revizyon ile organize matbaacılık brnckvvtmllttrhaberi

Coğrafya : İstanbul - İstanbul tarihi eserler ve turistik bilgiler

İstanbul tarihi eserler ve turistik bilgiler hakkında bilgi
İstanbul’un hemen her köşesi tarihi ve turistik özelliklere sahiptir. Hepsini saymak, adeta mümkün değil gibidir. En önemlilerinden bazıları şunlardır:
İ stanbul’un hemen her köşesi tarihi ve turistik özelliklere sahiptir. Hepsini saymak, adeta mümkün değil gibidir. En önemlilerinden bazıları şunlardır:

Surlar: İstanbul’un meşhur surları tarihte dört defa yapılmıştır. Surlar üzerinde 400 kule, 500 kapı bulunuyordu. Kara surları 6800 m, Marmara surları 8000 m ve Haliç surları 5000 m idi. Langa, Davutpaşa, Samatya, Narlıkapı, Yaldızlı, Yedikule, Belgrat, Silivrikapı, Sıgma, Mevlevihane, Topkapı, Sulukule, Edirnekapı, Kostantin, Eğrikapı, Ayvansaray, Balat, Fener, Yenikapı, Aiya, Yeni Aya, Cibali, Ayazma, Zindan, Balıkpazarı ve Yeni Cami kapıları surların meşhur kapılarıdır. Marmara ve Haliç surlarının büyük kısmı yıkılmıştır. Kara surlarının yarısından fazlası yıkık vaziyettedir. Bir bölümü aslına uygun şekilde tamir ettirilmiştir.

Anadolu Hisarı: Boğaz’ın Anadolu yakasında Sultan Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Akça Hisar, Yeni Kale ve Güzelce Hisar isimleriyle anılmıştır. Boğazın bekçisi durumunda olup, üç ana kuleden ibarettir.

Rumeli Hisarı: Boğazın Rumeli yakasında Fatih Sultan Mehmed Han yaptırmıştır. Kendisi ve paşalar taş taşıyarak inşaatta çalıştılar. Hisarın planı Muhammed isminin yazılışı şeklindedir. 17 kulesi vardır. Yüksekliği 22 metredir. Sanat ve mimari bakımında şaheserdir.

Tekfur Sarayı: Edirnekapı, Kariye Camii yakınında olup, harabe halindedir. Bizans dönemine aittir.

Topkapı Sarayı: İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmaya başlandı. 1466’da başlanan sarayın inşaası, 1478’de bitirilmiştir. 699 dekar yer kaplayan sarayın çeşitli bölümleri vardır. Sarayın sahildeki saltanat kapısındaki kule ve önlerindeki toplar sebebiyle “Topkapı” denmiştir. (Bkz. Topkapı Sarayı)

Dolmabahçe Sarayı: On dokuzuncu asırda dünyada yapılan sarayların en meşhûrudur. Sarayın bulunduğu yer bir koy idi. Sultan Birinci Ahmed Han ile Sultan İkinciOsman Han devirlerinde bu koy doldurularak burada Çinili Köşk ismiyle bir kasr yaptırıldı. Daha sonra aynı yerde Sultan Üçüncü Selim tarafından Beşiktaş Sarayı yaptırıldı. Sultan Abdülmecid Han bu sarayı yıktırarak 1851’de Dolmabahçe Sarayını yaptırmaya başladı. Yapımı beş sene süren bu sarayda 200 oda ve 8 büyük salon vardır. Mermerleri, Marmara Adasından getirilmiştir. Osmanlı sultanlarının Bayezid ve Topkapı saraylarından sonra oturdukları üçüncü yerdir. (Bkz. Dolmabahçe Sarayı)

Çırağan Sarayı: Beşiktaş’ta deniz kıyısında Yıldız Parkının karşısındadır. Sultan Abdülaziz Han 1871’de yaptırmıştır. Mermer işçiliğiyle meşhur olan saray, 1910’da yanmıştır. Günümüzde restore edilmiş ve turistik otel olarak kullanılmaktadır.

Yıldız Sarayı: Beşiktaş’ta Yıldız Camiinin karşısındadır. Sultan Abdülaziz Han 1866’da yaptırmıştır. Çok geniş bir koruluğun içinde yer alan saray, çeşitli köşklerden meydana gelmiştir. Bayezid, Topkapı ve Dolmabahçe saraylarından sonra Osmanlı sultanlarının oturduğu dördüncü saraydır. Sekiz sultana mesken olan bu saray, bir sanat abidesidir. (Bkz. Yıldız Sarayı)

Beylerbeyi Sarayı: Boğaziçi’nin pırlantası olan bu saray Sultan Abdülaziz Han tarafından yaptırılmıştır. Sarayın doğu duvarları ve iç yapısı çok süslemelidir. Havuzlu salonu set biçiminde düzenlenmiş bahçesi ve değerli eşyaları ile meşhurdur. (Bkz. Beylerbeyi Sarayı)

İbrahim Paşa Sarayı: Kanûni Sultan Süleyman’ın eniştesi İbrahim Paşanın düğün hediyesi olarak verdiği bu saray, daha sonraları kışla ve okul olarak kullanılmıştır. Sultanahmed semtinde bulunan saray, son senelerde tamir edilip, Türk-İslam Eserleri Müzesi olmuştur.

Eyüp Sultan Camii ve külliyesi: Fatih Sultan Mehmed Hanın emriyle 1453-1459 yılları arasında Eshab-ı kiramdan Ebû Eyyûb el-Ensari’nin İstanbul’u şereflendiren kabr-i şerifinin yanında yaptırılmıştır. Külliye, cami, türbe, medrese, imaret ve çifte hamamdan meydana gelmektedir. Çeşitli zamanlarda tamir görmüştür. Senenin her gününde, bilhassa Ramazan ayında ziyaretçilerle dolup taşan, Türk milletince mukaddes tanınan bu türbe ve cami, yalnız İstanbul’un değil, Türkiye’nin hatta İslam dünyasının dini ziyaret merkezlerinden biridir.

Fatih Camii ve külliyesi: Fatih Sultan Mehmed Han tarafından 1463-1471 seneleri arasında yaptırılmıştır. Külliye; cami, medreseler, darüşşifa, tabhane, imaret, sıbyan mektebi, kitaplık, hamam, saraçlar çarşısı ve çeşitli türbelerden meydana gelmiştir. Fatih külliyesi, İstanbul Üniversitesinin ilk çekirdeğidir. Buradaki tetimme medreselerinde hazırlık dersleri görüldükten sonra, medresede yüksek tahsil yapılırdı. Klasik Osmanlı külliyelerinin öncüsüdür. Çeşitli zamanlarda tamir görmüştür. Kütüphanesinde Osmanlı devrine ait el yazma ve basma 10.000 eser vardır. Bu eserler bugün Süleymaniye Kütüphanesinde okuyucuya açıktır.

Mahmud Paşa Camii ve külliyesi: Mahmudpaşa semtinde sadrazam Mahmûd Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cami, türbe, hamam, medrese, sıbyan mektebi, mahkeme, çarşı ve imaretten meydana gelmiştir. Çeşitli zamanlarda tamir gören külliyenin günümüze sadece cami, türbe, han, medresenin dersanesi ve hamamının bir bölümü ulaşmıştır.

Mihrimah Sultan Camii ve külliyesi: Edirnekapı’da Kanûni Sultan Süleyman Hanın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Cami medrese, sıbyan mektebi, hamam, türbeden ve dükkanlardan meydana gelmiştir. 1894 zelzelesinde zarar görmüş ve tamir edilmiştir.

Sultan Selim Camii ve külliyesi: Haliç’e bakan bir tepe üzerinde 1522’de yapılmıştır. Cami inşaatını Yavuz Sultan Selim Han başlatmış, oğlu Kanûni Sultan Süleyman tamamlatmıştır. Külliye; cami, tabhane, imaret, sıbyan mektebi, hamam, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Medrese, imaret ve Ayşe Hatun türbesi yıkılmıştır. Diğer kısımları günümüze kadar gelmiştir. Caminin kıble istikametinde Yavuz Sultan Selim Hanın türbesi vardır.

Haseki Camii ve külliyesi: Aksaray’dan Silivrikapı’ya giden cadde üzerindedir. 1551’de Haseki Hurrem Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret, darüşşifa ve çeşmeden meydana gelmiştir. Darüşşifa, dispanser olarak kullanılmaktadır. Sultan Birinci Ahmed 1612’de camiyi genişletmiştir.

Davûtpaşa Camii ve külliyesi: Davutpaşa semtindedir. 1485’te Fatih Sultan Mehmed Han ve Sultan İkinci Bayezid devri vezirlerinden Davud Paşa yaptırmıştır. Külliye, cami, medrese, türbe, imaret, sıbyan mektebi, mahkeme, çeşme ve hamamdan meydana gelmiştir. Medrese yıkık vaziyettedir. Zaviyeli camiler planındadır. 1984 zelzelesinde imaret, mahkeme ve mektep kısmı yıkılmıştır.

Kara Ahmed Paşa Camii ve külliyesi: Topkapı’da, Kanûni Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Kara Ahmed Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, cami, medrese ve sıbyan mektebinden meydana gelmektedir. Medrese odaları U biçiminde caminin avlusunda dizilmiştir. Sıbyan mektebi caminin biraz uzağındadır.

İbrahim Paşa Camii ve külliyesi: Silivrikapı’da Sadrazam İbrahim Paşa tarafından 1551’de Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Geniş bir avlu içinde cami, türbe, sıbyan mektebi, hamam, şadırvan ve çeşmeden meydana gelmektedir. Kapılardaki ahşap geometrik geçme ve fildişi kakma işçiliği çok güzeldir. Şadırvan, cami, türbe, çeşme dışındaki kısım yıkılmıştır.

Hekimoğlu Ali Paşa Camii ve külliyesi: Davutpaşa semtinde, Hekimbaşı Nuh Efendinin oğlu ve Sultan Birinci Mahmûd Hanın sadrazamlarından Ali Paşa tarafından 1734’te yaptırılmıştır. Külliye, kütüphane, zaviye, türbe, sebil ve çeşmeden meydana gelmiştir. Devrinin güzel çinileri ile süslüdür. 1830’da tamir görmüştür.

Cerrahpaşa Camii ve külliyesi: Cerrahpaşa semtinde saray cerrahı iken sadrazam olan Mehmed Paşa tarafından 1593’te yaptırılmıştır. Mimarı Davûd Ağa’dır. Cami, medrese, türbe, hamam, çeşmeden meydana gelen külliyeden sadece hamam günümüze ulaşmamıştır. 1958-1960 arasında tamir görmüştür.

Amcazade Hüseyin Paşa Camii ve külliyesi: Fatih’te Saraçhane başında Amcazade Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliye cami, medrese, kütüphane, çeşme, dükkanlardan meydana gelmiştir. Medresenin önem kazandığı külliyelerin örneklerindendir. Bütün yapılar bir avlu duvarı içine alınmıştır.

Zal Mahmûd Paşa Camii ve külliyesi: Eyüp’te vezirlerden Zal Mahmûd Paşa ile eşi Şah Sultan tarafından 16. asır ortalarında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Cami, iki medrese, türbe ve çeşmeden meydana gelen küçük bir külliyedir. Planı değişik ve ilgi çekicidir.

Koca Mustafa Paşa Camii ve külliyesi: Cerrahpaşa semtindedir. Sultan İkinci Bayezid’in sadrazamı Koca Mustafa Paşa tarafından Haghios Andreas Kilisesi camiye çevrilerek kurulmuştur. Ekmekçizade Ahmed Paşa bazı ilaveler yaptırmıştır. Külliye, cami, tekke, şadırvan, medrese ve imaretten meydana gelmiştir.

Mihrimah Sultan Camii ve külliyesi: Üsküdar iskele meydanındadır. İskele Camii de denir. Kanûni Sultan Süleyman Hanın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret, hamam, kervansaray, ambar, muvakkithane, çeşme ve türbeden meydana gelmektedir. Bunlardan cami, türbe, medrese, sıbyan mektebi, çeşme ve hamam sağlamdır. Medrese, sağlık merkezi; sıbyan mektebi ise çocuk kitaplığı olarak kullanılmaktadır.

Eski Valide Sultan Camii ve külliyesi: Üsküdar Toptaşı’ndadır. Sultan İkinci Selim Hanın eşi ve Sultan Üçüncü Murad Hanın annesi Nurbanû Valide Sultan tarafından 1577-1583 arasında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, cami, medrese, darüşşifa, kervansaray, tabhane, imaret ve darulkurradan meydana gelmiştir. Caminin içi çini ve tahta oymalarla süslüdür.

Şemsi Paşa Camii ve külliyesi: Şemsipaşa semtinde, deniz kıyısındadır. Kanûni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Şemsi Paşa, Mimar Sinan’a yaptırmıştır. Külliye, cami, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Medrese 1953’ten beri kütüphane olarak kullanılmaktadır.

Çinili Camii ve külliyesi: Üsküdar’da Toptaşı semtindedir. Kösem Mahpeyker Sultan tarafından 1640’ta Mimar Kasım Ağaya yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, çeşme, şadırvan, sebil, çifte hamam ve mezarlıktan meydana gelmiştir. Cami duvarları beyaz üstüne çeşitli renkte çiçek motifi çinilerle süslüdür.

Yeni Valide Camii ve külliyesi: Üsküdar iskelesi meydanının güneyindedir. 1708-1710 arasında Sultan Üçüncü Ahmed Hanın annesi Gülnuş Emetullah Sultan tarafından yaptırılmıştır. Külliye; cami, sıbyan mektebi, muvakkithane, imaret, çeşme, türbe ve dükkanlardan meydana gelmektedir. 1964’te tamir görmüştür.

Beylerbeyi Camii ve külliyesi: Beylerbeyi iskelesinin ilerisinde, deniz kıyısındadır. Sultan Birinci Abdülhamid Han tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Mehmed Tahir Ağadır. Külliyesinde; cami, sıbyan mektebi, imaret, hamam, muvakkithane ve çeşme bulunmaktadır. Muvakkithane ve çeşme Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından eklenmiştir. 1984’de geçirdiği yangın yüzünden caminin kubbesi çöktü. Eskisine uygun olarak yeniden tamir edildi. Diğer ismi Hamid-i Evvel Camiidir.

Süleymaniye Camii ve külliyesi: Kanûni Sultan Süleyman Han tarafından 1549-1556 arasında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, dört medrese, türbeler, türbedar dairesi, darülhadis, darüttıp, darüşşifa, bimarhane, darülkurra, sıbyan mektebi, imaret, konukevi, han, hamam, kütüphane ve birçok dükkandan meydana gelmektedir. Cami dış görünüşü ve iç süslemeleri ile Türk mimarlık sanatının şaheseri ve dünyanın başta gelen bir sanat abidesidir. Kütüphanesinde bulunan 53.332 el yazma, 25.673 basma eser Cumhûriyet devri öncesine aittir. (Bkz. Süleymaniye Camii)

Şehzade Camii ve külliyesi: Şehzadebaşı semtindedir. Kanûni Sultan Süleyman Han tarafından 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmed hatırası için 1543-1548 arasında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, imaret, tabhane, fırın ve türbeden meydana gelmiştir. Medrese, kız öğrenci yurdu, tabhane ise Vefa Lisesinin laboratuvarı olarak kullanılmaktadır.

Yeni Valide Camii ve külliyesi: Eminönü meydanındadır. Sultan Üçüncü Mehmed’in annesi Safiye Sultanın emri ile 1597’de temelleri atılan caminin yapımıÜçüncü Mehmed Hanın ölümü üzerine elli sene durdu. Sultan Dördüncü Mehmed Hanın annesi Hadice Turhan Sultan tamamlattı ve 1633’te ibadete açıldı. Külliye; cami, hünkarkasrı, darülkurra, sıbyan mektebi, arasta, sebil, çeşme ve kütüphaneden meydana gelmiştir. Hünkarkasrı günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.

Sultan Ahmed Camii ve külliyesi: Sultan Ahmed meydanında, Sultan Birinci Ahmed Han tarafından 1609-1616 arasında Mimar Sedefkar Mehmed Ağaya yaptırılmıştır. Külliye; cami, hünkarkasrı, sıbyan mektepleri, medrese, arasta, darüşşifa, tabhane, imaret ve türbelerden meydana gelmektedir. Caminin içi 21.043 çini ile süslüdür. Batılılar bu camiye, Mavi Cami demektedirler. Altı minaresi vardır. (Bkz. Sultan Ahmed Camii)

Bayezid Camii ve külliyesi: Bayezid Meydanında Sultan İkinci Bayezid tarafından 1501-1506 arasında yaptırılmıştır. Külliye; cami, mektep, türbeler, tabhane, kervansaray, medrese ve hamamdan ibarettir. Günümüzde medrese, Belediye Kitaplığı, imaret, Bayezid Devlet Kitaplığı olarak kullanılmaktadır. Kütüphanesinde 240.500 basma ve 10.698 el yazması eser vardır.

Nûruosmaniye Camii ve külliyesi: Kapalıçarşı’nın kuzeyindedir. Külliyenin inşasına Birinci Mahmûd Han başlamış, 1755’te Üçüncü Osman devrinde tamamlanmıştır. Külliye; cami, medrese, imaret, kütüphane, sebil, çeşme ve dükkanlardan meydana gelmiştir. Asıl adı Nûr-ı Osmani’dir. Kütüphanesinde 10.000 el yazması ve 6000 basma eser vardır.

Laleli Camii ve külliyesi: Laleli semtinde, Ordu Caddesi üzerindedir. Sultan Üçüncü Mustafa Han tarafından 1759-1763 arasında Mimar Mehmed Tahir Ağaya yaptırılmıştır. Barok üslûbunda yapılmış olan külliye; cami, sebil, türbe, mumhane, sipahiler hanı, çarşı, çeşme ve muvakkıthaneden meydana gelmiştir. Medrese günümüze ulaşmamıştır.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii ve külliyesi: Çarşıkapı’dadır. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa külliyesinin inşaatını 1681’de başlatmıştır. 1690’da oğlu Damad Ali Paşa tarafından tamamlanmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, sebil ve türbeden meydana gelmektedir. Taş işçiliği, oymacılık ve dökümcülük sanatı bakımından şaheserdir. Külliye 1960’da tamir edilmiştir.

Sokullu Mehmed Paşa Camii ve külliyesi: Sultan Ahmed Meydanının alt yanındadır. Sadrazam Mehmed Paşa adına hanımı İsmihan Sultan tarafından 1572’de Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; medrese, cami, tekke ve şadırvandan meydana gelmektedir. Orta kapısı, mihrabı ve minber kapısı üstlerinde birer Hacer-ül-Esved taşı parçaları vardır.

