revizyon ile organize matbaacılık brnckvvtmllttrhaberi

Coğrafya Türkiye'nin Bölgeleri ve Bölgelerin Özellikleri

BÖLGELER COĞRAFYASI
KARADENİZ BÖLGESİ



KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Yurdumuzun kuzeyinde, Sakarya’nın doğusundan Gürcistan’a kadar Karadeniz’e paralel olarak bir şerit gibi uzanır.

Gürcistan, D. Anadolu, İç Anadolu ve Marmara Bölgeleriyle ve adını aldığı deniz ile komşudur.

ALANI VE NÜFUSU:

Gerçek alanı olan 143.537 Km2 ile Türkiye topraklarının %18’ini kaplar. Alan bakımından 3. Büyüklükteki bölgemizdir. Bölge Doğu-Batı doğrultusunda 1400 Km, Kuzey-Güney doğrultusunda 100-200 Km ile bir şeride benzer.

Nüfusu 2000 sayımına göre 8.4 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 59 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:

1.Batı Karadeniz

2.Orta Karadeniz

3.Doğu Karadeniz

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Kıyıları:

Dağlar kıyıya paralel olarak uzandığı için kıyılar az girintili-çıkıntılıdır. Bu kıyı tipine Boyuna Kıyı Tipi denir.

Tek doğal limanı Sinop’tur. Arkasındaki dağların ulaşımı zorlaştırması nedeniyle fazla gelişmemiştir. Buna rağmen Trabzon, Samsun gibi limanlar yapay olmasına rağmen ulaşımları sayesinde gelişmişlerdir.

Bu kıyı tipinde bir kıyı aşındırma şekli olan Falez (Yalıyar) çok görülür.

Dağları:

Batı K.: Küre (İsfendiyar) Dağları, Bolu Dağları, Ilgaz Dağları, Köroğlu Dağları

Orta K.: Canik Dağları

Doğu K.:D.Karadeniz (Rize) Dağları ( Zirvesi: Kaçkar D.3932), Giresun Dağları,

Çimen, Kop, Mescit, Akdağ ve Yalnızçam Dağları

D. Karadeniz’de Zigana ve Kop geçitleri vardır.

Akarsuları:

Bartın Çayı (Ulaşım yapılabilir.), Yenice (Filyos) Çayı

Kızılırmak (Türk.’nin en uzun ırmağı), Yeşilırmak ve Çoruh (Gürcistan’dan dökülür.)

Ovaları:

Kastamonu, Bolu ve Düzce Ovaları. Bafra ve Çarşamba Delta Ovaları

Gölleri:

Sera ve Tortum gölleri (Heyelan Gölleri), Abant ve Yedigöller. Baraj Gölleri: Almus, Suat Uğurlu, Hasan Uğurlu (Yeşilırmak), Hirfanlı ve Altınkaya (Kızılırmak), Sarıyar (Sakarya)

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Bölgenin kıyı kesiminde Karadeniz İklimi görülür. İklim bu alanlarda her mevsim yağışlı ve ılımandır. En fazla yağışı sonbaharda, en azını yazın alır. Bitki örtüsü Ormandır. Bölge orman bakımından ilk sırada gelir. Yağışlı ve ılık olduğu için yangın çok azdır. En fazla yağış alan bölgemizdir. Rize’de en fazla alan şehirdir.

İç kesimlerde iklim karasallaşır. Dağların bu güney yamaçlarında yazları sıcak ve kurak kışları soğuk ve kar yağışlı bir iklim görülür. En fazla yağışı ilkbaharda, en azını yazın alır. Bitki örtüsü ise buralarda Bozkırdır.

Yağışın bol olması sayesinde orman ve akarsuların debileri (su miktarları) fazladır. Yağışın yeterli olması sayesinde nadasa bırakmanın en az olduğu bölgemizdir. Bölge kuzeye yakın olduğu için güneşten yararlanma süresi azdır, gölge boyu uzundur, gece-gündüz süresi arasında fark en fazladır. Kimyasal çözülmenin de en fazla olduğu bölgemizdir.

TARIM VE HAYVANCILIK:

Fındık: Ordu ve Giresun çevresinde. Türkiye’de ve Dünyada 1.Sıradadır.

Çay: Rize kıyılarında. Bol yağış ve yıkanmış toprak ister. Türkiye’de 1.Sıradadır.

Tütün: Orta Karadeniz ve Bolu-Düzce ovası. Yağışı sevmez. Türkiye’de 2.Sıradadır.

Mısır: Bölgenin yağışlı kıyılarında. Bölgede tüketilir. Türkiye’de 1.Sıradadır.

Şekerpancarı: Orta Karadeniz’de, Soya Fasulyesi ve Keten-Kenevir: Kastamonu, Sinop, Zonguldak ve Ordu’da. Tahıl: Karasal iklimin görüldüğü iç kesimlerde. Sebze ve Meyve: Sulamanın yapılabildiği kıyı ve iç ovalarda. Zeytin ve Turunçgiller: D. Karadeniz’de az bir alanda yetiştirilir.

Kıyı kesiminde yağışlı ve gür otlaklara sahip alanlarda büyükbaş hayvan, iç kesimdeki düzlüklerde ise küçükbaş hayvan yetiştirilir. Arıcılık ve balıkçılıkta diğer hayvancılık faaliyetleridir.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:

Taşkömürü: Zonguldak , Bartın ve Kastamonu’da. Türkiye’de tek.

Bakır: Murgul (Artvin), Küre (Kastamonu), Çayeli (Rize). Türkiye’de 1.Sıradadır.

Linyit: Bolu, Çankırı, Amasya, Samsun, Ankara’da. Demir: Ordu’da.

Manganez: Trabzon, Artvin, Amasya ve Kastamonu’da çıkarılır.

ENDÜSTRİ:

Demir-Çelik Sanayisi: Karabük ve Ereğli’de. Bakır Tesisleri: Samsun’da.

Şeker Sanayisi: Turhal, Amasya, Suluova, Çorum, Kastamonu ve Çorum’da.

Tütün Sanayisi: Samsun ve Tokat’ta. Kağıt Sanayisi: Batı Karadeniz’de.

Çay Sanayisi: Rize ve çevresi. Fındık Sanayisi: Ordu ve çevresi.

Gıda ve Dokuma Sanayisi: Büyük kentlerin yakınlarında Kurulmuştur.

NÜFUS VE YERLEŞME:

2000 Sayımına göre bölgenin nüfusu 8.4 Milyondur. .Nüfus yoğunluğu Km2’ye 59 kişidir. Nüfus yoğunluğu bakımından Doğu Anadolu’dan sonra en az 2. yoğunluktaki bölgedir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. Çünkü bölgenin geçim kaynakları kısıtlı olduğu için çok göç verir. Nüfus kıyı bölümüne, iç ovalara ve Batı Karadeniz’deki maden ve sanayi alanlarına toplanmıştır.

Nüfus Artış Hızı %o 4’tür (Türkiye %o18.34) Yeryüzü şekilleri nedeniyle Dağınık Kır Yerleşmesi çok görülür. Ev yapımında ağaç sık kullanılır. Nüfusun %51’i kırsal kesimde yaşar (Türkiye’de % 35) , Halkı genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşır.

TURİZM:

Bolu’da Abant Gölü ve Yedigöller. Kastamonu’da Safranbolu Evleri. Bolu-Kartalkaya ve Ilgaz Dağlarında Kayak Turizmi. Samsun ve Tokat’ta Kaplıcalar. Trabzon-Maçka’da Sümela Manastırı.

Plajlar ve Karadeniz Yaylalar.

TARİHİ ÖNEMİ:

Samsun M. Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Anadolu’ya ayak bastığı yerdir. Havza, Tokat ve Amasya Milli Mücadeledeki diğer önemli kentlerdir.

Kastamonu’da M. Kemal’in şapka takarak. Kılık Kıyafet İnkılabını başlattığı şehirdir.

BÖLGE HAKKINDA NOTLAR:

Ø Alan bakımından %18 ile 3. Büyük bölgemizdir.

Ø Kırsal nüfusun en fazla olduğu bölgemizdir.

Ø Ormanlarımızın %27’sine sahip olarak 1.Sıradadır.

Ø En fazla yağış alan bölgedir.

Ø Nadasa bırakmanın en az olduğu bölgedir.

Ø Temel geçim kaynağı tarımdır.

Ø En çok göç veren bölgedir.

Ø Güneşten yararlanma oranı en az bölgedir.

Ø Gölge uzunluğu en fazla bölgedir.

Ø Gece-Gündüz süresi arasındaki farkın en fazla olduğu bölgedir.

Ø Kimyasal çözülmenin en fazla olduğu bölgedir.

Ø En fazla heyelan olan bölgedir.

Ø En fazla falez (yalıyar) olan bölgedir.

Ø Çay, Fındık, Mısır, Keten-Kenevir, Soya Fasulyesi üretiminde 1. Sıradadır.

Ø Taşkömürünün tamamı ve Bakırın yarısı bu bölgeden sağlanır.

Ø Kereste en çok Sinop, Kastamonu ve Bolu’da üretilir.

Ø Boyuna kıyı tipi görülür.

Ø Sıcaklık ortalaması 14-15 derece, yağış ortalama 1000 mm’dir.

Ø Çatalağzı Termik Santrali bu bölgededir.

Ø Kızılırmak Türkiye’nin en uzun ırmağıdır.

Ø Batın Çayının kısa bir bölümünde akarsu ulaşımı yapılabilmektedir.

Ø Yeryüzü şekilleri nedeniyle İnsan ve hayvan gücüyle tarım yaygındır.


MARMARA BÖLGESİ



KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Ülkemizin kuzey-batısında yer alır. Bulgaristan, Yunanistan, Karadeniz, Marmara ve Ege Denizleri, Karadeniz, Ege, İç Anadolu ve Karadeniz Bölgeleri ile komşudur.

ALANI VE NÜFUSU:

Gerçek alanı 67.306 Km2. Ülke yüzölçümünün %8.5’ini kaplar. 6.Büyüklükteki bölgemizdir.

Nüfusu 2000 sayımına göre 17.3 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 258 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:

1.Yıldız Dağları (Istranca) Bölümü

2.Ergene Bölümü

3.Çatalca-Kocaeli Bölümü

4.Güney Marmara Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Kıyıları:

Karadeniz ne Kuzey Marmara kıyıları fazla girintili-çıkıntılı değildir. Falez (Yalıyar) çok vardır. Fakat Güney Marmara kıyıları girintili-çıkıntılıdır.

İzmit, Gemlik, Erdek ve Saros körfezleri vardır.Gelibolu, Biga, Kapıdağ, Armutlu, Çatalca-Kocaeli başlıca yarımadalarıdır.Gökçeada, Bozcaada, Marmara Adaları, İmralı, İstanbul Adaları ise başlıca adalarıdır.İstanbul ve Çanakkale Boğazları Ria Tipi kıyılardır.Kapıdağ Yarımadası bir kıyı biriktirme şekli olan Tombolo’dur.

Dağları:

Ortalama yükseltisi en az bölgedir. En yüksek dağı Uludağ’dır (2543 m).Yıldız Dağları, Koru Dağlar, Işıklar Dağları, Biga Dağları, Samanlı Dağları diğer dağlarıdır.Yerşekilleri sade olduğu için ulaşımı da kolaydır.

Akarsuları:

Sakarya’nın aşağı kesimi, Susurluk, Meriç ve onun kolu Ergene. Bu akarsular baraj yapımı için uygun değildir. Ağızlarında delta oluşturamazlar. Çünkü akıntı ve yatak eğimi fazladır.

Ovaları:

Kastamonu, Bolu ve Düzce Ovaları. Bafra ve Çarşamba Delta Ovaları

Gölleri:

İznik, Manyas, Sapanca ve Ulubatlı Tektonik göldür.

Terkos, Küçük ve Büyük Çekmece Gölleri Kıyı Seti gölüdür.

Ömerli Baraj gölü de bulunmaktadır.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Marmara Bölgesi konumu sebebiyle iklim ve bitki çeşitliliğine sahiptir. Karadeniz kıyılarında Karadeniz İklimi ve Ormanlar görülür.

Istrancaların güneyinde Karasal İklim ve bozkır görülür.

Güney Marmara’da bozulmuş Akdeniz İklimi ve Maki görülür. Burada yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlıdır.

TARIM VE HAYVANCILIK:

Yüzölçümüne göre ekili-dikili alanı en fazla bölgemizdir. Sebebi engebenin az, düzlüklerin fazla olmasıdır. Makineli tarım yaygındır. İklim çeşitliliği yetiştirilen ürünleri de çeşitli kılmaktadır. Ulaşımın kolay olması, sulamanın yaygın olması ve tüketici nüfusun fazla olması nedeniyle tarım gelişmiştir. Fakat kalabalık nüfusa yetmediği için başka bölgelerden de gelmektedir.

Tütün: A.Pazarı (Türkiye’de %8 ile 3.), Ayçiçeği: Ergene Havzası (Türkiye’de 1.)

Zeytin: Güney Kıyılarında (Türkiye’de %27 ile 2.), Pamuk: Balıkesir (Yağışın azalması sayesinde.)

Şekerpancarı: Trakya-Alpullu, Adapazarı ve Susurlukta sulanabilen alanlarda.

Buğday: İç kesimlerde (Türkiye’nin %13’ü), Pirinç: Ergene ve Meriç havzalarında (Türkiye’de 1.)

Mısır: Doğu Marmara ve Trakya’da. (Türkiye’de 2.)

Hayvancılık genellikle besicilik ve ahır hayvancılığı şeklindedir. Bunun sebepleri tarım arazisinin fazlalığı, tüketici nüfusun fazla olması, pazarlama sorununun olmaması ve yer şekilleri ve iklim şartlarının buna uygun olmasıdır. İstanbul ve çevresinde kümes hayvancılığı, Bursa ve çevresinde ipekböcekçiliği yapılmaktadır.

YERALTI ZENGİNLİKLERİ:

Bor: Susurluk, Bigadiç- Balıkesir (Türkiye’de 1.), Volfram (Tungsten):Uludağ-Bursa, Demirköy-Kırklareli (Türkiye’de 1.), Mermer: Güney Marmara, Linyit: Bölgenin genelinde, Barit: Lapseki-Çanakkale, Doğalgaz: Kırklareli, Demir: Kocaeli ve Sakarya, Manyezit-Magnezyum: Bilecik, Krom: Bursa, Kurşun-Çinko: Balıkesir ve Çanakkale, Seramik Kili: İstanbul ve Çanakkale

ENDÜSTRİ:

Bölge ekonomisi gelişmiştir. Milli gelirimizin %20’si bu bölgeden karşılanır. Sanayi işçilerimizin yarısı burada çalışır ve sanayi ürünlerinin 1/3’ü bu bölgeden karşılanır. Ulaşımını kolay olması, hammadde teminin kolay olması, Hinterlandının geniş olması, işgücünün fazla olması, tüketici nüfusunun fazla olması ve pazarlama kolaylığı gibi sebeplerle sanayisi gelişmiştir. Enerji üretimi en az olan bölge olmasına rağmen enerji tüketiminde ilk sıradadır. Türkiye’nin en büyük sanayi kuşağı olan İstanbul-Kocaeli-Adapazarı bu bölgede yer alır. Bursa başka bir sanayi ilidir. İstanbul en işlek ve gelişmiş limanımız olarak en büyük ithalat limanımızdır.

İzmit’te İpraş Petrol Rafinerimiz bulunmaktadır. Ambarlı-İstanbul’da Doğalgaz ve Fuel Oil, Bursa ve Hamitabat’ta Doğalgaz, Kırklareli ve Orhaneli’nde termik santraller vardır.

