuklar (çoğul eki) annelerini (iyelik eki) bekliyorlar (şahıs eki).

5. “mİ” SORU EKİ

Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir:

Gelecek miydin? (fiile)

Sen misin? (isme)

Her zaman kendinden önceki kelimeden ayrı yazılır.

Büyük ve küçük sesli uyumu kurallarına uyar:

Salı mı?Sen mi?O mu?Ölü mü?

Soru ekinden sonra gelen ekler kendisine bitişik yazılır.

Seni çağıran bu çocuk muydu?

Vurguyu kendinden önceki kelimeye aktarır. Yani mi soru ekinden önce gelen kelime vurgulanan kelimedir:

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Soru anlamının dışında başka görevlerde de kullanılır:

Pekiştirme görevinde: Güzel mi güzel bir yer burası.

6. EK-FİİL

İsim soylu kelimelerin sonuna gelerek onların yüklem olmasını sağlayan, ek hâlindeki fiildir.

“imek” fiilinin ek olarak kullanımıdır. Genellikle bitişik yazılır.

Dört kipe göre çekimi vardır:

Geniş zaman
-di’li geçmiş zaman
-miş’li geçmiş zaman
Şart kipi

1. Geniş zaman

İsim soylu kelimelere kişi ekleri getirilerek yapılır. Bunlar geniş zaman eklerinin yerini tutar. Üçüncü kişilere “-dİr” eki getirilir.

“insanım, insansın, insan(dır), insanız, insansınız, insan(dır)lar”

Ben bir küçük kelebeğim.
Ü stümüze doğan bir güneşsin sen.
Her taraf bugün bir başka güzel(dir).

Bu ek fiillere getirildiğinde kesinlik veya olasılık anlamı katar.

Ulaş şimdi tatil yapıyordur. (olasılık)
Bu durumda işe gitmeyecektir. (kesinlik)

2. -di’li geçmiş zaman

Ek-fiilin bilinen geçmiş zaman çekimi, kavramların ve varlıkların bilinen geçmişteki durumuna şahit olunduğunu gösterir.

“idim, idin, idi, idik, idiniz, idiler”

Bir güzelin hayranıydım. ‹hayranı i-di-m

Dün daha heyecanlıydın. ‹heyecanlı i-di-n

Merhametli biriydi. ‹biri i-di

3. -miş’li geçmiş zaman

Ek-fiilin bilinmeyen (öğrenilen) geçmiş zaman çekimi, kavramların ve varlıkların öğrenilen geçmişteki durumunun başkasından duyulduğunu anlatır.

“imişim, imişsin, imiş, imişiz, imişsiniz, imişler”

Suçlanan ben-miş-im. ‹ ben imişim

Meğer sen ne çalışkan-mış-sın. ‹ çalışkan imişsin

Adam yirmi yıldır evine hasret-miş. ‹ hasret imiş

4. Şart

Eklendiği isimlerle yancümlecik kurar ve temel cümlenin şartını bildirir. Bazen karşılaştırma anlamı da katar.

“isem, isen, ise, isek, iseniz, iseler”

Elbise ucuzsa hemen alalım. ‹ucuz ise

Maaşlar düşük, giderlerse oldukça fazla. ‹giderler ise (karşılaştırma)

Dikkat!

Ben iyi bir okurum. Ek-fiilin geniş zamanı

Hep iyi kitaplar okurum. Şahıs eki

Benim okurum anlayışlıdır. İlgi eki ve iyelik eki

Öğrenciydi ek-fiil çekimi

Uyuyordu birleşik çekim

Öğrenciymiş ek-fiil

Uyuyormuş birleşik zaman

Öğrenciyse ek-fiil

Uyuyorsa birleşik zaman

Not: Ek-fiilin olumsuzu ek-fiilden önce “değil” kelimesi getirilerek yapılır:

birinci değilim, değildim, değilmişim, değilsem

7. TAMLAMA EKLERİ

Bu eklerden tamlayan eki (ilgi eki: -in: kalem-in), isim hâl eklerinde; tamlanan eki (-i: uc-u) de iyelik eklerinde anlatıldığından burada tekrarına lüzum görülmedi.

Dil Bilgisi İmla Kuralları-Türçe Dersi Yazım Kuralları

Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ (yazım) kuralları denir.


Bu kurallardan birçoğu aslında anlama ve telâffuza bağlıdır. Anlam ve telâffuz; akla, mantığa, geleneğe, çoğunluğa vb.ne uyduğu takdirde -zaten yazıldığı gibi okunan ve okunduğu gibi yazılan bir dil olan- Türkçenin imlâsı kolayca halledilecektir.

1. Büyük ve Küçük Harflerin Kullanımı
Alfabemizde (Lâtin alfabesi) her harfin bir büyük, bir de küçük şekli vardır. Yazıda yaygın olarak küçük harf kullanılır. Ancak belirli yerlerde büyük harf kullanılmalıdır.
Büyük harfle küçük harf arasında okunuş olarak fark olmasa da yazılış olarak büyük farklar vardır.
Büyük ve küçük harflerin kullanımı ile ilgili kurallar şunlardır:

] Her cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamayan bir kelime dizisi, öncesi yazılmamış ya da silinmiş bir cümle zannedilebilir.

“Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!”

“Ömür, yarınlara bağlanan ümitlerle geçip gitmekte, gafilcesine kavgalarla, gürültülerle, didinmelerle tükenip durmadadır. Sen aklını başına al da, ömrünü, şu içinde bulunduğun bugün say.” (Mevlâna)

„ Noktayla, iki noktayla, üç noktayla, soru ve ünlem işaretleriyle biten cümlelerden sonra gelen cümleler büyük harfle başlar.

-Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! Biz ki her şeyi görür ve anlarız. Düşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. O elbise ki terzinin elinden vücudun basit hendesesine göre yapılmış mânasız bir kalıp hâlinde çıkar ve sonra bir vücuda yapışıp onun bütün hareketleriyle yaşamaya başlayınca ne hâle gelir, düşün! Başlangıçta hiçbir şey ifade etmeyen elbiseler atılacağı güne kadar vücudun her hareketini saniyesi saniyesine kaydeden korkunç bir hâfızadır. Birçok oturuş şekillerinin kabarttığı diz kapaklarımızı düşün! Her duygunun hususi bir biçim verdiği omuzlarımızı düşün! Kambur vaziyetlerinde nasıl arkaya toplandığımızı, bütün mafsal yerlerinde nasıl halkalaştığımızı düşün! Vücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir? Bunların içinde sefaletlerin, açlıkların, ihtirasların, cinayetlerin, coşkunlukların, kahkahaların alnımıza çizdiği hep hususî bir çizgi vardır. İnsanlar sanırlar ki, bizim üstümüzdeki her çizgi, her intiba, bir diğer çizgi veya intiba ile silinir, hepsi birbirine karışır, manasız bir halita olur ve sonunda biz eskimiş bulunuruz. Eskiriz, fakat insanlardan evvel eskidiğimiz için onlardan daha ince ve hassas olan biz, bütün çizgiler ve intibalarımızı hep birbirinin içinde saklarız. Bu böyle bir halitadır ki, bunun düğümünü ele geçirebilen göz onu çözdükçe, doğumumuzdan ölümümüze kadar bütün hayatımızı, zamanın atomları içinde sıkıştırır ve bu korkunç, ah, bu korkunç hafıza küpü içinde, mazinin, birbirinin üstünden akan küçük yılanlar hâlinde nasıl kaynaştığını görür. Fakat o göz kimde vardır? Kimsede... Yalnız bizde... Biz, ki her şeyi görür ve anlarız, seni görüyor ve anlıyoruz... Bize artık hikâyeni anlatma!... Ne lüzum var? Biz onu biliyoruz. Ben sana kendi hikâyemi ne diye anlatayım? Sen de onu bilirsin. Beni bir ölünün üstünden çıkardılar. Burada satın alacak adam bekliyorum. Öbürü tıpkı benim gibi, bugün bir ölünün üstünden çıkmadıysa yarın ikinci gün veya üçüncü gün çıkacak. Düşün, düşün, biz insanlardan evvel eskidiğimiz hâlde kaç insan eskitiyoruz? Bizim ıstırabımızı düşün! Biz vücutsuz kalan bir elbise miyiz, yoksa elbisesiz kalmış bir ıstırabın vücudu mu? (Necip Fazıl, Eski Elbiselerin Hafızası)

Orhun Kitabesi’nde Türk hakanı şöyle diyor: Türk Tanrısı, Türk milleti yok olmasın diye atalarımı gönderdi ve beni gönderdi. Ben hakan olunca gündüz oturmadım, gece uyumadım. (Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları)

„Bu işaretler asıl cümlenin içinde, yani iç cümlede ise sonraki kelime büyük harfle başlamaz:

"Durun!" diye bağırdı annem.
Bu kez çocuk, "Bu peri midir, melek mi?" diye düşünerek, öğretmene hayranlıkla baktı.