Atik Ali Paşa Camii ve külliyesi: Çemberlitaş’ta Sultan İkinci Bayezid’in sadrazamlarından Ali Paşa 1497’de yaptırmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret, türbe, çeşme ve elçi hanından meydana gelmektedir. Elçi hanı ve imaret yıkılmış, medrese ilk yapıldığı şeklini kaybetmiştir.

Köprülü Mehmed Paşa Camii ve külliyesi: Divanyolu’nda Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa tarafından 1661’de yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, türbe, çeşme, sebil, kitaplık, han ve dükkanlardan meydana gelmekte olup, geniş bir yer kaplamaktadır.

Kılıç Ali Paşa Camii ve külliyesi: Tophane Meydanında donanma komutanı Kılıç Ali Paşa tarafından 1580’de Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Cami, medrese, hamam, türbe ve sebilden meydana gelen külliye çeşitli zamanlarda tamir görmüştür. Medrese kısmı Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından kullanılmaktadır.

Çorlulu Ali Paşa Camii ve külliyesi: Çarşıkapı’da Divanyolu Caddesi üzerindedir. 1708’de Çorlulu Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliye; medrese, cami, kütüphane ve şadırvandan meydana gelmiştir. Külliyenin mimarisi ve kalem işlerinde Barok üslûbunun etkisi görülür.

Damad İbrahim Paşa Camii ve külliyesi: Şehzadebaşı’nda Nevşehirli Damad İbrahim Paşa tarafından 1720’de yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sebil, kütüphane ve mezarlıktan meydana gelmektedir. Külliyenin kalem işi süslemeleri Lale Devri özelliklerini göstermektedir.

Ayasofya Camii ve külliyesi: Bizanslılar devrinde M.S. 326 veya 360 senesinde yapılan ve 4 defa yenilenen Ayasofya kilisesi İstanbul’un fethi üzerine camiye çevrilmiştir. Mihrap, minber, 4 minare, imaret, medrese, sıbyan mektebi, muvakkıthane, şadırvan, mahfil, türbeler, kütüphane, sebiller, top kandilleri, saltanat kapısı ilave edilerek, külliye meydana getirilmiştir. 1935’te müze haline getirilen cami, halen müze olarak kullanılmaktadır. Kütüphanesinde 5275 eski eser vardır.

Hırka-ı Şerif Camii: Fatih Atikali semtindedir. Sultan Abdülmecid Han tarafından 1850’de yaptırılmıştır. Planı, Peygamber efendimizin, Veysel Karani hazretlerine hediye ettiği mübarek Hırka-i şeriflerinin ziyaretine ve muhafazasına uygun olarak yapılmıştır. Mihrap ve minber al somaki mermerdendir.

Aziz Mahmûd Hüdayi Camii: Üsküdar’da Hüdai sokağındadır. 1855’te Sultan Abdülmecid Han tarafından yaptırılmıştır. Yanında büyük alim Aziz Mahmûd Hüdayi hazretlerinin ve yakınlarının türbe ve kabirleri vardır.

Selimiye Camii: Selimiye kışlası karşısındadır. Sultan Üçüncü Selim Han tarafından 1803’te yaptırılmıştır. Caminin içi mermer, ağaç oyma ve nakış işçiliği bakımından zengindir. Yanında okul, muvakkıthane ve hamam vardır.

Rüstem Paşa Camii: Eminönü’nde Hasırcılar Çarşısında sadrazam Rüstem Paşa tarafından 1560’ta Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Altında 16 dükkan bulunan cami, Osmanlı çini mimarisinin en zengin örneklerindendir.

Hamidiye (Yıldız) Camii: Beşiktaş’ta Yıldız Sarayı yakınında Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından 1886’da yaptırılmıştır. Planını ve süslemelerinden bir bölümünü sultan bizzat kendisi yapmıştır. İkinci Abdülhamid Han, Cuma namazlarını ve bayram namazlarını burada kılar ve muayede denilen bayramlaşma burada yapılırdı.

Dolmabahçe Camii: Dolmabahçe Sarayının yan tarafında Bezm-i Âlem Valide Sultan tarafından yapımı başlatılmış, 1852’de Sultan Abdülmecid Han tarafından tamamlanmıştır. Cami ampir ve barok mimarisinin karışımıdır. Aşırı süslemesi ile ilgi çekmektedir.

Ortaköy (Büyük Mecidiye) Camii: Ortaköy İskelesi yakınındadır. Sultan Abdülmecid Han tarafından 1853’te yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tamir görmüştür. Barok mimari tarzına göre yapılmıştır.

Teşvikiye Camii: Şişli Teşvikiye’de Sultan Abdülmecid Han tarafından 1854’te yaptırılmıştır. Son devir Osmanlı mimari özelliklerini taşıyan caminin tavanı renkli nakışlarla süslüdür.

Nusretiye Camii: Tophane’de Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından 1826’da imar ettirilmiştir. Bu caminin yerinde Sultan Üçüncü Selim’in yaptırdığı Tophane-i amire Arabacılar Kışlası Camii vardı. Bu cami yanınca yerine Nusretiye Camii inşa edilmiştir. Cami, Barok üslûba göre yapılmıştır. Caminin iç duvarlarındaki Amme sûresini meşhur hattat Rakım Efendi yazmıştır. 1955-1958 arasında tamir görmüştür.

Valide Camii: Aksaray’da Sultan Abdülaziz Hanın annesi Pertevniyal Valide Sultan tarafından 1869-1871 arasında yaptırılmıştır. Camide gotik, klasik ve Hint mimari üsluplarının tesiri görülür.

Emirgan Camii: Boğaziçi’nde Emirgan semtindedir. Sultan Birinci Abdülhamid Han tarafından 1782’de yaptırılmıştır. Caminin yanında Hünkar Dairesi bulunmaktadır. Köşesindeki muvakkıthane, Sultan Abdülmecid Han tarafından yaptırılmıştır.

Arap Camii: İstanbul’un fethi için 714’te gelen hazret-i Mesleme tarafından Beyoğlu semtinde Haliç kenarında yaptırılmıştır. Emevi ordusu Şam’a geri dönünce, Dominiken rahipleri burasını kilise haline getirdiler ise de, Dördüncü Murad Han zamanında tekrar camiye çevrilmiştir. Sultan Birinci Mahmûd Hanın annesi Saliha Sultan, bu camiye şadırvan ve ilaveler yaptırmıştır.

Bali Paşa Camii: Fatih’te Bali Paşa Caddesi üzerindedir. 1504’te İkinci Bayezid Hanın kızı Hüma Hatun tarafından eşi Sadrazam Bali Paşa adına yaptırılmıştır. 1894 zelzelesinde çöken kubbesi 1939’da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tekrar yaptırılmıştır. Tek şerefeli minaresi sağdadır. Kesme taştandır.

Ağa Camii: Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerinde olup, 1597’de Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Tek kubbeli olan caminin saçakları işlemelidir. İç duvarlar mavi, pencere içleri yeşil Kütahya çinileriyle kaplıdır. Mihrabı taştan, minberi ise oymalı tahtadır.

Cihangir Camii: Fındıklı sırtlarında Boğaz’a nazır bir tepe üzerindedir. Kanûni Sultan Süleyman tarafından oğlu Şehzade Cihangir adına 1559’da Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Altı yangın geçiren cami, 1889’da İkinci Abdülhamid Han tarafından yeniden yaptırılmıştır. İki minaresi olan cami barok uslûbundadır.

Fındıklı Camii: Fındıklı’da deniz kıyısında İstanbul kadısı Molla Mehmed Çelebi tarafından 1589’da Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Sanat değeri çok yüksektir.

İskender Paşa Camii: Fatih’te Sofular Mahallesindedir. Sultan İkinci Bayezid Hanın vezirlerinden İskender Paşa tarafından 1505’te yaptırılmıştır. Çeşitli dönemlerde tamir görmüştür. Terkim Mescidi de denir.

Ayazma Camii: Üsküdar’da Kızkulesi karşısında tepe üzerinde Sultan Üçüncü Mustafa Han tarafından 1760’ta yaptırılmıştır. Hünkar mahfilinin duvarları İtalyan çinileri ile kaplıdır. Bahçesinde birçok kabir vardır.

Mümin gönüllerinin feyz alıp huzur bulduğu İstanbul camileri yerli ve yabancı ressamlar ile fotoğrafçılara da en nefis manzaraları sunmaktadır. Şairlerin gönüllerini coşturan bu muhteşem abide eserler için Türk edebiyatında yüzlerce şiir yazılmıştır. Bunlardan Yahya Kemal Beyatlı’nın aşağıdaki şiiri, İstanbul camilerini en iyi anlatanlardan biridir.

SÜLEYMÂNİYE’de BAYRAM SABAHI

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede, Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de. Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati, Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan, Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan. Gecenin bitmeğe yüztuttuğu andan beridir, Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir. Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garib alem bu!.. Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu... Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir; O seferlerle açılmış nice yerlerdendir. Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık, Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık; Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya, Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya. Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor, Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor. Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı Adamış sevdiği Allahına bir böyle yapı. En güzel mabedi olsun diye en son dinin Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin. Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi, Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kudsi tepeyi; Taşımış harcını gazileri, serdarıyle, Taşı yenmiş nice bin işçisi, mimariyle. Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne, Uhrevi bir kapı açmış buradan gökyüzüne, Ta ki geçsin ezeli rahmete rûh orduları... Bir neferdir bu zafer mabedinin mimarı. Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum; Ben de bir varisin olmakla bugün mağrûrum; Bir zaman hendeseden abide zannettimdi; Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi, Senelerden beri rü’yada görüp özlediğim Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim. Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını Görüyor varlığının bir yere toplandığını; Büyük Allahı anarken bir ağızdan herkes Nice bin dalgalı tekbir oluyor tek bir ses; Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi, Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi! Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri Dinliyor vecd ile tekrar alınan tekbiri; Ne kadar saf idi siması bu mü’min neferin! Kimdi? Banisi mi, mimarı mı ulvi eserin? Ta Malazgird ovasından yürüyen Türkoğlu Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu, Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli. Çok büyük bir işi görmekle yorulmuş belli; Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz, Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz; Vatanın hem yaşayan varisi hem sahibi o, Görünür halka bu günlerde teselli gibi o, Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde, Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde. Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri, Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri. Gökte top sesleri var, belli, derinden derine; Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine. Çok yakından mı, bu sesler, çok uzaklardan mı? Üsküdar’dan mı? Hisar’dan mı? Kavaklardan mı? Bursa’dan, Konya’dan, İzmir’den, uzaktan uzağa, Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa; Şimdi her merhaleden, ta Bayezid’den, Van’dan, Aynı top sesleri bir bir geliyor her yandan. Ne kadar duygulu, engin ve mübarek bu seher! Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer, Dinliyor hepsi büyük hatıralar rüzgarını, Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını. Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor? Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor. Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan... Anıyor her biri bir vak’ayı heybetle bu an; Belgrad’dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar’dan mı? Son hudutlarda yücelmiş sıradağlardan mı? Deniz ufkunda bu top sesleri nereden geliyor? Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor! Adalardan mı? Tunus’dan mı, Cezayir’den mi? Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor; O mübarek gemiler hangi seherden geliyor? Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine, Çok şükür Allah’a, gördüm, bu saatlerde yine Yaşayanlarla beraber bulunan ervahı. Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı. YAHYÂ KEMÂL BEYATLI Eyüp Sultan Türbesi: Eyüp Sultan Camii karşısında olup, 1458’de Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. Bu türbede Resûlullah efendimizin mihmandarı Halid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensari hazretlerinin mübarek kabr-i şerifleri vardır. Türbeye Sultan Birinci Ahmed, Sultan Üçüncü Ahmed, Sultan Üçüncü Selim ve Sultan İkinci Mahmûd ekler yaptırmış ve değerli eşyalar koymuşlardır. Türbe, küfeki taşından yapılmış olup, sekiz köşeli ve tek kubbelidir.

Abdülfettah-ı Bağdadi Akri Türbesi: Üsküdar’da Bağlarbaşı ile Karacaahmed arasındaki ana cadde üzerinde Kartal Baba Camii karşısındadır. İslam evliya ve alimlerinin en büyüklerinden hazret-i Halid-i Bağdadi’nin talebelerinden olup, İstanbul halkını irşad ile görevlendirdiği halifesidir. Türbesinin üzeri açıktır.

Aziz Mahmûd Hüdayi Türbesi: Üsküdar’da aynı isimle anılan caminin bahçesindedir. Büyük alim Aziz Mahmûd Hüdai hazretlerinin kabr-i şerifi buradadır. Türbenin kabirleri yanında akrabalarının ve halifelerinin kabirleri vardır. (Bkz. Aziz Mahmûd Hüdai)

Murad-ı Münzavi Türbesi: Eyüb Nişancasında Münzavi Camii karşısındadır. İstanbul’da medfûn bulunan en büyük üç evliyadan biri olan Murad-ı Münzavi hazretlerinin kabr-i şerifi buradadır. Yıkılmak üzere olan türbe 1992 yılında Hak-Yol Vakfı tarafından restore edilmiştir.

Mehmed Emin Tokadi Türbesi: Unkapanı’na inen cadde ile Zeyrek yokuşunun kesiştiği tepe üzerinde, Soğukkuyu Piri Paşa Medresesi kabristanında, üstü açık türbedir. Evliyanın meşhurlarından olan Mehmed Emin Tokadi hazretleri medfûndur.

Fatih Sultan Mehmed Türbesi: Fatih Camiinin avlusunda, kıble yönündedir. Fatih Sultan Mehmed Han medfundur. Sekizgen planlı ve tek kubbelidir. Çeşitli zamanlarda tamir görmüştür.

Yavuz Sultan Selim Türbesi: Yavuz Selim Camiinin kıble istikametinde ve mihrabın önündedir. Türbede Yavuz Sultan Selim medfundur. Sandukasının üzerinde, Mısır Seferi dönüşünde şeyhülislam İbn-i Kemal’in atının ayağından sıçrayan çamurlu kaftanı vardır. Bu türbenin yanında Osmanlı sülalesine ait altı türbe vardır.

Kanûni SultanSüleyman Türbesi: Süleymaniye Camiinin bahçesindedir. Mimar Sinan tarafından 1566’da yapılmıştır. Sekiz köşeli ve kubbelidir. İçinde üçü padişahlara ait olmak üzere yedi sanduka vardır.

Emir Buhari Türbesi: Fatih ilçesi, Emir Buhari sokağındadır. Kesme taştan kubbeli bir yapıdır. Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin talebelerinden Emir Ahmed Buhari medfundur. Darüsseade Ağası Cevher Ağa yaptırmıştır.

Sultan İkinci Mahmûd Türbesi: Divanyolu’ndadır. Sultan Abdülmecid 1840’ta babası İkinci Mahmûd Han için yaptırmıştır. Sekiz köşeli, tek kubbeli bir yapıdır. İçinde on bir sanduka vardır. İkinci Mahmûd Han, Abdülaziz Han, İkinci Abdülhamid Han ve yakınları medfundur.

Sümbül Efendi Türbesi: Koca Mustafa Paşa Camiinin önündeki mezarlıktadır. On dokuzuncu asrın başlarında yaptırılmış olup, şehrin önemli ziyaret yerlerindendir. Büyük alim Sümbül Efendi ve serasker Rıza Paşa medfundur.

Merkez Efendi Türbesi: Topkapı semtinde Merkez Efendi Mezarlığının arkasındadır. Önemli ziyaret yerlerindendir. Büyük alim Merkez Efendinin sedef kakmalı parmaklıkla çevrili sandukası bulunmaktadır.

Zenbilli Ali Efendi Türbesi: Zeyrek Yokuşu başında yaptırdığı mescid ve mektebin yanındadır. Çok büyük bir zat olan Zenbilli Ali Efendi 23 sene şeyhülislamlık makamında bulunmuştur.

Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi: Beşiktaş meydanındadır. Mimar Sinan yaptırmıştır. Sekiz köşeli ve tek kubbelidir. Barbaros Hayreddin Paşanın sandukası bulunur. Denizlerin evliyası ve büyük Türk denizcisi, Preveze Savaşının muzaffer amirali Barbaros, devrin bütün denizlerinde Osmanlı donanmasını hakim kılan bir kahramandır.

Sokullu Mehmed Paşa Türbesi: Eyüp, Camikebir caddesinde olup, 1579’da Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Türbede bulunan üç sıra halinde 17 sandukada, Sokullu Mehmed Paşa, eşi İsmihan sultandan doğma İbrahim Paşa, Sadrazam Lala Mehmed Paşa ve Sokullu Mehmed Paşanın yakınları yatmaktadır.

Ebüssü’ûd Efendi Türbesi: Sokullu Mehmed Paşa türbesinin karşısındadır. Büyük alim ve şeyhülislam Ebüssü’ûd Efendi ve yakınlarının kabirleri vardır.

Hazret-i Yûşa Türbesi: İstanbul Boğazının Anadolu Kavağı ile Beykoz arasında Yûşa Tepesindedir. Yûşa aleyhisselamın mübarek kabirlerinin Halep, Nablus, Gaziantep ve Bağdat’ta olduğu rivayetleri de vardır. Buradaki kabrin ona ait olduğu kesin değildir. Hazret-i Yûşa, hazret-i Mûsa aleyhisselamın kızkardeşinin oğludur ve ölümünden sonra, ona halef olmuş bir peygamberdir. İstanbul’daki makamı çok ziyaret edilen bir yerdir.

Telli Baba Türbesi: Rumeli Kavağı yolu üzerindedir. Çok ziyaret edilen bir türbedir.

İbn-i Kemal PaşaTürbesi: Edirnekapı Mezarlığında üstü açık bir türbedir. Kanûni devri şeyhülislamlarından büyük alim İbn-i Kemal Paşa medfundur. Müftiyü’s-Sekaleyn ismi ile meşhur olup, insan ve cinlere fetva verirdi.

Gazi Osman Paşa Türbesi: Fatih Camii bahçesindedir. Sultan Mehmed Reşad Han tarafından yaptırıldı. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde Plevne’yi kahramanca savunan Gazi Osman Paşa medfundur. Dört köşeli ve tek kubbelidir.

Rüstem Paşa Medresesi: Cağaloğlu’nda Rüstem Paşa tarafından 1550’de Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Dış duvarları sekiz köşelidir. Avlu çevresinde 22 oda ve bir dershane-mescid vardır. Medrese mimarisinde orjinal bir denemedir.

Koca Sinan Paşa Medresesi: Divanyolu’ndadır. 1594’te yapılmıştır. Bağımsız medrese yapılarının güzel örneklerindendir. Dilim kemerli medrese, günümüzde İktisat Fakültesi olarak kullanılmaktadır.