Bursa’da dokumacılık, otomotiv ve konserve sanayisi vardır. İzmit’te ise kağıt, petro-kimya ve İpraş Rafinerisi vardır.

NÜFUS VE YERLEŞME:

2000 Sayımına göre bölgenin nüfusu 17.3 Milyondur .Nüfus yoğunluğu Km2’ye 258 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının çok üstündedir (Türkiye ortalaması 83 kişidir.) Kentsel nüfusu en fazla olan bölgemizdir. Halkın % 79’u kentlerde yaşar. Nüfusu çok fazla olduğu için diğer bölgelerden ürün alır. Nüfus Çatalca-Kocaeli yarımadasına yoğunlaşmıştır. İstanbul en kalabalık ilidir. İzmit, Adapazarı ve Bursa diğer büyük illeridir. Nüfus artış hızı %o 27’dir (Türkiye %o 18.34). Nüfus ve nüfus yoğunluğunda 1. sıradadır.

TURİZM:

Turizm geliri en fazla olan bölgemizdir. Bölgede başta İstanbul, Bursa ve Edirne olmak üzere Osmanlı eserleri çoktur. Bursa’da kaplıcalar bulunmaktadır. Balıkesir’de Kuş Cenneti bulunmaktadır. Bursa-Uludağ önemli bir kış turizm merkezimizdir. Bölgede bulunan adalar ve kıyılar turist çeken diğer yerlerdir. İstanbul bütün yıl fuar ve kongreler sayesinde önemli sayıda turist çekmektedir.

TARİHİ ÖNEMİ:

Bilecik, Bursa, Edirne ve İstanbul illerinin Osmanlı Tarihinde önemli yerleri vardır. Bu kentler bu devletin başkentliğini yapmıştır. Çanakkale’de 1915te Çanakkale Savaşına sahne olmuş bir kentimizdir.

BÖLGE HAKKINDA NOTLAR:

Ø Yüzölçümüne göre 6. Sıradadır.

Ø Ortalama yükseltisi en az bölgedir.

Ø Nüfus ve nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgedir.

Ø En fazla iç göç alan bölgedir.

Ø Sanayisi en gelişmiş ve sanayi nüfusu en fazla bölgedir.

Ø İşçi nüfusu en fazla bölgedir.

Ø Alanına oranla ekili-dikili alanı en fazla bölgedir.

Ø İki kıtada toprağı olup iki çok önemli boğaza sahiptir.

Ø Orman bakımından %19 ile 3. Sıradadır.

Ø Yünlü ve ipekli dokumada ilk sırada yer alan bölgedir.

Ø Boğazlar ria kıyı tipidir.

Ø İstanbul en büyük ithalat limanımızdır.

Ø En çok vergi veren bölgemizdir.

Ø Bor üretiminde Türkiye’de ve Dünyada ilk sıradadır.

Ø Alanına oranla tarım arazisi en fazla bölgedir.

Ø Ekonomimize katkısı daha çok sanayi alanındadır.

Ø Hizmet sektörünün en fazla olduğu bölgedir.

Ø Çayır ve otlakları en az bölgedir. (Alanının 1/10’undan az)

Ø Ürün vermeyen toprakları en az bölgedir.

Ø Enerji üretimi en az ama tüketimi en fazla bölgedir.

Ø Turizm gelirleri en fazla olan bölgedir.

Ø Şeftali, Ayçiçeği, Pirinç ve Kestane üretiminde ilk sıradadır.

Ø Madenler bakımından en zengin ili Balıkesir’dir.

Ø Kağıt sanayisinin en fazla olduğu bölgedir.

Ø Ortalama sıcaklık 14-16 derece, yağış 600-900 mm’dir.

Ø En fazla yağışı kışın, en azı yazın alır. Yazın Karadeniz ikliminin etkisiyle yağış alır.

Ø Okur yazar oranı en fazla bölgedir.

Ø Ekonomimize katkısı sanayi ve ticaret alanındadır.

Ø Şehirleri: Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Yalova, Kocaeli, Adapazarı, Bursa, Çanakkale, Balıkesir ve Bilecik’tir.



EGE BÖLGESİ



KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Ülkemizin batısında Ege Denizi kıyılarınca uzanan bölge, Marmara Bölgesi, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgeleriyle ve Ege Denizi ve Ege Adaları ile komşudur.

Gerçek alanı olan 93.139 Km2 ile Türkiye topraklarının %10.1’ini kaplar. Alan bakımından 5. Büyüklükteki bölgemizdir.

Nüfusu 2000 sayımına göre 8.9 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 96 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının biraz üstündedir. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:

1.Asıl Ege Bölümü 2.İç Batı Anadolu Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Kıyıları:

Ege Denizinin yerinde eskiden Egeid karası vardı. Bunun çökmesi sonucunda bugünkü adalar meydana geldi. Bölge dağları kıyıya dik uzandığı için kıyı girintili-çıkıntılı Enine Kıyı Tipidir.

Kıyıda bir çok körfez, koy, yarmada ve buruna rastlanır. Edremit, Çandarlı, İzmir, Kuşadası, Güllük, Gökova başlıca körfezleridir.Reşadiye, Bozburun, Dilek VE İzmir başlıca yarımadalarıdır.

Ege kıyıları girintili-çıkıntılı olduğu için en uzun kıyımızdır. Muğla’da en uzun kıyıya sahip ilimizdir.

Dağları:

Asıl Ege Bölümü faylanma hareketlerine uğradığı için Kaz Dağı, Madra Dağı, Yunt Dağı, Bozdağlar, Aydın Dağları faylanma sonucu yüksekte kalmış horstlardır. Bölümün güneyinde uzanan Menteşe Dağlarının uzanış yönü kıyıya paraleldir.

İç Batı Anadolu’ya gidildikçe yükseklik artar. Bu bölümde, Alaçam, Eğrigöz, Murat ve Sandıklı Dağları vardır.

Ovaları:

İç Batı Anadolu Bölümünde Yazılıkaya Platosu, Tavas- Çivril- Banaz-Örencik ovaları vardır.

Asıl Ege Bölümünde horstlar arasında kalan grabenler birer alüvyon ovasıdır. Bunlar Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ovalarıdır. Bunlar aynı adı taşıyan ve bol alüvyon taşıyan, akarsuları tarafından oluşturulmuştur. Akarsuların döküldükleri yerlerde de delta ovaları da oluşmuştur.

Akarsuları:

Bakırçay, Gediz,K. Menderes, B. Menderes başlıca akarsularıdır. İç Batı Anadolu’da Susurluk ve Sakarya Akarsularının bazı kolları da bulunmaktadır.

Gölleri:

Göl bakımından fakir olan bölgede iki doğal göl vardır. Bunlar Marmara ve Çamiçi (Bafa) Gölleridir. Adıgüzel, Kemer ve Demirköprü baraj gölleri de vardır.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Bölgenin asıl Ege Bölümünde graben ovaları sayesinde içlere kadar sokulan Akdeniz İklimi görülür. Bu alanlarda yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı bir iklim görülür. Bitki örtüsü makidir ve yer yer ormanlara da rastlanır.

İç Batı Anadolu bölümüne gidildikçe yüksekliğin artması ve denize olan uzaklığı sebebiyle iklim karasallaşır. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı Karasal İklim görülür. Bitki örtüsü de Bozkırdır.

TARIMI VE HAYVANCILIĞI:

Bölgenin yurt ekonomisine katkısı daha çok tarım alanındadır. Bölümler arasında iklim ve yeryüzü şekillerinin farklı olmasına bağlı olarak yetiştirilen ürünler arasında da farklılık ve çeşit vardır.

Tütün: Kıyı ovalarında yetiştirilir. Ülke üretiminin %65’ini yetiştiriri. 1.Sıradadır.

Pamuk: Asıl Ege Bölümündeki alüvyal ovalarda ve özellikle güneye yakın bölgelerde yetiştirilir. Ülke üretiminin %40’ını sağlar. 1. Sıradadır.

Zeytin: Kıyı kesiminde, özellikle Edremit Körfezi çevresinde yetiştirilir. 1.Sıradadır.

İncir: En çok B. Menderes vadisinde yetiştirilir. 1. Sıradadır.

Turunçgiller: En çok Akdeniz İkliminin görüldüğü kıyı bölümünde yetiştirilir.

Üzüm: En çok Gediz Vadisinde yetiştirilir. Ülke üretiminin %35’ini sağlarken 1. Sırada yer alır.

Pamuk: Asıl Ege Bölümünün alüvyal ovalarında özellikle güney alanlarda yetiştirilir.

Haşhaş: İç Batı Anadolu’da Afyon ve Kütahya çevresinde kontrollü olarak yetiştirilir.

Şekerpancarı: İç Batı Anadolu Bölümünde yetiştirilir.

Tahıllar: İç Batı Anadolu Bölümünde yetiştirilir.

YER ALTI KAYNAKLARI:

Krom: Muğla, Denizli, Kütahya.

Demir: Balıkesir ve Kütahya. 1.Sıradadır.

Linyit: Kütahya, Manisa, Muğla ve Denizli. 1.Sıradadır.

Civa: Uşak ve İzmir. 1.Sıradadır.

Bor: Kütahya ve Eskişehir.

Manganez: Uşak, Afyon ve Denizli.

Mermer: Afyon ve Denizli.

Titanyum: İzmir ve Manisa. 1.Sıradadır.

Muğla, Aydın ve İzmir.

Uranyum: Manisa, Aydın ve Uşak.

Tuz: İzmir-Çamaltı. 1.Sıradadır.

SANAYİSİ:

Sanayi bakımından Marmara Bölgesinden sonra 2. sırada gelir. Bölümler arasında gelişmişlik ve sanayi oranı bakımından büyük farklılık vardır. Asıl Ege Bölümü sanayi bakımından daha gelişmiştir. Zaten bölgenin en büyük ve gelişmiş kenti İzmir’de bu bölümde yer alır. İzmir sanayisi, fuarı, ve ihracat limanı ile önemli bir kentimizdir. İzmir’de Aliağa Petrol Rafinerisi de bulunmaktadır.

Bölgede dokuma, şeker, çimento, termik ve hidroelektrik santraller vardır.

Yatağan-Muğla, Tunçbilek-Kütahya, Soma-Manisa’da termik santraller vardır. Tek Jeotermal Santralimiz Denizli-Sarayköy’de bulunmaktadır. Demirköprü, Adıgüzel ve Kemer Hidroelektrik Santralleri de vardır.

NÜFUS VE YERLEŞME:

2000 Sayımına göre bölgenin nüfusu 8.9 milyondur.Nüfus yoğunluğu Km2’ye 96 kişidir. Bu Türkiye ortalamasına biraz üstündedir.En yoğun nüfuslu 3. bölgemizdir. Kentsel nüfus daha fazladır % 61. Türkiye ortalamasına yakındır (Türkiye %65). Nüfus kıyılarda, alüvyal ovalarda yoğunlaşmıştır. İç kesimlere gidildikçe nüfus yoğunluğu azalır. Buralarda da nüfus maden işletmelerinin çevresine ve ovalara toplanmıştır. Kıyıda Menteşe Yöresi de dağlık alan olması nedeniyle az nüfuslanmıştır. Nüfus artış hızı %o 16’dır (Türkiye %o 18.3)

TURİZM:

Bölge Marmara’dan sonra turizm geliri en fazla 2. Bölgedir. Akdeniz İkliminin görüldüğü kıyılar deniz turizmi açısından zengindir. Bölgede İlkçağ uygarlıklarından ve Türk Devletlerinden kalan tarihi eserlerde turistlerin ilgisini çeken yerlerdir. Pamukkale-Denizli Travertenleri de güzel yerlerden biridir.

TARİHİ ÖNEMİ:

Bölge Kurtuluş Savaşının en önemli savaşlarına sahne olmuştur. Kütahya ve Afyon bu savaşların en önemlilerinin geçtiği illerimizdir.

BÖLGE HAKKINDA NOTLAR:

Ø Yüzölçümü bakımından 5.sıradadır.

Ø Orman bakımından %16’ile 4.sıradadır.

Ø Ekili-dikili alan bakımından %24 ile 3. Sıradadır.

Ø Kıyı uzunluğu bakımından 1. Sıradadır.

Ø Ekonomisi tarıma dayanır.

Ø Sanayi bakımından Marmara’dan sonra 2.sıradadır.

Ø Zeytin, üzüm, incir, haşhaş ve tütün üretiminde 1.sıradadır.

Ø Linyitin en çok çıkarıldığı bölgedir. Termik Santralde çok vardır.

Ø En fazla tuz üretilen bölgedir (İzmir-Çamaltı Tuzlası)

Ø İlk demiryolu İzmir-Aydın arsında kurulmuştur.

Ø Asıl Ege Bölümünde horst ve grabenler vardır.

Ø En önemli ihracat limanımız Doğal bir liman olan İzmir Limanıdır.

Ø En önemli uluslar arası fuarımız İzmir’de kurulur.

Ø Göl yönünden en fakir bölgelerdendir.

Ø Turizm gelirleri bakımından Marmara’dan sonra 2. Sıradadır.

Ø Dağların uzanış yönü sayesinde kıyıdaki Akdeniz İklimi iç kesimler kadar sokulabilir.

Ø Termik Santrallerden elektrik üretimi açısından ilk sırada yer alır.

Ø Enine Kıyı Tipi görülür.

Ø En uzun kıyıya sahip ilimiz Muğla’dır.

Ø Denizli-Pamukkale Travertenleri vardır.

Ø Çiniciliğin ve halıcılığın merkezi konumundadır. Kütahya çinicilikte ilk sırada yer alır.

Ø Akarsular bol alüvyon taşıyarak menderesler çizerek akarlar. Delta ovaları oluştururlar.

Ø Sünger avcılığı Bodrum kıyılarında yapılır.

Ø Seracılıkta Akdeniz’den sonra 2. Sıradadır.

Ø Tek Jeotermal Santralimiz Denizli-Sarayköy’dedir.

Ø İlleri:İzmir, Manisa, Aydın, Denizli, Kütahya, Afyon, Uşak


AKDENİZ BÖLGESİ


KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Bölge yurdumuzun güneyinde, Akdeniz boyunca bir şerit halinde uzanır. Komşuları Ege, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri, Suriye, Kıbrıs Adası ve Akdeniz ile komşudur. Gerçek Alanı 122.927 Km2’dir. Ülkemizin % 15’ini kaplar ve Alan bakımından 5.sırada yer alır.

Nüfusu 2000 sayımına göre 8.7 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Kentsel nüfus % 60’tır (Türkiye ortalaması %65). Nüfus artış hızı %o 22’dir (Türkiye ortalaması %o 18.3)

BÖLÜMLERİ:

1.Adana Bölümü

2.Antalya Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Dağları: Bölge genel olarak Toros Dağları ve yüksek platolarla kaplıdır. Batı Toroslar, Bey Dağları, Çiçekbaba ve Barla Dağları, Sultan Dağı, Dedegöl ve Geyik Dağları, Orta Toroslar, Bolkar Dağları, Aladağlar, Tahtalı ve Binboğa Dağları, Nur Dağları. Karadeniz Bölgesinde olduğu gibi dağların uzanış yönü ulaşıma elverişli olmadığı için ulaşım ancak geçitlerden sağlanır. Bu geçitler Çubuk, Gülen ve Gürbulay Geçitlerdir.

Platoları: Taşeli ve Teke Platoları

Ovaları: Çukurova, Amik, Antalya, Göller Yöresindeki Çöküntü Ovaları.

Akarsuları: Bölgedeki akarsular iklim sebebiyle düzensiz akışa sahiptir. Akarsuları kışın kabarır, yazın ise çok azalır. Asi, Seyhan, Ceyhan, Göksu, Manavgat, Aksu ve Dalaman başlıca akarsularıdır. Manavgat ve Aslantaş Baraj Gölleri de bulunmaktadır.