„İki noktadan sonra cümle gelmiyorsa, örnekler sıralanıyorsa bunlar büyük harfle başlamaz:

Bazı mastarlar kalıcı nesne adı olmuşlardır: yemek, çakmak, dolma, dondurma, kavurma, buluş...

„Örneklerle başlayan cümleler de büyük harfle başlar:

Bilgisayar, sinema, tiyatro, internet, fotoğraf gibi hobiler, pahalılık yüzünden lüks gibi görülmektedir.

„Cümle içerisinde başkasından aktarılan ve tırnak içinde verilen cümleler de büyük harfle başlar:

Atatürk gençliğe seslenirken ilk önce “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.” demektedir.

„Tırnak içinde verilen söz tam bir cümle değilse veya cümlenin baş kısmı verilmemişse büyük harfle başlamaz.

Nabi’nin “......... var içinde” redifli gazeli açıklanacak.

„İki kısa çizgi veya iki virgül arasında verilen ara sözler, ara cümleler, açıklama cümleleri büyük harfle başlamaz.

Bu konuda kararlı olduktan sonra –geç karar vermiş olsan da- başarıya ulaşırsın.
Başımın ağrısı yazları –sıcaklardan olmalı- daha da artar.
Kalıcı konutları bu yıl sonuna kadar –geçen seneki lâf- yetiştireceklermiş.
Çıkmamız gereken uygar milletler seviyesini –ki bu seviyeye hâlâ çok uzağız- Mustafa Kemal hedef olarak göstermişti bize.
Bu işi 2000 sununa kadar bitireceklerini –inanılacak gibi değil- söylüyorlar.
Bu adam, seni temin ederim, sahtekârın biridir.
Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz.

„Rakamla başlayan cümlelerde rakamdan sonra gelen kelime büyük harfle başlamaz.

1998 yılında ortaokulu bitirdim.

] Şiirde her mısra (birkaç mısra bir cümle oluştursa da) büyük harfle başlar. Küçük harfle başlatılmış bir mısraın ilk kelimesi veya kelimeleri silinmiş veya yazılmamış zannedilebilir. Günümüz şiir kitaplarında bu kurala çoğunlukla uyulmamaktadır:

...
Bir de baharlar bilirim,
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği.
Anadolu bozkırlarında
İstanbul'dan çıkıp, Diyarbekir'e doğru, tekerleri
Yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğuyla içen
Cesur otobüs pencerelerinden
Bilinçsiz bas kaymasıyla görülen
Evrensen kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında
Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının
Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.

] Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen, tanıtan unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi zannedilebilirler:

„ Kişi adları ve soyadları, takma adlar, kişi adlarından önce ve sonra gelen saygı sözleri, unvanlar ve meslek adları, tarihî kişilerin adlarından önce gelen unvan ve lâkaplar büyük harfle başlar:

Ali, Meltem, Mehmet, Meral, Yasemin, Uğur, Barkın...
Binbaşı Ömer, Doktor Kenan, Mütercim Asım, Ankaralı Âşık Ömer...
Mustafa Kemal Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Nazım Hikmet Ran, Yavuz Bülent Bakiler, Kâmuran İnan, Victor Hugo, Halil Cibran...
Nedim, Fuzulî, Bakî, Muhibbî (Kanuni), Demirtaş (Ziya Gökalp), Tarhan (Ömer Seyfettin), Aka Gündüz (Hüseyin Avni, Eniz Avni), Kirpi (Refik Halit), Deli Ozan (Faruk Nafiz), Halide Salih (Halide Edip), Server Bedi (Peyami Safa), İrfan Kudret (Cahit Sıtkı), Mehmet Ali Sel (Orhan Veli)...
Sayın Kenan Evren, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Hamdi Bey, Mustafa Efendi, Zeynep Hanım, Bay Ali Çiçekçi, Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Doktor Behçet Uz, Mareşal Fevzi Çakmak, Yüzbaşı Cengiz Topel...
Fatih Sultam Mehmet, Mimar Sinan, Yavuz Sultan Selim, Genç Osman, Deli İbrahim, Avcı Mehmet, Nişancı Mehmet Paşa, Aslan Yürekli Richard, Deli Petro...

„Akrabalık adları bildiren kelimeler büyük harfle başlamaz. Ancak akrabalık kelimeleri başta gelirse büyük harfle başlar.

Fahriye abla, Ayşe teyze, Numan amca...
Nene Hatun, Baba Gündüz, Dayı Kemal...

„Resmî yazılarda saygı bildiren sözlerden sonra gelen makam mevki, unvan bildiren kelimeler büyük harfle başlar:

Sayın Bakan, Sayın Başkan, Sayın Profesör, Sayın Vali...

„ Kurum, kuruluş, kurul, müessese, makam, üniversite isimleri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mamak Anadolu Lisesi, Yeşilay Derneği, Türk Dil Kurumu, Ege Üniversitesi, Kars Valiliği, Mamak İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü, Bakanlar Kurulu, Emek İnşaat, Millî Kütüphane, Türk Ocağı...

„Kurum, merkez, bakanlık, üniversite, fakülte, bölüm vb. ifade eden kelimelerden herhangi biriyle belli ve özel bir kurum, kuruluş vb. kastedildiği zaman bu kelime büyük harfle başlatılabilir:

Bu yıl Meclis yine boş, faydasız ve sadece milletvekillerinin işine gelecek şeylerle uğraşacak gibi.
Son yıllarda Bakanlık, kendi elemanları aleyhine çalışmaya başladı.

„ Millet, kavim, boy, oymak, din, mezhep isimleri ve bunlara mensup olanlara verilen isimler:

Türk, Türkler, Yunan, İngiliz, Çeçen, Ruslar, Alman, Arap...
Oğuz, Kazak, Tatar, Özbek, Tacik...
Müslüman, Musevî, Hıristiyan...
Müslümanlık, İslâm, Musevîlik, Hıristiyanlık...
Şiilik, Budizm, Malikîlik, Hanefîlik...
Hanefî, Şafiî, Alevî, Budist, Katolik...

„Din ve mitoloji kavramlarını karşılayan özel adlar büyük harfle başlar. Bazı dinî kavramlar küçük harfle başlar. Tanrı kelimesi özel isim olarak kullanılmıyorsa küçük harfle başlar:

Allah, Tanrı, Cebrail, Zeus, Kibele...
cennet, cehennem, uçmak, tamu, sırat köprüsü...
Eski Yunan tanrıları...

„ Dil ve lehçe isimleri:

Türkçe, Farsça, Fransızca, Macarca, Fince, Tibetçe, Kırgızca, Özbekçe, Tatarca, Oğuzca...

„ İl, İlçe, Semt, mahalle, cadde, bulvar, sokak, pasaj, çarşı, park isimleri (bunlarda geçen tüm kelimeler) büyük harfle başlar:

Sivas, Ankara, İstanbul, Mamak, Yenişehir, Şirinevler, Dikimevi, Atatürk Bulvarı, İvedik Caddesi, Gönül Sokak, Şaziyem Pasajı, Kuyumcular Çarşısı, Güvenpark, Altınpark, Kuğulu Park...

„Saray, köşk, han, kale, köprü, anıt vb yapı adlarına ait bütün kelimeler büyük harfle başlar:

Topkapı Sarayı, Çankaya Köşkü, Ankara Kalesi, Galata Köprüsü, Atakule...

„ Devlet, ülke ve bölge isimleri:

Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan, İran, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
Batı Almanya, Batı Trakya, Güney Yemen, Doğu Avrupa, Doğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu (Bölgesi), Ege, Marmara...

Not: Yön bildiren kelimeler bir bölge veya ülke adından önce gelirse büyük, sonra gelirse küçük yazılır.
Kuzey Kıbrıs’a tatile gittik.
Kıbrıs’ın kuzeyine tatile gittik.
Doğu Anadolu’nun coğrafyası...
Anadolu’nun doğusundaki dağlar...

„ Kıta isimleri:

Avrasya, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Antarktika, Arktika, Avustralya.

