revizyon ile organize matbaacılık brnckvvtmllttrhaberi

Bilim : Biyolojinin Tarihsel Gelişimi

Biyoloji tarihsel gelişimi hakkında bilgi
Biyoloji konusundaki bilgi birikiminin insanlık tarihi kadar eskiye dayandığı söylenebilir. İlk insan, çevresindeki bitküer ve hayvanlar konusunda bilgi biriktirmek zorundaydı, çünkü var oluşu, yiyebileceği zehirsiz bitkileri tanımasına ve yırtıcı hayvanlann davranışlannı kavramasına bağlıydı. Arkeolojik bulgular, uygarlığın gelişmesinden önce insanların birçok hayvanı evcilleştirdiğini ve tanmsal yöntemleri uygulamaya başladığını göstermiştir. Bununla birlikte biyoloji tarihinin büyük bölümü ya

Biyoloji konusundaki bilgi birikiminin insanlık tarihi kadar eskiye dayandığı söylenebilir. İlk insan, çevresindeki bitküer ve hayvanlar konusunda bilgi biriktirmek zorundaydı, çünkü var oluşu, yiyebileceği zehirsiz bitkileri tanımasına ve yırtıcı hayvanlann davranışlannı kavramasına bağlıydı. Arkeolojik bulgular, uygarlığın gelişmesinden önce insanların birçok hayvanı evcilleştirdiğini ve tanmsal yöntemleri uygulamaya başladığını göstermiştir. Bununla birlikte biyoloji tarihinin büyük bölümü yazılı tarihin içinde kalır.

En eski kayıtlann çoğu Asur ve Babil kaynaklıdır. Bu belgelere göre Babilliler hurma ağacının eşeyli üremesini biliyorlardı. Eski Mısırlıların mezar ve piramitlerinde bulunan papirüsler hekimlikteki başanlannı belgelerken, mumyalama teknikleri de bitkilerin koruyucu özellikleri konusundaki bilgilerini ortaya koyar. Çinliler, ipekböceği konusundaki engin bilgilerinin yanı sıra, bazı zararlı böcekleri yiyen kanncalan kullanarak biyolojik mücadele yönteminin öncüleri olmuşlardı. İÖ 2500'lerde Kuzeybatı Hindistan halkları ileri bir tarım bilgisine sahipti.

Babil, Asur, Mısır, Çin ye Hint uygarlıkları biyoloji alanındaki bilgi birikimini büyük ölçüde zenginleştirmekle birlikte, Eski Yunan uygarlığının parlak dönemlerine değin sürüp gidecek olan, doğaüstü güçlerin egemen olduğu mistik bir yeryüzü anlayışının tohumlarını da atmıştı. IÖ 7. yüzyılda Eski Yunan'da doğan ve her olayın belli biı nedeni olduğunu, aynı nedenlerin hep aynı etkiyi yarattığını savunan Nedensellik akım; bilimsel araştırmaları derinden etkiledi. Eski Yunanlı düşünür ye doğabilimcilerin ilk el attığı konulardan biri, insanın ve yaşamır başlangıcı oldu. Miletoslu Thales (IÖ y. 7 yy), yeryüzünün ve bütün canlı varlıklani sudan türediğini öne sürerken, öğrencis Anaksimandros gaza benzer, algılanama: ve sınırsız bir töz olan apeiron (sınırsız) ile toprak gibi yeni öğeleri de suya ekler Yaşamın bir çamur kütlesinde, kendiliğinden başladığını savunan ve ilk evrim kuramının yaratıcısı olan Anaksimandros'a göre, ilk hayvanlar dikenli bir deriyle örtülü balıklardı. Onların soyundan gelenler sudan karaya çıkarak, öbür hayvanlan oluşturacak biçimde dönüşüme uğradılar. Anaksimenes ise, canlı ve cansız maddenin başlangıcını, Güneş'in ısısıyla yoğunluğu değişerek biçim değiştirebilen havaya (aer) bağladı. Güney İtalya'daki Kroton Akademisi'nde, Pythagoras'm öğrencilerinden Alkmaion (IÖ 6. yy) hayvan vücudunu inceleyerek atar ve toplardamarlar arasındaki farkı tanımladı, göz sinirlerini buldu, embriyonun gelişmesini inceledi ye zekânın merkezi olarak beyni gösterdi. İÖ y. 400'lerde Kos Adasında bir tıp okulu açan Hippokrates, insan vücudu üstüne ayrıntılı araştırmalar yaptı ve tüm canlıların, dört temel sıvıdan oluştuğunu öne sürdü: Sırasıyla kalp, dalak, beyin ve karaciğerden kaynaklanan kan, kara safra, balgam ye sarı safra. Eski Yunan bilimi, İÖ 4. yüzyılın ortalarında bilgiyi her yönüyle inceleyen Aristoteles ile doruğuna ulaştı. Sistematik taksonomi^-nin de öncüsü olan Aristoteles, hayvanları önce kanlı (memeliler, kuşlar, amfibyumlar, sürüngenler, balıklar) ve kansız (kafa-danayaklilar, gelişmiş kabuklular, böcekler ve tüm ilkel hayvanlar) olarak iki büyük gruba ayırmıştı. Çalışmalarında önemli bir yer tutan üreme konusunda ise, yaşamın kendi kendine cansız maddeden oluştuğu kendiliğinden üreme, tomurcuklanma (eşeysiz üreme), çiftleşmesiz eşeyli üreme ve çiftleşerek eşeyli üreme gibi dört üreme biçimi tanımladı.