Gölleri: Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Kovada, Acıgöl, Suğla, Söğüt, Salda, Elmalı ve Avlan başlıca gölleridir.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Bölgenin Akdeniz yamaçlarında Akdeniz İklimi ve Maki Bitki Topluluğu görülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.

Dağların kuzey yamaçlarında ve göller yöresindeyse iklim karasallaşır. Bitki örtüsü de bozkırdır. Bu alanlarda yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Yer yer ormanlara da rastlanır.

TARIM VE HAYVANCILIK:

Buğday: Bölgenin dağların kuzey yamaçlarındaki karasal iklimin görüldüğü alanlarda görülür.

Pirinç: Amik Ovasında ve Maraş çevresinde görülür.

Pamuk: Çukurova ve kıyı ovalarında. Türkiye’de 2. Sırada görülür.

Tütün: Burdur ve Göller Yöresinde yetiştirilir.

Turunçgiller: Akdeniz İkliminin görüldüğü kıyı kesiminde görülür.

Muz: Mersin ve Anamur çevresinde yetiştirilir. Türkiye’de 1 sıradadır.

Zeytin: Kıyı kesiminde yetiştirilir.

Göller Yöresinde: Ananas, Haşhaş, Gül ve Şekerpancarı yetiştirilir.

Seracılık: Akdeniz Bölgesi ilk sırada yer alır.

Sebzecilik: Mersin ve Antalya çevresinde turfanda sebze yetiştirilir.

Bölgenin hayvancılığı fazla gelişmemiştir. Genelde yaylacılık faaliyetiyle birlikte yapılır. Sığır, Koyun ve Kıl Keçisi yetiştirilir.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:

Krom: Adana, Denizli ve Muğla’da (Türkiye’de 1.)

Barit: Antalya, İçel ve Konya’da (Türkiye’de 1.)

Boksit (Alüminyum): Antalya, Konya, Adana ve Hatay (Türkiye’de 1.)

Kükürt: Isparta-Keçiborlu

Demir: Adana ve İçel

Amyant: Hatay-İskenderun

Manganez: Adana, Muğla ve Burdur

Petrol: Adana

ENDÜSTRİ:

Adana Bölümünde: Dokuma, Tütün, Gıda, Kimya, Tarım Araçları, Çimento, Madeni Eşya, Tuğla, Ataş-Mersin’de Ataş Petrol Rafinerisi, ve Mersin Limanı bulunmaktadır.

Antalya Bölümünde: Ferro Krom, Yağ, Gülyağı, Çimento, Tuğla, Tarım Araçları, Halıcılık, faaliyeti yapılmaktadır.

TURİZM:

Burdur’da İnsuyu Mağarası, Alanya’da Damlataş Mağarası, Tarsus’ta Yedi Uyuyanlar Mağarası, Mersin’de Cennet ve Cehennem Obruğu, Plajları bulunmaktadır.

NÜFUS VE YERLEŞMESİ:

Nüfusu 2000 sayımına göre 8.7 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Kentsel nüfus % 60’tır (Türkiye ortalaması %65). Nüfus artış hızı %o 22’dir (Türkiye ortalaması %o 18.3)

Fakat tarım alanlarının ikliminde uygun olması nedeniyle verimli olması nüfusun bu alanlara toplanmasına neden olmuştur. Bunun yanında Toroslar ve Platolarda nüfus çok seyrektir. Bölge nüfusun %70’i Adana Bölümüne toplanmıştır.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

Ø Yüzölçümü bakımından % 15 ile 4. Sıradadır.

Ø Orman bakımından % 21 ile 2. Sıradadır. Ama Maki olduğu için ekonomik değeri yoktur

Ø iklimin etkisi ile orman yangınları çok görülür.

Ø Ekili-Dikili alanlar bakımından % 18 ile 5. Sıradadır.

Ø Dağların uzanış yönü nedeniyle Boyuna Kıyı Tipi görülür.

Ø Ekonomisi tarıma dayanır ve Sanayi 2. Sırada gelir.

Ø Sanayi bakımından Türkiye’de 3. Sırada gelir.

Ø Susam, yerfıstığı, turunçgiller, muz, gül ve soya fasülyesi üretiminde Türkiye’de ilk sırada gelir.

Ø İklimi nedeniyle tropikal bir bitki olan muz sadece bu bölgede yetiştirilir.

Ø Karstik Yer şekillerine en çok bu bölgede yetiştirilir.

Ø Kışları en ılık bölgemizdir.

Ø Üçüncü büyük Kapalı Havzamız olan Göller Yöresi Antalya Bölümünde yer alır.

Ø Çukurova en büyük delta ovamızdır ve Seyhan ve Ceyhan Nehirleri tarafından oluşturulmuştur.

Ø İklim sayesinde yılda birden fazla ürün alınabilmektedir.

Ø Sıcaklık ve buharlaşma nedeniyle en tuzlu denizimiz Akdeniz’dir.

Ø Kışları en kısa süren bölgemizdir.

Ø Sebze ve Meyvenin en erken olgunlaştığı bölgemizdir.

Ø Don olaylarının en az olduğu bölgemizdir.

Ø Mevsimlik işçi göçünün en fazla olduğu bölgemizdir.

Ø Göl bakımından en zengin bölgemizdir.

Ø Platolarında nüfus çok seyrektir.

Ø Toroslar ulaşımı olumsuz yönde etkiler.

Ø Yıl içinde gölge uzunluğunun en kısa olduğu

Ø Güneşlenme süresinin en fazla olduğu bölgedir.

Ø Derece ortalama sıcaklık ile en sıcak bölgemizdir.


GÜNEY DOĞU ANADOLU BÖLGESİ



KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Ülkemizin güney doğusunda yer alan bölge nüfus ve yüzölçümü en küçük bölgemizdir. Akdeniz, Doğu Anadolu Bölgeleriyle, Suriye ve Irak Devletleriyle komşudur.

Gerçek Yüzölçümü 59.176 km2’dir. Alan bakımından ülkemizin % 7,5’ini kaplar en küçük bölgemizdir.

Nüfusu 2000 sayımına göre 6.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 112 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının üstündedir (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:

1.Dicle Bölümü 2.Orta Fırat Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Dağları ve Düzlükleri: Bölgenin yüzey şekilleri sadedir. Genellikle platolarla ve ovalarla kaplıdır. Yer şekilleri tarıma elverişlidir. Batıdan doğuya gidildikçe yükseklik artar. İki bölümün ortasında Karacadağ Sönmüş Volkan dağı bulunur. Bu bölgenin tek ve en yüksek dağıdır. Dicle Bölümünde Gaziantep ve Şanlıurfa Platoları vardır. Orta Fırat Bölümünde Diyarbakır Havzası ve Mardin Eşliği (Yüksek bir düzlüktür.) vardır.

Akarsuları Ve Gölleri: Fırat ve kolları Göksu ve Nizip, Dicle ve kolları Botan, Garzan ve Batman kolları başlıca akarsularıdır.

Bölgede doğal göl yoktur. Akarsularının hidroelektrik gücü fazladır. Bu nedenle bir çok baraj gölü vardır. Fırat Nehri’nin üzerinde Atatürk, Karakaya, Hancağız Baraj Gölleri, Dicle nehri üzerinde Kıralkızı, Ilısu, Cizre Baraj Gölleri.

İLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Bölgenin batısında Akdeniz ikliminin etkileri hissedilir. Yazları sıcak ve kurak geçer. Fakat kışları Akdeniz Bölgesine göre daha serindir. Bu bölümde don ve karada rastlanır. Yağışların çoğu kışın düşer. Yıllık yağış 500-600 mm’dir. Yağışın az olmamasına rağmen sıcaklık ve güneyden esen çöl rüzgarları yüzünden buharlaşma meydana gelir ve bu da kuraklığa sebep olur. Ülkemizin en yüksek sıcaklıkları bu bölgede ölçülür. Tarımda sulama ihtiyacı çok olur. Bölgenin doğusuna gidildikçe deniz etkilerinden uzaklaşılır ve yükseklik artar, sıcaklıklar düşer. Kar ve don olayları daha çok görülmeye başlar.

Bölgenin alçak kesimlerinde ve batısında bozkır görülür. Dağ yamaçları, yüksek yerler ve akarsu kenarlarında orman ve çalılık ağaçlara da rastlanır.

TARIM VE HAYVANCILIK:

Bölgenin ekonomisi tarıma dayanır. Ülke ekonomisine katkısı da bu alandadır. Tarıma elverişli tarım alanları ve düzlüklere sahip olmasına rağmen yaz kuraklığı ve sulama ihtiyacı nedeniyle tarım zorlaşır. GAP Projesinin yapılması ile birlikte artan sulama imkanları bölgenin tarımını artırmaya başlamıştır.

Bölgenin tarıma karasal iklim ürünlerine daha çok elverişlidir. En çok yetiştirilen ürünler şunlardır.

Mercimek: Türkiye üretiminde ilk sırada yer alır.

Buğday, Keten, Pamuk, Çeltik (Pirinç), Nohut ve Susam yetiştirilen bazı ürünlerdir.

Gaziantep Platosunda Antepfıstığı, Zeytin ve Üzüm yaygıdır.

Siirt’te Antepfıstığı üretimi başlamıştır.

Akarsu kenarlarındaki sulanabilen ovalarda sebze ve meyvede (Başta Karpuz olmak üzere) yetiştirilmektedir.

Bölgede platolar ve bozkırlar çok görüldüğü için küçükbaş Hayvancılık (Koyun, Keçi) çok yapılır. Keçi daha çok yüksek alanlarda yaygındır. Bu sayede bölgede hayvansal ürünler ticareti de yapılmaktadır.

YER ALTI KAYNAKLARI:

Fosfat: Mardin-Mazıdağı, Doğalgaz: Mardin-Çamurlu

Petrol: Batman- Beşiri ve Batman, Siirt-Kurtalan-Baykan ve Barzan, Adıyaman-Kahta ve Diyarbakır.

Linyit: Adıyaman-Gölbaşı, Manganez: Kilis

NÜFUS VE YERLEŞME:

Nüfusu 2000 sayımına göre 6.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 112 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının üstündedir (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Yoğunluk bakımında en yoğun 2. bölgedir. Nüfus artış hızı %o 25’tir (Türkiye %o 18.34). Bölgede kentsel nüfus % 62’dir (Türkiye ortalaması %65). Bölgede toplu yerleşme ve kerpiç evler yaygındır. Nüfus batı kesiminde, dağ etekleri ve akarsu boylarında yoğunlaşmıştır.

TURİZM:

Adıyaman-Nemrut Dağı, Şanlıurfa- Balıklı Göl ve Tarihi Eserler.

TÜRK EKONOMİSİNE KATKISI:

Türkiye Petrolünün 1/7’si bu bölgeden sağlanır. Geri kalanı dış ülkelerden ithal edilir. Batman’da Petrol Rafinerisi vardır. GAP Projesinin bitirilmesi ile tarımdaki su ihtiyacı karşılanacak ve bölge ekonomisi daha zenginleşecektir. Bunun ülke ekonomisine büyük katkısı olacaktır.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

Ø Alan bakımından en küçük bölgedir.

Ø Nüfus bakımından sonuncu olmasına rağmen alanı küçük olduğu için yoğunluk fazladır.

Ø Orman bakımından % 1 ile son sırada yer alır.

Ø Ekili-Dikili alan bakımından % 20 ile 4. Sıradadır.

Ø Ekonomisi tarıma dayanır. Hayvancılık 2. Sırada yer alır.

Ø Antepfıstığı, mercimek ve karpuz üretiminde ilk sırada yer alır.

Ø Fosfat ve Petrol üretiminde ilk sıradadır.

Ø Buharlaşma ve yaz kuraklığının en fazla olduğu bölgedir.

Ø Hiç doğal gölü yoktur.

Ø En yüksek yeri Karacadağ Sönmüş Yanardağıdır.

Ø GAP Projesi bölgede halen sürmektedir.

Ø Türkiye’nin en büyük ve önemli baraj gölleri bölgede yer alır.

DOĞU ANADOLU BÖLGESİ



KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Ülkemizin doğusunda yer alan bölge kabaca üçgene benzer. Marmara ve Ege Bölgeleri hariç her bölge ile komşudur. Suriye hariç bütün doğu komşularımızla sınırı vardır.

Alanı 165.436 Km2’dir. Bu gerçek alanı ile ülkemizin %21’ini kaplar ve en büyük bölgemizdir.

Nüfusu 2000 sayımına göre 6.1 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 37 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının çok altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:

1.Yukarı Fırat Bölümü

2.Yukarı Murat Van Bölümü

3.Erzurum-Kars Bölümü

4.Hakkari Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Dağları: En yüksek bölgemizdir. Ortalama yükseltisi 2000-2200 metredir. Bölgede dağlar üç sıra halinde uzanır.

Kuzeyde: Çimen, Kop, Esence, Karasu, Allahuekber Dağları

Ortada: Mercan (Munzur), Karasu-Aras Dağları

Güneyde: Güneydoğu Toroslar ve Buzul (Cilo) Dağları bulunmaktadır.

Van Gölünün kuzeyinde volkanik dağlar vardır. Bunlar Ağrı, Tendürek, Aladağ, Süphan, Nemrut Dağlarıdır.

Düzlükleri: Kıvrım dağları arasında çöküntü ovaları vardır. Bu ovalar: Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Van, Başkale, Hakkari, Yüksekova güneydekilerdir. Kuzeyde ise Erzincan, Tercan, Aşkale, Erzurum, Pasinler, Horasan, Kağızman ve Iğdır vardır. Tunceli ve Erzurum-Kars Platoları da diğer düzlüklerdir.

Akarsuları: Karasu ve Murat birleşerek Fırat Nehrini oluşturur. Bu nehir Dicle Nehri ve onunla birleşen Büyük Zap Kolu ile yabancı topraklara giderek Basra Körfezinden denize dökülmektedir. Aras ve Kura nehirleri de yine başka topraklara giderek Hazar Denizine dökülmektedir. Bu akarsuların yüzey şekilleri ve engebe nedeniyle hidroelektrik enerji üretme güçleri fazladır.

Gölleri: Van Gölü ülkemizin en büyük gölüdür ve suyu sodalıdır. Bölgenin diğer gölleri şunlardır: Erçek, Nazik, Çıldır, Hazar ( Tektonik Göllerdir), Balık, Haçlı, Nemrut (Krater Gölleri), ve Akgöl.

Ayrıca bölgede Keban ve Karakaya Baraj Gölleri de bulunmaktadır.

Değerlendirme: Bölgeye Yurdumuzun çatısı diyebiliriz. Bölgeyi kaplayan yüksek dağlar bölgenin her özelliğini yakından etkilemektedir. Dağlar doğudan batıya uzandığı için kuzey-güney doğrultusunda ulaşım zordur. Tarım alanları azdır iklimi çok serttir. Tarım ürünleri çeşitli değildir. Sanayi ve ticareti de gelişmemiştir.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Bölgenin iklimine yükselti ve karasallık hakimdir. Sert karasal iklim yaşanır. Kışları uzun, soğuk ve kar yağışlıdır. Don olayı çok görülür. Yazları sıcak, kurak ve kısadır. En fazla yağış ilkbaharda görülür. Erzurum-Kars Bölümünde ise yazın görülür.Günlük ve yıllık sıcaklık farkları fazladır. Yıllık yağış miktarı 500-600 mm dir. Buharlaşma az olduğu için bu yeterlidir. Yıllık sıcaklık 5-6 derecedir ve en soğuk bölgedir. Bölgeye kuzey rüzgarları (Poyraz) hakimdir. Bölgenin doğal bitki örtüsü bozkır (Step)’tir. Dağ yamaçlarında bozulmuş orman ve dağların yükseklerinde dağ çayırlarına rastlanır.