„ Deniz, okyanus, göl, akar su, boğaz, geçit isimleri:

Akdeniz, Karadeniz, Manş Denizi, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu
Van Gölü, Hazar Denizi, Beyşehir Gölü, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Seyhan, Fırat, Nil, İstanbul Boğazı,Panama Geçidi, Süveyş Kanalı ...

„ Dağ, tepe, ova, yayla isimleri:

Elmadağ, Uludağ, Ağrı Dağı, Erciyes (dağı), Everest Tepesi, Çukurova, Konya Ovası...

Dikkat!
“Çanakkale Boğazı, Gülek Geçidi, Haymana Ovası, Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı Dağı” gibi her iki harfi de büyük yazılan özel isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut olduğu; ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir varlığı karşıladığı görülür. Yani iki kelime birden kastedilen varlığa aittir. Meselâ Çanakkale Boğazı sadece Çanakkale kelimesiyle ifade edilemez.

Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Marmara denizi, Altay dağları, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat nehri, Erciyes dağı gibi örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de küçük harfle başlamaktadır. Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci kelimelerle yeni bir özel isim oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir gazete adı; Nil zaten bir nehir adı; Ankara zaten bir şehir adı; Erciyes zaten bir dağ adıdır. Erciyes dağı, Erciyes kelimesi ile de ifade edilir.

„ Gezegen ve yıldız adları büyük harfle başlar. Ancak dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar:

Merih, Mars, Jüpiter, Venüs, Küçükayı, Halley...

Ay’ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
Yazın Güneş ışınları Dünya’ya dik olarak gelir.
Türkiye’nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.

Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)

„ Kitap, gazete, mecmua, eser, kanun, tüzük, yönetmelik, yönerge, genelge isimleri büyük harfle başlar. Bunlara dahil olmayan kelimeler küçük harfle başlar:

Tercüman (gazetesi), Zaman (gazetesi); Nokta (dergisi), Aktüel (dergisi); Türk Dili (dergisi), Virgül; Yaprak Dökümü, Semerkant; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ansiklopedisi; Halı Dokuyan Kızlar (tablosu), Düşünen Adam (heykeli), Medenî Kanun, Borçlar Hukuku...

„ Hayvanlara takılan özel isimler:

Düldül, Sarıkız, Fino, Tekir, Karabaş, Yumoş, Minnoş...

„Yer ve millet adlarıyla kurulan birleşik kelimelerdeki özel adlar büyük harfle başlar.

Antep fıstığı, Brüksel lâhanası, Hindistan cevizi, İngiliz anahtarı, Maraş dondurması, Van kedisi...

] Yazı başlıkları, konu adları büyük harfle başlar:

İmlâ Kuralları, Dil Bilgisinin Bölümleri, 19. Yüzyılda Türk Edebiyatının Seyri...

] Gazete ve dergiler konu başlıklarında sadece ilk kelimeyi büyük harfle başlatırlar:

Kamyon eve girdi, Büyük seçim yarın...

] Kitap, gazete, dergi isimleriyle konu başlıklarındaki “ile, ve, de, ya da, ki” bağlaçlarıyla soru ekinin küçük yazılması gerekir:

Başarmak ve Kazanmak, Türk Dili ve Edebiyatı, Karga ile Tilki, Ya Devlet Başa ya Kuzgun Leşe, Ben de Yazdım...

] Kitap, gazete, dergi isimleri ve konu başlıkları -dikkat çekmek için- bütünüyle büyük harfle yazılabilir. Bu durumda aralardaki “ile, ve, de, ya da, ki” bağlaçlarıyla soru ekinin küçük yazılması gerekir:

Başarmak ve Kazanmak, Türk dili ve edebiyatı, karga ile tilki...

(Başka bir bilgi: Yazı başlıkları tamamen büyük harfle yazılmışsa, bağlaçlar da tamamen büyük harfle yazılır. Başlıkların sadece baş harfleri büyük yazılmışsa, bağlaçlar küçük harfle başlar.)

] Mektuplarda ve resmî yazılarda hitapların ilk kelimeleri büyük harfle başlar:

Aziz kardeşim, Canın anneciğim, Sevgili kardeşim Hakan...

] Ay ve gün adları, belirli bir tarih belirttiğinde büyük; bunun dışında küçük harfle başlar:

Bu yıl 2 Eylül’de döneceğiz.
15 Kasım 1999 Pazartesi günü konferans yapılacak.

Bu yıl temmuz sıcaklarında kavrulduk.
Bu sokakta salı günleri pazar kurulur.

]Levhalar ve açıklama yazıları büyük harfle başlar. Yazı birkaç kelimeden oluşuyorsa ilk kelime büyük harfle başlar. Yazı rakamla başlamışsa ondan sonraki kelime küçük harfle başlar.

Giriş, Çıkış, Müdür, Müdüriyet, Vezne, Başkan, Doktor
Otobüs durağı, Şehirler arsı telefon...
III. kat, IV. sınıf, I. blok...

]Kurultay, sempozyum, panel vb toplantıları bildiren özel adlar büyük harfle başlar:

Manas Bilgi Şöleni, Uluslar Arası Türk Dili Kurultayı...

]Millî ve dinî bayramlarla bayram niteliği kazanmış günler büyük harfle başlar. Ancak genel nitelik arz edenler küçük harfle başlar:

Cumhuriyet Bayramı, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Nevruz Bayramı, Anneler Günü, Öğretmenler Günü, Tıp Bayramı,
tiyatro günü, kitap haftası, film haftası, sağlık haftası, dil kurultayı.

] Çağ, dönem ve tarihî olay adları büyük harfle başlar:

Cilâlı Taş Devri, İlk Çağ, Millî Mücadele, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı...

] Özel isimlerden türetilen isim, sıfat ve fiiller büyük harfle başlar ve ekleri de kesme işareti ile ayrılmaz. Bu özel isimler türetilen kelimenin içinde kalıyorsa büyük harfle başlamaz:

Türkleşmek, İslâmlaşmak, Türkolog, Darvinci, Sivaslı, Ankaralı, Türkçecilik, Avrupalı...
Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm...

„Özel isim kendi anlamı dışında yeni bir anlam kazanmışsa küçük harfle başlar. Müzik terimleri için de bu geçerlidir:

acem, acemi, hicaz, nihavent, amper, jul, allahlık, donkişotluk...
acembuselik, acemaşiran, bayatî, hicazkâr, türkü, varsağı...

2. Kısaltmaların Yazımı
Kısaltma; bir kelime, terim veya özel adın içerdiği harflerden biri veya birkaçı ile daha kısa olarak ifade edilmesi ve sembolleştirilmesidir. Yapılan kısaltmaların benimsenmesi, yaygınlaşması ve herkes tarafından anlaşılması gerekir.

AA, AB, ABD, age., AGİK, AIDS, aids, AKM, Alb., Alm., anat., AOÇ, AP, APS, Apt., Ar., Ar. Gör., ark., Asb., ASELSAN, Asist., ASKİ, AŞTİ, AT, Atğm., ATO, AÜ, AÜ, AÜ, Av., B (batı), B. (bay), bağ., BAĞ-KUR, BBC, BCG, BDT, bk. (bakınız), BM, Bn. (bayan), BOTAŞ, Bşk., C. (cilt), DGM, dm, EKG, ed. (edebiyat), FIFA, Fr., g, GAP, gr, HABITAT, Hz., İETT, KBB, km, l, m, Mah., MKE, No. veya Nu., öl., sn (saniye), TIR, TL, yy., zool.

„ Kurum, kuruluş, müessese, makam, üniversite adlarının kısaltmalarında bütün harfler büyüktür. Harfler arasına nokta koymaya gerek yoktur.

TRT, TBMM, İTÜ, DSİ, TDK, TTK, MEB, AÜ DTCF, DAÜ, D, B, K, G, KB, GB, KD, GD (son sekizi yön adı)

Bu kısaltmalardan sonra gelen çekim ekleri kesme ile ayrılır. Ekler son harfin okunuşuna göre belirlenir; kelimenin uzun şeklinin okunuşuna göre değil:

MEB’e, TBMM’nin, DTCD’ne değil DTCF’ye, İTÜ’nden değil İTÜ’den

]Bazı kısaltmalar da kelime gibi oluşturulmuştur.

ASELSAN, BOTAŞ, İLESAM, SEKA, TÖMER, TEDAŞ

Bunlara getirilen ekler de düz okunuşa göre belirlenir:

ASELSAN’da, BOTAŞ’a, İLESAM’ın, SEKA’nın, TÖMER’den, TEDAŞ’ta

]Nokta kullanılan kısaltmalar da vardır. Bunlardan sonra getirilen ekler kesmeyle ayrılmaz:

K.K.K., M.Ö., M.S., P.K., T.C.