Gazanfer Ağa Medresesi: Sarachane’de Bozdoğan kemeri yanındadır. 1599’da yaptırılmış olup, bağımsız medreselerin orjinal örneklerindendir. 14 taş odası vardır. Günümüzde belediye müzesi olarak kullanılmaktadır.

Hasan Paşa Medresesi: Bayezid’de Mimar Çelebi Mustafa tarafından 1745’te yapılmıştır. Barok üslupla yapılan ilk örneklerdendir. En önemli özelliği iki katlı olmasıdır. Alt katta dükkanlar vardır. Günümüzde Türkiyat Enstitüsü olarak kullanılmaktadır.

Galata Mevlevihanesi: Galata Tünel Meydanındadır. İstanbul’da bulunan Mevlevi tekkelerinin en büyüğüdür.Kulekapısı Mevlevihanesi olarak da bilinir. 1491’de İkinci Bayezid Hanın vezirlerinden İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Çeşitli zelzele ve yangınlarda zarar gören tekke birçok defa tamir edilmiştir. Günümüzde Divan Edebiyatı Müzesi olarak kullanılmaktadır. Müzede birçok divan şairinin eserlerinden örnekler yer alır.

Bereketzade Çeşmesi: Galata semtinde Bereketzade Camii yanında olup, 1467’de Fatih’in müezzini Bereketzade yaptırmıştır. İstanbul’daki en eski Osmanlı çeşmelerinden biridir. Saliha Sultan tarafından tamir edilmiştir.

Bezm-i Âlem Valide Sultan Çeşmesi: Beşiktaş-Maçka arasında Spor Caddesi üzerindedir. Sultan Abdülmecid Han tarafından 1839’da annesi hayrına yaptırılmıştır. Üzerindeki kabartma süsler ve çeşitli motiflerin sanat değeri büyüktür.

Üçüncü Ahmed (Sultan Ahmed) Çeşmesi: Ayasofya Camii yanındadır. Üçüncü Sultan Ahmed Han adına, İbrahim Paşa 1728’de Başmimar Mehmed Ağaya yaptırmıştır. Sanat değeri çok büyüktür.

Alman Çeşmesi: Sultanahmed Meydanında Birinci Ahmed Hanın türbesinin karşısındadır. Alman İmparatoru II. Wilhelm’in 1898’de İstanbul’a ikinci gelişinin bir hatırası olarak 1900’de Şecer-i Vakvak adlı çınarın yerine yapılmıştır. Sekiz dilimli ve kemerli kubbesi vardır.

Tophane Çeşmesi: Tophane semtinde Kılıç Ali Paşa Camiinin yanındaki meydandadır. Birinci Mahmûd Hanın annesi Saliha Sultana bir hediye olarak 1732’de yaptırılmıştır. Çok süslü olan çeşme Türk rokoko üslûbundadır.

Kapalıçarşı: Nûruosmaniye, Bayezid, Mahmûdpaşa ve Mercan camilerinin çevrelediği 30.700 m2lik bir yer kaplayan üstü kubbe ve kemerlerle örtülü büyük bir çarşıdır. İlk defa 1461’de Fatih devrinde, sonra Kanûni devrinde ahşap olarak yapıldı. 1651, 1710 ve 1825 yangınları ile 1894 zelzelesinden sonra Sultan İkinci Abdülhamid Han bugünkü kagir biçimiyle 1890-1894’te yaptırdı. 8’i büyük 18 kapısı, 65 sokak, 400 dükkan, 20 han, 1 okul, 1 cami, 1 mescid, 1 kitaplık, 7 çeşme, 1 dolaplı kuyu, 1 acı akarsu, şadırvan ve 1 sebil bulunmaktadır.

Mısır Çarşısı: Eminönü Yeni Cami arkasındadır. Burada Ceneviz ve Venediklilerin çarşısı vardı. Turhan Valide Sultan burasını medrese haline getirdi. Sonra çarşıya çevrildi. 1869 ve 1940’ta iki yangın geçirdi. 86 dükkan vardır.

Simkeşhane: Bayezid’de cadde üzerindedir. Üç katlı, tek avlulu han planında yapılmıştır. İstanbul’un fethinden sonra yapılan ilk darphane olup, ilk sikke burada bastırılmıştır. Günümüzde büyük tamir gören yapı, halk kitaplığı olarak kullanılmaktadır.

Balkapanı Hanı: Yeni Cami ile Küçükpazar arasındadır. İstanbul hanlarında görülen yapı şekli yanında, Bizans yapı tekniği gösteren tek eserdir. Yapım tarihi ve mimarı belli değildir. İlk günkü orijinalliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır.

Çuhacı Hanı: Nûruosmaniye Camii yakınındadır. On sekizinci asırda Damad İbrahim Paşa yaptırmıştır. Orijinalliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır.

Bayezid Kulesi: Bayezid’de Üniversite bahçesindedir. 85 m yükseklikte 180 basamaklıdır. İlk olarak 1749’da ahşap olarak yapıldı. Birkaç kere yandı ve yeniçeri ayaklanmasında yıkıldı. 1828’de Sultan İkinci Mahmûd Hanın emriyle serasker Hüseyin Paşa kagir olarak yaptırdı.

Ahırkapı Fener Kulesi: Cankurtaran semtindedir. Sultan Üçüncü Osman zamanında kaptan-ı derya Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yüksekliği 36.27 metredir.

Galata Kulesi: Karaköy-Tünel arasında silindir biçiminde 68 m yüksekliktedir. Yedinci asırda Zenon tarafından yapılan ahşap kulenin devamıdır. Cenevizliler, kendilerine geçen bu kuleyi büyütmüşlerdir. Üçüncü Selim ve İkinci Mahmûd zamanında yangın geçirmiştir. 1875’te son olarak tamir edilmiştir. 1717-1962 arasında yangın gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde restore edilip döner lokanta olarak kullanılmaktadır.

Kız Kulesi: Üsküdar sahilinde denizin içinde çok eski devirlerde yapılmıştır. Top ve cephane bulunurdu. Buraya fener konulmasını Sultan Üçüncü Ahmed Hanın sadrazamı Nevşehirli İbrahim Paşa emretmiştir.

Çemberlitaş: Çemberlitaş meydanında 57 m yükseklikte bir sütundur. Frikyalılar devrine ait olup, Afyon civarındaki bir tapınaktan getirilmiştir.

Burma Sütun: Yılanlı sütun olarak da bilinir. Sultanahmed Meydanındadır. Yılan başları İstanbul Arkeoloji Müzesi ve British Museum’dadır.

Dikilitaş: Sultanahmed Meydanındadır. Mısır’da Helvapolis şehrine Firavun Üçüncü Tutmasis’in M.Ö. 1547’de diktiği taş buraya getirilerek dikilmiştir. Üzerinde Hiyeroglif yazılar vardır.

Kıztaşı: Fatih’te Kıztaşı semtindedir. 10 m yükseklikte tek parça granittir.

Bozdoğan Su Kemeri: Fatih Camii ile Şehzadebaşı Camii arasında uzanan Bizanslılardan kalma bir su kemeridir. İlk defa 378’de yapılan kemerin bugünkü hali 760’ta yaptırılmıştır. Mimar Sinan tarafından restore edilen kemer, 1697’de de tamir gördü. Bugün yeniden restore edilen kemerlerin Fatih ile Şehzadebaşı Camii arası 592.4 metredir.

Darülaceze: Şişli Okmeydanı’ndadır. Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından fakirlerin, korunmaya muhtaç çocukların, yaşlıların bir çatı altında toplanması için yaptırılmıştır. 31 Ocak 1896’da törenle açıldı. İki hastane, 1 erkek ve kadın hamamı, mutfak, iş yeri, çocuk yuvası, yetimhane, cami ve kiliseden ibarettir.

Kuleli Askeri Lisesi: Vaniköy ile Kandilli arasında deniz kenarında çift kulesi ve haşmetli duruşu ile Boğaziçi’ni süsleyen bir eserdir. Yavuz Sultan Selim Han zamanında (Kule Bahçesi) ismiyle anılırdı. Kanûni Sultan Süleyman buraya kasr yaptırmıştır. Sultan İkinci Mahmûd zamanında süvari kışlası oldu. Kırım harbinden dönen İngilizler bu kışlayı kasten yaktılar. Sultan Abdülaziz Han yanan kışlayı yeniden yaptırmış ve Kuleli Kışla denilmiştir. 1878’de Kuleli Askeri İdadisi ismini aldı. Balkan Harbinde hastane oldu. 1924’te Kuleli Askeri Lisesi ismini aldı.

Selimiye Kışlası: Sultan Üçüncü Selim Han tarafından 1805’te yaptırılmıştır. Taş üzerine ahşap olarak yapılan binada, önce Nizam-ı Cedid, daha sonra da Sekban-ı cedid askerleri iskan edildi. Yeniçeri isyanı sırasında yanan kışlayı, İkinci Mahmûd Han yeniden yaptırdı ve Asakir-i Mansûre-i Muhammediye askerlerini buraya yerleştirdi. Sultan İkinci Abdülhamid devrinde tamir gören kışla, cumhûriyet döneminde önce askeri ortaokul, daha sonra da Birinci Ordu karargahı oldu.

Mimar Sinan Köprüsü: Büyükçekmece ilçesindedir. Kanûni Sultan Süleyman Han zamanında inşasına başlanan köprü, İkinci Selim Han zamanında tamamlanmıştır. Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Büyükçekmece Gölü ile denizi birleştiren boğaz üzerinde yapılmış olup, günümüzde restore edilerek trafiğe açılmıştır.

Mecidiye (Galata) Köprüsü: Eminönü ile Karaköy arasını birleştirir. İlk köprü, 1845’te Sultan Abdülmecid Han tarafından tersanede (500 m) imal edildi. 1863’te ahşap olarak Sultan Abdülaziz yeniden yaptırdı. 1870’te ise demir köprüye çevrildi. Bugünkü köprü, 14 Nisan 1912’de yaptırıldı. 462 m uzunlukta ve 25 m eninde dubalar üzerinde yüzer köprüdür. Yanına yenisi yapılmakta olup, eskisi deniz müzesi olarak kullanılacaktır.

Âtıf Efendi Kütüphanesi: Şehzadebaşı’ndadır. Şair, hattat ve maliyeci Âtıf Efendi kurmuştur. 13.999 eserin 2588’i yazma ve 11.414’ü basma olup, eski eserlerdir.

Ragıp Paşa Kütüphanesi: Laleli’de Ordu Caddesindedir. 1763’te Ragıp Paşa kurmuştur. 1274 yazma ve 2269 basma olarak 3543 eski ve 2114 yeni eser vardır. Ayrıca çocuk kitaplığı bölümü vardır.

Hüsrev Paşa Kütüphanesi: Eyüp Bostan İskelesi sokağındadır. 1839’da Sadrazam Hüsrev Paşa yaptırmıştır. 15.000 cilt kitap bulunur.

Murad Molla Kütüphanesi: Fatih Çarşamba, Murat Molla Sokağındadır. 1775’te Murad Molla kurmuştur. 7000 eserin iki bini Osmanlı devrine aittir.
Mesire yerleri:
İstanbul tabii güzellikler açısından çok zengindir. Uygun iklim şartları, zengin su varlıkları, ili tabii güzellikler yönünden dünyanın sayılı yerlerinden biri durumuna getirmiştir.

Çamlıca Tepeleri: İstanbul’un en eski mesire yerlerindendir. Temiz havası ve İstanbul’un her yanını gören manzarası ile meşhurdur.

Belgrad Ormanı: İstanbul’un en büyük ağaçlık arazisidir. Meşe, ıhlamur, çınar, kayın, kestane ve gürgen ağaçları ile kaplıdır. İçinde yedi bent, üç fidanlık ve av hayvanı üretme alanları bulunan ormanda, karaca, tavşan, yaban domuzu, tilki, çulluk, yaban ördeği gibi hayvanlar vardır. Ormanın 700 dönümlük alanı halka açık piknik yeri olarak düzenlenmiştir.

Yıldız Parkı: Beşiktaş sırtlarındadır. Yıldız Sarayının bahçesi olup, bugün park haline getirilmiştir. Servi, badem ağacı, akasya ve akçaağaçlarla kaplıdır. Göller, havuzlar, su kanalları, Boğaz ve Marmara manzaraları ile çok güzel bir mesire yeridir.

Emirgan Parkı: Emirgan semtinin üst kısmında Baltalimanı’ndan İstinye Koyuna kadar uzanan yeşil alanı içine alır. Çam, servi, köknar, İzmir söğüdü, salkım söğüt, kestane, meşe dişbudak, ıhlamur, armut, erik, kiraz, ayva, şeftali ve ceviz ağaçları ile kaplıdır. Her sene, mayıs ayında parkta lale bayramı kutlanır.

Abraham Paşa Korusu: Beykoz ile Paşabahçe sırtlarında yer alan boğaz manzaralı bir mesire yeridir. Koruda az rastlanan ilginç ağaçlar ile iki büyük mağara vardır.

Gülhane Parkı: Topkapı Sarayı ile Sarayburnu arasında yer alır. Topkapı Sarayının dış bahçesi olarak tarihi önem taşır. Şehremini Operatör Cemil Paşa zamanında park haline getirilmiştir.
İçmeler ve kaplıcalar:
Türkiye’nin en meşhur kaplıcalarından olan Yalova Kaplıcaları ile Tuzla İçmeleri İstanbul sınırları içindedir.

Tuzla İçmeleri: Pendik ilçesinin, Tuzla semtindedir. Çok eski tarihlerden beri kullanılmıştır. Deniz kıyısındadır. Küçük içme suyu idrar artırıcı özelliğe sahiptir. Büyük içme suyu ise mide, barsak, karaciğer, pankreas gibi organların salgıları üzerinde etkilidir. Bu yüzden gastrit, barsak parazitlerinde ve safra kesesi rahatsızlıklarında kullanılır.

26 Mart 2009 Perşembe | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Bilim : Biyolojinin Tarihsel Gelişimi

Biyoloji tarihsel gelişimi hakkında bilgi
Biyoloji konusundaki bilgi birikiminin insanlık tarihi kadar eskiye dayandığı söylenebilir. İlk insan, çevresindeki bitküer ve hayvanlar konusunda bilgi biriktirmek zorundaydı, çünkü var oluşu, yiyebileceği zehirsiz bitkileri tanımasına ve yırtıcı hayvanlann davranışlannı kavramasına bağlıydı. Arkeolojik bulgular, uygarlığın gelişmesinden önce insanların birçok hayvanı evcilleştirdiğini ve tanmsal yöntemleri uygulamaya başladığını göstermiştir. Bununla birlikte biyoloji tarihinin büyük bölümü ya

Biyoloji konusundaki bilgi birikiminin insanlık tarihi kadar eskiye dayandığı söylenebilir. İlk insan, çevresindeki bitküer ve hayvanlar konusunda bilgi biriktirmek zorundaydı, çünkü var oluşu, yiyebileceği zehirsiz bitkileri tanımasına ve yırtıcı hayvanlann davranışlannı kavramasına bağlıydı. Arkeolojik bulgular, uygarlığın gelişmesinden önce insanların birçok hayvanı evcilleştirdiğini ve tanmsal yöntemleri uygulamaya başladığını göstermiştir. Bununla birlikte biyoloji tarihinin büyük bölümü yazılı tarihin içinde kalır.

En eski kayıtlann çoğu Asur ve Babil kaynaklıdır. Bu belgelere göre Babilliler hurma ağacının eşeyli üremesini biliyorlardı. Eski Mısırlıların mezar ve piramitlerinde bulunan papirüsler hekimlikteki başanlannı belgelerken, mumyalama teknikleri de bitkilerin koruyucu özellikleri konusundaki bilgilerini ortaya koyar. Çinliler, ipekböceği konusundaki engin bilgilerinin yanı sıra, bazı zararlı böcekleri yiyen kanncalan kullanarak biyolojik mücadele yönteminin öncüleri olmuşlardı. İÖ 2500'lerde Kuzeybatı Hindistan halkları ileri bir tarım bilgisine sahipti.

Babil, Asur, Mısır, Çin ye Hint uygarlıkları biyoloji alanındaki bilgi birikimini büyük ölçüde zenginleştirmekle birlikte, Eski Yunan uygarlığının parlak dönemlerine değin sürüp gidecek olan, doğaüstü güçlerin egemen olduğu mistik bir yeryüzü anlayışının tohumlarını da atmıştı. IÖ 7. yüzyılda Eski Yunan'da doğan ve her olayın belli biı nedeni olduğunu, aynı nedenlerin hep aynı etkiyi yarattığını savunan Nedensellik akım; bilimsel araştırmaları derinden etkiledi. Eski Yunanlı düşünür ye doğabilimcilerin ilk el attığı konulardan biri, insanın ve yaşamır başlangıcı oldu. Miletoslu Thales (IÖ y. 7 yy), yeryüzünün ve bütün canlı varlıklani sudan türediğini öne sürerken, öğrencis Anaksimandros gaza benzer, algılanama: ve sınırsız bir töz olan apeiron (sınırsız) ile toprak gibi yeni öğeleri de suya ekler Yaşamın bir çamur kütlesinde, kendiliğinden başladığını savunan ve ilk evrim kuramının yaratıcısı olan Anaksimandros'a göre, ilk hayvanlar dikenli bir deriyle örtülü balıklardı. Onların soyundan gelenler sudan karaya çıkarak, öbür hayvanlan oluşturacak biçimde dönüşüme uğradılar. Anaksimenes ise, canlı ve cansız maddenin başlangıcını, Güneş'in ısısıyla yoğunluğu değişerek biçim değiştirebilen havaya (aer) bağladı. Güney İtalya'daki Kroton Akademisi'nde, Pythagoras'm öğrencilerinden Alkmaion (IÖ 6. yy) hayvan vücudunu inceleyerek atar ve toplardamarlar arasındaki farkı tanımladı, göz sinirlerini buldu, embriyonun gelişmesini inceledi ye zekânın merkezi olarak beyni gösterdi. İÖ y. 400'lerde Kos Adasında bir tıp okulu açan Hippokrates, insan vücudu üstüne ayrıntılı araştırmalar yaptı ve tüm canlıların, dört temel sıvıdan oluştuğunu öne sürdü: Sırasıyla kalp, dalak, beyin ve karaciğerden kaynaklanan kan, kara safra, balgam ye sarı safra. Eski Yunan bilimi, İÖ 4. yüzyılın ortalarında bilgiyi her yönüyle inceleyen Aristoteles ile doruğuna ulaştı. Sistematik taksonomi^-nin de öncüsü olan Aristoteles, hayvanları önce kanlı (memeliler, kuşlar, amfibyumlar, sürüngenler, balıklar) ve kansız (kafa-danayaklilar, gelişmiş kabuklular, böcekler ve tüm ilkel hayvanlar) olarak iki büyük gruba ayırmıştı. Çalışmalarında önemli bir yer tutan üreme konusunda ise, yaşamın kendi kendine cansız maddeden oluştuğu kendiliğinden üreme, tomurcuklanma (eşeysiz üreme), çiftleşmesiz eşeyli üreme ve çiftleşerek eşeyli üreme gibi dört üreme biçimi tanımladı.