Aristoteles'in öğrencilerinden Theophrastos, botaniğin gelişmesinde ayrıcalıklı yeri alan doğabilimcılerden biridir. Bitkilerin dış bölümlerini organ, iç bölümlerini doku alarak adlandıran Theophrastos, uzun açıklamalarla anlatılabilecek özel bir yapıyı bilimsel bir terimle karşılamak için uygun bulduğu kelimelere yeni anlamlar yüklemekten kaçınmamış ve bilimsel terminolojinin gelişmesine de katkıda bulunmuştur. Aristoteles ve Theophrastos'tan sonra Eski Yunan dünyasının göz kamaştırıcı bilimsel araştırma dönemi sona ererken, bilimin yeni merkezi İskenderiye'ye kaydı. Heropilos insan vücudunun iç organlarını incele-dp öbür büyük memelilerle karşılaştırmış, zekânın ve sinir sisteminin merkezi olarak kabul ettiği beyni ayrıntılı biçimde tanımlanış, çağdaşı Erasistratos ise araştırmalarını kalp kapakçıkları ve kan dolaşımı üzerinde oğunlaştırmıştır.

Eski biyoloji bilginlerinin sonuncusu sayılan Bergamalı Galenos (2. yy), insan vücudu üzerinde anatomi ve kadavra çalışmalarının yasaklandığı bir çağda yaşamış olmasına karşın, özellikle hayvan anatomisi üzerindeki sağlıklı gözlemleri ve yapıtlarının çokluğuyla yüzyıllar boyunca tıp ve biyoloji ilimlerini etkiledi.

Galenos'tan sonra biyoloji araştırmaları zun bir suskunluk dönemine girer ve Lvrupa'da bilim yaklaşık bin yıl yerinde lyarken, 9. yüzyılda İspanya'ya kadar îyılan Araplar bilimin koruyuculuğunu stlendiler. Arap ye İslam dünyasının biyolojideki egemenliği 3. yüzyıldan 11. yüzyıla değin sürdü. Bu dönemde özellikle Aristoteles ve Galenos gibi eskiçağ bilginlerinin ıpıtları Arapçaya çevrilerek, Eski Yunan inyasmın bilgi birikimi Doğu'ya aktarıldı, yaklaşık 868'de ölen Cahiz Kitabü'l-Haya-ın (Hayvanlar Kitabı) adlı geniş kapsamlı ılışmasıyla, 11. yüzyılın en büyük bilginlerinden olan İbn Sina hekimlik ve şifalı otlar konusundaki yapıtlarıyla biyolojinin bu dönemine damgalarını vurdular.