„ Özel isim veya unvan olan bir kelime birkaç harfle kısaltılıyorsa yalnız ilk harf büyük yazılır.

Prof., İst., Doç., Dr., Av., Alb., Gen.
Alm. (Almanca), İng., Kocatepe Mah., Güniz Sok.

Bu kısaltmalara ek getirilirken kelimenin uzun şeklinin okunuşu esas alınır; ekler kesmeyle ayrılmaz:

İst.da, Alm.yı, İng.ye

„ Özel isim olmayan kelimelerin kısaltması küçük harfle başlar.

C. (cilt), s. (sayfa), bkz.(bakınız), vb. (ve benzeri), vs. (ve saire), is. (isim), sf. (sıfat), hz. (hazırlayan), çev. (çeviren), ed. (edebiyat), fiz. (fizik), kim. (kimya)

Bu kısaltmalara ek getirilirken kelimenin uzun şeklinin okunuşu esas alınır; ekler kesmeyle ayrılmaz:

vb.leri, vs.den, is.ler, sf.lar, hz.da, çev.e, ed.ı, fiz.le, kim.da

„Elementlerin ve ölçülerin kısaltmalarında nokta kullanılmaz:

C, Ca, Fe, m, mm, cm, km, g, kg, l, mg...

Bu kısaltmalara ek getirilirken kelimenin uzun şeklinin okunuşu esas alınır; ekler nokta kullanılmadığı için kesmeyle ayrılır:

m’ye, mm’de, cm’yi, km’ye, g’dan, kg’dan, l’de, mg’ı

„Sert sessizle biten kısaltmalara ünlüyle başlayan ek getirildiğinde okunuşta sondaki sert ünsüz yumuşamaz:

AGİK’in (agiğin değil agikin), TÜBİTAK’a (tübitağa değil tübitaka)

Ancak “birlik” kelimesiyle kurulan kısaltmalarda yumuşama görülür:

ÇUKOBİRLİK’e (çukobirliğe)

3. Ek-Fiilin Yazımı
Ek-fiil isimlerin yüklem olmasını sağlayan ektir..

a. Ek-fiil (imek fiili) eklendiği kelimeye bitişik de yazılabilir ondan ayrı da... Ama genellikle bitiştirilir. Ayrı yazıldığı zaman ünlü uyumlarına uyup uymadığına bakılmaz. Bitişik yazılan ek-fiil “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar.

1. Sessiz harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki “i” düşer:

rahatsız idim›rahatsızdım,
çocuk ise›çocuksa,
Serkan imiş›Serkan’mış,
koşar iken›koşarken
Suçlanan ben imişim›benmişim
Biz imişiz›bizmişiz
Meğer sen ne çalışkan imişsin›çalışkanmışsın
Çalışkan imişsiniz›çalışkanmışsınız
Adam yirmi yıldır evine hasret imiş›hasretmiş

2. Sesli harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki “i” düşer ve yerine “y” kaynaştırma harfi gelir:

Bir güzelin hayranı i-di-m›hayranıydım, hayranı idik›hayranıydık
Zeki idi›zekiydi
Ali imiş›Ali’ymiş,
Hasta ise›hastaysa,
Nöbetçi iken›nöbetçiyken,
Merhametli imişler›merhametliymişler
Merhametliler imiş›merhametlilermiş

b. Fiillere getirildiğinde onların birleşik zamanlı çekimlerini yapmayı sağlayan ek-fiil bitişik de ayrı da yazılabilir:

çalışmış i-di-k›çalışmıştık
okuyor i-se›okuyorsa
okuyor i-miş-ler/okuyorlar imiş›okuyorlarmış

4. “ile” Edatının (Hem edat, hem bağlaç)Yazımı
Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...

Bitişik yazılan “ile” kelimesi “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar. Ayrı yazıldığında ünlü uyum kuralları aranmaz:

arabası ile›arabasıyla, konu ile›konuyla,
annem ile babam›annemle babam

Ünlüyle biten kelimelere bitiştirildiğinde, baştaki “i” ünlüsü düşer ve yerine “y” kaynaştırma harfi gelir:

Bora ile›Bora’yla, sopa ile›sopayla, dava ile›davayla, arkadaşı ile›arkadaşıyla, dolayısı ile›dolayısıyla...

Ünsüzle biten kelimelere bitiştirildiğinde, sadece baştaki “i” ünlüsü düşer, büyük ünlü uyumuna göre “la” veya “le” şeklinde kullanılır.

Murat ile›Murat’la, cam ile›camla, deve ile›deveyle...

5. “mi” Soru Ekinin Yazımı
Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir.

„ “-mİ”, kendinden önceki kelimden her zaman ayrı (bir kelime gibi) yazılır:

Gelecek miydin? (fiile)
Sen misin? (isme)
Geldi mi?, okuyor mu?, onlar mı?, özgün mü?...
Sen burada mısın?
Bizi duyuyor musunuz?
İzmir mi yoksa İstanbul mu daha güzel?
Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda?

„ Eklendiği kelimenin son sesine, dolayısıyla büyük ve küçük sesli uyumu kurallarına uyar:

Salı mı? Sen mi? O mu? Ölü mü?

„ Soru ekinden sonra gelen ekler kendisine bitişik yazılır.
Seni çağıran bu çocuk muydu?

„ Soru anlamı vermediği zamanlarda da ayrı yazılır.

Yağmur yağdı mı dışarı çıkmak isterim.
Güzel mi güzel bir evi var.

6. “dE” Bağlaının ve “-dE” Hâl Ekinin Yazımı
“de” bağlacı ve “de” eki birbirinden kolayca ayırt edilebilir. Aşağıda, dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.

a. “dE” Bağlacı
Her zaman kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı ve “de, da” şeklinde yazılır; bitiştirilmez, “te, ta” şeklinde yazılmaz.

“ya” ile birlikte kullanıldığında da ayrı yazılır: “ya da”
İsimlerden sonra da kullanılabilir, fiillerden sonra da.

Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar. Ama ünsüz uyumuna bağlı değildir, yani –te, -ta şekilleri yoktur.

Gölgende ban da bana da yer ver.
Ateşten kızaran bir gül arar da
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi.
Bu soruyu Ali de mi bildi?
Sorsan da söylemem.
Çalış da çalış...
Büyüyecek de bana bakacak.
Çalışıp da kazanacaksın.
Alacak ya da almayacak.

b. “-dE” Hâl Eki
İsim çekim eklerindendir.
İsmin bulunma hâlini yapan hâl ekidir.
Yer ve zaman bildirir.
Sesli uyumlarına uyar.
“dE” bağlacının yalnız “de”, “da” biçimleri varken; “-dE” hâl ekinin “-de”, “-da”, “-te”, “-ta” biçimleri vardır. Bunun sebebi ekin bitişik yazılıyor olmasıdır.
Yapım eki olarak da kullanılabilir:

Eski İstanbul'da ne güzel günler yaşanmış.
Saat yedide mi gelecekmiş?
Her şey yerli yerinde.
Suyu bir yudumda içti.
Siz ayakta kaldınız.
Çamaşırları elde yıkıyormuş.
Yılda yirmi gün izni var.
Yüzde yetmiş başarı vardı.
Ayda yılda bir uğrar oldu.
Elde avuçta ne varsa bitti.
Parmak kalınlığında yaprakları var.
Peyami Safa'nın "Sözde Kızlar"ını okudun mu?

7. “ki” Bağlacının, “-ki” İlgi Zamirinin ve “-ki” Yapım Ekinin Yazımı
Aşağıda bu bağlacın ve iki ekin birbirinden ayırt edilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.

a. “ki” Bağlacı
Sadece “ki” biçimi vardır.
Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.
“ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.
Atatürk diyor ki: ...
Bir şey biliyor ki konuşuyor.
Ben ki hep sizin için çalıştım.
Sınavı kazanabilir miyim ki...
Baktım ki gitmiş.

Ancak bu bağlaç birkaç örnekte kalıplaşarak bitişik yazılmaktadır.

belki, çünkü (ünlü uyumuna girmiş), hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki.

b. “-ki” İlgi Zamiri
Ek hâlindeki tek zamirdir.
Eklendiği kelimeye -ki sadece isim tamlamasında tamlayana eklenir- bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.
Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:

senin kalemin›seninki, Ali’nin eli›Ali’ninki, onun düşüncesi›onunki...

c. “-ki” Yapım Eki
İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir.
Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken
“-dE” hâl ekiyle birlikte kullanılır.
Sadece –ki ve az da olsa –kü şekilleri vardır:

bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım...
masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap...