Aristoteles'in öğrencilerinden Theophrastos, botaniğin gelişmesinde ayrıcalıklı yeri alan doğabilimcılerden biridir. Bitkilerin dış bölümlerini organ, iç bölümlerini doku alarak adlandıran Theophrastos, uzun açıklamalarla anlatılabilecek özel bir yapıyı bilimsel bir terimle karşılamak için uygun bulduğu kelimelere yeni anlamlar yüklemekten kaçınmamış ve bilimsel terminolojinin gelişmesine de katkıda bulunmuştur. Aristoteles ve Theophrastos'tan sonra Eski Yunan dünyasının göz kamaştırıcı bilimsel araştırma dönemi sona ererken, bilimin yeni merkezi İskenderiye'ye kaydı. Heropilos insan vücudunun iç organlarını incele-dp öbür büyük memelilerle karşılaştırmış, zekânın ve sinir sisteminin merkezi olarak kabul ettiği beyni ayrıntılı biçimde tanımlanış, çağdaşı Erasistratos ise araştırmalarını kalp kapakçıkları ve kan dolaşımı üzerinde oğunlaştırmıştır.

Eski biyoloji bilginlerinin sonuncusu sayılan Bergamalı Galenos (2. yy), insan vücudu üzerinde anatomi ve kadavra çalışmalarının yasaklandığı bir çağda yaşamış olmasına karşın, özellikle hayvan anatomisi üzerindeki sağlıklı gözlemleri ve yapıtlarının çokluğuyla yüzyıllar boyunca tıp ve biyoloji ilimlerini etkiledi.

Galenos'tan sonra biyoloji araştırmaları zun bir suskunluk dönemine girer ve Lvrupa'da bilim yaklaşık bin yıl yerinde lyarken, 9. yüzyılda İspanya'ya kadar îyılan Araplar bilimin koruyuculuğunu stlendiler. Arap ye İslam dünyasının biyolojideki egemenliği 3. yüzyıldan 11. yüzyıla değin sürdü. Bu dönemde özellikle Aristoteles ve Galenos gibi eskiçağ bilginlerinin ıpıtları Arapçaya çevrilerek, Eski Yunan inyasmın bilgi birikimi Doğu'ya aktarıldı, yaklaşık 868'de ölen Cahiz Kitabü'l-Haya-ın (Hayvanlar Kitabı) adlı geniş kapsamlı ılışmasıyla, 11. yüzyılın en büyük bilginlerinden olan İbn Sina hekimlik ve şifalı otlar konusundaki yapıtlarıyla biyolojinin bu dönemine damgalarını vurdular.

14. yüzyılda İtalya'da başlayan Rönesans, bilimin de yeniden doğuşunu müjdeler. Bu dönemde, insan ve hayvan vücudu üstünde ayrıntılı anatomi araştırmalarına girişenlerin özellikle sanatçılar olması ilgi çekicidir. Leonardo da Vinci'nin gözlem ve bulguları çağının o kadar ötesindeydi ki, gerçek değeri ancak yüzyıllar sonra anlaşılabildi. 16. yüzyılda özellikle Almanya, Felemenk, İsviçre, İtalya ve Fransa'da, Otto Brunfels, Leonard Fuchs, Gaspard Bauhin ve Pierre Belon'un önemli katkılarıyla botanik hızlı bir gelişme gösterirken, zoolojide Conrad Gesner'in, anatomide de Andreas Vesalius'un çalışmaları özellikle anılmaya değer.

17. yüzyılda mikroskopun geliştirilmesi biyolojide bir dönüm noktası oldu. Sistematik biyolojiye, sınıflandırmaya ve canlıların karşılaştırmalı incelemesine ağırlık veren 17 ve 18. yüzyıllardan sonra, 19. yüzyıl evrim ve hücre kuramının doğuşuna, çağdaş embriyolojinin başlangıcına ve kalıtım yasalarının bulunmasına tanık oldu.

Hayvan bitki anatomisi üzerinde araştırmalar yapan Marcello Malpighi, mikroorganizmaları tanımlayan Antonie van Lee-uwhoek, böcekler üzerine araştırmalar yapan Jan Swammerdam, bitki anatomisine eğilen Nehemiah Grew, mantar dokusunda hücreyi keşfeden Robert Hook, mikroskopun olanaklarını genişleten büyük gözlemciler olarak sivrildiler. John Ray'in önemli katkılarından sonra taksonomiyi biyolojinin önemli bir dalı haline getiren Carolus Linnaeus'u Georges-Louis Leolerc de Buf-fon, Jean-Baptiste Lamarck ve Georges Cuvier izledi. Cuvier ayrıca fosiller üzerindeki araştırmalarıyla paleontolojinin de temellerini attı. Eski Yunan felsefesinde geniş bir yer tutan yaşamın başlangıcı sorunu, Pasteur'ün kendiliğinden üreme varsayımını çürütmesiyle yeni bir boyut kazandı. 1920'lerde Sovyet biyokimyacı A.I. Oparin ve öbür bilim adamları, Yer'in oluşma sürecindeki koşullarda cansız maddeden yaşamın doğabileceğini öne sürdüler. Jeokimya ve moleküler genetikteki bazı gelişmeler bu varsayımı bir ölçüde doğrularken, aminoasitler ve basit proteinler bireşim yoluyla elde edilebildi. Başlangıcı Eski Yunan bilimine kadar uzanan evrim görüşü, Charles Darvin tarafından tutarlı bir kurama dönüştürüldü ve doğal seçme ilkesiyle desteklendi.

19. yüzyılda, hücre bölünmesini ve kromozomların varlığını açıklayan August Weismann ve Edouard van Beneden'ın, kalıtım yasalarını ortaya koyan Gregor Mendel'in ve kalıtımın koromozomlara dayalı kuramını geliştiren Theodor Boveri'nin öncü çalışmaları, 20. yüzyıl başlarında, kalıtımdan sorumlu olan hücre bileşenlerinin koromo-zomlar değil genler olduğunu kanıtlayan Thomas Hunt Morgan ve William Bateson'in katkılarıyla genetik biliminin doğuşunu hazırladı. Kısacası, hücre biyolojisi 19. yüzyıla damgasını vururken, 20. yüzyıl moleküler biyoloji ve genetik çağı oldu. Biyoloji araştırmalarında X ışınları, elektron mikroskopu gibi gelişmiş tekniklerin kullanılması, öbür bilim dallarıyla yakın bir işbirliğine girilmesi ve araştırma kurumlan çerçevesinde büyük ekip çalışmalarının örgütlenmesi, 20. yüzyıl biyolojisinin temel özellikleridir.

Tıp : Adli Tıp Kurumu nedir

Adli Tıp Kurumu nedir hakkında bilgi
Adli Tıp Kurumu mahkemelerin resmi bilirkişilik kurumu olarak yasa ile kurulmuştur. Adalet Bakanlığına bağlı bir kuruluş olarak hizmet vermektedir. Merkezi İstanbul�dadır. Adli Tıp Kurumu Başkanı'nın adli tıp uzmanı olması gerekmektedir ve adli tıp uzmanları arasından, Adalet Bakanı tarafından yapılan teklifle Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısı, Başbakan ve Cumhurbaşkanının imzaladığı dörtlü bir kararname ile atanmaktadır.


Merkeze bağlı olarak çalışan Grup Başkanlıkları il

Adli Tıp Kurumu mahkemelerin resmi bilirkişilik kurumu olarak yasa ile kurulmuştur. Adalet Bakanlığına bağlı bir kuruluş olarak hizmet vermektedir. Merkezi İstanbul’dadır. Adli Tıp Kurumu Başkanı'nın adli tıp uzmanı olması gerekmektedir ve adli tıp uzmanları arasından, Adalet Bakanı tarafından yapılan teklifle Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısı, Başbakan ve Cumhurbaşkanının imzaladığı dörtlü bir kararname ile atanmaktadır.


Merkeze bağlı olarak çalışan Grup Başkanlıkları ile Şube Müdürlükleri de değişik illerde hizmeti yürütmektedir.

Merkezde hizmet İhtisas Daireleri ve İhtisas Kurullarının çalışmaları ile yürütülmektedir.

İhtisas Daireleri
Morg İhtisas Dairesi – otopsi, kemik ve organ incelemeleri
Fizik İncelemeler İhtisas Dairesi – yazılı belge, silah vb incelemeler
Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesi – ilaç, zehir, madde incelemeleri
Biyoloji İhtisas Dairesi – doku, leke vb incelemeler, kimliklendirme, babalık araştırmaları
Gözlem İhtisas Dairesi – hukuki sorumluluk, ceza sorumluluğu gibi adli psikiyatrik muayeneler
Trafik İhtisas Dairesi – trafik kazalarında kusur vb incelemeler

İhtisas Kurulları
1. İhtisas Kurulu – ölümlü olaylar
2. İhtisas Kurulu – yaralanmalar, ırza geçmeler...
3. İhtisas Kurulu – kaza yaralanmaları, maluliyet
4. İhtisas Kurulu – ceza sorumluluğu, hukuki sorumluluk vb
5. İhtisas Kurulu – Zehirlenmeler, babalık değerlendirmeleri vb
görevleri üstlenmektedir.

İktisat : Açık Piyasa İşlemleri

Açık Piyasa İşlemleri hakkında bilgi
( APİ) (Open Market Operations): Para politikası uygulaması çerçevesinde, merkez bankaları bünyesinde para miktarının artırılıp azaltılması amacıyla, Hazine kağıtlarının alım ve satımının (kesin alım, kesin satım, geri satım vaadiyle alım (repurchase agreements), geri alım vaadiyle satım (reverse repurchase aggrement)) yapılması işlemleridir. Bankalararası Para Piyasası işlemleri de “Açık Piyasa İşlemleri” kapsamı içerisindedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde bu tür işlemler, Açık Piyasa İşlemleri ve Para Piyasası Müdürlükleri tarafından yürütülmektedir.

Sosyal Bilimler : Toplum Bilimi

Toplum Bilimi hakkında bilgi
Sosyoloji (latince socio+logos) ; “Toplum Bilimi” veya “sosyal olayların bilimi” ya da “sosyal örgütlenme ve sosyal değişimler bilimi” olarak da bilinmektedir. Sosyoloji, sosyal hayatımızda var olan sosyal gerçekleri (sosyal olaylar ve olgular), insanların meydana getirdiği grupları, grupların davranışlarını ve sosyal kurumları olduğu gibi inceleyen pozitif bir sosyal bilim dalıdır. Bir başka ifadeyle, sosyoloji, bir takım varsayımlardan çok; var olan gerçekleri ortaya koymaya çalışan, sosyal
Sosyoloji (latince socio+logos) ; Toplum Bilimi veya “sosyal olayların bilimi” ya da “sosyal örgütlenme ve sosyal değişimler bilimi” olarak da bilinmektedir.

Sosyoloji, sosyal hayatımızda var olan sosyal gerçekleri (sosyal olaylar ve olgular), insanların meydana getirdiği grupları, grupların davranışlarını ve sosyal kurumları olduğu gibi inceleyen pozitif bir sosyal bilim dalıdır. Bir başka ifadeyle, sosyoloji, bir takım varsayımlardan çok; var olan gerçekleri ortaya koymaya çalışan, sosyal gerçeğe eğilen bir bilimdir.

Geniş anlamıyla sosyoloji, insanların birbirleriyle kurdukları sosyal ilişkileri, sosyal gruplar, kurumlar ve örgütler arasındaki ilişkileri, toplu eylem, toplu direniş gibi topluluk ve fert davranışlarını, değişik düzeylerde bütün sosyal etkileşim biçimlerini, sosyal yapı özelliklerini ve bu yapıda ortaya çıkabilecek değişme eğilimlerini belirli bir yöntem dahilinde inceleyen, sosyal gerçekleri ve süreçleri sistematik ve bilimsel olarak mercek altına alan bir bilim dalıdır.

Sosyoloji, fertten ziyâde toplumun aynasıdır. İnsanın, sosyal diye vasıflandırabileceğimiz bütün davranışları, sosyolojinin ilgi alanına girmektedir. Her ne kadar insan ruhuna pek yakın olan ilgi alanlarını, değerleri ve duyguları ihtiva eden sorunları ele alıyorsa da, sosyoloji, bir şeyin iyiliği veya kötülüğü, uygunluğu veya uygunsuzluğu gibi hususlarda yargıda bulunmaktan uzak durmaya, yani tarafsız kalmaya gayret etmektedir.


Tarihçesi


Toplumsal olaylar, her ne kadar insanlık tarihi ile başlatılmakta ise de hadiselere toplumsal yaklaşım tarzı daha çok 18. ve 19. yüzyıllarda ortaya çıkmıştır.

Toplumbilimi terimi, ilk kez bir toplumbilimci olmaktan ziyâde bir bilim felsefecisi olan Fransız August Comte (1798-1857) tarafından kullanılmış ve İngiliz Herbert Spencer (1820-1903) tarafından da geniş kitlelere tanıtılmıştır.

Ancak, toplumbiliminin ilk temel esaslarını, ilmî yöntemlerle ortaya seren ilk bilim adamı belki de İbni Haldun'dur (1332-1406). Prof. Dr. W. Barthold’a göre İbni Haldun, tarih felsefesinin en mümtaz simalarından birisi olduğu kadar, toplumbiliminin ilk büyük kurucusudur. Toplumsal kanunları, tarihî hadiselerden çıkaran İbni Haldun, cihan tarihinde, büyük devlet ve medeniyetlerin kuruluşunda göçebe unsura yer verdiği, bunların medeni halk içerisinde yaşayıp milliyetlerini kaybettikleri hakkındaki fikirleri bugün bile geçerlidir. Ayrıca, toplumsal psikoloji, toplumsal ekonomi, tarih felsefesi, etnografya, toplumsal coğrafya, toplumsal felsefe, kentleşme, toplumsal insanbilimi gibi toplumsal bilim dallarına ait toplumsal kuramları, ciddî mânâda ancak 19. asırda kavranabilmiş ve bir çok Avrupalı bilim adamının çalışmalarına temel dayanak vazifesi görmüştür.


Dallar



Ahlâk Toplumbilimi
Askeri Toplumbilimi
Beden Toplumbilimi
Bilgi Toplumbilimi
Bilim Toplumbilimi
Çalışma Toplumbilimi
Din Toplumbilimi
Eğitim Toplumbilimi
Folk Toplumbilimi
Gender Toplumbilimi
Hukuk Toplumbilimi
İktisat Toplumbilimi
İnsan Ekolojisi ve Nüfusbilimi
Kent Toplumbilimi
Köy Toplumbilimi
Kurumlar Toplumbilimi
Küçük Topluluklar Toplumbilimi
Kültür Toplumbilimi
Medikal Toplumbilimi
Natüralist Toplumbilimi
Sağlık Toplumbilimi
Sanat Toplumbilimi
Sanayi Toplumbilimi
Siyaset Toplumbilimi
Toplumsal Psikoloji
Toplumbilimsel Kuram
Tarih Toplumbilimi
Tatbikî Toplumbilimi
Vergi Toplumbilimi


Toplumbilimciler
İbn'i Haldun
Saint Simon
August Comte
Émile Durkheim
Ziya Gökalp
Jürgen Habermas
Karl Marx
Vilfredo Pareto
Talcott Parsons
Ferdinand Tönnies
Max Weber
Immanuel Wallerstein


Kültür : Kaşıkçılık

Kaşıkçılık hakkında bilgi
Kaşıkçılık, Anadolu'nun bazı yörelerinde günümüzde de sürdürülen el sanatlarındandır. Özellikle Konya'da Selçuklular döneminden bu yana sürdürülen tahta kaşık yapımı bir çok ilimizde devam etmektedir. Tahta kaşık yapımında genellikle şimşir, meşe veya armut gibi ağaçlar kullanılmaktadır. Küçük keser, törpü yardımıyla şekillendirilen kaşıklar genellikle Akseki, Gediz, Taraklı bucaklarında yapılmaktadır. Günümüzde yemek kaşıkları yanında süs, oyun kaşıkları da yapılmaktadır. Zımpara ile temi
K aşıkçılık, Anadolu'nun bazı yörelerinde günümüzde de sürdürülen el sanatlarındandır. Özellikle Konya'da Selçuklular döneminden bu yana sürdürülen tahta kaşık yapımı bir çok ilimizde devam etmektedir.

Tahta kaşık yapımında genellikle şimşir, meşe veya armut gibi ağaçlar kullanılmaktadır. Küçük keser, törpü yardımıyla şekillendirilen kaşıklar genellikle Akseki, Gediz, Taraklı bucaklarında yapılmaktadır.

Günümüzde yemek kaşıkları yanında süs, oyun kaşıkları da yapılmaktadır. Zımpara ile temizlenen kaşıklar üzerine çeşitli resimler, bezemeler, yazılar basılıp, boyanır cilalanarak satışa sunulmaktadır.

Tarih : 24 Mart

24 Mart
Vikipedi, özgür ansiklopedi

24 Mart günü gerçekleşen en önemli olayları Tarihte Bugün sayfalarına ekleyebilir ve Ana Sayfada görüntülenmelerini sağlayabilirsiniz.
24 Mart, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 83. (Artık yıllarda 84.) günüdür.