TARIM VE HAYVANCILIK:

Yükselti ve engebeli yer şekilleri nedeniyle tarım alanları azdır. Tarım en çok güneydeki çöküntü ovalarında yapılır. Bölgede en çok arpa ve buğday yetiştirilir. Bitlis, Malatya, Elazığ’da Şekerpancarı; Iğdır’da Pamuk; Malatya’da Kayısı (1.); yetiştirilir. Patates ve lahana diğer ürünlerdir. Sıcaklık çok düşük olduğu için sebze üretimine en az elverişli bölgemizdir.

Kars ve Bitlis’te arıcılık yapılır. Türkiye bal üretiminin % 20’si buradan sağlanır.

Bölgede tarım alanları az otlak ve meralar fazla olduğu için hayvancılık en önemli faaliyettir. Yüksek yerlerde büyükbaş, çöküntü ovalarda küçükbaş hayvancılık yaygındır. Bölge halkının % 80’i tarım ve hayvancılıkla uğraşır.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:

Demir: Sivas-Divriği, Malatya-Hekimhan ve Hasançelebi (1.) ; Krom: Diyarbakır-Ergani, Elazığ-Guleman-Alacakaya (1.); Bakır: Elazığ-Maden; Malatya-Pötürge (2.); Kalay: Elazığ ve çevresinde; Kurşun-Çinko: Elazığ-Keban, Malatya-Darende; Oltu Taşı: Erzurum-Oltu (1.); Linyit: K.Maraş-Afşin-Elbistan; Erzurum-Aşkale; Barit: Muş, K.Maraş-Elbistan; Amyant (Asbest): Erzincan-İliç; Kayatuzu: Kars-Kağızman, Erzurum,Ağrı,Iğdır;

ENDÜSTRİSİ:

Fazla gelişmemiştir. Olanlarda tarıma dayanır. Bir çok ilde et kombinaları vardır. Et üretimimizin % 25’i bu bölgeden sağlanır.Malatya ve Bitlis’te sigara, Elazığ’da gübre, Erzurum ve Malatya’da deri sanayisi bulunmaktadır. Bir çok ilde şeker ve çimento fabrikası da bulunmaktadır. Malatya ve Erzincan’da dokuma ve iplik fabrikası vardır. Keban’da simli kurşun işletmeleri, Divriği’nde Demir-Çelik Fabrikası, Elazığ’da Ferro-Krom Fabrikası vardır.

Kahramanmaraş’ta Afşin, Elbistan ve Sivas Kangal’da termik santral bulunmaktadır.

NÜFUS VE YERLEŞME:

Nüfusu 2000 sayımına göre 6.1 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 37 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının çok altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi) Yoğunluk bakımında en az bölgedir.

Yani nüfusu en seyrek bölgemizdir. Nüfus çöküntü ovalarında toplanmıştır. Toplu yerleşme görülür.Nüfusun % 48’i kırsal kesimde yaşar ve tarım ve hayvancılıkla uğraşır. Nüfus artış hızı %o 14 ile Karadeniz’den sonra en az bölgedir (Türkiye ortalaması %o 18.34). Sanayisi çok az olduğu için Karadeniz Bölgesinden sonra en çok göç veren bölgemizdir. Malatya, Erzurum ve Elazığ en kalabalık illeridir.

TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKISI:

Bölgenin sanayisi ve tarımı geridir. Ekonomimize katkısı daha çok hayvancılık alanındadır. Hayvan ürünlerinin ekonomimize katkısı % 25’tir.

TARİHİ ÖNEMİ:

Erzurum Kongresi bu bölgede yapılmıştır.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

Ø En büyük bölgemizdir. Ülkemizin % 21’ini kaplar.

Ø Nüfus yönünden 6., yoğunluk yönünden 7. sıradadır.

Ø Orman bakımından % 7 ile 6. sıradadır.

Ø Ekili-Dikili arazi bakımından % 10 ile sonuncudur.

Ø En fazla enleme sahip bölgedir.

Ø Sanayisi en geri bölgedir.

Ø Ekonomisi ve ülke ekonomisine katkısı hayvancılık alanındadır.

Ø Kayısı üretiminde Malatya 1. sıradadır.

Ø En zengin yer altı kaynakları Yukarı Fırat Bölümünde yer almaktadır.

Ø ‘2000-2200 metre ile en yüksek bölgedir.

Ø Göl yönünden zengindir hatta en büyük göle sahiptir (Van Gölü)

Ø En çok göç veren 2. bölgedir.

Ø Tarım ürünlerinin en geç olgunlaştığı bölgedir.

Ø En soğuk ve kışları en uzun bölgedir.

Ø Hidroelektrik üretiminde 1. tüketiminde 7. sıradadır.

Ø Günlük ve yıllık sıcaklık farkının en fazla olduğu bölgedir.

Ø Turizm gelirleri en az ve ulaşımı en kötü bölgedir.


İÇ ANADOLU BÖLGESİ



KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

Doğu Anadolu’dan sonra 2. büyük bölgemizdir. Anadolu Yarımadasının ortasında yer alır. G.Doğu Anadolu Bölgesi hariç her bölgeyle komşudur. Alanı 163.057 Km2 dir. Ülkemizin % 20’sini kaplar.

Nüfusu 2000 sayımına göre 11.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 71 kişi)

BÖLÜMLERİ:

1.Konya Bölümü

2.Yukarı Sakarya Bölümü

3.Orta Kızılırmak Bölümü

4.Yukarı Kızılırmak Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:

Dağları: Yer şekilleri sadedir. Engebeli arazi fazla olmadığı için arazi ulaşıma uygundur. Ortalama Yükselti 800-1000 metredir. Bölgenin en yüksek yeri doğu bölümüdür. Kıvrım dağları da bu bölümde yer alır. Akdağlar, Hınzır Dağları, Tecer Dağları, Yıldız Dağları bu kıvrım dağlarıdır. Bölgenin güneyinde volkanik dağlar vardır.Bunlar Erciyes Dağı (3917 m en yüksek yeri), Melendiz, Hasandağı, Karacadağ, Karadağ’dır.

Platoları: Haymana, Cihanbeyli, Obruk, Bozok (Kızılırmak), Yazılıkaya, (Bayat), Uzunyayla platoları vardır.

Ovaları: Konya Ovası (Türkiye’nin en büyük ovası), Ereğli, Aksaray, Sakarya, Eskişehir, Ankara, Kayseri ve Develi Ovaları

Akarsuları: Kızılırmak, Sakarya, Porsuk Çayı, Delice Irmağı.

Gölleri: Bölgenin güneyinde kapalı havzalar vardır. Tuz Gölü (2.Büyük Gölümüz), Akşehir, Eber, Ilgın (Çavuşçu), Tuzla, Seyfe, Mogan, Sultan Sazlığı vardır. Sakarya Nehri üzerinde Sarıyar ve Gökçekaya; Kızılırmak Nehri üzerinde de Hirfanlı ve Kesikköprü baraj gölleri vardır.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

Bölge dağlarla çevrili olduğu için yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Don olayları çok görülür. En az yağış alan bölgedir. Ortalama yağış 400 mm’dir. Bunun en önemli sebebi bölgenin dağlarla çevrili olmasıdır. Doğal bitki örtüsü bozkırdır. Bölgede özellikle doğudaki dağlık alanlarda ormanlara da rastlanır. Orman bakımından % 9 ile 5. sıradadır. Akarsu boylarında kavakçılıkta yapılır.

TARIMI NE HAYVANCILIK:

Bölgenin ekonomisi tarıma dayanır. Ekili-dikili alanlar bakımından Marmara Bölgesinden sonra 2. sırada yer alır (% 27). Çalışan nüfusun büyük bölümü tarımda çalışır. Fakat tarımın en önemli sorunu sulama ihtiyacıdır. Bölgede en çok üretilen ürün buğdaydır. Diğer ürünler şekerpancarı ( şeker fabrikaları bölgede fazladır.), Üzüm, Mercimek, Yulaf, Çavdar, Ayçiçeği, Haşhaş, çeşitli meyveler ve sebzelerdir.

Bölgede küçükbaş hayvancılık yaygın olarak yapılır. Ankara çevresinde tiftik keçisi, Sivas ve Konya çevresinde koyun çok yetiştirilir.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:

Krom: Eskişehir-Mihalıççık, Kayseri ve Sivas. Kayatuzu: Kırşehir, Çankırı, Nevşehir, Yozgat. Linyit: Sivas-Kangal. (Burada bir de termik santralde bulunmaktadır.)Demir: Kayseri-Develi, Sivas-Kangal, Ankara-Haymana. Toryum: Eskişehir-Sivrihisar. Çinko: Konya-Bozkır, Niğde-Bor (Türkiye’de 2. sırada). Lületaşı: Eskişehir (Türkiye’de ve Dünya’da 1.). Volfram: Kırıkkale-Keskin, Niğde (Türkiye’de 2. sırada).

ENDÜSTRİSİ:

Sanayi Yukarı Sakarya Bölümünde gelişmiştir.

Eskişehir: Lokomotif, besin, motor, çimento, inşaat, malzemeleri, şeker, et deri sanayisi vardır.

Ankara: Dokuma, besin, tarım araçları, çimento, alkollü içki, mobilya, selüloz, kağıt, karton, deri ve et sanayisi vardır.

Konya: Tarım araçları, besin, motor, çimento, süt ürünleri, inşaat malzemeleri, selüloz, kağıt ve şeker s.

Kayseri: Halıcılık, meyve suyu, pamuklu dokuma, pastırma ve sucuk sanayisi.

Kırıkkale: Silah sanayi, Orta Anadolu Rafinerisi.

Sivas: Besin, Yem, Çimento, demir-çelik, et entegre, demiryolları bakım ve onarım tesisleri vardır.

NÜFUSU VE YERLEŞMESİ:

Nüfusu 2000 sayımına göre 11.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Nüfus artış hızı %o 16’dır (Türkiye ortalaması %o 18.34).

Nüfusun % 69’u kentte yaşar (Türkiye ortalaması % 65). Yukarı Sakarya Bölümü en yoğun nüfuslu alandır. Nüfus genellikle bölgenin çevresindeki dağ eteklerindeki ovalara yoğunlaşmıştır. Ülkemizin başkenti ve 2.büyük kenti Ankara bölgede yer almaktadır.

TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKISI:

Ekonomisinde tarım hakim faaliyettir. Bölge yurdumuzun tahıl ambarıdır. Yurdumuzda Buğday (%35), Arpa (%45), Şekerpancarı (%40), Baklagiller (%30), Meyvecilik (%20) oranında yapılır. Bölgede Ankara, Eskişehir, Konya, Kayseri, Kırıkkale ve Sivas gibi sanayi kentleri vardır. Türkiye Endüstri üretiminin % 15’i bu bölgemizden sağlanmaktadır. Bölgenin turizm gelirleri de fazladır.

TARİHİ ÖNEMİ:

Sivas Kongresi Sivas kentinde yapılmıştır. Ankara’da da ilk TBMM açılmıştır. Bu tarihten sonra Milli Mücadelenin merkezi olmuştur.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

Ø En fazla nadasa bırakılan bölgedir.

Ø En büyük kapalı havzamız buradadır (Tuz Gölü)

Ø En tuzlu gölümüz %o ile Tuz Gölüdür.

Ø Lületaşının tek çıkarıldığı yer Eskişehir’dir.

Ø Karstik şekillere en çok rastlanan 2.bölgemizdir. (Sivas, Çankırı)

Ø İklimden dolayı kerpiç en çok kullanılan yapı malzemesidir.

Ø Ulaşımı yeryüzü şekilleri sayesinde çok uygundur.

Ø En az yağış alan bölgemizdir

Ø Ortalama yükseltisi 1000 metredir. En yüksek yeri Erciyes Dağıdır.

Ø Küçükbaş hayvan sayısı en fazla olan bölgedir.

Ø Nüfus bakımından 2. olmasına rağmen alanı büyük olduğu için yoğunluk azdır.

Ø Tek uçak fabrikamız Eskişehir’dedir.

Ø Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır.

Ø İklimi sert ve karasaldır.

Ø Kentleşme oranı düşük, kırsal yerleşme topludur.

Ø Yaz kuraklığının erken başlaması sebze üretimini olumsuz yönde etkiler.

Ø Bölgede endüstri bitkilerinden şekerpancarı, tahıllardan buğday çok yetiştirilir.

Ø En uzun akarsuyumuz Kızılırmak nehrinin büyük kısmı bölgededir.

29 Ocak 2009 Perşembe | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Coğrafya DÜNYA'nın ŞEKLİ ve SONUÇLARI

DÜNYA'nın ŞEKLİ ve SONUÇLARI

Dünyamız Samanyolu Galaksisi'ndeki yıldız sistemlerinden güneş sisteminde yer alır. Bütün gezegenler elips şeklinde bir yörüngede hareket ederler.

AY VE ÖZELLİKLERİ

Ay dünyamızın 1/50’si kadardır. Bu sebeple Ayda yerçekimi azdır (dünyadakinin 1/6’sı kadardır).

Ayda atmosfer yoktur. Bunun sonucunda; hava ve su yoktur. Meteorolojik olay (iklim) görülmez. Meteorlar doğrudan ay yüzeyine düşer. Sonuçta büyük krater çukurlukları oluşmuştur. Günlük sıcaklık farkı fazladır. Bu sebeple mekanik çözülme fazladır. Canlı hayatı yoktur. İç ısısını kaybetmiştir. Bundan dolayı volkanik olay görülmez.

AYIN HAREKETLERİ

1) Kendi ekseni çevresindeki hareketi

2) Dünya çevresindeki hareketi

3) Dünya ile birlikte güneş çevresindeki hareketi

*** Ay hem kendi hem de dünya çevresindeki bir turunu aynı sürede (29,5 gün) tamamladığı için dünyadan ayın sürekli aynı yüzeyi görülür.

Ay günü: Dünyadaki herhangi bir meridyenin ard arda iki kez Ayın karşısından geçinceye kadar geçen süredir. Bu süre 24 saat 50 dakikadır.

Güneş günü: 24 saattir.

*** Ay günü ile güneş günü arasındaki zaman farkından dolayı bir yerde Ay her gün bir önceki güne göre daha geç gözlenir ve gel-git olayı daha geç oluşur.

AYIN EVRELERİ

Ayın aydınlık yüzünün dünyadan görünüşünde bir ay boyunca meydana gelen değişikliklerdir.

Yeniay ve dolunay evrelerinde büyük gel-git yaşanır. Sebebi dünya, ay ve güneşin aynı doğrultuda olmasıdır. İlk ve son dördünde ise küçük gel-git yaşanır.

Güneş tutulması, Ayın Güneş ile Dünya arasına girmesi ve bazı özel koşulların sağlanmasıneticesinde meydana gelir.Tutulmanın olabilmesi için, Ayın, Dünya etrafındaki yörüngesiyle Dünyanın Güneş etrafındaki yörüngesinin kesişim yerlerini belirleyen düğüm noktalarında veya bu noktalar civarında (Yeniay safhasında) bulunması gerekir.

Bilindiği üzere bir yıl içerisinde Ay, Dünya etrafında 12 kez dolanır. Dolayısıyla, eğer Ayın yörünge düzlemi Dünya’nınkiyle çakışık olsaydı, bir yılda 12 kez Güneş tutulması meydana gelebilirdi. Fakat durum böyle değildir. Ayın yörünge düzlemi ileDünya’nınki arasında yaklaşık 5° 9’ lık bir açı vardır. Bu açı nedeniyle Dünya, Ay ve Güneş, Ayın Dünya etrafındaki her dolanımında tam olarak aynı doğrultuda bulunmazlar. Böylece her ay bir Güneş tutulması oluşması engellenmiş olur. Nitekim bir yılda en az iki, en çokbeş Güneştutulması meydana gelebilir.