8. Birleşik Kelimelerin Yazımı
a. Bitişik Yazılan Birleşik Kelimeler
b. Ayrı Yazılan Birleşik Kelimeler
9. İkilemelerin Yazımı
İkilemeler genellikle ayrı yazılır. Araya hiçbir noktalama işareti de konmaz.

Anlata anlata, ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek,
Eş dost yüzümüze gülmez mi?
O adam hatır gönül dinlemez.
Bu zamanda ev bark edinmek zor.
Delikanlıda boy pos yerinde.
Marangoz eğri büğrü tahtaları rendeledi.
Bu adamın neyin nesi olduğunu bilen yok.
O kadar üzülme, beterin beteri var.
Yıllar yılı dost bildiğin insanlar hani?
Boşu boşuna herkesi telâşlandırdın.
Meydandaki kalabalığı görünce coştu da coştu.

Bitişik yazılan ikilemeler de vardır:

cırcır (böceği), cızbız, civciv, çıtçıt, dırdır, fırfır, fısfıs, hımhım, hoşbeş, şıpşıp (terlik), yüzgöz (olmak)...
darmadağınık, darmaduman, karmakarışık.

10. Sayıların Yazımı
Sayılar rakamla yazılabildikleri gibi harfle de yazılabilir.

]Küçük sayılar, yüz ile bin sayıları ve daha çok edebî karakter taşıyan metinlerde geçen sayılar harfle gösterilir.

İki hafta sonra, haftanın beşinci günü, üç ayda bir, dört kardeş, üçüncü sınıf, yüz yıllık tarih, bin yıldan beri...
Yaş otuz beş, yolun yarısı eder.

]Buna karşılık saat, para tutarı, ölçü, istatistik verilere ilişkin sayılar ile büyük sayılarda rakam kullanılır.

Öğleden sonra saat 17.30’da, 1.500.000 lira, 25 kilometre, 150 kg, 15 metre kumaş, 60.000.000.000 insan...

Saat ve dakikaların metin içinde harfle yazılması da mümkündür.

Saat dokuzda, dokuzu beş geçe, yediye çeyrek kala, sekizi on dakika üç saniye geçe, meselâ saat onda...

]Sayılar daha çok Arap rakamlarıyla gösterilir:

25, 150, 15.000...

Romen rakamları, yüzyıllarda, hükümdar adlarında, kitap ve dergi ciltlerinde ve kitapların asıl bölümlerinden önceki sayfaların numaralandırılmasında kullanılır. Bu tür örneklerde Arap rakamlarının (harflerinin değil) kullanılması da mümkündür. Hükümdar adlarında kullanılan rakamlar hükümdarın adından önce gelir.

XX. yüzyıl, III. Selim, XIV. Louis, V. Karl, I. Cilt...

]Rakamlardan sonra getirilen ekler kesme işareti (‘) ile ayrılır:

Saat 10.30’da, 1972’de, 2000’den, 12’nci...

]Sıra sayıları harfle de gösterilebilir, rakamla da:

beşinci, yirmi ikinci...

Rakamlardan sonra, sıra belirtmek üzere nokta da kullanılabilir, “-ncİ” eki de:

16., 20., XXI., 16’ncı, 121’inci, 110’uncu...

]Üleştirme sayıları harfle gösterilir:

ikişer, yedişer, dokuzar, üçer üçer, onar onar, ellişer bin lira, yüz yirmi yedişer milyon...

]Beş ve beşten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır. Gruplar arasına nokta da konabilir:

22 605, 111 548 600,
22.605, 111.548.600

]Sayılarda kesirler virgülle ayrılır:

15,2 5,26

]Harflerle yazılan birden fazla sayının her biri ayrı yazılır.

Yüz yirmi beş milyon, on altı, yedi yüz iki,

Ancak para ile ilgili işlem ve belgelerde (senet, çek vb.) harflerle yazılan sayıların tamamı, aralarına sonradan başka harfler konmasın diye birbirine bitişik yazılır:

onbirmilyonyediyüzaltmışikibindokuzyüzkırkaltı

11. Tarihlerin Yazımı
a. Tarihler zaman birimi olarak en kısadan en uzuna doğru sıralanır: gg.aa.yyyy:
30 Haziran 1998
30.06.1998
30/06/1998

b. Gün, ay, yıl rakamlarının arasına nokta ya da eğik çizgi konur:
11.12.1999=11/12/1999

c. Tarihlerde aylar harfle de rakamla da yazılabilir. Ayların adı harfle yazılırsa gün, ay ve yıl arasına işaret konmaz:
2 Eylül 2000=02.09.2000

12. Pekiştirmeli Kelimelerin Yazımı
Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır:
dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre

13. Düzeltme İşaretinin Kullanımı
Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece “g, k, l” ünsüzleri için; uzatma görevi de “a, i ve u” ünsüzleri için söz konusudur.

a. İnceltme görevi
„Bazı yabancı kelimelerde -Türkçede kalın ünlülerle birlikte kullanılmayan- ince ünsüzler (g, k, l) vardır. Bu ünsüzlerin ince olduğunu, yani ince okunmaları gerektiğini kendilerinden hemen sonra gelen kalın ünlülerin (a, u) üzerine düzeltme işreti koyarak anlarız. Bu ünsüzlerin ince okunmasının gereği asıllarının öyle oluşu; amacı da yanlış anlam çıkarılmasını engellemektir:

dergâh, gâvur, ordugâh, tezgâh, yadigâr, rüzgâr, yegâne
bekâr, dükkân, hikâye, kâfir, kâğıt, kâr, kâtip, mekân
mahkûm, mezkûr, sükûn, sükût,
ahlâk, evlât, felâket, hâlâ, hilâl, ilâç, ilân, ilâve, iflâs, ihtilâl, istiklâl, kelâm, lâkin, lâle, lâzım, mahlâs, selâm, sülâle, telâş, villâ, vilâyet
billûr, üslûp, velût

Batı dillerinden alınan kelimelerde de durum böyledir.

plâj, plân, plâk, klâsik, lâhana, lâik (a kısa okunur) , lâmba, Lâtin, melânkoli, reklâm...

Ses yansımalı kelimeler için de aynı kural geçerlidir.

lâklâk, lâpa lâpa, lâp lâp, lâkırdı, lâppadak...

Eğer bu kelimelerden bazılarında düzeltme işareti kullanılmazsa aynı harflerle yazılan başka kelimelerle karıştırılabilir ve yanlış anlamalara yol açılabilir ki bu kelimelerin anlamları çok farklıdır:

Hâlâ il hala
Kâr ile kar

b. Uzatma görevi
Türkçede uzun ünlü yoktur. Arapça ve farsçadan alınan ve uzun ünlü barındıran kelimelerde uzun ünlünün üstüne gerektiğinde düzeltme işareti konur.

Düzeltme işaretinin üç türlü uzatma görevi vardır:

Birincisi: Düzeltme işaretinin bu görevi uzun ünlüleri göstererek yine aynı harflerle yazılan kelimelerin birbirinden ayırt edilmelerini sağlamaktır. Eğer bu kelimelerde düzeltme işareti kullanılmazsa aynı harflerle yazılan başka kelimelerle karıştırılabilir ve yanlış anlamalara yol açılabilir ki bu kelimelerin anlamları çok farklıdır. Zaten bu kelimelerin hepsinin aynı harflerle, hem kısa hem de uzun ünlülerle yazılan şekilleri vardır:

Âdet : gelenek, alışkanlık adet : sayı
Yâr : sevgili yar : uçurum
Âlem : dünya, evren alem : bayrak
Şûra : danışma kurulu şura : şu yer
Hâlâ : şimdi hala : babanın kız kardesi

“âciz, âdem, âdet, âkit, âlâ, âlem, âli, âlim, âmâ, âmin, âşık, âyan, bâtın, dâhi, dâhil, dâr, fâni, hâdis, hâk, hâkim, hâl, hâlâ, hâsıl, hâşâ, hayâ, mâni, nâkil, nâr, nâzım, rahîm, sâdır, sâri, şâhıs, sûra, tâbi, vâkıf, vâris, vâsi, yâd, yâr”

Not: ”katil” (öldürme) ve “katil” (öldüren) kelimeleri aynı şekilde yazıldıkları ve birbirine karıştırılma ihtimali olduğu hâlde, öldüren anlamındaki “katil” kelimesindeki uzun a, düzeltme işareti olmadan kullanılır. Bunun sebebi, düzeltme işareti kullanıldığında “k”nin ince (ke) telâffuz edilebileceği endişesidir. Aynı endişe gasıp, kaide, kail, kadir, kelimeleri için de geçerlidir. Bu kelimelerin hangi anlamda kullanıldığı, telâffuzdan ve cümlenin anlamından çıkarılabilir.