Şubat – Mart – Nisan
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31
Konu başlıkları [gizle]
1 Olaylar
2 Doğumlar
3 Ölümler
4 Tatiller ve Özel Günler



Olaylar [değiştir]1394 - Moğol İmparatoru Timurlenk tarihin en eski kentlerinden Diyarbakır'ı işgal etti. 123 yıl sonra sonra, Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Meydan Savaşı'nı kazanarak Diyarbakır'ı geri aldı.
1923 - Mustafa Kemal Paşa, 'Time' dergisine kapak oldu.
1923 - Yunanistan'da cumhuriyet ilan edildi.
1926 - Türkiye'de petrol arama ve işletilmesinin devletçe yönetilmesini öngören kanun TBMM'de kabul edildi.
1938 - Cumhurbaşkanlığı yatı olarak satın alınan Savarona'ya, İngiltere'nin Southampton Limanı'nda törenle Türk bayrağı çekildi. 1 Haziran'da İstanbul'a getirilen Savarona, Dolmabahçe önüne demir attı. Atatürk, yatı gezerek incelemede bulundu.
1976 - Arjantin Devlet Başkanı Isabel Peron, darbeyle devrildi. Jorge Rafael Videla, Emilio Eduardo Massera ve Orlando Ramon Agosti’den oluşan yasadışı cunta iktidara el koydu, yedi yıllık diktatörlük döneminde 30 bine yakın kişi kaybedildi.
1978 - Savcı Doğan Öz öldürüldü.
1998 - Hindistan'da çıkan fırtınada 250 kişi öldü 3000 kişi yaralandı.
1999 - NATO, Kosova'daki Sırp saldırılarının sürmesi ve Batı Temas Grubu'nun anlaşma taslağını reddetmeleri üzerine, Yugoslavya'ya karşı hava harekatı başlattı.
2000 - Varan Turizm'e ait otobüs, yolcularıyla kaçırıldı. Olaydan sonra yakalanan üç kişi, 36'şar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
2000 - Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir'in idamıyla sonuçlanan 1963'teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etti.
2001 - Apple şirketi Mac OS X 10.0 (Cheetah)'ı piyasaya sürdü.
2006 - İspanya'daki ETA örgütü süresiz ve kalıcı ateşkes ilan etti.
2007 - Türkiye Euro 2008 elemelerinde Yunanistanı futbol maçında 4-1 mağlup etti.

Doğumlar [değiştir]1834 - William Morris, İngiliz şair, ressam (ö. 1896)
1879 - Neyzen Tevfik, Türk neyzen va şair (ö. 1953)
1926 - Dario Fo, İtalyan yazar Nobel Edebiyat Ödülü sahibi
1930 - Steve McQueen, ABD'li sinema oyuncusu
1944 - Vojislav Koštunica, Sırbistan başbakanı
1944 - Han Myeong-sook, Güney Kore başbakanı
1960 - Nena, Alman müzisyen
1965 - The Undertaker, ABD'li güreşçi
1972 - Christophe Dugarry, Fransız futbolcu
1974 - Alyson Hannigan, ABD'li oyuncu

Ölümler [değiştir]809 - Harun Reşid, 5. Abbasi halifesi (d. 763)
1603 - I. Elizabeth, İngiltere kraliçesi (d. 1533)
1882 - Henry Wadsworth Longfellow, ABD'li şair (d. 1807)
1901 - İsmail Safa, Türk yazar (d. 1867)
1905 - Jules Verne, Fransız yazar (d. 1828)
1946 - Alexander Alekhine, Rus satranç oyuncusu (d. 1892)
1968 - Alice Guy-Blaché, Fransız film yönetmeni ve yapımcısı (d. 1873)
1971 - Müfide Ferit Tek, Türk romancı (d. 1892)
1978 - Doğan Öz,Cumhuriyet Savcısı (d.1934)
1984 - Sam Jaffe, ABD'li aktör (d. 1891)
1986 - Ertuğrul Yeşiltepe, Türk gazeteci
1987 - Ekrem Zeki Ün, Türk besteci (d. 1910)
1988 - Turhan Feyzioğlu, Türk hukukçu ve politikacı (d. 1922)
2008 - Richard Widmark, ABD'li aktör (d. 1914)

Tarih : 25 Mart

25 Mart
Vikipedi, özgür ansiklopedi
25 Mart günü gerçekleşen en önemli olayları Tarihte Bugün sayfalarına ekleyebilir ve Ana Sayfada görüntülenmelerini sağlayabilirsiniz.
25 Mart, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 84. (Artık yıllarda 85.) günüdür.

Şubat – Mart – Nisan
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31
Konu başlıkları
1 Olaylar
2 Doğumlar
3 Ölümler
4 Tatiller ve Özel Günler



Olaylar [değiştir]1655 - Satürn'ün en büyük Ay'ı Titan, Christian Huygens tarafından keşfedildi.
1752 - İngiltere'de yılın ilk günü. İngilizlerde 1 Ocak ile başlayan ilk yıl 1752'dir.
1807 - İngiltere Parlamentosu köle ticaretini yasakladı.
1811 - Percy Bysshe Shelley "Tanrıtanımazlığın Gerekliliği" adlı makalesinden dolayı Oxford Üniversitesi'nden atıldı.
1821 - Yunanistan Osmanlı İmparatorluğu'ndan bağımsızlığını ilan etti.
1912 - Ahmet Ferit Tek, Türk Ocağı'nı kurdu.
1915 - Maraş Jandarma Bölük Komutanı Süleyman Efendi 1914 Zeytun İsyanı sırasında çıkan çatışmada öldürüldü.
1918 - Belarus Halk Cumhuriyeti kuruldu.
1929 - İtalya'da faşist yönetim genel seçimlerde oyların yüzde 99'unu kendilerinin aldıklarını açıkladı.
1935 - Prof. Afet İnan, Türk Tarih Kurumu As Başkanlığı'na seçildi.
1936 - Saatlerin doğru olarak ayarlanabilmesi için İstanbul Rasathanesi'nce hazırlanan iki bildiriyi Bakanlar Kurulu onayladı.
1941 - Yugoslavya, Mihver Devletleri’ne katılma kararı aldı.
1944 - Heykeltraş Zühtü Müritoğlu ve Hadi Bara'nın yaptıkları Barbaros Hayrettin Paşa Anıtı törenle açıldı.
1947 - Illinois'deki bir kömür madeninde meydana gelen patlamada 111 kişi öldü.
1949 - Sovyet hükümetinin kararıyla Litvanya, Estonya ve Letonya'dan 92.000 kişi sürgün edildi.
1950 - Türk Hava Yolları'na ait bir yolcu uçağı Ankara'da düştü, 15 kişi öldü.
1951 - Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, solcu öğretmenlerin tasfiyesinin sürdüğünü açıkladı.
1951 - İstanbul'da Neve Şalom Sinagogu açıldı.
1957 - Roma'da bir araya gelen Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Komisyonu'nun kurulmasına ilişkin Roma Antlaşması'nı imzaladı.
1959 - Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisinde yayımlanan "Menderes'in Kalesi" başlıklı yazısında [[Fuad Köprülü'ye yayın yoluyla hakaret ettiği iddiasıyla açılan davada bir yıl hapse mahkum oldu. Büyük Doğu dergisi de bir ay süreyle kapatıldı.
1960 - Güney Afrika Johannesburg'da tüm siyah politik örgütler feshedildi.
1960 - İtalya'da Fernando Tambroni başbakan oldu.
1961 - Adalet Bakanlığı idam cezalarının cezaevi bahçelerinde infaz olunması hakkında karar aldı.
1962 - EOKA'cılar Kıbrıs'ta iki camiye bomba attı.
1968 - Şair Metin Demirtaş Türk Solu dergisinde yayımlanan "Guevara" adlı şiirinde komünizm propagandası yaptğı gerekçesiyle tutuklandı.
1972 - Cumhuriyet Halk Partisi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından onaylanan idam kararlarının iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. İnfaz savcılığı dosyayı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'na gönderdi. Üç gün sonra Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi idamların infazına karar verdi.
1975 - Suudi Arabistan Kralı Faysal, akli dengesi bozuk yeğeni prens Faysal bin Musad tarafından Riyad'da öldürüldü.
1982 - Ankara Sıkıyönetim Savcılığı halkevleri hakkında kapatılma istemiyle dava açtı.
1982 - Tutuklu İsmail Beşikçi, cezaevinden yazdığı bir mektup nedeniyle 10 yıl ceza aldı.
1984 - Yerel seçimler yapıldı. Anavatan Partisi (ANAP) yüzde 41,5 oy oranı ile 54 ilde belediye başkanlığı aldı. Sosyal Demokrat Parti (SODEP) yüzde 23,4 oy oranı ile ikinci, Doğru Yol Partisi (DYP) yüzde 13,2 oy oranı ile seçimlerden üçüncü parti olarak çıktı. İlk kez seçime katılan Refah Partisi (RP) yüzde 4,4 oy oranıyla sonuncu parti oldu.
1986 - 14. Strasbourg Film Festivali'nde Muammer Özer'in "Bir Avuç Cennet" ve Ali Özgentürk'ün "Bekçi" isimli filmleri ikinciliği paylaştı.
1986 - İşkence yaptığını itiraf eden polis memuru Sedat Caner ile bu itirafları yayımlayan 'Nokta' dergisine dava açıldı.
1988 - İstanbul'daki Metris Askeri Cezaevi'nden 29 tutuklu ve hükümlü kaçtı.
1990 - New York'un Bronx semtindeki bir kulüpte çıkan yangında 87 kişi öldü.
1992 - Kozmonot Sergei Krikalev, Mir Uzay İstasyonu'nda 10 ay kaldıktan sonra dünyaya döndü.
1994 - Aydın Ortaklar Öğretmen Lisesi'nde evci çıkan dört kız öğrenciden birinin, emniyet yetkilileri tarafından yakalanarak bekaret kontrolüne gönderilmesi kadınlar tarafından protesto edildi.
1996 - Türkiye'de Emek Partisi kuruldu.
1998 - Manisalı Gençler Davasında, Yargıtay'ın bozma kararından sonra beş tutuklu genç tahliye edildi. Davada tutuklu sanık kalmadı.
1999 - Sırbistan, NATO'ya savaş ilan edip BM'ye bildirince, NATO üyesi Türkiye de bu ülkeyle resmen savaşa girmiş oldu.
2009 - Büyük Birlik Partisi'ne ait parti lideri Muhsin Yazıcıoğlu dahil 6 kişinin bulunduğu helikopter, Kahramanmaraş'ta düştü.

Doğumlar [değiştir]1611 - Evliya Çelebi, Türk gezgin ve yazar. (ö. 1682)
1767 - Joachim Murat, Napoli kralı (ö. 1815)
1835 - Adolph Wagner, Alman ekonomist ve politikacı (ö. 1917)
1867 - Arturo Toscanini, 20. yüzyılın en büyük vitüözlerinden, İtalyan orkestra şefi.
1881 - Béla Bartók, Macar besteci (ö. 1945)
1887 - Chuichi Nagumo, Japon asker (ö. 1944)
1899 - Burt Munro, Yeni Zelandalı motosiklet yarışçısı (ö. 1978)
1908 - David Lean, İngiliz yönetmen
1921 - Simone Signoret, Fransız sinema oyuncusu.
1934 - Gloria Steinem, feminist, siyasal eylemci ve yayıncılarından.
1947 - Elton John, İngiliz pop/rock şarkıcısı, beste yazarı ve piyanisttir
1965 - Sarah Jessica Parker, ABD'li sinema oyuncusu
1965 - Avery Johnson,ABD'li basketbol oyuncusu ve koçu
1973 - Dolunay Soysert, Türk oyuncu
1980 - Muratcan Güler, Türk basketbolcu

Ölümler [değiştir]1801 - Novalis, Alman yazar ve filozof (d. 1772)
1880 - Ludmilla Assing, Alman yazar (d. 1821)
1918 - Claude Debussy, Fransız besteci (d. 1862)
1957 - Max Ophüls, Alman asıllı Fransız sinema yönetmeni ve yazar (d. 1902)
1973 - Edward Steichen, ABD'li fotoğrafçı (d. 1879)
1975 - Faysal bin Abdül Aziz, Suudi Arabistan kralı (d. 1903)
1976 - Şevket Süreyya Aydemir, Türk iktisatçı ve tarihçi (d. 1897)
1980 - Roland Barthes, Fransız felsefeci ve göstergebilimci (d. 1915)
2001 - Tekin Siper, Türk tiyatro sanatçısı (d. 1941)
2002 - Esmeray, Türk oyuncu ve vokalist (d. 1949)
2007 - Andranik Markaryan, Ermenistan başbakanı
2007 - Veysel Turan, İstiklal Savaşı gazisi 107 yaşında Konya'da yaşamını yitirdi.

Tarih : 26 Mart

26 Mart

26 Mart günü gerçekleşen en önemli olayları Tarihte Bugün sayfalarına ekleyebilir ve Ana Sayfada görüntülenmelerini sağlayabilirsiniz.
26 Mart, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 85. (Artık yıllarda 86.) günüdür.


Şubat – Mart – Nisan
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31
Konu başlıkları [gizle]
1 Olaylar
2 Doğumlar
3 Ölümler
4 Tatiller ve Özel Günler



Olaylar [değiştir]1636 - Hollanda'da Utrecht Üniversitesi kuruldu.
1812 - Venezuela'nın Karakas şehri, şiddetli bir depremle tahrip oldu.
1821 - Seyyid Ali Paşa sadrazamlıktan alınarak yerine Benderli Ali Paşa atandı.
1915 - Çanakkale Boğazı'nın Anadolu yakasında görev yapmak üzere 15. Kolordu'nun teşkili.
1931 - Ölçüler Kanunu'nun kabul edilmesiyle; okka, endaze gibi eski ölçülerin yerine gram, metre, litre gibi yeni ölçülerin kullanılması öngörüldü.
1939 - Türkiye'de milletvekili seçimleri yapıldı.
1941 - Yugoslavya’da General Simoviç, kansız bir darbe ile yönetimi ele geçirdi. Yeni hükümet, Mihver Devletleri’nden ayrılma kararı aldı.
1942 - Naziler, Yahudileri Polonya'daki Auschwitz Kampı'na götürmeye başladı.
1971 - Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, 12 Mart Muhtırası'yla istifa eden Süleyman Demirel'in yerine atanan Nihat Erim'in kabinesini onayladı.
1971 - İstanbul'da iki kıta birleşti. Boğaz Köprüsü'nün 57'nci ünitesinin de yerine konulmasıyla kentin Asya ve Avrupa yakaları birbirine bağlandı.
1971 - Doğu Pakistan, Bengaldeş'in oluşumuna yönelik olarak Pakistan'dan bağımsızlığını ilan etti.
1979 - Enver Sedat, Menahem Begin, ve Jimmy Carter, Vaşington, DC'de İsrail-Mısır Barış Antlaşmasını imzaladılar.
1989 - Türkiye'de yerel seçimler yapıldı.
1995 - Şengen Antlaşması yürürlüğe girdi.
1996 - Uluslararası Para Fonu, Rusya'ya 10.2 milyar USD kredi verilmesini onayladı.
1998 - Şişli'nin eski Belediye Başkanı Gülay Aslıtürk hakkında, yolsuzluk iddiaları nedeniyle gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı.
1999 - Melissa virüsü tüm dünyada e-posta sistemlerini etkiledi.
1999 - Michigan'da bir mahkeme jürisi, Dr. Jack Kevorkian'ı ölümcül bir hastayı iğne yaparak öldürmekten (ötenazi) suçlu buldu.
2000 - Rusya'da yapılan seçimler sonucunda Vladimir Putin başkan oldu.
2002 - TBMM Genel Kurulu'nda, AB'ye uyum çerçevesinde hazırlanan ve sekiz yasada değişiklik yapan dokuz maddelik yasa tasarısı kabul edildi.
2002 - İsrail'de Uluslararası Geçici Mevcudiyet'e ait araca düzenlenen saldırıda Türk Binbaşı Cengiz Toytunç öldü, Yüzbaşı Hüseyin Özarslan yaralandı.
2006 - İskoçya'da kamusal alanlarda sigara içmek yasaklandı.

Doğumlar [değiştir]1516 - Conrad Gesner, İsviçreli doğabilimci (ö. 1565)
1822 - Ahmet Cevdet Paşa, Türk devlet adamı (ö. 1895)
1874 - Robert Frost, ABD'li şair (ö. 1963)
1877 - Kate Richards O'Hare Cunningham, ABD'li sosyalist
1892 - Filippo Del Giudice, film yapımcısı (ö. 1 Ocak 1963)
1893 - Palmiro Togliatti, İtalyan politikacı
1911 - Tennessee Williams, ABD'li oyun yazarı
1913 - Paul Erdös, Macar matematikçi (ö. 1996)
1932 - Stefan Wigger, Alman oyuncu
1933 - Tinto Brass, İtalyan yönetmen
1935 - Erdal Öz, Türk yazar (ö. 2006)
1935 - Mahmud Abbas, Filistinli politikacı
1940 - James Caan, ABD'li oyuncu
1940 - Nancy Pelosi, ABD'li politikacı
1941 - Richard Dawkins, İngiliz biyolog
1943 - Mustafa Kalemli, Türk politikacı
1948 - Steven Tyler,ABD'li müzisyen
1949 - Patrick Süskind, Alman yazar
1949 - Bärbel Dieckmann, Alman politikacı
1962 - Falko Götz, Alman futbol adamı
1963 - Serpil Gümülcineli Öztürk, Türk ressam
1969 - Mahsun Kırmızıgül, Türk şarkıcı
1973 - Larry Page, ABD'li işadamı
1976 - Nurgül Yeşilçay, Türk sinema oyuncusu
1982 - Jay Sean, İngiliz müzisyen
1982 - Andreas Hinkel, Alman futbolcu
1985 - Keira Knightley, İngiliz sinema oyuncusu

Ölümler [değiştir]1814 - Joseph-Ignace Guillotin, Fransız doktor (d. 1738)
1827 - Ludwig van Beethoven, Alman besteci (d. 1770)
1864 - Jan Bake, Hollandalı dilbilimci (d. 1787)
1892 - Walt Whitman, ABD'li şair
1923 - Sarah Bernhardt, Fransız tiyatro sanatçısı (d. 1884)
1945 - David Lloyd George, İngiliz politikacı (d. 1863)
1949 - Albert William Stevens, ABD'li asker, baloncu ve ilk hava fotoğrafçılarından biri (d. 1889)
1959 - Raymond Chandler, ABD'li yazar (d. 1888)
1969 - John Kennedy Toole, ABD'li yazar (d. 1937)
1973 - Noël Coward, İngiliz aktör, yazar besteci. (d.1899)
1976 - Josef Albers, Alman ressam (d. 1888)
1987 - İhap Hulusi Görey, Türk ressam (d. 1898)
1988 - Turhan Feyzioğlu, Türk hukukçu ve politikacı (d. 1922)
1995 - Belgin Doruk, Türk sinema sanatçısı (d. 1936)
2005 - Murat Çobanoğlu, Türk halk ozanı (d. 1940)
2005 - James Callaghan, İngiliz politikacı (d. 1912)

Matematik : Video Ders - Permütasyon - Konbinasyon

24 Mart 2009 Salı | etiket , | 0 comments [ Devamını Oku ]

Matematik : Video Ders - 2. Dereceden Denklemler




Matematik : Video Ders - Basit Eşitsiklikler

Matematik : Video Ders - Parabol

Matematik : Video Ders - Binom Açılımı

Masal Hikaye : Kibritçi Kız - Oku

Etiketler : çocuk masalları, kibritçi kız masalı, masal, masal alemi, masal dünyası, masal oku, Masal-Diyari, masallar, masallar alemi, masallar diyarı, masalsız çocuklar


Bir yılbaşı gecesiydi. Dondurucu, kavurucu bir soğuk vardı. Yoldan geçenler paltolarının yakasını kaldırmışlar, atkılarına bürünmüşler, hızlı hızlı yürüyorlardı. Kimi evine geç kalmış, acele ediyor, kimi bir eğlence yerine gidiyordu.
Çocuklar koşuyorlar, birbirlerine kartopu atıyorlardı. Gecenin zevkini en çok onlar çıkarıyorlardı. Kahkahalarla gülüyorlar, sevinçle haykırıyorlardı.
Yalnız bir çocuk vardı ki gelip geçenler onun farkında değillerdi. Ufak bir kız çoçuğu. Başı açık, elbisesi yama içinde, yoksul bir kızcağız. Bir kapının önüne büzülmüş, çıplak ayaklarını altına almıştı. Soğuktan morarmış tir tir titriyordu. Üzerinde oturduğu taş basamakta buz gibiydi.