Ay dünya etrafındaki yörüngesini tamamlarken, dünyanın güneş ve ay arasında kalmasına neden olabilir. Bu durumda ay yüzeyine düşen güneş ışınları dünya tarafından engellenmiş olur. Karanlıkta kalan ay kısa süreli de olsa dünyadan gözlenemez bu olaya ay tutulması adı verilir. Bulutsuz bir gecede çıplak gözle rahatlıkla fark edilebilen bu olay, güneş tutulmasına göre, dünya yüzeyinde daha geniş bir alandan gözlenebilir. Ay tutulmasının dünya yüzeyinden gözlenebildiği alan dünyanın yarısından 24º kadar fazladır.

DÜNYANIN ŞEKLİ VE SONUÇLARI

Dünyamızın Ekvatorda şişkin, Kutuplarda basık olan kendine has şeklineGEOİD denir.

DÜNYANIN BOYUTLARI

*

Ekvator çevresi: 40.076 km
*

Kutuplar çevresi: 40.009 km
*

Ekvator yarıçapı: 6378 km
*

Kutuplar yarıçapı: 6357 km
*

Karalar yüzölçümü:149 milyon km2(%29)
*

Denizler yüzölçümü: 361 milyon km2(%71)
*

KYK’de karalar %39 denizler %61
*

GYK’de ise karalar %19 denizler %81 dir.

DÜNYANIN ŞEKLİNİN SONUÇLARI

*

Ekvatorun uzunluğu tam dairelik bir meridyenin uzunluğundan fazladır.
*

Paralellerin uzunluğu kutuplara doğru azalır.
*

İki meridyen arasındaki uzaklık kutuplara doğru azalır.
*

Güneş ışınlarının düşme açısı kutuplara doğru azalır.
*

Yer şekilleri haritaya gerçeğe tam uygun olarak aktarılamaz.
*

Aynı anda Dünyanın yarısı aydınlık (gündüz) yarısı karanlık (gece) olur.
*

Dünyanın çizgisel dönüş hızı kutuplara doğru azalır.
*

Yer çekimi kutuplara doğru artar.

*

Dünyanın çizgisel dönüş hızı kutuplara doğru azalır.
*

Yer çekimi kutuplara doğru artar.

DÜNYANIN HAREKETLERİ VE SONUÇLARI

*

Gece gündüz olayı ardalanır (birbirini takip eder).
*

Güneş ışınlarının düşme açısı günün her saatine göre değişir.
*

Yerel saat farkları oluşur.
*

Günlük sıcaklık farkları oluşur. Buna bağlı olarak meltem rüzgarları oluşur. Mekanik çözülme olur.
*

Sürekli rüzgarların esme yönünde sapmalar olur.
*

Okyanus akıntılarında sapmalar ve halkalar olur.
*

Dinamik basınç merkezleri oluşur. Yönler belirlenir. Fotosentez meydana gelir.

DÜNYANIN EKSENİ ÇEVRESİNDE DÖNÜŞÜNDE DOĞAN HIZLAR

1) ÇİZGİSEL HIZ VE SONUÇLARI (Enleme bağlı)

*

Çizgisel hız en fazla Ekvator üzerindedir (1670 km/h) . Bu hız kutuplara doğru azalır. Bunun sonucunda;
*

Güneşin doğuş ve batış süresi kutuplara doğru uzar.
*

Gece gündüz arasındaki fark kutuplara doğru artar.
*

Atmosferin kalınlığı Ekvatorda fazla, kutuplarda azdır.
*

Ekvatorda yerçekimi az, kutuplarda fazladır.

2) AÇISAL HIZ VE SONUÇLARI (Boylama bağlı)

Dünyanın açısal hızı;

24 saatte: 360°
1 saatte : 15°
4 dakikada :1° dir.

*** Açısal hız her enlemde aynıdır. Açısal hız sonucunda yerel saat farkları oluşur.

DÜNYANIN YILLIK HAREKETİ VE SONUÇLARI

Dünyanın güneş çevresinde dönerken izlediği yola yörünge, meydana getirdiği düzleme de yörünge düzlemi (ekliptik düzlem) denir. Dünyamızın yörüngesi elips biçimindedir.

ELİPS BİÇİMİNDEKİ YÖRÜNGENİN SONUÇLARI

Dünyamız güneşe bazen yaklaşır, bazen güneşten uzaklaşır. Dünyanın güneşe en yakın olduğu tarih 3 ocaktır. En uzakta olduğu tarih ise 4 temmuzdur.

Dünya güneşe yaklaşınca güneşin çekim kuvveti artar. Böylece dünya güneş çevresinde daha hızlı dönmeye başlar. Sonuçta şubat ayı 28 gündür. Yani K.Y.K ‘de kış mevsimi iki gün kısa olmaktadır.

Dünya güneşten uzaklaşınca çekim kuvveti ve hız azalır. Sonuçta yaz mevsimi K.Y.K.’de iki gün daha uzun olmaktadır.

*** Kısacası elipsoid yörünge mevsim sürelerinin farklı olmasında etkilidir. Dünyamızın yörüngesi daire biçiminde olsaydı; mevsim süreleri birbirine eşit olacaktı.

EKSEN EĞİKLİĞİ VE SONUÇLARI

(Ekvator düzlemi ile ekliptik arasında 23°27' , yer ekseni ile ekliptik arasında 66°33' açı olması)

Dönenceler meydana gelir. Dönence: kuzey ve güney yarım kürelerde güneş ışınlarının en son dik geldiği noktalara denir.

Matematik iklim kuşakları oluşur.

Güneş ışınlarının düşme açısı yıl boyunca değişir. Güneş ışınları yıl içinde dönencelere birer kez, dönenceler arasına da ikişer kez dik açıyla düşerler. Dönenceler dışında hiçbir yere güneş ışınları dik olarak düşmez.

Mevsimler oluşur. Dört mevsimin tek yaşandığı kuşak ılıman kuşaktır. Sebebi: güneş ışınlarının düşme açısında yıl boyunca değişikliğin fazla olmasıdır.

Aynı tarihlerde kuzey ve güney yarımkürelerde farklı mevsim yaşanması.

Gece gündüz uzunluğunun sürekli değişmesi.

Güneşin doğuş ve batış konumu ile saatinin değişmesi.

Muson rüzgarlarının oluşması.

Aydınlanma dairesinin sürekli değişmesi.

Kutup bölgelerinde 24 saatten uzun gece ve gündüzlerin oluşması. Örnek: Kutup noktalarında 6 ay gündüz, 6 ay gece yaşanması.

*** Dönence ve matematik iklim kuşaklarının oluşmasında sadece eksen eğikliği etkilidir. Diğerlerinin oluşmasında eksen eğikliği ile birlikte yıllık hareketin de etkisi vardır.

EKSEN EĞİKLİĞİ OLMASAYDI; (Ekvator düzlemi ile ekliptik üst üste çakışsaydı veya yer ekseni ekliptiği dik olarak kesseydi)

*

Dönenceler oluşmazdı.
*

Mevsim değişmesi olmazdı.
*

Güneş ışınları sadece Ekvatora dik gelirdi.
*

Aydınlanma dairesi sürekli kutup noktalarına teğet geçerdi.
*

Gece gündüz süreleri birbirine eşit olurdu.
*

Güneşin doğuş-batış konumu ve saati değişmezdi.

EKSEN EĞİKLİĞİ 20°OLSAYDI:

*

Güneş ışınlarının dik geldiği alan daralırdı.
*

Kutup kuşağı ve tropikal kuşağın alanları daralırken, ılıman kuşak genişlerdi.
*

Yurdumuzda yazlar daha serin, kışlar daha ılık olurdu.
*

Kutup ve ılıman kuşakta sıcaklık ortalaması azalırken tropikal kuşakta sıcaklık ortalaması artardı.
*

Gece-gündüz arasındaki zaman farkı azalırdı.

*** Eksen eğikliğinin 23°27' dan daha büyük olması durumunda yukarıdakilerin tam tersi bir durum yaşanırdı.

Coğrafya Yer Şekilleri

Coğrafi bilgi [değiştir]

Coğrafi Bilgi, bir coğrafi varlık hakkındaki bilgidir. Mekansal Bilgi türüdür. Bu bağlamda Yermekansal Bilgi olarak da adlandırılır. Coğrafi Bilgi, birbirleriyle bağlantılı üç ayrı bilgiden oluşur:

1. Coğrafi Konum Bilgisi: Konumsal Bilgi türüdür. Bu bağlamda Yerkonumsal Bilgi olarak da adlandırılır. Coğrafi varlığın yeryuvarına ilişkin belli bir datum (referans sistemi) ve projeksiyon (izdüşüm) sistemindeki konum (koordinat) bilgisidir.
2. Öznitelik Bilgisi: Coğrafi varlığa ilişkin öznitelik ile öznitelik değeri bilgisidir.
3. Topolojik Bilgi: Matematik biliminin bir alt dalı olan Topoloji bilimi esasları çerçevesinde; bir coğrafi varlığın, diğer coğrafi varlıklara göre komşuluk ilişkileri (sağında, solunda, başında, sonunda, vb.) hakkındaki bilgidir.

Araştırma dalları [değiştir]

Fiziki coğrafya ve Beşeri coğrafyadır. Fiziki coğrafya yeryüzünün fiziksel özellikleri (yer, su, hava ve canlılar) ile ilgilenirken beşeri coğrafya bu fiziksel özelliklere göre şekillenmiş insan yaşayışı, ekonomisi gibi sosyal konularla ilgilenmektedir.

Coğrafi yer şekilleri [değiştir]

* Kıta, Ada, Yarımada, Takımada, Kıstak
* Ova, Plato, Vadi
* Sıradağ, Uçurum, Mağara, Yanardağ, Krater
* Okyanus, Deniz, Boğaz, Körfez, Koy, Kapalı deniz, Burun, Irmak, Göl, Deniz kulağı, Delta, Kıyı gölü
* Buzul, Moren, Buzdağı
* Çalılık, Çöl, Tundra, Savana, Tropikal orman, Orman, Bataklık, Mercan resfi, Kanyon

Coğrafi olaylar [değiştir]

Deprem -- Sel -- Yanardağ patlaması -- Lav -- Fay hattı -- Çığ -- Toprak kayması -- Tsunami -- Yanardağ -- Kaynaç -- Erozyon

Yerleşim birimleri [değiştir]

Mahalle, Köy -- Kasaba -- Belde -- Bucak -- Semt -- İlçe -- Şehir -- Ülke

İnsanoğlu tarafından yapılan coğrafya değişiklikleri [değiştir]

Tepe -- Set -- Baraj -- Bent gölü -- Kurutulmuş arazi -- Sulama -- Tarla -- Çayırlık -- Tünel -- Bent -- Köprü -- Su Kemeri -- Yol--Tünel

Siyasi [değiştir]

koridor -- Enklav -- Eksklav--göç

Sınıflandırılması gereken terimler [değiştir]

* Su (tatlı/tuzlu/çorak/kirletme vs. dahil) -- Tuzlu--Dümencilik
* Ülkeler -- Şehirler -- Jeoloji -- [[,

Coğrafya'nın tarihi [değiştir]
1689 tarihli, oldukça nadir bir dünya haritası.

Diğer bütün bilimler gibi coğrafya'da gereklilik sebebiyle ortaya çıkmıştır.Eski çağlarda Mısır uygarlığında verimli toprakların nerede olduğu ve nasıl kullanılacağı gibi konular ayrıca her yıl gerçekleşen sellerin sonuçlarını bulmak ve zararlarını en aza indirmek için coğrafyayı kullanmışlardır.Dönemin göçebe toplulukları ise su kaynaklarını, yerleşecekleri yerleri ve yolları bulabilmek için basit haritalar yapmışlardır.
Ptolemy'nin haritası

Eski Yunanlılar ise verimli alanların kıtlığından dolayı denizcilikle ilgilenmiş ve bu alanda coğrafyayı geliştirmişlerdir.Miletoslu Hekataios'un İÖ 500'de yazdığı kitabın ilk coğrafya yapıtı olduğu var sayılır.Ayrıca Klaudios Ptolemaios'un Geographike hyphege-sis kitabında harita yapım metotlarından bahsetmiş ve bu alanda coğrafyaya büyük katkıda bulunmuştur. Eratosthenes, Surlu Marinus ve Ptolemaios da bugün kullandığımız paraleller ve meridyenlerden oluşan sistemin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.
Abraham Ortelius'un dünya atlası

Karakteristik olarak yayılmacı olan Roma İmparatorluğu döneminde coğrafya daha çok askeri amaçlar için kullanıldı ve geliştirildi. Coğrafi şartların savaş üzerindeki etkileri bağlamında yer ve hava incelemerlerinde bulundular ayrıca haritacılıkta askeri alanda geliştirildi

İslam dünyasında ise bn Havkal'ın 10. yüzyılda yazdığı el-Mesalik ve'l-Memalik (Yollar ve Ülkeler),9. yüzyılda Belhi'nin yazdığı Suverü-l-Ekâlim (İklim Türleri), 10. yüzyılda Mesudi'nin yazdığı el-Müru-çü'z-Zeheb (Altın Çayırlar) ve 14. yüzyılda İbn Battuta'nın yazdığı Tuhfetü'n-Nuzzarfi Garaibi'l-Emsar adlı eserler öne çıkmaktadır.Ayrıca İslam dünyası tarafından geliştirilen 360 dereceli sistem haritacılıkta hâlâ kullanılmaktadır.

Pusulanın Avrupa'ya geçmesi sonucunda uzak diyarlara seyahatler başladı ve yeryüzü hakkında daha geniş bilgiler edinildi. Kristof Kolomb, Vasco da Gama, Amerigo Vespucci, Cabot ve Macellan keşifleriyle haritalar zenginleşti.Anversli Abraham Ortelius 1570'te ilk dünya atlasını yaptı.

1700'lü yıllardan sonra coğrafya yöntem ve biçim olarak daha bilimselleşti. Teleskop ve kronometrenin bulunuşuyla coğrafi bilgilerin güvenilirliği ve hesapların kolaylığı sağlandı.

1800'lü yıllarda ise coğrafya doğabilimci Alexander von HumboldtAlman bilim adamı] ile tarihçi Carl Ritter tarafından akademide ders olarak verilmeye başlandı.Humboldt'un Cosmos (Evren), Ritter'in de Die Erdkunde (Coğrafya) adlı yapıtlarında coğrafya bilgisini sistemli biçimde düzenlemeye çalışarak modern coğrafyanın temellerini attılar.