İkincisi: Arapça kelimeleri sıfat yapan ve yine Arapça bir ek olan nispet “i”sini belirtme hâl ekinden ve iyelik ekinden ayırt etmek için bu “i”nin üzerine konur. Bu harfin üzerinde kullanılmasının gereği aslının öyle oluşu; amacı da yanlış anlam çıkarılmasını engellemektir:

Abbasî, adlî, anî, adî, ailevî, an’anevî, askerî, bedenî, dünyevî, cevabî, edebî, ebedî, fizikî, garbî, hakikî, ırkî, ilmî, irsî, kalbî, mahallî, nebatî, örfî, ruhî, sun’î, şarkî, tarihî, ulvî, ümmî, vasatî, yabanî, zihnî...

Söyleyişte kısa olan nispet “i”lerine düzeltme işareti konmaz. Çünkü bunlardaki “i”ler çekim ekiyle karıştırılmaz.

çengi, çini, tiryaki, zenci, Kutsi, Necmi, Ruhi...

Bazı Türkçe kelimelerde de nispet “i”si bulunabilir. Bu kelimelerde ikinci heceler de uzun okunur.

altunî, bayatî, gümüşî, kurşunî...

Türkü, varsağı, Hüsnü, Lütfü, kırmızı gibi kelimelerde nispet “i”si ünlü uyumlarına uymuştur.

Nispet “i”si alan kelimelere ek getirildiğinde düzeltme işareti olduğu gibi kalır.

ciddîleşmek, resmîlik, millîlik, mahallîleşme...

Eğer bu kelimelerdeki nispet “i”lerinin üzerine düzeltme işareti konmazsa belirtme hâl ekiyle veya iyelik ekiyle karıştırılabilir:

(Türk) askeri, askeri gördüm, askerî elbise
(Türk) tarihi, tarihi bilirim, tarihî eserler
(onun) zihni zihni geliştirir zihnî meseleler

Üçüncüsü: Aynı harflerle yazılan, fakat hem farklı dillerden olan hem de işlevleri ve okunuşları farklı olan “bi”leri ayırt etmek için kullanılır. Farsça olan ve yokluk anlamı veren “bî” ön ekinde kullanılır; bu ön ekin “ile” anlamı veren Arapça “bi” ön ekinden ayırt edilmesi sağlanır:

bîçare, bîvefa, bîtaraf;
bihakkın, bizatihi, bilumum...

14. İki Şekilde Yazılabilen Kelimeler
Bazı kelimelerin söylenişinde “ğ”nin “v”ye dönüştüğü görülür. Bunları iki şekilde yazılması ve okunması doğrudur.

döğmek›dövmek; göğermek›gövermek; oğmak›ovmak; öğmek›övmek; söğmek›sövmek, öğün›övün...

Söyleyişte ğ›v değişimi görülen bu kelimeleri “v”li yazmak daha uygundur.

15. Yabancı Kelimelerde Büyük “i”nin Yazımı
Lâtin harflerini kullanan yabancı milletlerin yazı sistemlerinde büyük “i harfi noktasız yazılır. Ibsen, Indiana... Türkçe metinlerde de bu isimler bu şekilde yazılır. Ancak bu isimler sözlüklerde “i” sırasında yer alır.

16. Ses Değişikliği Görülen Bazı Kelimelerin Yazımı
„Ünlü daralması görülen Türkçe kelimeler:

söyle-yor›söylüyor,
anla-yor›anlıyor,
yaşa-yor›yaşıyor,
de-yor›diyor
de-e›diye
de-en›diyen,
de-e-lim›diyelim,
ye-en›yiyen,
ye-ince›yiyince,
ye-ecek›yiyecek,
kork-ma-yor›korkmuyor,
gel-me-yor›gelmiyor...

Birden çok heceli olan kelimelerde de sadece söyleyişte daralma vardır, atlayarak (›atlıyarak), başlayan (›başlıyan), yaşayacak (¦yaşıyacak),
atlamayalım (¦atlamıyalım), gelmeyen (¦gelmiyen), gizleyeli (¦gizliyeli)...

„Ünlü düşmesi olan kelimeler:

ağız›ağzı, burun›burnu, koyun (bağır, döş)›koynuna, alın›alnı,
oğul›oğlu, gönül›gönlüm, beniz,›benzi, ömür›ömrüm, cürüm›cürmü,
hüküm›hükmü, fikir›fikri...
ileri-le-mek›ilerlemek, koku-la-mak›koklamak,
kavuş-ak›kavşak, uyu›uyku, devir-›devril-...
nerede›nerde, burada›burda, şurada›şurda...

kayıp›kaybolmak, emir›emretmek, keşif›keşfetmek, sabır›sabretmek...

gönülden gönüle, ağıza, buruna, babadan oğula örneklerindeki gibi ekte geniş ünlü varsa hece düşmesi olmayabilir.

oyunu, koyunu vb. hece düşmesi olmayan kelimelerdir.

Özel isimlerde –hâliyle- hece düşmesi olmaz:

Gönül’e, Ömür’ü...

„ Ünsüz türemesi görülen kelimeler:

aff›af›affetmek, affı
hiss›his›hissetmek, hissi
zann›zan›zannetmek ,zannı
redd›ret›reddetmek, reddi
şıkk›şık›şıkkı,
zemm›zem›zemmetmek,
hall›hal›halli, halletmek...

fiat›fiyat, faide›fayda, zaif›zayıf,
repertuar›repertuvar, lâboratuar›lâboratuvar,
konservatuar›konservatuvar, tual›tuval, tualet›tuvalet...

Bu kelimelere benzeyip de ünsüz türemesi görülmeyen kelimeler:

Duayen, fail, faiz, fuar, fuaye, kuaför, lâik, puan, suare...

„ Ünsüz düşmesi görülen kelimeler:

Türkçede ikiz ünsüz bulunmaz. Bu yüzden Arapçadan dilimize geçmiş olan ve sonunda ikiz ünsüz bulunduran kelimeler yalın durumunda kullanıldığında ünsüzlerden biri düşer.

hakk›hak, redd›ret, hiss›his, zann›zan, zemm›zem, hall›hal, şıkk›şık, afv›af...

Alıntı kelimelerden ft, st ünsüz çiftleriyle bitenlerin bir kısmında t sesi söyleyişte düşme eğilimi gösterse de yazıda korunur.

çift, rast, serbest...

Farsça “hane” kelimesiyle yapılan birleşik kelimelerde “ha” hecesi korunmalıdır.

Hastahane, pastahane, postahane, muayenehane, yazıhane, sarphane, dökümhane, yatakhane, yemekhane, dershane, eczahane...

Fransızca’dan dilimize girmiş olan sürpriz kelimesindeki r, yazıda da konuşmada da korunur.

„ n›m değişimi görülen kelimeler:

Türkçe veya yabancı kelimelerde b’den önce gelen n sesi m’ye dönüşebilmektedir.

saklanbaç›saklambaç, dolanbaç›dolambaç, anbar›ambar, canbaz›cambaz, anber›amber, çeharşenbe›çarşamba, pencşenbe›perşembe, çenber›çember, sünbül›sümbül, penbe›pembe, tenbel›tembel, menba›memba...

İstanbul, Safranbolu, Zeytinburnu, düzenbaz, sonbahar, bin bir, binbaşı, onbaşı gibi kelimelerde söyleyişte m’ye doğru bir kayma olmasına rağmen yazda yine “n” olarak korunur.

„ i›ı dönüşümü görülen bazı Arapça kelimeler. Bunlarda “k” sesi daima kalın okunur.

inkılâp, inkıyat...

„ b›p değişmesine uğratılan Arapça kelimeler:

“s”den sonra gelen “b”, “p”ye dönüşür.

nispet, ispat, kispet, müspet, naspetmek, tespit, tespih...

“s”den sonra gelmeyen “b”ler ise olduğu gibi kalır.

Makbul, ikbal, tatbik, teşbih...

„ c›ç değişmesi görülen ve görülmeyen Arapça kelimeler:

eçhel, içtihat, içtimaî, meçhul...
mescit, tescil, teşci...