Yavrucağız da sanki donmuş, bir buz parçası kesilmişti.
Geniş bir mukavva kutunun içine sıralanmış kibrit kutularına bakarken gözleri yaşarıyordu.
Evet, bu bir kibritçi kızdı. O gün bir tek kutu kibrit bile satamamıştı. Satsa, bir kaç kuruş para kazansa, kalkıp evine gider, annesiyle birlikte hiç olmazsa bir kase sıcak çorba içerdi. Gidemiyordu, çünkü o gün hiç kibrit satamadığını annesine söylemekten çekiniyordu. Soğuktan, üzüntüsünden titreyen kısık,incecik sesiyle “Kibrit var, kibrit”diye bağırıyordu. Sokaktan geçenlerin hiçbiri başını çevirip bakmıyordu…
Ah hiç olmazsa ayaklarında terlikleri olsaydı! Biraz önce, sokak sokak dolaşırken, hızla geçen bir arabanın önünden kaçmış, kaçarken terlikleri ayağından fırlamıştı.
Karşı kaldırıma geçtikten sonra, dönüp bakmış hınzır bir çocuğun terlikleri kapıp kaçtığını görmüştü. Arkasından seslenmişti ama, çocuk alaylı alaylı seslenerek koşa koşa uzaklaşmıştı.

Kibritçi kız bunun üzerine bir kapının girintisine sığınmış, oracığa kıvrılıp oturmuştu.
Parmakları donmuş, sızlamaya başlamıştı. Kızcağız bu acıya dayanamadı, kutulardan birini açıp bir kibrit çıkardı. Parmakları uyuşmuştu, kibrit çöpünü elinde güçlükle tutuyordu. Eli titreye titreye çöpü duvara sürttü. Kibrit birden alev aldı; tatlı, yumuşacık, turuncu bir alev.

Zavallı kız, kibriti bir elinden öbür eline geçirerek, parmaklarını ısıttı. İçi de ısınmıştı. Sanki gürül gürül yanan bir ocağın karşısındaydı. Gözleri aleve dikilmiş, düşlere dalmıştı: Güzel bir odada, büyük bir ocağın karşısında oturuyordu. Arkasında kalın bir yünlü hırka, ayaklarında kürklü terlikler vardı.

Isınmış, terlemeye bile başlamıştı… Derken kibrit sönüverdi. Kibritin sönmesiyle, o tatlı düşlerde sona ermişti. Kızcağızın parmakları yeniden donmaya, sızlamaya başlamıştı.
Bir kibrit daha yaktı. Bu sırada soğuk bir rüzgar esti. Kız kibrit sönmesin diye, duvardan yana döndü. Öbür elini aleve siper etti. Aleve bakarken, karşısındaki duvar sanki eridi, birden açıldı, içerisi göründü. İçeride geniş bir oda vardı. Kar gibi bembeyaz örtü yayılmış bir masanın üzerine tabak tabak yiyecekler dizilmişti. Sofrada gümüş şamdanlar yanıyor, odayı gündüz gibi aydınlatıyordu. Kızcağız’ın gözleri sofranın ortasında, büyük bir tabağa konulmuş, nar gibi kıpkırmızı kaz kızartmasına dikilmişti. Ağzı sulandı. Elini oraya doğru uzattı. Kibrit yana yana sonuna gelmişti, parmağını yakıyordu. Kızcağız çöpü yere atıverdi. Atmasıyla birlikte, yılbaşı sofrası siliniverdi, gözlerinin önüne taş duvar yeniden dikildi.

Üçüncü kibrit daha fazla düşler yarattı:Bir yaz gecesi…Kibritçi Kız kırda bir ağacın altına oturmuş, yıldızlara bakıyor. Gece olduğu halde hava sıcak. Altındaki toprak, gündüz güneşten ısınmış, fırın gibi yanıyor… Küçük kız gözlerini yıldızlardan ayıramıyordu. Uzaktan uzağa gece kuşları ötüyor, kurbağalar bağrışıyordu.

Derken bir yıldız kaydı, gökyüzüne geniş bir yay çizerek uzaklaştı, söndü. Kızcağız: ‘işte, biri daha öldü’ diye mırıldandı. Bir gün, ninesi söylemişti: Her yıldız düştükçe yeryüzünden biri ölürmüş… Ninesini bir daha görebilmek için bir kibrit daha çaktı. Soğuktan kaskatı kesilmiş, beyni durmuştu. O şimdi sokak ortasında olduğunu unutmuş, düşler dünyasına dalmıştı. Kibritin alevinde yine ninesini görüyor, onun sesini işitir gibi oluyordu. İşte ninesi geliyordu. Lapa lapa yağan karların arasından bir melek gibi iniyordu… Geldi, geldi…Kollarını açtı, torununu kucakladı, aldı göklere doğru götürdü…
Ertesi sabah, yoldan geçenler, bir evin basamağında donmuş kalmış kızcağızın ölüsünü buldular. Yanı başında bir sürü boş kibrit kutusu vardı.

-Zavallı kız ısınmak için bütün kibritlerini yakmış dediler… Bu kibritlerin alevinde onun ne düşler gördüğünü bilemezlerdi ki.

Masal : Uyuyan Güzel Masalı Oku

Uyuyan Güzel
Etiketler : masal, masal dinle, masal dünyası, masal oku, Masal-Diyari, masallar, masalsız çocuklar, Uyuyan güzel masalı
UYUYAN GÜZEL



Grimm Kardeşler
Bir zamanlar bir Kral ile Kraliçe bir kız çocukları olunca bu mutlu günün şerefine bir ziyafet vermişler. Ziyafetten sonra Kral çevresindeki insanlara baba olmanın kendisini nasıl mutlu ettiğini anlatmış, zira yıllar yılı karısıyla birlikte hep bir çocuk sahibi olmayı beklemiş durmuş. Sonra bebeğin altını değiştirmeyi yeni öğrendiği sıralarda başına gelenleri anlatırken konukların hepsini güldürmüş. Derken konukların bebek Prenses’e hediyelerini verme zamanı gelmiş.

Herkes hediyelerini verdikten sonra sıra on iki periye gelmiş. “Benim Prenses’e hediyem Mutluluk,” demiş birinci peri. Konuklar sevinçle alkışlamışlar, Kral’ın ağzı kulaklarına varmış.
“Benim hediyem Güzellik,” demiş ikinci peki. “Benim hediyem Akıl,” demiş üçüncüsü. Böylece on bir peri hediyelerini tek tek vermişler.
On ikinci peri tam hediyesini vermek üzereymiş ki, bir gökgürültüsüyle sarsılmış bütün saray. Kapılar ardına kadar açılmış, içeriye yaşlı bir kadın girmiş ayaklarını sürüye sürüye. Onu gören herkes korkudan gözlerini kapatmış.
“On üçüncü peri!” diye bağırmışlar hep bir ağızdan.
“Bana davetiye yok mu Kral?” demiş on üçüncü peri korkun sesiyle kapı ağzından.
“Sana davetiye yollamayı unutmuş olmalılar,” demiş Kral kem küm ederek. “Hizmetkârlar! Sofrada hemen bir yer daha açın! Çabuk!” Aslında Kral onu bile bile davet etmemiş, çünkü sarayda periler için sadece on iki altın tabak varmış. O da düşünmüş taşınmış, çareyi birini davet etmemekte bulmuş.
On üçüncü peri minik Prenses’in kundağının yanına gitmiş. Bebek agu deyip minik elini ona doğru uzatmış. Derken peri birden, “Benim de prensese hediyem, on beşinci yaş gününde parmağına iğ batar batmaz ölmesi,” demiş iğrenç bir kahkaha atarak.
Yine bir gök gürültüsüyle, kötü peri kaybolup gitmiş. Sarayın kapıları gürültüyle kapanmış ardından. Korkunç bir sessizlik kalmış geriye. Sonra Kraliçe ağlamaya başlamış.
On ikinci peri öne atılmış. “Ben hediyemi vermedim daha,” demiş yumuşak bir sesle. “Kötü büyüyü bozamam belki, ama onu değiştirebilirim. Benim hediyem de büyüyü, Prenses’in parmağına iğ battığında ölmesi yerine, yüz yıl uyuması şeklinde değiştirmek olsun o zaman.”
Yıllar geçmiş aradan. Bebek büyümüş, sağlıklı, güzel, mutlu ve akıllı bir genç kız olmuş. Kral’la Kraliçe kötü büyüyü çoktan unutmuşlar. Zaten ülke içinde ne kadar iğ varsa, daha Prenses bebekken yok edilmiş. Prenses uzun yıllar güvendeymiş.
Fakat tam da on beşinci yaşına bastığı gün Prenses daha önce hiç fark etmediği bir kapı keşfetmiş. Kapıyı açmış, kıvrıla kıvrıla yukarı çıkan bir merdivenle karşılaşmış. Merdiveni çıkınca üzerinde altın bir anahtar bulunan bir kapıya varmış. Kapıyı açınca, içerdeki küçük odada tekerlekli bir şeyi çalıştıran yaşlı bir kadın görmüş. “Ne yapıyorsunuz öyle?” diye sormuş prenses. Yaşlı kadın gülümsemiş. “İplik eğiriyorum!” demiş. “Orada öyle bakıp durma. Gel, bir de sen dene, hadi.” İği Prenses’e doğru uzatmış.
O anda olanlar olmuş. İğin sivri ucu Prenses’in parmağına batmış, Prenses hemen yere yığılıp kalmış. Dışarıda, avluda tavuklar gıdaklamayı kesmiş. Prenses’in köpeği, aşçının kedisini kovalamaz olmuş. Çalışma odasında kızının doğum günü davetiyesini yazmakta olan Kral’ın elinden kalem düşmüş. Mutfaktaki ocaklar yanmaz olmuş. Tüm saray uykuya dalmış.
Yıllar yavaş yavaş akıp geçmiş. Saray unutulmuş. Ama olaydan yüz yıl kadar sonra bir gün yakışıklı bir Prens o civardan geçiyormuş. Uzaklarda dikenli çalılarla kaplı bir yer gözüne ilişmiş. Adamları gülerek bu büyülenmiş sarayla içindeki uyuyan güzel hakkında duydukları bir hikâyeyi aktarmışlar ona. ‘Ya doğruysa,’ diye düşünmüş prens ve atını dikenli çalılarla kaplı yola sürmüş.
Önce çalılardan geçilecek hiç yol bulamamış. Çalılar hem çok sıkmış ve hem de üstüne tırmanılamayacak kadar dikenliymiş. Bakmış olacak gibi değil, çekmiş kılıcını ve yolunu açmak için çalıları kesmeye başlamış. Çalılıkları aşan Prens gördüklerine inanamamış. Her yer bir heykel gibi kıpırdamadan duran hayvalar ve insanlarla doluymuş. Sarayın içinde dolaşmış. Güneşle aydınlanan pencerelerde tek bir sinek bile vızıldamıyormuş. Hiç kimse kımıldamıyor, hiç kimse cevap vermiyormuş sorularına.
Derken kapısı yarı açık bir kuleye varmış. İçeri girmiş, kıvrıla kıvrıla yukarı doğru uzanan bir merdivenle karşılaşmış. Prens, merdivenlerin bittiği yerde, tepede altına benzer bir şeyin parladığını görür gibi olmuş. Merdivenleri çıkmış ve kendini Prenses’in önünde bulmuş. “Uyuyan Güzel,” demiş fısıltılı bir sesle. Kızın güzelliğine dayanamamış, eğilip dudaklarından öpmüş.
Prens onu öper öpmez Prenses gözlerini açmış. Onun uyanmasıyla birlikte sarayın mutfağında ocak tekrar yanmaya başlamış. Çalışma odasında Kral leinden düşürdüğü kalemi almış ve kızının doğum günü davetiyesini yazmaya devam etmiş. Tavuklar yerdeki buğday tanelerini gagalamaya başlamış.
Kulenin en üst katındaki odada Prenses karşısında Prensi görmüş. Yüz yıldan sonra ilk defa dudaklarında bir tebessüm belirmiş. “Benimle evlenir misin?” diye sormuş Prens fısıltıyla. “Evet!” demiş Prenses ve Prensi öpmüş. Kral bu güzel haberi alınca muazzam bir ziyafet hazırlatmış. Prens ile Prenses evlenmişler ve ömür boyu mutluluk içinde yaşamışlar.


Alıntıdır. http://www.Dostyakasi.com

Masal ,:

Uyuyan Güzel
Etiketler : masal, masal dinle, masal dünyası, masal oku, Masal-Diyari, masallar, masalsız çocuklar, Uyuyan güzel masalı
UYUYAN GÜZEL



Grimm Kardeşler
Bir zamanlar bir Kral ile Kraliçe bir kız çocukları olunca bu mutlu günün şerefine bir ziyafet vermişler. Ziyafetten sonra Kral çevresindeki insanlara baba olmanın kendisini nasıl mutlu ettiğini anlatmış, zira yıllar yılı karısıyla birlikte hep bir çocuk sahibi olmayı beklemiş durmuş. Sonra bebeğin altını değiştirmeyi yeni öğrendiği sıralarda başına gelenleri anlatırken konukların hepsini güldürmüş. Derken konukların bebek Prenses’e hediyelerini verme zamanı gelmiş.
Herkes hediyelerini verdikten sonra sıra on iki periye gelmiş. “Benim Prenses’e hediyem Mutluluk,” demiş birinci peri. Konuklar sevinçle alkışlamışlar, Kral’ın ağzı kulaklarına varmış.

“Benim hediyem Güzellik,” demiş ikinci peki. “Benim hediyem Akıl,” demiş üçüncüsü. Böylece on bir peri hediyelerini tek tek vermişler.
On ikinci peri tam hediyesini vermek üzereymiş ki, bir gökgürültüsüyle sarsılmış bütün saray. Kapılar ardına kadar açılmış, içeriye yaşlı bir kadın girmiş ayaklarını sürüye sürüye. Onu gören herkes korkudan gözlerini kapatmış.
“On üçüncü peri!” diye bağırmışlar hep bir ağızdan.
“Bana davetiye yok mu Kral?” demiş on üçüncü peri korkun sesiyle kapı ağzından.
“Sana davetiye yollamayı unutmuş olmalılar,” demiş Kral kem küm ederek. “Hizmetkârlar! Sofrada hemen bir yer daha açın! Çabuk!” Aslında Kral onu bile bile davet etmemiş, çünkü sarayda periler için sadece on iki altın tabak varmış. O da düşünmüş taşınmış, çareyi birini davet etmemekte bulmuş.
On üçüncü peri minik Prenses’in kundağının yanına gitmiş. Bebek agu deyip minik elini ona doğru uzatmış. Derken peri birden, “Benim de prensese hediyem, on beşinci yaş gününde parmağına iğ batar batmaz ölmesi,” demiş iğrenç bir kahkaha atarak.
Yine bir gök gürültüsüyle, kötü peri kaybolup gitmiş. Sarayın kapıları gürültüyle kapanmış ardından. Korkunç bir sessizlik kalmış geriye. Sonra Kraliçe ağlamaya başlamış.
On ikinci peri öne atılmış. “Ben hediyemi vermedim daha,” demiş yumuşak bir sesle. “Kötü büyüyü bozamam belki, ama onu değiştirebilirim. Benim hediyem de büyüyü, Prenses’in parmağına iğ battığında ölmesi yerine, yüz yıl uyuması şeklinde değiştirmek olsun o zaman.”
Yıllar geçmiş aradan. Bebek büyümüş, sağlıklı, güzel, mutlu ve akıllı bir genç kız olmuş. Kral’la Kraliçe kötü büyüyü çoktan unutmuşlar. Zaten ülke içinde ne kadar iğ varsa, daha Prenses bebekken yok edilmiş. Prenses uzun yıllar güvendeymiş.
Fakat tam da on beşinci yaşına bastığı gün Prenses daha önce hiç fark etmediği bir kapı keşfetmiş. Kapıyı açmış, kıvrıla kıvrıla yukarı çıkan bir merdivenle karşılaşmış. Merdiveni çıkınca üzerinde altın bir anahtar bulunan bir kapıya varmış. Kapıyı açınca, içerdeki küçük odada tekerlekli bir şeyi çalıştıran yaşlı bir kadın görmüş. “Ne yapıyorsunuz öyle?” diye sormuş prenses. Yaşlı kadın gülümsemiş. “İplik eğiriyorum!” demiş. “Orada öyle bakıp durma. Gel, bir de sen dene, hadi.” İği Prenses’e doğru uzatmış.
O anda olanlar olmuş. İğin sivri ucu Prenses’in parmağına batmış, Prenses hemen yere yığılıp kalmış. Dışarıda, avluda tavuklar gıdaklamayı kesmiş. Prenses’in köpeği, aşçının kedisini kovalamaz olmuş. Çalışma odasında kızının doğum günü davetiyesini yazmakta olan Kral’ın elinden kalem düşmüş. Mutfaktaki ocaklar yanmaz olmuş. Tüm saray uykuya dalmış.
Yıllar yavaş yavaş akıp geçmiş. Saray unutulmuş. Ama olaydan yüz yıl kadar sonra bir gün yakışıklı bir Prens o civardan geçiyormuş. Uzaklarda dikenli çalılarla kaplı bir yer gözüne ilişmiş. Adamları gülerek bu büyülenmiş sarayla içindeki uyuyan güzel hakkında duydukları bir hikâyeyi aktarmışlar ona. ‘Ya doğruysa,’ diye düşünmüş prens ve atını dikenli çalılarla kaplı yola sürmüş.
Önce çalılardan geçilecek hiç yol bulamamış. Çalılar hem çok sıkmış ve hem de üstüne tırmanılamayacak kadar dikenliymiş. Bakmış olacak gibi değil, çekmiş kılıcını ve yolunu açmak için çalıları kesmeye başlamış. Çalılıkları aşan Prens gördüklerine inanamamış. Her yer bir heykel gibi kıpırdamadan duran hayvalar ve insanlarla doluymuş. Sarayın içinde dolaşmış. Güneşle aydınlanan pencerelerde tek bir sinek bile vızıldamıyormuş. Hiç kimse kımıldamıyor, hiç kimse cevap vermiyormuş sorularına.
Derken kapısı yarı açık bir kuleye varmış. İçeri girmiş, kıvrıla kıvrıla yukarı doğru uzanan bir merdivenle karşılaşmış. Prens, merdivenlerin bittiği yerde, tepede altına benzer bir şeyin parladığını görür gibi olmuş. Merdivenleri çıkmış ve kendini Prenses’in önünde bulmuş. “Uyuyan Güzel,” demiş fısıltılı bir sesle. Kızın güzelliğine dayanamamış, eğilip dudaklarından öpmüş.
Prens onu öper öpmez Prenses gözlerini açmış. Onun uyanmasıyla birlikte sarayın mutfağında ocak tekrar yanmaya başlamış. Çalışma odasında Kral leinden düşürdüğü kalemi almış ve kızının doğum günü davetiyesini yazmaya devam etmiş. Tavuklar yerdeki buğday tanelerini gagalamaya başlamış.
Kulenin en üst katındaki odada Prenses karşısında Prensi görmüş. Yüz yıldan sonra ilk defa dudaklarında bir tebessüm belirmiş. “Benimle evlenir misin?” diye sormuş Prens fısıltıyla. “Evet!” demiş Prenses ve Prensi öpmüş. Kral bu güzel haberi alınca muazzam bir ziyafet hazırlatmış. Prens ile Prenses evlenmişler ve ömür boyu mutluluk içinde yaşamışlar.