A. von Humboldt fizikicoğrafyanın C. Ritter ise beşeri coğrafyanın kurucusu olarak kabul edilir.

Dış bağlantılar [değiştir]

Türkçe’nin Sırları Nihat Sami Banarlı

Türkçe’nin Sırları
Nihat Sami Banarlı

Nihat Sami BANARLI’nın Türkçe’nin Sırları adlı eseri, Türk Dilinin güzelliklerini, inceliklerini ve ahengini ele aldığı yazılardan oluşmaktadır. Her biri ayrı bir başlık halinde toplam kırk üç ayrı çalışmadan meydana gelen eserdeki yazılar birbirini tamamlar nitelikte olup Türkçe’nin estetiğine dikkat çeken bir bütünlük meydana getirmiştir. Türk Dili üzerine uzun yıllar yaptığı araştırmalarını dilimizin ses, şekil ve mûsikisi arasındaki bağlantılarını ele alan bu eser ilk basımından zamanımıza kadar ilgiyle okunmaktadır.Aşağıda kitaba ait önemli noktaların özeti sunulmuştur…

Bir Dil Konferansı başlıklı yazıda; Nihat Sami Banarlı: Dilin millet için öneminden bahsederek zaman içinde kaynağını dışarıdan alan ideolojilerin milleti tahrip etmek için dili bozmaya yöneleceğine dair kaygılarını dile getirmektedir. Bir Türk dili sevdalısı olan Banarlı “Şu fâni dünya saadetleri içinde hiçbir şey aziz Türk çocuklarına Türk Dilini öğretmek kadar güzel hizmet değildir.” diyerek dilimizi öğretmenin önemine işaret ederek bu vazifenin yalnızca Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlere ait bir vazife olmadığına dikkat çeker, diğer öğretmenlerin ve anne babaların bu konuda sorumluluk almaları gerektiğini vurgular. Türk Dilindeki kelimelerdeki nağme güzelliğine dikkat çeken Banarlı, Türkçe’nin ideal bir şiir dil oluşundan da bahseder. Türkçe’nin bir imparatorluk dili olduğunu belirten yazarımız, “Türkçe hüküm sürdüğü toprakların neresinde güzel bir ses bulmuşsa onu kendi bünyesine almıştır.” der. Öz Türkçecilik adına halkın benimsediği bu tür kelimeleri değiştirmenin yanlışlığına işaret eden yazar şöyle demektedir: “Böyle bir tarih boyunca işlene yontula güzelleşmiş halk şiirine, aile harimine, millî vicdana yerleşmiş kelimeleri sevmemiz, anlamamız ve korumamız tabiidir. Böyle kelimeler dillerde, efsanenin Nisan yağmurundan düşen damlaları sedef içinde saklayıp işledikten sonra iri ve parlak inciler haline koyması gibi zamanla ve sabırla işlenmişlerdir. Bu halis incileri birtakım encik boncukla değiştirmek en azından incideki kıymeti anlamamaktadır.”Yanı sıra yazar Türk toplumundaki uzun hece kavramından bahsedip,atalarımızın eski zamanlarda iletişim zor olduğundan kısa ama uzun heceli kelimeler kullandığına;bu yüzden de günümüzdeki eski eserlerin çoğunda bu kavramın olduğundan bahsetmiştir.

İmparatorluk Dilleri başlıklı yazı, “Her halk kendi ikliminin lisanını söyler” şeklindeki Yahya Kemal’e ait cümleyle başlamaktadır. Türkçe’yi sevmenin ve anlamının önce Türk milletini sevmek ve milletimizin tarih boyunca emek verip meydana getirdiği her millî eseri sevmek, anlamak gereği ifade edilerek bir dilin imparatorluk dili olması için sahip olması gerekli şartlar aktarılır. Yazar; Türkçe’nin de bir imparatorluk dili olduğuna işaret eder. Türkçe’nin hüküm sürdüğü imparatorluk içinde kullanılan ve halk tarafından benimsenen kelimeleri değiştirmemek gerektiğini vurgulayarak bunun yanlışlığına temas eder: “Bir dilin doğuşunda, karakterinde, ananesinde ve dehasında başka dillerden derlenmiş kelimeleri millîleştirme hayatı ve kudreti varsa artık o dili öz dil yapmaya kalkmak, dili kendi tabiatından ve dehasından uzaklaştırmaktır ki, bunu ancak cehaletin ve dalâletin elleri yapar… Hakikat şudur ki Türk milleti gibi asırlarca hatta çağlarca dünya sathında konuşmuş büyük ve fatih bir milletin dili öz dil olamaz imparatorluk dili olur.” Türkçe’yi Yahya Kemal’in eserlerinde kullandığı dil olarak tanımlayan yazarımız görüşlerini şu şekilde dile getirir: “Türk dili Kendi Gök Kubbemiz kitabını meydana getiren muhteşem şiirlerin söylendiği lisandır. Bir dil Açık Deniz gibi, Sülaymaniye’de Bayram Sabahı gibi Bir Tepeden, Itrî, Vuslat ve Erenköyü’nde Bahar gibi şiirler söyleyebiliyorsa bu dil hatta dünya ölçüsünde büyük lisan demektir. Kendi Gök Kubbemiz bir semboldür. Türkçe ona benzer ve onun ayarında İstiklal Marşı gibi Çanakkale Şehitleri gibi Bülbül vb. gibi Ahmet Haşim’in Piyalesi’nde musikîleşen şiirler gibi, Orhan Seyfi’nin Peri Kızıyla Çoban Hikâyesi gibi Faruk Nafiz’in Han Duvarları gibi daha nice şiirler söylenmiştir. Bir milleti ebediyen ayakta tutabilecek kudretteki bu müstesna şiirler biliyoruz milletimizi çürütmek isteyenlerin kâbusudur.”

Bir Dil Nasıl Güzelleşir başlıklı yazıda: “Dilleri dil yapanlar birtakım alaylı hatta âlim dilciler değil milletlerdir; milletlerin dile bir güzellik ve bir güzel ses vermek için yaratılmış kadın erkek ve adsız evlâtlarıdır. Bir de milletlerin dillerini seven anlayan ve ilâhî bir güzellikte kullanan büyük şairlerdir.” diyen Banarlı, eserindeki bu başlık altında daha çok şairlerin Türk Dilini şiirleriyle güzelleştirdiklerinin altını çizer. Fransız şiirinden örneklerle düşüncelerini pekiştiren yazar şiirlerdeki halkın benimsediği dili kullanmanın avantajına dikkat çeker.

Bahar ve Türkçe başlığı altında Banarlı; Türkçe’nin yaşadığı ideolojik sıkıntılardan uzaklaşarak onu bir bahar sabahının ümit verici güzelliği içinde bir bahar güneşi kadar beyaz ve berrak bir duyguyla hatırlamak istediğini ifade ederek Türkçe’ye hizmet edenleri yâd eder. Tarihteki en büyük Türk Dili âşıklarından olan Ali Şir Nevâî’nin Türkçe’nin üstünlüğü ile ilgili tespitlerine atıflarda bulunarak Türkçe kelimelerin Nevâî zamanında birer bahar gülü olduğunu söyleyerek Nevâî’nin şu sözlerine yer verir: “Bu âlemin gül bahçelerine girdim. Gülleri feleğin güneşinden daha parlaktı. Her yanında göz görmedik el değmedik daha neler ve neler vardı. Ama bu mahzenin yılanı kan dökücü ve bu güllerin dikeni sayısızdı. Bunları görünce düşündüm ve dedim ki: Demek bizim Türk şairleri bu korkulu ve dikenli yollardan çekindikleri için Türkçe’yi bırakıp gitmişler. Ben Türkçe’nin fezasında tabiatımın atını koşturdum; hayalimin kuşunu kanatlandırdım. Vicdanım bu hazineden nihayetsiz kıymetli taşlar la’ller, inciler aldı; gönlüm bu gül bahçesinin türlü çiçeklerinden uçsuz bucaksız güzel kokular kokladı.” Türkçe’nin güzellikleriyle söylenmiş her söz ve şiiri birer gül demetine benzeten Banarlı, Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun’unu bu güllerden biri olarak vasıflandırır.

Beyaz Lisan başlıklı yazıda; Türkçe’nin Servet-i Fünûn ve Fecr-i Âtî dönemindeki seyrinden bahsedilir. Abdülhak Hamîd, Tevfik Fikret, Ömer Seyfettin, Mehmet Emin Yurdakul, Yahya Kemal, Ahmet Haşim ve Faruk Nafiz’den Türkçe’nin hakiki sanatkârları olarak bahsedilir.Ömer Seyfettin’in asıl Türkçe’yi bu lisanlardan uyanışla başlattığına dikkat çeker,ve Seyfettin’in bu lisana ‘Beyaz Lisan’ adını verdiği söylenir.

Altın Yumurtlayan Tavuk başlığı altında yazıya başlık olan hikâye aktarılarak “Yirminci asır Türkçe’si başlangıçta milletimize altın gibi kıymetli ve güzel kelimeler kazandıran tılsımlı bir talih kuşuydu. Günümüz dilcileri onu boğazladılar. Hikâye budur. Bugün Türkçe’mizi her bakımdan huzursuzluk ve yoksulluk içinde bırakanların kelime diye yaydıkları bu müzahrefat, onların hoyratça boğazladıkları altın yumurtlayan tavuğun kursağında bulduklarıdır. Gerçek Türkçecilik milletin zevkine ve sevgisine yedire yedire işlenen millî kelimeler ve söyleyişler anlayışıdır.” denilerek konu atıfta bulunulan hikâye ile özdeşleştirilir.

Benim Dünyam başlıklı yazıda Türk Halk zevkinin bir kelimeyi Türkçeleştirirken ona verdiği ahenk ve sihirli söyleyişe dikkat çekilir Giyim ve kuşamlarda kullanılan elbiselerin isimlerinden bahsedilerek bunların salt bir nesne adı olmaktan çok elbisenin işlevi ile Türk zevkini çağrıştırıcı bir mânâ zenginliği taşımasının önemine temas edilerek şöyle denilir: “Son yıllarda şehir kızlarımızın giydiği kaba, iri makine dikişli, soluk renkli dar Amerikan pantolonlarının zevksizliği yanında yörük kızı Ayşe’nin hâlâ çok güzel ve çok millî bir hava ile dalgalanan zarif şalvarını ondan da yani gömlekten de cana yakın bulurdum.”

Kelimelerin İzdivacı başlıklı yazıda: izdivaçta olması gereken uyumdan örneklerle söz edilerek bunun zorluğundan bahsedilir. Ancak ikiz ruhlarla bunun mümkün olduğundan bahisle Türk Dilindeki kelimelerin izdivacının böyle sihirli bir izdivaç olduğu söylenir. Türk halkının kudretli lisan zevki ile renkli ve ışıklı terkiplerin bu şekilde oluştuğunu bahsederek bunlar nur topu gibi yeni ve millî bir izdivacın evlâtları olarak vasıflandırılır: Akarsu, anadili, anayol, akağa, bindallı, bozkır, cankurtaran, çamsakızı, yanardağ, demiryolu, ateşböceği, kuş dili, ebemkuşağı, karakalem, karayel, hanımeli, yavruağzı, gülkurusu, camgöbeği, gece mavisi, su yeşili, nar kırmızısı örnekleri verilir. Kelimelerin izdivacı bazen insanların izdivacından doğan güzel yavrulara ad olur, diyen Banarlı, bu tür isimlere şunları örnek olarak verir: Gülnur, Gülşah, Gülten, Güldalı, Gülderen, Gönlügül, Ayşegül, Yazgülü.. Ayrıca bunların Türkçe’nin gelişmesinde önemli yeri olduğu anlatılır.

Güzel Evin Hikâyesi başlıklı yazıda; Ev kelimesinin öztürkçe oluşundan bahsedilerek kelimenin Türk Dil tarihi içindeki seyrinden bahsedilmiştir.Genel olarak bu bölümde de halkın kabul ettiği dile sahip çıkma tavsiye edilir: “Bizim dil konusunda yapacağımız iş kelime fethinden hatta kelime idhalinden korkmamaktır. Şu şartla ki İngilizlerin, Fransızların bilhassa büyük Türk halkının yaptığı gibi derhal millî damgamızı vurabilelim. Onları Türkçe’nin sesiyle ve kendi estetiğimizle millîleştirelim.Çünkü ortak medeniyetler içinde milletlerin en büyük zaferi işte bunu yapmak, bunu yapabilmektir.”Ayrıca Türk milletinin böyle önemli kelimeleri her şeye karşın koruduğundan bahsedilmiştir.

Dil Bilgisi Paragraf Türleri-Türçe Dersi Paragraf Bilgisi

PARAGRAF BİLGİSİ
PARAGRAF KONU ANLATIMI
Paragraf herhangi bir yazının bir satırbaşından öteki satırbaşına kadar olan bölümüne denir.
Paragraf bir olayın, bir durumun, bir duygunun sadece bir yönünü ele alır. Paragraf uzun bir yazıya yapı olarak benzer. Paragrafta da uzun yazılarda olduğu gibi giriş, gelişme, sonuç bölümleri vardır.
Her paragrafta bir düşünce savunulur. Paragrafı oluşturan cümlelerin anlam ve yapı yönünden bir uyum içerisinde olması gerekir.

A)PARAGRAFIN ANLAM YÖNÜ
1)Paragrafın Konusu:

Her paragrafta yazar bir şeylerden söz ederek okura mesaj ulaştırmak ister.Paragrafta üzerinde durulan,hakkında söz söylenen düşünce,olay ya da duruma “konu” denir.
Bir paragrafı çözümlerken yapılacak ilk iş konuyu doğru olarak saptamaktır.Konusu bilinmeyen paragrafın anlaşılması güçtür.
Konuyu bulmak için “Parçada neden söz ediliyor?” , “Üzerinde durulan nedir?” , “Hakkında söz söylenen nedir?” sorularını paragrafa yöneltiriz, aldığımız cevap bize paragrafın konusunu verir.

NOT: Konunun belirlenmesi ana düşüncenin belirlenmesi için ilk aşamadır.Konu,genellikle paragrafın ilk cümlesinde yer alır.Kimi zaman da ikinci cümlede yer alır.

ÖRNEK: Sabun köpüklerinde gökkuşağının renklerini, lapa lapa yağan karda uçuşan serçeleri görebildiğimiz için Tanrı’ya şükredelim. Eğer bize verilen nimetleri ve bütün güzellikleri göremeyecek kadar kör isek utanalım. Elimizdeki nimetleri sayalım. Ufak tefek çabalarla ortadan kaldırılabilecek sıkıntıları değil.

Şimdi bu paragrafı dikkatlice okuyup anladıktan sonra paragrafa şu soruyu soralım: “Parçada neden söz ediliyor?” Bu sorunun cevabı “Mutlu olabilmek için hayatın kötü yönlerini değil güzel yönlerini görmeye çalışmak gerekir” cevabını alıyoruz.

Örnek: Herkes mesleğinde ve hayatında birçok karanlık yoldan geçmeye mecburdur. Ancak bu yolları elinde bir ışık olmadan geçmeye çalışmaktansa, başkalarının tecrübe meşalelerinden faydalanarak yürümek daha kolay ve karlı değil midir?

Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden bahsedilmektedir?

A) Gelecekte başarılı olmak için genç yaşta bir mesleğe atılmak gerekir.
B) Hayat, uzun ve zor bir yoldur.
C) Hayatı daha kolay bir hale getirmek için başkalarının tecrübelerinden yararlanmak gerekir
D) Herkes, mesleğinde ve hayatında birçok karanlık yoldan geçer.

Çözüm: Paragrafın bütününü dikkatlice okuduktan sonra “paragrafta neden söz ediliyor?” sorusunu paragrafa yönelttiğimizde “hayatı kolay bir hale getirmek için başkalarının tecrübelerinden yararlanmak gerekir .” cevabını alırız. Cevap: C

2)Paragrafın Başlığı:
Bir paragrafın başlığı konu ve ana düşünceyle doğrudan ilgilidir. Başlık,konu ve ana düşüncenin bir çeşit özetidir.Başlık paragrafın tamamını kapsar.
Paragrafın başlığını bulurken paragraf okunduktan sonra ilk ve son cümle tekrar okunmalıdır.Bu cümleler genellikle konuyu ve ana düşünceyi verir.Başlık ana düşünceyle özellikle de konuyla ilgilidir.

ÖRNEK:

Sözü uzatmak, büyütmek, dallandırmak, gereksiz kelimelerle doldurmak yoktur onda. Ne diyecekse en açık, en doğru biçimde söyler. Ama bu sözler bir araya geldi mi bir derinlik, bir anlam çoğalması, üzerinde uzun uzun durmak, incelemek, düşünmek gerekliliği yaratır.