„ d›t değişmesi görülen yabancı kelimeler

Farsça “-dar” soneki bulunduran kelimelerde d, t’ye dönüşür.

emektar, minnettar, silâhtar, taraftar...

Bazı Arapça kelimeler:

metfun, methal, methiye, tetkik...

Bazı Arapça kelimelerde “d” korunmuştur:

takdim, takdir (taktir farklı anlamdadır), takdis, tasdik, tekdir...

„ “din” kelimesiyle kurulmuş Arapça isimler:

Seyfettin, Necmettin, Hayrettin...

„ “abd” kelimesiyle kurulmuş olan ve “u”lu veya “ü”lü kullanılan Arapça isimler:

Abdullah, Abdurrahman...
Abdülkadir, Abdülkerim, Abdülaziz, Abdülhamit, Abdüsselâm...

17. Hem Ayrı Hem Bitişik Yazılabilen Ekler
Ek-fiilin çekimleri olan “iken, ile, ise” kelimeleri kendinden önceki kelimeden ayrı yazılır. Ama bunların bitişik yazılış şekilleri de vardır: -ken, -le, -se. Bitişik yazılırken araya kaynaştırma harfi de girebilir.

Ama bu eklerden sadece “–ken”, hiçbir zaman ünlü uyumlarına uymaz; her kelimeden sonra “iken” ya da “–ken” olarak yazılır.

Alır iken›alırken, okulda iken›okuldayken,
gelenler ile›gelenlerle, Ali ile›Ali’yle, çanta ile›çantayla
olacak ise›olacaksa, okumalı ise›okumalıysa...

18. Ünlü Uyumlarına Aykırı Olan Eklerin Yazımı
„-yor (şimdiki zaman eki): Sadece –yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...

„-ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece –ken şeklinde yazılır.
alırken, koşarken, bakarken...

„-leyin (isimden zarf yapan ek): Ünlü uyumlarına aykırıdır.
sabahleyin, akşamleyin

„-(İ)mtırak (sıfattan sıfat yapan ek):
yeşilimtırak, mavimtırak, ekşimtırak...

„-ki (Aitlik eki, ilgi zamiri ve sıfat yapan ek): “bugünkü, dünkü, öbürkü” kelimeleri hariç –ki eki ünlü uyumlarına aykırıdır; -ki şeklinde yazılır ve okunur.
onunki, yukarıdaki, akşamki...

„-Taş (isimden isim yapan ek):
meslektaş, ülküdaş...

„-gil (aile bildirir):
halamgil, dayımgil, baklagiller...

19. Alıntı Kelimelerde Kesme İşaretinin Kullanılması Kullanılmaması
Bazı Arapça kelimeler gırtlak ünsüzü taşıdıkları, Türkçede de bu özelliği anlaşılacak şekilde telâffuz edildiği için kesme işreti barındırırlar:

“an’ane, an’anevî, bid’at, cür’et, cür’etkâr, cüz’î, iz’an, kat’î, kat’iyen, kat’iyet, kıt’a, kur’a, Kur’an, mel’un, mes’ul, mes’uliyet, mes’ut, meş’ale, sun’î, sür’at, şer’î, vak’a.”

Alıntı olup da kesmesiz kullanılan bu yapıda kelimeler de vardır.

defa, defetmek, heyet, menetmek, mesele, neşe, neşet, sanat...

Aşağıdaki kelimelere iyelik ekinin getirilmesi, aslında kelimenin sonunda bulunup da dilimizde eriyen gırtlak ünsüzünü ortaya çıkarır ve kesme işaretini gerektirir. (Bu kelimelerdeki ekler iyelik ekidir.)

cem›cem’i, cüz›cüz’ü, kat›kat’ı, men›men’i, nev›nev’i, tab›tab’ı...

Sonunda gırtlak ünsüzü bulunan kelimeler iyelik ekini –ı, -i biçiminde alırlar. Bunlardan cami ve mâni kelimeleri camisi ve mânisi şeklinde de olabilir. Bunlar yalın hâlde kullanıldıklarında sonlarında tek ünlü vardır.

bayi›bayii, cami›camii veya camisi, mâni›mânii veya mânisi,
memba›membaı, mısra›mısraı, sanayi›sanayii...

Bu kelimelere yönelme hâl eki getirildiğinde araya y sesi girebilir de girmeyebilir de. Her iki kullanış da doğrudur:

bayiye, bayie; camiye; camie; membaya, membaa; mevzuya, mevzua, mısraya, mısraa...
bayiyi, bayii; camiyi; camii; membayı, membaı; mevzuyu, mevzuu, mısrayı, mısraı...

Bazı Arapça kelimelerde kısa ünlüden sonra gelen gırtlak ünsüzü dilimizde kaybedilerek ondan önceki ünlü uzun okunur.

dava, mamur, mana, memur, resen, tamim, tecil, tediye, tehir, telif, tesir...

20. Satır Sonunda Kelimelerin Bölünmesi
Satır sonunda, yer kalmadığı için yarım kalan kelimelerin bölünmüş olduğunu, yani devamının altta olduğunu göstermek için satır sonunda kısa çizgi kullanılır:

... O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor. Ses-

sizce, titreye titreye ağlıyor.

Birleşik kelimeler de tek kelime gibi telâffuz edilerek heceleme buna göre yapılır.

................................................................................................. ba-
şöğretmen Atatürk ................................................................... il-
kokuldayken ...............................................................Karaosma-
noğlu’nun..............................................................

Kelimeler satır sonunda ve başında bir tek harf kalacak şekilde bölünmez. Aşağıdaki gibi kullanımlar yanlıştır:

...............................................................................................a-
rabayla .................................................................................u-
çurtmamızın ...................................................................cami-
i ........................................................................................niha-
î......................................

Doğruları şöyle olacaktır:

.........................................................................................ara-
bayla ..............................................................................uçurt-
mamızın ..............................................................................ca-
mii .....................................................................................ni-
haî....................................

Özel isimlerde ve rakamlarda kesme işareti satır sonuna geliyorsa ve kesme işaretinden sonraki kısmın alt satıra geçmesi gerekiyorsa bu durumda kısa çizgi kullanılmaz:

............................................................... Geçen yıl Ankara’
daki akrabalarımıza ......................................................1996’
da .................................................

Gırtlak ünsüzü için kesme kullanılan kelimelerde kesmeli heceler satır sonuna getirilmez.

.....................................................................................meş’-
aleyi değil .........................meş’a-
leyi olacak ......................... kur’-
dan değil .........................kur’a-
dan. olacak

“de” ve “ki” bağlacı ile “mi” soru ekinden önceki kelime satır sonunda kalıyor da bu ek ve bağlaçlar alt satıra iniyorlarsa araya (satır sonuna) kısa çizgi konmaz:

....................................................................... önünde kitap
da yoktu ................................................................ gördüm
ki söylüyorum ........................................................................................ geçen yıl
mı kazanmış?

Özgün imlâsıyla yazılan yabancı kelimeler satır sonunda kendi dillerinin kurallarına göre bölünür.

21. Alıntı Kelimelerin Yazımının Dilimize Uyarlanması-Uyarlanmaması
„Dilimize mal olmuş yabancı kelimeler Türkçede söylendiği gibi yazılır.

kulüp, kent, kamu, duvar, merdiven, çamaşır, pencere, kitap, iskele, banka, sigorta, sandalye...

Dilimize mal olan ya da olmayan bazı kelimeler söylendiği gibi yazılmamaktadır:

beysbol, blender, funya, çikolata, entelektüel, firkateyn, fosseptik, kampus, master, mönü...

„İki ünsüzle biten bazı Arapça ve Farsça kelimelerin son iki ünsüzü arasına ünlü girer:

emr›emir, keşf›keşif, azl›azil, nakl›nakil, hükm›hüküm, bahs›bahis, fikr›fikir, nutk›nutuk, sabr›sabır, şahs›şahıs, şehr›şehir, ilm›ilim, zehr›zehir.

Bu kelimelere ünlüyle başlayan bir ek veya yardımcı fiil eklendiğinde, sonradan konan ünlü, yazılışta da okunuşta da düşer.

emir›emretmek
keşif›keşfi
azil›azli
nakil›nakledilmek
hüküm›hükmü
bahis›bahsimiz
fikir›fikrin
nutuk›nutku
sabır›sabretmek
şahıs›şahsı
şehir›şehrim
ilim›ilminiz
zehir›zehri
zikir›zikreylemek

„İçinde iki veya daha fazla ünsüzün yan yana bulunduğu yabancı kelimeler olduğu gibi yazılır:

alafranga, apartman, biyografi, elektrik, gangster, orkestra, telgraf...