Alıntıdır. http://www.Dostyakasi.com

Fizik : Video Ders - Hareket

HAREKET VE KUVVET

Hareket, fizikte mekanik konusu içerisinde yer alır. mekanik ile nesnelerin hareketi ve durgun kalma özellikleri açıklanmaya çalışılır. Böylece evrendeki gezegen ve yıldızların hareketleri açıklanabilir, bina, köprü, gökdelen gibi binalar inşa edilebilir, uçak, gemi ve denizaltı gibi araçlar yapılabilir. Kısaca, dünya ve uzayda var olan veya var olması istenen birçok özellik mekanik konusu ile açıklanabilir.

İnsanların en iyi çok ilgilendiği ve günlük yaşamında karşılaştığı fiziksel olaylardan birisi harekettir. bu nedenle fizik bilimine genellikle hareket konusu ile başlanır.

HAREKET BİLİMİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Hareket çok eski zamanlardan beri insanların ilgisini çeken bir konu olmakla beraber, sistematiğinin oluşması ancak 1600'lü yıllara denk gelmektedir. Bu çağda batı dünyasında ortaya çıkan Galileo ve Newton, hareket biliminin sistematik özelliğinin oluşmasının temelini atmışlardır. 19. yüzyılın sonlarına kadar bu bilim adamlarının ortaya attığı fikirler büyük oranda kabul görmüştür. Fakat 20. yüzyılda atom ve atom altı parçacıklar üzerinde yapılan çalışmalar ve teknolojideki hızlı gelişim bu bilim adamlarının fikirlerinde bir takım değişiklikler yapılması gerektiğini ortaya koymuştur. Kuantum Mekaniği ve Görelilik Teorisi yapılan bu çalışmalar sonrası, mekaniği ve hareketi daha iyi açıklamışlardır.

HAREKET VE KUVVET KONUSU İÇİN BAZI TEMEL KAVRAMLAR

Skaler ve Vektörel Büyüklükler

Sadece bir sayı ve bir birim ile belirtilen uzunluk, kütle, zaman gibi büyüklüklere skaler büyüklükler denir. 500 metre, 50 m/s, 175 cm, 3 saat gibi büyüklükler skaler büyüklüklerdir.

Vektörel büyüklükler ise, bir sayı ve bir birim yanında yönü de olan büyüklüklerdir. A'dan B'ye 2 saate gitmek vektörel bir büyüklüğü ifade eder.

Uzunluk ve Zaman Birimleri

Hareketi iyi anlayabilmek için ilk olarak temel uzunluk ve zaman ölçülerini bilmek gerekir.

Metre uzunluğun temel ölçü birimidir. Bir metre, Paris'ten geçen, kuzey kutbu ve ekvator arasındaki boyuna çizgi boyunca ölçülen uzaklığın on milyonda birisidir. Bu bir metreyi temsil eden metal çubuk Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler Bürosu'nda bulunmaktadır.

Bir metrenin uzunluğunu belirlemenin bir başka yolu ise, bilimdeki hızlı gelişmelerden birisi olan ışık hızından yararlanmaktır. Buna göre 1 metre = Işığın boşlukta 1/299,792,458 saniyede yol aldığı mesafedir.

Saniye ise = Sezyum atomunun yayınladığı belli bir dalga boyundaki ışığın, 9192631770 devir yapması için geçen zamandır.

Kütle, enerji, zaman, hız, kuvvet ve sıcaklık gibi bir ölçme aracı ile ölçülebilen büyüklükler fiziksel niceliklerdir. Bu tür büyüklükler genel olarak iki kısımda incelenir. Bunlar:

1) Skaler Büyüklükler

2) Vektörel Büyüklüklerdir.

1) Skaler Büyüklükler

Yalnızca sayılarla ifade edilebilen ve bir birimi olan büyüklüklere denir. Skaler büyüklükler, kütle, sıcaklık, güç, zaman, iş vb. olarak incelenebilir. Örneğin; 3 metre, 5 kilogram, 35 oC, 600 Newton, 220 Volt gibi.

2) Vektörel Büyüklükler

Ölçülen büyüklüklerin bazılarındaki sayısal değer ve birim bazen bu veriyi anlamak için yeterli değildir. Bu büyüklüğün yönü, şiddeti, başlangıç noktası ve doğrultusu da önem kazanır. Örneğin; "Araba Ankara'dan İstanbul'a doğru saatte 90 km/sa hızla hareket ediyor" cümlesinde aracın yönü, doğrultusu ve hızı gibi kavramlar bilinmesi gereken değerlerdir.

Vektörel büyüklük; şiddeti, yönü, doğrultusu ve başlangıç noktası belirlenebilen büyüklüklerdir. Yani yönlendirilmiş doğru parçalarına vetör denir. Vektörel büyüklükleri simgesi üzerine ok işareti konularak skaler büyüklüklerden ayırt edilmektedir.




23 Mart 2009 Pazartesi | etiket , | 0 comments [ Devamını Oku ]

Matematik : Video Ders - Parabol

PARABOL NEDİR?

A. TANIM: a ¹ 0 ve a, b, c Î IR olmak üzere, f : IR ® IR tanımlanan f(x) = ax2 + bx + c biçimindeki fonksiyonlara ikinci dereceden bir değişkenli fonksiyonlar denir.

İkinci dereceden fonksiyonun analitik düzlemdeki görüntüsüne parabol denir.

Parabol, düzgün tel parça-sının uçlarından tutularak bükülmesiyle oluşan, yandaki gibi kolları yukarıya doğru ya da aşağıya doğru olan bir eğridir.

B. PARABOLÜN TEPE NOKTASI

f(x) = ax2 + bx + c fonksiyonunun tepe noktası

T(r, k) olmak üzere,

r=-b/2a ve k=f( r) =4ac-b2/4a dır.

Ü Parabol x= -b/2a doğrusuna göre simetriktir.

X=-b/2a doğrusu parabolün simetri eksenidir.

y = a(x – r)2 + k fonksiyonunun grafiğinin


tepe noktası T(r, k) dır.

C. GRAFİĞİN EKSENLERİ KESTİĞİ NOKTALAR

Parabolün Ox eksenini kestiği noktalar A ve B, Oy eksenini kestiği nokta C olsun.

ax2 + bx + c = 0 ın kökleri x1 ve x2 ise A(x1, 0), B(x2, 0), C(0, c) dir.

Ü ax2 + bx + c = 0 denkleminde

D = b2 – 4ac > 0 ise, parabol Ox eksenini farklı iki noktada keser. www.matematikcifatih.tr.gg
D = b2 – 4ac < 0 ise, parabol Ox eksenini kesmez.
D = b2 – 4ac = 0 ise, parabol Ox eksenine teğettir.
D. x2 NİN KATSAYISI OLAN a NIN İŞARETİ



1) a < 0 ise, parabolün kolları aşağı doğru olup, f(x) in en büyük değeri tepe noktası-nın ordinatı olan k dır.

a>0 ise parabolün kolları yukarı doğru olup,f(x),in en küçük değeri tepe noktasının ortinatı olan k dır.

a>0 ise parabolün kolları aşağı doğru olup f(fx) in en büyük değeri tepe noktasının ortinatı olan k dır.

2) |a| büyüdükçe kollar daralır. Buna göre, yandaki parabollere göre, f deki x2 nin katsayısı, g deki x2 nin katsayısından büyüktür.

|a| büyüdükçe kollar daralır. Buna göre , yandaki parabollere göre ,f deki x2 nin katsayısı g deki x2 nin katsayısından büyüktür

f(x) = ax2 + bx + c fonksiyonunun grafiğini çizmek için,



1) Fonksiyonun tepe noktası bulunur.

2) Fonksiyonun eksenleri kestiği noktalar bulunur.

3) a nın işaretine bakılarak parabolün kollarının yönü belirlenir.

E. GRAFİĞİ VERİLEN PARABOLÜN DENKLEMİNİN YAZILMASI

1. Parabolün Ox Eksenini Kestiği Noktalar Biliniyorsa

y = f(x) = a(x – x1) (x – x2) ... (1) dir.

Burada a değerini bulmak için, parabol üzerindeki herhangi bir noktanın değerleri (1) de yazılır.

2. Parabolün Tepe Noktası Biliniyorsa

y = f(x) = a(x – r)2 + k ... (1) dir.

Burada a değerini bulmak için, parabol üzerindeki herhangi bir noktanın değerleri (1) de yazılır.

3. Parabolün Geçtiği Üç Nokta Biliniyorsa

y1 = ax12 + bx1 + c ... (1)

y2 = ax22 + bx2 + c ... (2)

y3 = ax32 + bx3 + c ... (3)



Bu üç denklemi ortak çözerek a, b, c yi buluruz.

F. PARABOL İLE DOĞRUNUN DÜZLEMDEKİ DURUMU

y = f(x) = ax2 + bx + c parabolü ile y = g(x) = mx + n doğrusunu ortak çözelim.

f(x) = g(x)

ax2 + bx + c = mx + n

ax2 + (b – m)x + c – n = 0 ... (*)



(*) denkleminin kökleri (varsa) doğru ile parabolün kesiştiği noktaların apsisleridir.

Buna göre, (*) denkleminde;

D > 0 ise, parabol doğruyu farklı iki noktada keser.
D< 0 ise, parabol ile doğru kesişmez.
D = 0 ise, parabol doğruya teğettir.
Ü y = ax2 + bx + c parabolü ile y = dx2 + ex + f parabolünün düzlemdeki durumu incelenirken yukarıdakine benzer biçimde işlemler yapılır.











Spor : Akrobasi Nedir?

akrobasi Nedir

Belli bir süre üzerinde çalışılarak kazanılan canbazlık haraketleri.

Akrobat, tehlikeyi umursamayan, halkı eğlendirmek ve seyircilere imkansız gibi görünen bir çok hareketleri başarmak için çok defa hayatını tehlikeye atan bir sirk sanatçısıdır. Gerçi akrobatların başına bir kaza geldiği pek seyrek görülür. Bunun sebebini, antrenman yapmış ve numaralarını büyük bir titizlikle hazırlamış olmalarında aramak gerekir.

Sirklerde veya müzikhollerde yapılan akrobatik numaralar, hüner, esneklik, cesaret ve soğukkanlılık ister. Akrobatlar mesleklerine pek genç yaşta başlıyarak hazırlanırlar. ilk başarılarını boş bir salonda veya boş bir sirkte elde ederler. Altlarına gerilmiş bir ağ veya gövdelerine takılı bir ip, yüksekte bulundukları sırada düşecek olurlarsa bu düşüşü yumuşak bir inişe çevirir ve tıpkı dağcıların tırmanışı süresince olduğu gibi onların güvenliğini sağlar. Filimlerde düblörlük yapan otomobil cambazları da tehlikeyi azaltmak gayesiyle bazı tedbirlere başvurmaktadırlar.

hava akrobasisi
Hafif Savaş uçakları tarafından çeşitli maksatlarla normal uçuş durumları dışında daha çok Hava savaşlarında sık sık başvurulan ustaca manevralardır. Çeşitli şekilleri vardır. Bunların başlıcaları:

Laping (Clooping)
Bu hareket uçağın tırmanabileceği yeterli sür’ati kazandıktan sonra yalnız irtifa dümeninin kullanılması ile düşey bir daire çizerek uçmaktır.

Düşey 8 (Kübün
Birbiri arkasına yukarı ve aşağıya Doğru luping yapılarak düşey 8 meydana getirilir.

Tono (Tonneau)
Bir uçağın yat Ay olarak uçarker uzunluk (boy) ekseni etrafında sağa veya sola doğru devir yapması. Birbiri arkası sıra bir kaç kere (tur) olabilir. irtifa ve istikamet dümenlerinin uygun şekilde kullanılmasıyla yapılan tonoda uçak istikametinden çok az ayrılır.

Ters uçuş
Uçağın üstü aşağıya gelmek üzere yatay olarak uçuş yapması.

Immelman
Hareket yarım bir lupinge benzer. Lupinge başlar gibi başlanır, dairenin yukarı kısmında tepede terste iken uçak döndürülüp düz duruma getirilir.

Burgu (Vrille)
Uçağın ağırlık merkezi yakınından geçen düşey bir eksen etrafında dönerek düşmesi.

Rötörman
Uçak düşük süratlerde düz uçuştayken ters uçuş durumuna getirilir ve uçak burnu daldırılır ve irtifa dümeni ile Burun aşağıya çekilerek aksi tarafından çıkılır.

Şandel
Bu hareket hem uçağı 180° geriye döndürmek, hem de irtifa almak için kullanılır.

Pike
Uçağın burnu aşağıda olarak dalış şeklidir. Daha çok havadan yerdeki hedeflere bomba atmak için kullanılır.

Bu manevraların hepsi uçağın sahib olduğu enerjiye bağlı olarak yapılan manevralardır. Yani, uçağın süratine ve irtifasına bağlı olan manevralardır. Eğer sürat Düşük, irtifa fazla ise burnu aşağıya verip irtifa kaybederek, pike durumunda sürat artırılır ve manevralar için uygun sürat kazanılır.

Akrobasi hareketleri, özellikle harp pilotları tarafından hava muharebelerinde, düşman uçağına en kısa yoldan yaklaşıp uygun silahı ateşleyip düşürebilmek için kullanılır. Ayrıca bu hareketler pilotun uçağa hakimiyetini artırır. Bunun için bütün pilotlar tarafından bilinmek zorundadır.

Akrobasi hareketleri havacılık bayramlarında ve gösteri uçuşlarında gösteri maksadıyla duman bırakan birçok uçaklar tarafından yapılmaktadır. ilk akrobasi, hareketleri 1913 yılında Fransız pilotu Pegout tarafından yapılmıştır. Milletlerarası ilk akrobasi yarışması, 1934 yılında Paris’te yapılmış ve Alman pilotu Fieselen birinci olmuştur.

Tarih : Ampir Nedir?

Ampir Nedir

Napolyon devrinde Fransa’da başlamış ve Avrupa’ya yayılmış olan mimari, mobilya, giyim vb. üslûbu, tarzı. Eskiçağ tarz ve üslûplarının yorumlanması, daha Louis XVI. stilinde beliren bir eğilimdi. Üslûp, ihtilâl sırasında Louis David’in etkisiyle, ağır basacak kadar gelişti. Napolyon zamanında sürüp giden Savaş hali, dekoratif unsurları Savaşçı amblemler haline soktu. Merkezi idareyi de değişmeyen biçimlerde görmek mümkündür.

Percier ile Fontaine, sanatları yönettiler; 1812 yılında Fontaine, döşemeyle ilgili bütün eşy ayı içine alan bir iç süsleme dergisi yayımladı: fildişi iskemleler, üç bodur ayak üzerinde yükselen sapın taşıdığı yunan fenerli lambalar, revak görünüşlü âbidevi yatak hücreleri. bakır silmeler iskarpel Aya iyi gelmeyen akaju ağacı ile bağdaştırıldı. Sütunların süsü sert (kaide ve baslıkta bazen yaldızlı bronzdan bindirilmiş yumurta veya defne şeklinde bir gerdanlık bulunur, gövde oluksuzdur). Tıkanık ve ağırca olan marketri limon ve akaju ağacının dışına pek çıkmaz.

Ampir mobilyası kübik ve masiftir (buna rağmen aynı çağa ait ve Jacob ailesinden gelen pek güzel parçalar vardır). Yaldızlı bronz parlak veya mat, bazen mat zemin üzerinde parlaktır; yine de imparatorluk çağının yaldızları sıcak yumuşaklıkları ve dokularıyla beğenildi; eskiçağ yeşili bronz, koyu renkli mermerle birleştirildi (granit, doğu somakisi); bakırdan parmaklık, baklava şeklinde geometrik kafes oymaları yapıldı, bunlar küçük masaların etrafında kemer veya üstünde galeri meydana getiriyordu.

Kabul edilen tek eğri, daire formuydu. Çalışma masaları zafer taklarına benzetildi. Rakkaslı saatlerin süslemesinde Eskiçağ hâkim durumdaydı: Horatius’ların Yemini, Maruıs Minturnes’de v.b.; eskiçağ vazoları sık sık ort aya çıkıyor, yeşil ve siyah mermer rafların üzerinde, çoğu zaman Napolyon’un büstü veya heykeli bulunuyordu. Roma miğferi, kılıcı, konsül alâmeti, sub Ay asası, kudret timsali balta, defne tac, kartallar, kanatlı zaferler, borazan üfleyen kenomee’ler, sfenksler süsleme konularının repertuvarını meydana getiriyordu. Kumaşlar çok zarif ve saf renkliydi. Kırmızı, sarı, yeşil renkler hâkimdi. Bütün Avrupa’da ağır basan ampir üslûbu, Rusya’da Aleksandrin üslûbu adını aldı.