Bu paragrafın ana düşüncesi, “Söyleyeceği sözü uzatmadan açıkça söylemek .” olduğuna göre, başlık da düşüncenin özeti olan “özlü anlatım” olmalıdır.

Örnek:

Para, gerçek zenginlik değildir. O, sadece ihtiyaçların giderilmesine vasıta olduğu için değerlidir. Bir çölün ortasında, hararetten yanan bir insan için birkaç damla soğuk su, bir torba altından çok daha değerlidir.

Bu paragrafın başlığı aşağıdakilerden hangisi olabilir?

A) Gerçek Zenginlik
B) Çöl ve Su
C) Soğuk Su
D) İhtiyaçların Giderilmesi

Çözüm: Paragrafın ana düşüncesi “Para gerçek zenginlik değildir.” Bu ana düşünceyi kapsayan başlık “Gerçek Zenginlik” olmalıdır. Cevap: A

3)Paragrafın Ana Düşüncesi:
Yazarken veya konuşurken karşımızdakine bir şeyler aktarmak isteriz. İster bir olay aktaralım, isterse bir konudaki düşüncemizi aktaralım,bunların hepsini bir amaç için ortaya koyarız.Bu amaca,aktarmak istenilen bu mesaja “ana düşünce” denir.
“ Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?” sorularına cevap verir.
Ana düşünce paragrafın başında, ortasında, sonunda olabileceği gibi paragrafın geneline sindirilmiş de olabilir.

ÖRNEK: “Kışın beyaz güzelliğinin de yazın sıcak ve nemli günlerinin de zevkine var. Her mevsim, her gün, her an gelir geçer ve hiçbiri asla birbirinin aynı ya da tekrarı değildir. Kış soğuğunun ortasında yazı, yazın bunaltıcı sıcağında kışı özlemek yerine, her mevsimi kendi güzelliğiyle kabul et.”

Parçada, her mevsimin, her anın kendine göre bir güzelliğinin olduğu, bir mevsimi yaşarken bir başka mevsimin hayalini kurarak yaşamamak ve içinde bulunduğumuz mevsimin tadını çıkararak yaşamak gerektiği anlatılıyor. Öyleyse bu paragrafın ana düşüncesi: “ Hayatın her mevsiminin tadını çıkarmak gerekir.” olmalıdır.

4)Paragrafın Yardımcı Düşünceleri:
Ana düşünceyi inandırıcı bir duruma getirmek,desteklemek amacıyla çeşitli düşüncelere,görüşlere de yer verilir,bunlara “yardımcı düşünce” denir.
Bir paragrafta ana düşünce bir tane iken yardımcı düşünce sayısı birden fazla olabilir.Yardımcı düşünceler ana düşünceyle bağlantıları ölçüsünde önem kazanır.
Yardımcı düşünceyle ilgili sorular çoğu zaman “olumsuz” biçimdedir.
“…………. hangisine değinilmemiştir?”
“…………. hangisi çıkarılamaz?”
“…………. hangisi söylenemez?”
“………….. hangisine yer verilmez?”
“………….. hangisi yoktur?”
“………….. hangisine ulaşılamaz?”

biçimdeki olumsuz sorular yardımcı düşünceleri sorar. Seçeneklerin dördünde söz edilenler parçada bulunmalıdır.Bu yüzden bu tip olumsuz sorularda paragraflar dikkatlice okunmalı,yardımcı düşünceler iyi belirlenmelidir.

Örnek: Hislerimizi etkileyen yüz ifadeleri üzerinde yapılan çalışmalar, iyi durumdayken bile pek fazla gülmediğimizi ortaya çıkarmıştır. Oysa gülümseme ve gülme, biyolojik süreci etkileyerek kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar. Onlar, beynimize giden kan ve oksijen miktarını, sinir taşıyıcılarının uyarı düzeyini artırır.

Bu parçadan aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

A) Yapılan araştırmalar, pek fazla gülmediğimiz ortaya çıkarmıştır.
B) Gülümseme kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar.
C) Gülümseme insan biyolojisini etkiler.
D) Sağlıklı insanlarda beyne giden kan ve oksijen miktarı daha fazladır.

Çözüm: Parçada A, B, C seçeneklerinde verilenlere ulaşılabilir. Parçada, beyne giden kan ve oksijen miktarının artması sağlıklı olmaya değil, gülümsemeye bağlanmıştır; bu yüzden D seçeneğinde verilen yargıya ulaşılamaz.Cevap: D

B)PARAGRAFIN YAPISI
Her cümlenin paragraf içinde özel bir yeri vardır.Nasıl ki her metnin bir girişi,bir gelişmesi,bir sonucu varsa paragraf da böyle bölümlere ayrılır.Her cümle kendinden önceki ve sonraki cümleyle hem anlam hem de yapı bakımından ilişki içindedir.
Şimdi bu bölümlerin özelliklerini görelim:

1)GİRİŞ(Bölümü) CÜMLESİ:
Giriş cümlesi paragrafın ilk cümlesidir.Bu bölümde paragrafta ele alınacak konu belirtilir.Kendisinden sonraki her cümle,dil ve düşünce yönünden giriş cümlesine bağlıdır.

NOT:Giriş cümlelerinde bir cümleyi önceki cümleye bağlayan “bağlayıcı öğeler” bulunmaz. “Fakat, ama,lakin, ancak, yalnız, çünkü, yani, oysa,n ne var ki, bu nedenle, şöyle ki, halbuki, kısacası,…” bağlaçlarına yer verilmez.

NOT:Giriş cümlesi kendinden önceki bir yargının varlığını hissettirmez;çünkü daha önce söylenen bir şey yoktur.

ÖRNEK:
Aşağıdakilerden hangisi bir yazının ilk cümlesi olmaya en uygundur?

A)Yeni öykücüler arasında Türkçe’yi bütün güzelliği ile kullananlar var.
B)Başka öykülerini de dergilerde okumuştum ama bunu hepsinden güzel buldum.
C)Bunda,tiplerin çok canlı,öykülerin otobiyografik olmasının da etkisi var.
D)Bir bakıma bu son iki kitabı birer dil olayı olarak değerlendirilmelidir.
E)Birçok yeni öykücünün,buna gereğinden fazla önem verdiğini gördük.

2)GELİŞME BÖLÜMÜ
Bu bölümde girişte ele alınan konu açıklanmış,tartışılmış,betimlenmiş ve öykülenmiştir.Bundan dolayı ayrıntılara girilmiş,düşüncelerle desteklenmiş,bütünleşme sağlanmış bölüme “gelişme bölümü” denir.Gelişmeyi oluşturan cümleler,dil ve düşünce yönünden kendisinden önceki ve sonraki cümleye bağlıdır.Bu cümleler konunun geliştirilip açıklandığı cümledir.Gelişme cümleleri ana düşüncenin belirginleşmesini sağlayan yardımcı düşünceleri içerir.

NOT: “………. hangisi söylenemez,hangisine değinilmemiştir,hangisine ulaşılamaz?”biçiminde düzenlenmiş,olumsuz sorularda “söylenen,değinilen,ulaşılan” sonuçların çoğu gelişme bölümünde bulunur.

ÖRNEK:
Bence edebiyat,bütün türleriyle masalla başlar,masalla biter.Masal,türler içinde en çok şiire yakındır.Ritmiyle,tekrarıyla,hayaliyle,…Eşine rastlamadığımız ama umutlarımızı,korkularımızı,sevinçlerimizi taşıyan yeni eşyalar,yeni insanlar,yeni hayvanlar yaratır masal.Bu nedenle en çok şiire yakındır.

Bu parçada masalla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A)Yinelemelere yer verildiğine,
B)Düş öğesinden yararlanıldığına,
C)Çok aranan ve okunan bir tür olduğuna,
D)Değişik türlerin kaynağı olduğuna,
E)Duygusal yönünün bulunduğuna.

Çözüm:Görüldüğü gibi bu soru,paragrafın yan düşüncelerini araştıran bir sorudur.Paragrafta yan düşünceler paragrafın gelişme bölümünde bulunur.
A,B,D ve E seçeneklerinde bulunan düşünceler bu paragrafın gelişme bölümünde yer almıştır.C seçeneğindeki “çok aranan ve okunan bir tür olduğuna” değinilmemiştir.

3)SONUÇ (Bölümü) CÜMLESİ:
Paragrafın en can alıcı,en etkili bölümü burasıdır.Sonuç bölümü çoğu kez,kendinden önceki düşünceleri açıklayan,özetleyen bir nitelik taşır. “Kısacası,demek ki,yani,böylece,sonuç olarak,öyleyse…” gibi özet anlamı taşıyan bağlaçlarla tamamlanır.
Yazar bu bölümde düşüncelerini derleyip toparlar ve bir sonuca bağlar.Sonuç bölümü,bazen giriş bölümünün tekrarı biçiminde bazen de ana düşüncenin anımsatıldığı,paragrafın özetlenmesi şeklinde oluşur.

ÖRNEK:
İnsanın doğayla savaşımında korkunun rolü yansımaz.Önemli olan,bu insanca duyguyu iyi değerlendirebilmektir.Nasıl ki kullanılması bilinmeyen bir silah bazen geri tepip büyük zararlara yol açabiliyorsa,korku da denetim altında tutulmayıp kendi başına bırakılırsa sonuç hiç kimse için iyi olmaz.Korkalım;ama neden,niçin korktuğumuzu bilelim.Korkuya yenilme kaygısının tutsağı olmayalım.

Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A)Korkuyla birlikte yaşamayı öğrenelim.
B)Korkudan,uygun biçimde yararlanmaya çalışalım.
C)Korkunun,toplumu değişik yönlerden etkilediğini unutmayalım.
D)Korkuyu bir engel değil,bir araç olarak görelim.
E)Korkumuzun nedenini öğrenip ona göre davranalım.

ÇÖZÜM:
Parçada korkuyla yaşamın sadeliğinden,bu duyguyu iyi değerlendirmenin gerekliğinden söz edilmektedir.Bu parçanın sonuna A,B,D,E seçeneklerindeki ifadeler getirilebilir.Fakat korkunun toplum üzerindeki değişik etkilerinden söz edilmediği için E’deki ifade ile tamamlanması uygun olmaz.

Düşüncenin Akışını Bozan Cümleler:
Her cümle kendinden önceki ve sonraki cümleyle hem anlamlı hem de yapı bakımından ilişki içerisindedir.Bu yüzden bir paragrafta dil ve düşünce bağlantısı iyi kurulmamışsa,anlatımın akışı bozulur.Paragrafın içerisinde belirtilen düşünceden farklı bir düşünceye değinen cümleler düşüncenin akışını bozar.

ÖRNEK: (I) Bu kitap, yaşamının değişik dönemlerinden seçilmiş ürünlerden oluşuyor.(II) Ağırlık 197O lerden önce yazdığım şiirlerde(III) Son beş yılda dergilerde birçok şiir yayımladım, ancak bu şiirleri kitaba almadım.(1V)Anılarımda da belirttiğim gibi bunlar kendimle uzun bir hesaplaşmadan sonra oluşan şiirler.(V) Dolayısıyla beni bütün yöntemlerimle okurlarımla tanıtacaktır.

Yukarıdaki numaralanmış gibi cümlelerden düşüncenin hangisi akışını bozmaktadır?
A)1. B)2 C)3 D)4 E)5

ÇÖZÜM: Bu parçanın üçüncü cümlesi düşüncenin akışını bozuyor. Çünkü 1. ve 2. cümlede kitaptaki şiirlerden söz edilmiş 3. cümlede ise kitapta olmayan şiirlere değinilmiş 4.cümlede ise yine kitapta olanlara geçilmiş 4. cümledeki “bunlar” sözü bir önceki cümleye bağlı olduğunu açıkça ortaya koymuştur.3.cümle çıkarılırsa anlam düzelir.

Parçayı Bölümlere Ayırma:
Bir paragraf ancak bir düşünceyi anlatır.Parça iki paragrafa bölünmek istenirse,parçada iki ayrı düşünce var demektir.Öyleyse parça içinde her düşünce ayrı bir paragrafta yer almalıdır.
Bu konuyla ilgili sorularda iki ayrı düşüncenin işlendiği bir parça verilir.Ve bu parçanın iki parçaya bölünmesi istenir.

ÖRNEK:
Sanatçının mektupları bir araya getirilerek bir kitap oluşturulmuş.(1)Oluşturulan kitap iki bölüme ayrılmış.(2)Birinci bölümde sanatçının çeşitli kişilere yazın alanında yazdıkları,ikinci bölümde ise ona yazılanlardan alıntılar yer alıyor.(3)Sanatçı şiiri,düz yazıdan daha çok seviyor.(4)Bir mektubunda: “Şiirin bir tek dizesi bile,koskoca bir yazının anlatmak istediğini bir çırpıda anlatıverir.” diyor.(5)Bu söz de onun şiire ilişkin görüşlerini kısaca açıklıyor.

Bu parça,açıklanan düşünceler açısından iki paragrafa ayrılmak istense,ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?

A)1 B)2 C)3 D)4 E)5

ÇÖZÜM: Parçada 3. cümleye kadar sanatçının mektuplarından oluşan bir kitabın özellikleri;3.cümleden sonra ise sanatçının sevdiği tür üzerinde duruluyor.Yani yeni bir konuya geçiliyor.Bu da ikinci paragrafa geçilmesini gerektiren bir durumdur.


Paragrafa Cümle Ekleme:
Bir paragrafın başına,ortasına ve sonuna getirilecek cümle,kendisinden önceki veya sonraki cümleyle dil ve düşünce yönünden bağlantılı olmalıdır.
Bazı sorularda paragrafın başına,ortasına bazılarında ise sonuna cümle ekleme sorulabilir.Bu durumda parçanın anlam bütünlüğü ve yapısal bağlılığı dikkate alınmalıdır.

ÖRNEK:

İnsanların beğenileri birbirine uymaz.Belki o kırmızıdan hoşlanıyor,siz yeşili seviyorsunuzdur.Belki o,Wagner’in müziğini beğeniyor.siz Mozart’ı yeğliyorsunuzdur. … Gördüklerinden ve dinlediklerinden aldığı tat sizinkine uymuyor diye karşınızdakini zevksizlikle,kabalıkla suçlamaya hakkınız yoktur.

Bu parçada boş bırakılan yere,düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A)Kimi zaman beğenilerinizin bağdaştığı da olur.
B)Öteki sanat dallarında da böyledir bu.
C)Öyleyse nelerden hoşlandığınızı bilmeniz gerekir.
D)Çünkü,insanların beğenileriyle davranışları arasında ilişki vardır.
E)Değerlendirmeleri belirli ölçütlere göre yapmak gerekir.

ÇÖZÜM: Paragrafta asıl anlatılmak istenen farklı beğenileri olan insanların davranışlarının da farklı olacağı,bundan dolayı da insanların suçlanmaması gerektiğidir.Değişik renklerden hoşlanan,değişik müzikler dinleyen insanlar değişik davranışlar sergileyeceğine göre boş bırakılan yere “D” seçeneğindeki cümlenin gelmesi uygun olur.

Bir Sorunun Cevabı Olan Paragraflar
Bir paragrafın ilk cümlesi sorudan sonra okunduğunda soru ve ilk cümle arasında bir uyum olması gerekir.Bu bakımdan genellikle konuyla ilgili bu tür sorular sorulduğu paragraftaki ilk cümleden anlaşılır.
Bir de paragrafın ana düşüncesinin sorulan soruyla uyum içinde olması,parçanın sorunun cevabı niteliğinde olması gerekir.