„İki ünsüzle başlayan ve iki ünsüzle biten batı kökenli kelimeler olduğu gibi yazılır.

gram, gramer, grup, kral, kredi, kritik, plân, pratik, problem, program, proje, prova, psikoloji, slogan, spor, stil, stüdyo, trafik, tren...
film, aks, form, lüks, modern, natürmort, risk, slayt, teyp...

„Bazı yabancı kelimelerde kelime başında veya iki ünsüz arasında ünlü türemiştir. Bunlar da bu yeni şekilleriyle kullanılırlar:

iskarpin, iskele, istasyon, iskelet, istatistik, kulüp...

„Ön ek, son ek veya edat bulunduran yabancı kelimelerle iki kelimeden oluşan yabancı kelimeler:

alelhusus, alelâcele, bîçare, bilâistisna, bilvesile, bîvefa, ilelebet, lâdinî, lâkayt, naçar, namağlûp, namevsut, namüsait, namütenahi,
Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm,
reorganizasyon, sürrealizm, realizm, romantizm...
otobiyografi, telekart, telekonferans, bankamatik...

„Batı kökenli kelimelerin içindeki ve sonundaki “g” sesi korunur:

lig, org, morg, biyografi, dogma, magma, monografi, paragraf, program, arkeolog, demagog, diyalog, jeolog, katalog, monolog, psikolog, Türkolog, ürolog...

Ancak “coğrafya, fotoğraf, topoğraf” kelimelerinde “g”ler “ğ”ye dönmüştür.

„Ödünçlemeler (dilimize mal olmamış kelimeler) özgün imlâları ile yazılır:

by-pass, center, centrum, check-up, fuel-oil, pipeline, pizza, spaghetti...

„Bilim, sanat ve uzmanlık dallarında kullanılan terimler de özgün imlâları ile yazılır.

„Yabancı dillerden alıntı yapılan deyim ve sözler özgün imlâları ile yazılır.

Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için; (OV)

22. Yabancı Özel Adların Yazımı
a. Arapça ve Farsça özel adların yazımı
„Türkler tarafından kullanılan kişi adları Türkçedeki söylenişine göre yazılır:
Ahmet, Bedrettin, Fuat, Mehmet, Necmettin, Ömer, Rıza, Saadettin

Aynı isimlerin Araplar ve Farslar tarafından kullanıldığı belirtilecekse yumuşak ünsüzler korunur. Bu imlâ, bilimsel çalışmalarda da kullanılabilir:
Ahmed, Bedreddin, Fuad, Muhammed, Necmeddin, Saadeddin,

„Arapça ve Farsça yer adları Türkçe söyleyişe göre yazılır:
Cezayir, Fas, Filistin, Mısır, Suudi Arabistan, Bağdat, Cidde, Halep, İsfahan, İskenderiye, Medine, Mekke, Şam, Şiraz

b. Lâtin alfabesini kullanan milletlere ait özel isimlerin yazılışı
Yabancı özel adlardan türemiş akım adlarıyla dilimizde eskiden beri Türkçe biçimiyle kullanılan kişi ve yer adları Türkçe söyleyişe göre yazılır. Bunların dışındaki yabancı özel adlar özgün imlâlarıyla yazılır. Bu kelimelerdeki özel karakterler ve işaretler de mümkün olduğunca (baskı sırasında bulunabiliyorsa) korunur:

Napolyon, Şarlken, Atina, Brüksel, Cenevre, Londra, Marsilya, Münih, Paris, Roma, Selânik, Venedik, Viyana, Hollânda...
Alain, Beethoven, Byron, Shakespeare, Nice, New York, Rio de Janerio, Molière...
Marksist, Dekartçılık, Kartezyenizm...
realist, realizm, romantizm, dadaizm, fütürizm vb.

c. Yunanca adların yazımı
Yunanca isimler, Yunan harflerinin Lâtin alfabesindeki karşılıkları kullanılarak yazılır:
Homeros, Herodotos, Sokrates, Aristoteles, Platon, Papandreu...

Bazıları dilimiz söyleyişine uyarlanarak kullanılmaktadır:
Herodot, Sokrat, Aristo, Eflâtun, Pisagor, Öklid

d. Rusça adların yazımı
Rusça isimler, Rus harflerinin Lâtin alfabesindeki karşılıkları kullanılarak yazılır:
Çaykovski, Gogol, Puşkin, Tolstoy, Petersburg

Ancak “Moskva” kelimesi dilimizde “Moskova” olarak kullanılmaktadır.

Rusçadan alınan bazı kelimelerin yazımı:
Enisei›Yenisey
Dostoevskiy›Dostoyevski
Çexov›Çehov

e. Çince ve Japonca adların yazılışı
Çince ve Japonca adlar, Türkçede yerleşmiş biçimlerine göre yazılır. Kişi isimlerinde tire kullanılır:
Pekin, Şanghay, Tokyo, Hiroşima, Osaka, Sun Yat-sen, Lin Yu-tang...

23. Diğer Türklere Ait İsimlerin Yazımı
Türk devlet ve topluluklarına ait isimler, ünlüler bakımından Türkiye Türkçesine, ünsüzler bakımından ilgili Türk toplumundaki kullanıma göre yazılır:
Azerbaycan, Özbekistan, Taşkent, Semerkant, Bakû, İslâm Kerimov, Nebi Hazri...
Saparmurad Niyazov, Gasım Gasımzade...

Öteden beri tanınan şahısların isimleri Türkçedeki yaygın imlâları ile yazılır:
Cengiz Aytmatov...

Lâtin alfabesinde bulunmayan harfler kullanılmaz:
Baxtiyar›Bahtiyar, Baykoñur›Baykonur...

Dil Bilgisi Noktalama İşaretleri-Türçe Dersi Noktalama İsaretleri

Yazıda karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, cümlenin yapısını ve duraklama yerlerini belirlemek, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmek için kullanılan işaretlere noktalana işaretleri denir.

Noktalama işaretlerinden nokta, virgül, noktalı virgül, iki nokta, üç nokta, soru, ünlem, tırnak işaretleri, ayraç ve kesme ait oldukları kelimelere bitişik olarak yazılır ve kesme dışındaki işaretlerden sonra bir harf boşluğu ara verilir.

Yazıdaki trafik işaretleri olarak da tanımlayabileceğimiz noktalama işaretleri şunlardır:

Nokta İşareti ( . ) ve Kullanıldığı Yerler


Hüküm, yargı bildiren, tamamlanmış cümlelerin sonuna konur:
Türk’üm.
Okul açıldı.

“Artık ana dili büsbütün işitilmez olmuştu. Hasan, köşeye büzüldü; bir şeyler soran olsa da susuyordu, yanakları pençe pençe, al al olarak susuyordu. Portakal bahçelerine dalmış, göğsünde bir katılık, gırtlağında lokmasını yutamamış gibi bir sert düğüm, daima susuyordu.” (Eskici; Refik Halit Karay)

Bazı kısaltmaların sonuna konur:
Prof., Doç., Dr., İst., s., vb., Cad., Sok., Alm., Ar., Far., Fr., İng.

Nokta kullanılmayan kısaltmalar:

TBMM, TDK, D, B, K, G, KB, GB, KD, GD (sekizi de yön),

m, cm, g, kg, l, C, Fe

Sayılardan sonra sıra belirtmek için “–ncİ” ekinin yerine kullanılır:
50. yıl kutlamaları, Cumhuriyet’in 75. yılı, yılın 365. günü

IV., II. Mehmet, XV. yüzyıl

Üçlü gruplara ayrılan sayılar arasına konur:
12.584.000, 325.355.254


Tarihlerde gün, ay ve yıl rakamlarının arasına konur.
05.02.1972, 119.12.1996, 29.X.1923

Ay adları harfle yazılırsa nokta kullanılmaz:

29 Ekim 1923

Saat bildiren sayılarda saat ile dakika arasına konur:
08.30, 14.40, 23.58, 00.20[3]

Bir yazının maddelerini gösteren rakam ve harflerden sonra konur:
I. II. A. B. 1. 2. a. b. i. ii.

Bibliyografyada her künyenin sonuna konur:
Agâh Sırrı Levent, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara 1960.

Matematikte çarpı işareti yerine konur:4.5=20

Pipes Output

Blog Archive

etiket bulutu

Widget edited by Davut Erarslan