Türk Ampir Stili
Barok üslûbunun ardından Türkiye’ye giren ampir üslûbu, 1854-1874 yılları arasında 20 yıl yaşamış, özellikle istanbul’da çeşitli sahalarda kullanılmıştır. Çok yaygın olmamakla beraber bazı Anadolu yapılarında da özel görünüşler halinde ortaya çıkmıştır.

Fransa’dan Türkiye’ye gelen bazı sanat eşyası ve oradaki yapıları inceleme fırsatı bulan yabancı ve yerli Hıristiyan mimarlar yoluyla yeni bir akım olarak beliren Türk ampir üslûbu, kısa bir süre içinde hayli yaygın hale gelmesine rağmen Avrupa’daki uygulamadan birçok noktada farklılıklar göstermiştir.

Uzun bir mimari geleneğin hâkim olduğu bir ülkede ampir üslûbun Avrupa’dakinden ifade bulması ve yeni denemelerle karşımıza çıkması tabiidir. Bu yüzden Türkiye’deki uygulamaya Türk ampir üslûbu denmiştir. insan ve hayvan figürlerinin zengin bir şekilde ve çeşitli biçimlerde kompoze edilmesine ve bunların bitkisel motiflerle bağlanmasına dayanan bu üslûp, yalnız mimaride kalmamış, resim, heykel, süsleme, seramik ve mobilya gibi çeşitli sanat kollarında da denenmiştir. insan ve Hayvan figürlerinin ağır bastığı böyle bir üslûbun aktarılışı sırasında dini Gelenekler Göz önüne alınarak daha çok çiçek ve yaprak gibi bitkisel süslemeler esas alınmış, mümkün olduğu kadar insan ve hayvan figürlerinden kaçınılmıştır.

En önemli örneklerin toplandığı istanbul’da özellikle Tophane’de Nusretiye camii, baroktan ampire geçişi gösterir; 1853′te hacı Emin Paşa ve Serkis Balyan tarafından yapılan, Barok ve Ampir üslûplarının karışmasından doğan Dolmabahçe sarayı ve 1854 tarihli Ortaköy camii örnekleri Nusretiye’den sonra gelir. Ayrıca Mahmud II türbesi, Sultanahmet’te Divanyolu üzerinde Çevri Kalfa mektebi, Topkapı sarayı içinde bazı binalar ve Alayköşkü bu devrin eserleri arasına girmektedir.

Mimarinin yanısıra çeşitli süsleme alanlarında da bu devrin karakteristik belirtileri, ahşap evlerin kapı, pencere, dolap ve tavan süslemelerinde, resim ve yazı çerçevelerinde, dokuma ve işlemelerde, mezar taşlarında görülmektedir.

Anadolu’da ve Osmanlı imparatorluğunun başka çevrelerinde Ampir üslûp oradaki yerli geleneklerle birleşerek biraz daha değişik şekiller meydana getirmiştir

Hobi : Elişi

Elişi
canlı cansız veya geometrik birçok figürün süsleme amaçlı olarak değişik eşyaların zeminlerine işlenmesi ile elde edilen bir süsleme şeklidir. Daha çok kumaş türü zeminlere değişik renkteki iplikler ile yapılan süsleme için kullanılır.

Hobi : Balıkçılık - Olta Hazırlanması

oltanın tanımı bazen: bir ucunda nadiren bir balık, diğer ucunda her zaman bir alık bulunan uzun naylon ip" şeklinde yapılır. biz bu tanımı yapan hatta inanıp da gülen alıklara aldırmadan gerçek olta neymiş bakalım.ilk olarak yanlış yerleşmiş bir terimi düzeltelim. olta mantara sarılmış yeterli uzunlukta ve kalınlıkta olan ve ucu boşta olan olta ipine denir. bu misina, fırdöndü, kurşun, beden, iğne vs eklenmesi ile yakalanması amaçlanan balığa göre donatıldığında takım olarak anılmalıdır. gen

elde yerleşmiş deyim olarak bunlara olta denir ama artık biliyoruz ki bu doğru terim değil doğrusu takım demek. bununla birlikte takımı, olta diye anmak o kadar yaygındır ki bu şekilde kullanmakta da bir mahsur yoktur, bizim başlık ta zaten oltayı tanıyalım. yanda iki basit takım örneği görülmektedir, bunların ortak adı savurma takımı olduğu halde kurşunların yerleri nedeni ile, birbirlerinden farklı oldukları ilk bakışta görülür. soldaki takım daha çok sandaldan veya kıyıdan sarkıtma şeklinde kullanılır; en çok karşılaşılan ve kullanılan takım şeklidir. sağdaki takım da aynı şekilde kullanılabilir ama dip oltası (çökertme) olarak kullanılması daha yaygındır; genelde kurşunun altında kalan bedene monteli ikinci köstek, diğerine sarılarak oltanın etkisini azalttığı için, pek kullanılmaz. veya kullanılsa da bazı özel tedbirler almak gerekir. kullanılan kurşun çalışır kurşun olursa daha iyidir, bu şekilde dibe oturtulan oltadaki yemi alan balık misina kurşunun içinde kayarak direnç göstermeyeceğinden yemi daha kolay yutar. çalışır kurşun yerine kıstırma veya sarma yaprak kurşun da ağırlık olarak kullanılabilir.



Yazar & Kaynak : www.faydalibilgiler.com

Tarih : Islahat Fermanı (28 Şubat 1856)

Islahat Fermanı (28 Şubat 1856)
tarih tarih

Islahat fermanı Kırım harbinin son yıllarında hazırlanarak Paris Antlaşmasının imzalanmasından 6 hafta önce Bab-ı Ali tarafından ilan edildi. İngiliz ve Fransızlar, Rusların Ortodoksların hamiliğini alarak Avrupa kamuoyunda lehlerine propaganda yapmalarını önlemek için, Paris Antlaşmasına Osmanlı Devleti,deki Hıristiyanlar için, Islahat yapılmasını isteyen bir madde koydurmayı uygun buldular.



Islahat Fermanı bu şekilde yabancılar tarafından hazırlanan Osmanlılar tarafından kabul edilen bir fermandır. Bu sıralarda Osmanlı köylüsü Rus köylüsünden daha fazla refah içerisindeydi. Daha fazla haklara sahipti. Islahat Fermanı prensipleri, Tanzimat Fermanı prensiplerinin bir devamı niteliğindeydi. Tanzimat daha çok İmparatorluğun eskiyen müesseselerini yenileştirmek ve batılılaştırmak için yapılmıştı. Fakat Islahat Fermanının yayınlanmasında tamamen siyasi düşünceler hakimdi. Kırım Harbi sonlarında özellikle İngiltere ve Fransa’nın baskısıyla onların hazırladığı prensipler kabul edilmiş ve Paris Antlaşması’na bir madde olarak ilave edilmiştir.bu durumda Osmanlı devleti’nin yapacağı yenilikler ve kendi tebasına vereceği haklar, Paris Antlaşmasını imzalayan devletlerin kefaleti altına alınmış oluyordu. Bundan sonra bu devletler Islahat Fermanı prensiplerinin yürüyüp yürümediğini kontrol bahanesiyle her fırsatta Osmanlı devleti’nin içişlerine müdahale etmişlerdir.



Islahat Fermanı yabancı devletlerin hazırladığı Osmanlı Devleti’nin kabul etmek mecburiyetinde kaldığı bir ıslahat programıdır. Osmanlı devleti ise, bu fermanı güya kendiliğinden yayınlanmış olarak hükümranlık haklarını şekil yönünden kurtarmış oluyordu.



Islahat fermanı’nın prensiplerine gelince kısaca şöyle özetleyebiliriz.



v Bütün tebanın can, mal, ırz, namus dokunulmazlığı

v Kanunlar önünde eşitlik

v Şahsın veya topluluğun tasarruf hukukuna saygı

v Devlet hizmetine ve askerliğe bütün tebanın kabulü

v Mezhep ve milli eğitim hürriyeti

v Vergiler konusunda eşitlik

v İltizam usulünün kaldırılarak verginin doğrudan doğruya toplanması

v Mahkemelerde şahitlik konusunda eşitlik mahkemelerin açık olması ve idamların yayınlanması

v Suçlu mülklerinin müsaderesi usulünün kaldırılması

v İşkencenin kaldırılması

v Hapishanelerin insan haklarına daha uygun hale getirilmesi

v Karma ticaret, ceza ve cinayet mahkemeleri kurulması bu mahkemelerdeki usul ve kanunların yeniden düzenlenmesi

v Gayr-i Müslimlerin din imtiyazları muhafaza edilerek diğer imtiyazlarının incelenmesi veya değiştirilmesi

v Patrikhanelerin veya Müslüman olmayan bazı meclislerin, bazı hukuk davalarına bakabilmeleri

v Vilayet ve nahiye meclisleriyle Ahkam-ı Adliye Meclislerinde Gayr-i Müslim tabadan aza bulundurulması

v Resmi yazılarda Hıristiyan için hakaret manası taşıyan tabirlerin kullanılması

v Rüşvetin, irtikap ve ihtilasın kaldırılması





Bu maddeler Tanzimat prensiplerine göre daha genişletilmişti. Islahat Fermanı PARİS ANTLAŞMASINA 9. madde olarak konulması bu devletlere Osmanlı Devletindeki gayr-i Müslimlerin avukatlığını tanımış oluyordu. Bundan sonra Avrupa Devletleri Islahat Fermanı prensiplerinin uygulanıp uygulanmadığını denetlemek ve kontrol etmek bahanesiyle hiçbir dönemde görülmediği kadar Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etmeye başladılar

Politika : Panslavizm

Panslavizm


1848 yılında kullanılmaya başlanan Panslavist bayrak
Slav devletlerPanslavizm, Rusya'nın, özellikle Çarlık döneminde uyguladığı, Slav ırkından olanları kendi hakimiyeti altında bir devlet halinde toplama siyasetidir. İlk kez 1826 yılında J.Herkel tarafından kullanıldı. Pangermenizmden etkilenen Panislavizmin çıkışının temelinde [[Kırım Savaşı]'nın ardından daha belirgin hale gelen Avrupa karşıtlığı yer almaktadır.

Doğu Avrupa ile Orta Avrupa'nın orta kesimindeki çeşitli slav halkları arasında ortak kültürel ve siyasal hedefler doğrultusunda birlik sağlamaya çalışan hareket.

19. yüzyılın ilk yarısında Batı ve Güney Slav halklarının ulusal kimlik arayışı, bilim adamları, aydınlar ve şairler arasında başladı. İlk Panslavistler, Slav halkları arasında şarkılarını, türkülerini, şiirlerini inceleyerek Slav birliğini sağlamak istiyorlardı. Bu tür çalışmaların yapıldığı Prag Slav tarihi ve filoloji araştırmalarında ilk panslav merkezi oldu.

Panslavizm hareketi çok geçmeden siyasal içerik kazandı. 1848'de Avusturya-Macaristan'ın ayaklanmalarla sarsıldığı bir sırada Çek tarihçi Frantisek Palacky Prag'da bir kongre topladı. Avusturya yönetimindeki tüm Slav milliyetlerinden oluşan temsilcilerin katıldığı kongrede; Merkezi monarşik yapıya son vermek ve Habsburg hanedanı altında eşit haklardan oluşan demokratik bir federasyon yaratmak için eşgüdüm sağlanmalıdır şeklinde karar alındı.

Kongreden bir pratik bir sonuç çıkmamasına karşın canlılığını koruyan hareket 1860'larda özellikle Rusya'da yaygınlaştı.

Slav toplulukları bır yandan Fransız ihtilalinin getirdiği milliyetçilik akımından diğer yandan rusyanın panslavist propagandalarından güç alarak ayaklanmaya devam ettiler. Rusya balkanlardaki slav toplulukları arasında yoğun bir propaganda çalısması yaparak merkezi İstanbul olacak ve bütün slavları içine alacak bir ittifakı duyuruyordu. Bu gelişmeler sonucunda 1875de sırplar ve Karadağlılar bağımsızlık elde etme amacıyla Osmanlı devletine savaş açtılar. Osmanlı ordusu sırp ve karadağ kuvvetlerini yenilgiye uğratarak ayaklanmayı bastırdı. Rusya bu durumu Ortodoksların katledildiği şekilde avrupaya duyurdu. Böylece Balkan milletlerinin sözcülüğüne başladı. Osmanlı ordusunun kısa sürede ayaklanmaları bastırması, karadağda duruma hakim olması ve Bosna Hersek de düzeni sağlaması, Rusyayı endişeye düşürdü. Avrupa devletlerinide yanına alarak sırplarla savaşı durdurması için O.D'ne ultimatom verildi. Osmanlı devleti Rusyanın bu isteğini kabul etti..

Tarih : Günler - 23 Mart

23 Mart
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara
23 Mart günü gerçekleşen en önemli olayları Tarihte Bugün sayfalarına ekleyebilir ve Ana Sayfada görüntülenmelerini sağlayabilirsiniz.
23 Mart, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 82. (Artık yıllarda 83.) günüdür.


Şubat – Mart – Nisan
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31
Konu başlıkları
1 Olaylar
1.1 Dünyada olup bitenler
2 Doğumlar
3 Ölümler
4 Tatiller ve Özel Günler



Olaylar
Dünyada olup bitenler [değiştir]625 - Arabistan'da Paganlarla Müslümanlar arasında Uhud Savaşı başladı.
1791 - Hollanda'lı kadın hakları savunucusu Etta Palm, Gerçeğin Dostları Konfederasyonu olarak bilinen kadın kulüplerini kurdu.
1801 - I. Aleksandr Rusya Çarı oldu.
1839 - OK sözcüğü ("oll korrect") Boston Morning Post gazetesinde ilk kez kayıtlara geçti.
1848 - Macaristan, Avusturya'dan bağımsızlığını ilan etti.
1855 - Dolmabahçe Camii ibadete açıldı.
1903 - Wright Kardeşler ilk sabit kanatlı uçakları için patent başvurusunda bulundular.
1919 - Benito Mussolini, İtalya'da Faşist Parti'yi kurdu.
1921 - II. İnönü Muharebesi başladı. Yunan birlikleri, Uşak ve Bursa üzerinden, Afyon ve Eskişehir'e doğru iki koldan taarruz başlattı.
1925 - Sessiz sinema döneminin en pahalı filmi, (3.9 milyon dolar) "Ben Hur" gösterime girdi.
1931 - Türk çocuklarının ilk öğrenimlerini Türk okullarında yapmalarını zorunlu kılan kanun kabul edildi.
1933 - Alman Milli Meclisi Reichstag, Adolf Hitler'e kararnamelerle ülkeyi yönetme yetkisi verdi.
1989 - Utah Üniversitesi'nden Stanley Pons ve Martin Fleischmann, soğuk füzyon konusundaki buluşlarını açıkladılar.
1949 - Büyük Doğu dergisi sahibi Necip Fazıl Kısakürek, kumar oynarken polis tarafından yakalandı.
1972 - Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen idam cezalarını onayladı.
1974 - Hükümet, İmralı Adası'nda gömülü olan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın mezarlarının başka bir yere taşınabilmesine izin verdi.
1979 - MSP eski milletvekili Halit Kahraman eroin kaçırırken Yunanistan'da yakalandı.
1992 - Şırnak'ın Cizre ilçesinde çıkan olaylarda, güvenlik güçleri ile göstericiler arasındaki çatışmaları izleyen Sabah Gazetesi muhabiri İzzet Kezer başından vurularak öldü.
1994 - Meksika başkan adayı Luis Donaldo Colosio, seçim hazırlıkları sırasında düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü.
1994 - Aeroflot tipi bir yolcu uçağı Sibirya'da düştü: 75 kişi öldü.
1998 - Bakanlar Kurulunda irticayla mücadelede alınması gereken önlemleri içeren yasa tasarılarının büyük bölümü imzalandı.
1999 - Paraguay Başkan yardımcısı Luis María Argaña suikast sonucu öldürüldü.
2001 - NATO, Kosova savaşında seyreltilmiş uranyum mermisi kullandığını itiraf etti.
2001 - Sovyet uzay istasyonu Mir'in görevi sonlandırıldı.




Doğumlar [değiştir]1876 - Ziya Gökalp, Türk şair (ö. 1924)
1881 - Roger Martin du Gard, Fransız yazar (ö. 1958)
1881 - Hermann Staudinger, Alman kimyager, Nobel Kimya Ödülü sahibi (ö. 1965)
1887 - Juan Gris, İspanyol ressam ve heykeltraş (ö. 1927)
1900 - Erich Fromm, ABD'li psikoanalizci ve toplum felsefecisi (ö. 1980)
1903 - Frank Sargeson, Yeni Zelandalı yazar ve romancı
1910 - Akira Kurosawa, Japon film yönetmeni (ö. 1998)
1912 - Wernher von Braun, Alman bilimadamı (ö. 1977)
1924 - Tomiichi Murayama, Japon siyasetçi
1939 - Pervin Par, Türk sinema oyuncusu
1943 - Leyla Demiriş, Türk Devlet Operası baş sopranosu
1953 - Chaka Khan, ABD'li şarkıcı
1956 - Jose Manuel Durao Barroso, Portekizli politikacı
1964 - Okan Bayülgen, Türk sinema oyuncusu
1965 - Aneta Kręglicka, Polonyalı 1989 Dünya Güzeli
1970 - Tayfur Havutçu, Türk futbolcu
1973 - Jason Kidd, ABD'li basketbolcu
1973 - Jerzy Dudek, Polonyalı futbolcu
1975 - Burak Gürpınar, Türk müzisyen
1983 - Aysun Kayacı, Türk model ve oyuncu




Ölümler [değiştir]1842 - Stendhal, Fransız yazar (d. 1783)
1953 - Raoul Dufy, Fransız ressam
1960 - Said Nursi, Türk din adamı (d. 1878)
1964 - Peter Lorre, Avusturya-Macaristan asıllı ABD'li aktör (d. 1904)
1973 - Şevkiye May, Türk tiyatro, operet ve sinema oyuncusu (d. 1915)
1987 - Nevzat Süer, Türk satranç oyuncusu (d. 1926)
1990 - John Dexter, İngiliz tiyatro, film ve opera yönetmeni (d. 2 Ağustos 1925)
1992 - Friedrich August von Hayek, Avusturyalı ekonomist ve Nobel Ekonomi Ödülü sahibi (d. 1899)
1994 - Giulietta Masina, İtalyan aktrist (d. 1921)
2006 - Pío Leyva, Kübalı müzisyen (d. 1917)

Tatiller ve Özel Günler [değiştir]Dünya Meteoroloji Günü

Pipes Output

Blog Archive

etiket bulutu

Widget edited by Davut Erarslan