14. yüzyılda İtalya'da başlayan Rönesans, bilimin de yeniden doğuşunu müjdeler. Bu dönemde, insan ve hayvan vücudu üstünde ayrıntılı anatomi araştırmalarına girişenlerin özellikle sanatçılar olması ilgi çekicidir. Leonardo da Vinci'nin gözlem ve bulguları çağının o kadar ötesindeydi ki, gerçek değeri ancak yüzyıllar sonra anlaşılabildi. 16. yüzyılda özellikle Almanya, Felemenk, İsviçre, İtalya ve Fransa'da, Otto Brunfels, Leonard Fuchs, Gaspard Bauhin ve Pierre Belon'un önemli katkılarıyla botanik hızlı bir gelişme gösterirken, zoolojide Conrad Gesner'in, anatomide de Andreas Vesalius'un çalışmaları özellikle anılmaya değer.

17. yüzyılda mikroskopun geliştirilmesi biyolojide bir dönüm noktası oldu. Sistematik biyolojiye, sınıflandırmaya ve canlıların karşılaştırmalı incelemesine ağırlık veren 17 ve 18. yüzyıllardan sonra, 19. yüzyıl evrim ve hücre kuramının doğuşuna, çağdaş embriyolojinin başlangıcına ve kalıtım yasalarının bulunmasına tanık oldu.

Hayvan bitki anatomisi üzerinde araştırmalar yapan Marcello Malpighi, mikroorganizmaları tanımlayan Antonie van Lee-uwhoek, böcekler üzerine araştırmalar yapan Jan Swammerdam, bitki anatomisine eğilen Nehemiah Grew, mantar dokusunda hücreyi keşfeden Robert Hook, mikroskopun olanaklarını genişleten büyük gözlemciler olarak sivrildiler. John Ray'in önemli katkılarından sonra taksonomiyi biyolojinin önemli bir dalı haline getiren Carolus Linnaeus'u Georges-Louis Leolerc de Buf-fon, Jean-Baptiste Lamarck ve Georges Cuvier izledi. Cuvier ayrıca fosiller üzerindeki araştırmalarıyla paleontolojinin de temellerini attı. Eski Yunan felsefesinde geniş bir yer tutan yaşamın başlangıcı sorunu, Pasteur'ün kendiliğinden üreme varsayımını çürütmesiyle yeni bir boyut kazandı. 1920'lerde Sovyet biyokimyacı A.I. Oparin ve öbür bilim adamları, Yer'in oluşma sürecindeki koşullarda cansız maddeden yaşamın doğabileceğini öne sürdüler. Jeokimya ve moleküler genetikteki bazı gelişmeler bu varsayımı bir ölçüde doğrularken, aminoasitler ve basit proteinler bireşim yoluyla elde edilebildi. Başlangıcı Eski Yunan bilimine kadar uzanan evrim görüşü, Charles Darvin tarafından tutarlı bir kurama dönüştürüldü ve doğal seçme ilkesiyle desteklendi.

19. yüzyılda, hücre bölünmesini ve kromozomların varlığını açıklayan August Weismann ve Edouard van Beneden'ın, kalıtım yasalarını ortaya koyan Gregor Mendel'in ve kalıtımın koromozomlara dayalı kuramını geliştiren Theodor Boveri'nin öncü çalışmaları, 20. yüzyıl başlarında, kalıtımdan sorumlu olan hücre bileşenlerinin koromo-zomlar değil genler olduğunu kanıtlayan Thomas Hunt Morgan ve William Bateson'in katkılarıyla genetik biliminin doğuşunu hazırladı. Kısacası, hücre biyolojisi 19. yüzyıla damgasını vururken, 20. yüzyıl moleküler biyoloji ve genetik çağı oldu. Biyoloji araştırmalarında X ışınları, elektron mikroskopu gibi gelişmiş tekniklerin kullanılması, öbür bilim dallarıyla yakın bir işbirliğine girilmesi ve araştırma kurumlan çerçevesinde büyük ekip çalışmalarının örgütlenmesi, 20. yüzyıl biyolojisinin temel özellikleridir.