ÖRNEK:
Bu soru,birçok yazara sorulmuştur.Soruyu yanıtlayanlar arasında, “Kendim için yazıyorum.” diyenler de vardır.Eğer bu tür bir yanıtı benimsemiş olsaydım, okurlarımı kendimle bütünleştirirdim; yani, “Onlar demek,ben demek” derdim.Oysa ben,beni anlamak için özel bir çaba gösterecek olanlara sesleniyorum.

Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?

A)Yapıtlarınızla ilgili tepkilerine göre,okurlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
B)Niçin kendinizi okurun beklentilerine bağımlı hissediyorsunuz?
C)Okurlarınızın, “sizin gibi düşünenlerden oluştuğu” görüşüne nasıl vardınız?
D)Okurlarınızın görüşlerini değerlendirmeyi doğru buluyor musunuz?
E)Yapıtlarınızı oluştururken hangi tür okuru hedefliyorsunuz?

ÇÖZÜM: Yazar; “Oysa ben,beni anlamak için özel bir çaba gösterecek olanlara sesleniyorum.” diyerek aktif okuyuculara hitap ettiğini belirtmektedir.Böylesine bir yanıt E seçeneğindeki “Yapıtlarınızı oluştururken hangi tür okuru hedefliyorsunuz?” sorusuna karşılık verilmiş olabilir.

Duyularla İlgili Sorular:
Duyu insan ve hayvanlarda dışarısının etkisini bir organizma yardımıyla duyma yeteneğidir.Duyular görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma organları ile algılanır.

ÖRNEK:

Küf yeşili yaprağın üzerinde koyu benekler vardı. Yapraktan acı , kekiğimsi bir koku geliyordu. Adam, yaprağa bakıyor, beneklerini sayıyordu. Birden yaprağın üstündeki beneklerden biri kımıldadı.İrkildi adam. Önce gözlerine inanamadı. Koyu kestane kabuk çıtırdayarak yarıldı, altından tül gibi yarı saydam kanatlar çıktı. Uçuverdi böcek. Nemli, ılık bir esintinin içinde yitip gitti.

Bu parçada ayrıntıların seçiminde aşağıdaki duyuların hangisinden yararlanılmamıştır?

A) Görme B)Tatma C) Dokunma D) İşitme E) Koklama

ÇÖZÜM: Parçada duyuları veren ipuçlarını bulalım. “Küf yeşili” sözü renk olduğundan “görme” , “acı bir koku” sözü “koklama” , “çıtırdayarak” sözü “işitme” , “nemli,ılık bir esinti” sözü “dokunma” duyusunun bulunduğunu gösterir.Parçada tatmayla ilgili bir duyu yok. “Acı” sözü sizi aldatmasın parçada bu söz mecaz anlamda kullanılarak, koku söylenmiş.

PARAGRAF SORULARINDA ŞUNLARA DİKKAT EDELİM!
*Paragraf sorularında önce soru cümlesi okunur.Daha sonra parça okunur.Çünkü parçayı hangi amaçla okuyacağımızı bilirsek amacımıza uygun olarak paragraftaki düşüncelere daha kolay ulaşırız.Bu yaklaşım zamanda kazanç sağlar, dikkatimizin dağılmasını önler.

*Paragraf sorularının tamamına yakınını doğru yanıtlayabilmek için, “Paragraflar uzun olduğu için zordur.” önyargısını terk edelim; bir parça ne kadar uzun olursa, yanıtı bulmak o kadar kolaylaşır.Çünkü sorunun yanıtı parçada yer alır.Bu nedenle en kolay sorular, paragraf sorularıdır.Bu tip sorular özel bir bilgi gerektirmediğinden, herkes tarafından kolaylıkla yanıtlanabilir.

*Sorulanı göz önünde tutarak metni okuyunuz.Önemli gördüğünüz anahtar sözcüklerin altını çiziniz.

*Paragraflar bir çırpıda, geri dönüş yapmadan mümkün olduğu kadar hızlı okunmalıdır.Paragrafları dudağımızla değil, gözlerimizle okumalıyız.Yapılan araştırmalar gözün okuma hızının,zihnin düşünme ve anlama hızına dudağınkinden daha yakın olduğunu ortaya çıkarmıştır.

*Paragrafta anlatılanlar karşısında nesnel olmalıyız.Bu tür sorularda paragraftaki düşünceye katılıp katılmadığımız ya da o konuda ne düşündüğümüz sorulmaz.Paragraf yazarının söylediklerini anlamamız yeter.

*Özel uyarılara dikkat etmeliyiz.Soru cümlesinde altı çizilen ya da tırnak içine alınan “-me, -ma, değildir, yoktur” gibiek ve sözcüklere özellikle dikkat gösterilmelidir.

*Paragraf sorularında başarılı olmanız için geçmiş yılların ÖSS sorularını titizlikle, sabırla, dikkatle çözmenizi tavsiye ederiz.Düzenli olarak yapacağınız günlük paragraf çözme egzersizleri anlama,yorumlama ve karşılaştırma yeteneğinizi geliştirecek ve tüm sözel (Tarih,Coğrafya,Felsefe) sorularında fayda sağlayacaktır.


OKUMA HIZINIZI ARTIRIN!!!
Okuma hızınızı artırmak için yapacağımız işlem çok basittir.Elinize alacağınız bir kalemi mümkün olduğu kadar hızlı hareket ettirerek satırlar üzerinde yürütün ve gözünüzün her defasında birden çok kelime üzerinde sabitleşmesine imkan verir.
Kalemi satır üzerinde yürüterek okumak size başlangıçta anlamsız ve çocukça gelebilir.Sonuç olarak yavaş okuduğunuzda ağır ve sıçramalı okuyuşunuzdan ötürü çabuk sıkılır ve dikkatiniz dağılır.Bu sebeple zihniniz okuduğunuz konudan uzaklaşır.Fakat hızlı okuduğunuz zaman elde edeceğiniz ritim ve akış okuduğunuzun anlamına daha kolay ulaşmanızı sağlar.


25 Ocak 2009 Pazar | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Dil Bilgisi Paragraf Türleri-Türçe Dersi Paragraf Türleri

Paragraf Nedir?
Paragraf, herhangi bir yazının bir satırbaşından öteki satırbaşına kadar olan bölümüne denir.Daha geniş bir ifadeyle paragraf "bir duyguyu,bir düşünceyi bir isteği,bir durumu,bir öneriyi,olayın bir yönünü,yalnızca bir yönüyle anlatım tekniklerinden ve düşünceyi geliştirme yollarından yararlanarak anlatan yazı türüdür.Kelimeler cümleleri,cümleler paragrafları,paragraflar da yazıları oluşturur.Paragraf bir yazının küçültülmüş bir örneğidir.Bu yönüyle yapı bakımından bir yazıya benzer.Nasıl yazıda giriş,gelişme,sonuç bölümleri varsa paragrafta da aynı bölümler vardır.

Her paragrafta bir düşünce savunulur.Paragrafın bir bütün oluşturabilmesi için cümlelerin de yapı ve anlam yönüyle bütünlük oluşturması gerekir. Paragraftaki düşünceler hem kendi aralarında birbirine bağlı hem de ana düşünceye bağlıdır.

Paragraf kendi içinde bir bütünlük oluşturduğu gibi yazı içinde de yazıyla bir bütünlük oluşturur. ÖSS’de seçilen paragraflar böyle kendi içinde bütünlüğü olan ve dışına çıkılmayı gerektirmeyen paragraflardır.

Paragraf Sorularını Çözerken Nelere Dikkat Etmeliyim?
1. Paragraf sorularının çözümüne mutlaka soruyu okuyarak başlayın. İşe doğrudan paragraf okunarak başlanırsa paragrafta ne arandığı,paragrafın niçin okunduğu bilinmediğinden,paragraf,boş yere okunmuş olur. Bu durumda paragrafı iki defa okumak zorunda kalırız ki bu da bizim için büyük zaman kaybı olur.

2.Paragraf sorularında“soru kökü” çok dikkatli okunmalıdır.Değinilmemiştir, vurgulanmamaktadır, çıkarılamaz tarzındaki soruları" değinilmiştir,vurgulanmaktadır,çıkarılır" diye okursak soruları yanlış cevaplarız.

3. Paragraf soruları diğer sorulardan daha kolaydır. Çünkü paragraf sorularının hem cevabı paragrafın bütünlüğü içindedir,hem de bu sorularda gramer ya da edebiyat bilgisine gerek yoktur.Okuma alışkanlığı olan, az çok kitap okuyan öğrenciler bu soruları çok rahat çözer.

4.Paragrafta anlatılan şeyler mutlaka paragrafın bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir.Paragrafta inanmadığımız ve bize göre doğru olmayan şeyler anlatılsa bile bunlar doğrudur.Çünkü sorular mutlaka "parçaya göre" cevaplandırılmak zorundadır. Bu yüzden paragraf sorularında kesinlikle paragrafın dışına çıkılmamalı.

5.Paragraf soruları uzun göründüğü için birçok öğrenci zaman kaybetmemek için paragraf sorularını çözmeden geçer.Oysa bizim ÖSS’de her bir soruya çok fazla ihtiyacımız vardır. Paragraf dışındaki kısa sorulardan zaman tasarrufu yaparak, paragraf sorularında ise sorudan başlayarak paragraf sorularını yeterli zamanda rahatlıkla çözebiliriz.Zaten paragraf sorularının büyük çoğunluğunun uzun metinler olmasına rağmen çok basit sorular olduğunu göreceksiniz.

6.Paragraf sorularındaki metinlerde anlamını bilmediğimiz,daha önce duymadığımız ya da duyup, okuyup sık kullanmadığımız bazı özel kelime ve kavramlar karşımıza çıkabilir. Bu kelime ve kavramla- rın bilinmesi metni daha iyi anlamamızı sağlar.

7.Paragraf sorularında genel bir insan tipinden söz edilir.Bu insan tipi ÖSS sorularını hazırlayan kişilerin yetiştirmek istedikleri (ya da üniversitede okumasını istedikleri)insan tipidir.Bu insan tipinin özelliklerinin bilinmesi paragrafların çözümünü çok kolaylaştıracaktır.

Bu genel insan tipinin özelli şunlardır:

a) Savaşlara, teröre, sömürüye karşıdır.


b)Hızlı sanayileşme sonucu doğanın tahrip edilmesini onaylamaz.


c)Doğayı fazlasıyla sever.Yeşile ve yeşilliğe tutkundur. Beton yığınları arasında yaşamaktan sıkılır. Doğaya yönelmek,doğayla iç içe olmak onu rahatlatır.İnsanlardaki doğa sevgisi azaldıkça birbirlerine olan sevgilerinin de azaldığına inanır.


d) Saygılı, hoşgörülü ve sevecendir. İnsanları düşüncelerinden dolayı kınamaz.


e) Düşünce özgürlüğünden yanadır.Herkesin düşüncelerini açıkça ve rahatça söyleyebilmesi tarafındır.

f)Akla ve bilime çok önem verir.Bâtıl düşüncelere, hurafelere ve geçerliliği kanıtlanmamış (ispatlanmamış) düşüncelere karşıdır.

g)Yenilikçidir.Yeniliklere açıktır.Sürekli yenilenmeyi ve değişimi savunur.Kendini yenilemeye,değişimlere karşı duran insanları onaylamaz.

h)Sanata tutkundur.Sanatın her dalını sever.Sanata ve sanatçıya büyük önem verir.Sanatın insanı yücelttiğine inanır.

ı)Eğitimi her şeyin üstünde görür.Eğitimin olmadığı yerde hiçbir gelişmenin olmayacağına inanır.

i)Okuma tutkunudur.Okumanın insan düşüncesini ve evrenini genişlettiğine inanır.En büyük ıstırabı insanların okumamaları,okumaya gayret etmemeleridir.

j)Sanat ve edebiyatta ulusallığı (millî olmayı) savunur. Sanatçılar ve edebiyatçıların önce yerli olanı iyice tanıyıp incelemeden evrensel olanı yakalayamayacaklarına inanır.

k)Sanatın ve müziğin evrensel olduğuna inanır.Bir insanın Yunus Emre'yi sevdiği gibi Hugo'yu da sevebileceğini savunur.

I)Geçmişini iyi bilmeyen toplumların gelecekler­inin karanlık olacağına inanır.

m) Dürüst, yardımsever ye nazik bir insandır.

n)İnsana çok fazla önem verir.Evrendeki her şeyin temelinde insan vardır.İnsanın olmadığı yerde hiçbir şeyden söz edilemez.

o)Çocukluğuna ve çocukluk günlerine büyük bir özlem duyar.Sık sık çocukluğuna,anılarına döner.

ö)Aydınların ve sanatçıların görevlerinin toplu­mun sorunlarına sahip çıkmak ve toplumu yüceltmek olduğunu düşünür.

p)İyimser ve mutludur.En küçük olaylardan ve durumlardan bile kendisine mutluluk adına bir pay çıkarır.

r)Mücadeleci,kararlı ve iradeli bir insandır.Umutsuzluğa kapılmaz.Her şeyin üstesinden gelinebileceğine inanır.

s)Dilini ve edebiyatını çok sever.O dili konuşan herkesin(dilci olsun olmasın)konuştuğu dili çok iyi bilmesini ve konuşmasını ister.

ş)Kabalığa, her türlü yalan dolana ve haksızlığa karşıdır.

PARAGRAF TÜRLERİ
a)Olay Paragrafı:

Bu tür paragraflarda bir olay anlatılır.Bu olay,yazarın savunduğu düşünceyi açıklamak ve onu inandırmak için bir araçtır.Eğer olayda bir bütünlük varsa yani olayın başı,sonu belliyse,ana düşünceyi buldurmaya yönelik sorular için kullanılır.

b)Durum Paragrafı:

Bu tür paragraflarda bir doğanın,şehrin ya da bir insanın betimlemesi yapılır.Bu tür paragraflar genellikle anlatım biçimleri ve gözlemle ilgili sorularda kullanılır.

c)Duygu (Çözümleme) Paragrafı:

Bu paragraflarda roman veya hikaye kahramanlarının iç dünyaları anlatılır.Yazar,kahramanların psikolojik yapılarını,hayallerini bazen yorum katarak anlatır.Bu paragraflar insan karakterini bulmaya ve yoruma dayalı sorularda kullanılır.

d)Düşünce Paragrafı:

Belirli bir düşüncenin anlatıldığı,savunulduğu paragraflardır.Makale,deneme,fıkra,eleştiri gibi türlerden seçilir.Konuyu,yardımcı düşünceleri veya ana düşünceyi buldurmaya yönelik sorularda genellikle bu tür paragraflar kullanılır.


PARAGRAFIN ÖĞELERİ
Konu:

Paragrafta işlenen düşünce,olay ya da durumdur.Her şey paragrafın konusu olabilir. “Yazar,bu paragrafta ne anlatıyor?”sorusunun cevabı bize konuyu verir.Konu en fazla bir iki cümleyle verilir.

Yardımcı Düşünceler:

İkiden fazla cümleden meydana gelir.Yardımcı düşünceler,paragrafta ana düşünceyi destekleyici niteliktedir.Yazar burada konuyla ilgili açıklamalar yapar ve düşüncelerinin haklı gerekçelerini sıralar.

Ana Düşünce:

Paragrafta üzerinde durulan konuya bağlı olarak yazarın asıl anlatmak istediği düşüncedir.Kesin bir yargı niteliği taşır,genellikle bir cümleden oluşur.

*Bütün yardımcı düşünceler,ana düşünceyi haklı çıkarmaya hizmet eder.

Başlık:

Paragrafta üzerinde durulan düşünceyi bir ya da iki sözcükle özetleyebileceğimiz ifade paragrafın başlığı olur.Başlık,konu ve ana düşünceyle bağlantılı olmalıdır.

Pipes Output

Blog Archive

etiket bulutu

Widget edited by Davut Erarslan