26 Mart 2009 Perşembe | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Tıp : Adli Tıp Kurumu nedir

Adli Tıp Kurumu nedir hakkında bilgi
Adli Tıp Kurumu mahkemelerin resmi bilirkişilik kurumu olarak yasa ile kurulmuştur. Adalet Bakanlığına bağlı bir kuruluş olarak hizmet vermektedir. Merkezi İstanbul�dadır. Adli Tıp Kurumu Başkanı'nın adli tıp uzmanı olması gerekmektedir ve adli tıp uzmanları arasından, Adalet Bakanı tarafından yapılan teklifle Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısı, Başbakan ve Cumhurbaşkanının imzaladığı dörtlü bir kararname ile atanmaktadır.


Merkeze bağlı olarak çalışan Grup Başkanlıkları il

Adli Tıp Kurumu mahkemelerin resmi bilirkişilik kurumu olarak yasa ile kurulmuştur. Adalet Bakanlığına bağlı bir kuruluş olarak hizmet vermektedir. Merkezi İstanbul’dadır. Adli Tıp Kurumu Başkanı'nın adli tıp uzmanı olması gerekmektedir ve adli tıp uzmanları arasından, Adalet Bakanı tarafından yapılan teklifle Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısı, Başbakan ve Cumhurbaşkanının imzaladığı dörtlü bir kararname ile atanmaktadır.


Merkeze bağlı olarak çalışan Grup Başkanlıkları ile Şube Müdürlükleri de değişik illerde hizmeti yürütmektedir.

Merkezde hizmet İhtisas Daireleri ve İhtisas Kurullarının çalışmaları ile yürütülmektedir.

İhtisas Daireleri
Morg İhtisas Dairesi – otopsi, kemik ve organ incelemeleri
Fizik İncelemeler İhtisas Dairesi – yazılı belge, silah vb incelemeler
Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesi – ilaç, zehir, madde incelemeleri
Biyoloji İhtisas Dairesi – doku, leke vb incelemeler, kimliklendirme, babalık araştırmaları
Gözlem İhtisas Dairesi – hukuki sorumluluk, ceza sorumluluğu gibi adli psikiyatrik muayeneler
Trafik İhtisas Dairesi – trafik kazalarında kusur vb incelemeler

İhtisas Kurulları
1. İhtisas Kurulu – ölümlü olaylar
2. İhtisas Kurulu – yaralanmalar, ırza geçmeler...
3. İhtisas Kurulu – kaza yaralanmaları, maluliyet
4. İhtisas Kurulu – ceza sorumluluğu, hukuki sorumluluk vb
5. İhtisas Kurulu – Zehirlenmeler, babalık değerlendirmeleri vb
görevleri üstlenmektedir.

İktisat : Açık Piyasa İşlemleri

Açık Piyasa İşlemleri hakkında bilgi
( APİ) (Open Market Operations): Para politikası uygulaması çerçevesinde, merkez bankaları bünyesinde para miktarının artırılıp azaltılması amacıyla, Hazine kağıtlarının alım ve satımının (kesin alım, kesin satım, geri satım vaadiyle alım (repurchase agreements), geri alım vaadiyle satım (reverse repurchase aggrement)) yapılması işlemleridir. Bankalararası Para Piyasası işlemleri de “Açık Piyasa İşlemleri” kapsamı içerisindedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde bu tür işlemler, Açık Piyasa İşlemleri ve Para Piyasası Müdürlükleri tarafından yürütülmektedir.

Sosyal Bilimler : Toplum Bilimi

Toplum Bilimi hakkında bilgi
Sosyoloji (latince socio+logos) ; “Toplum Bilimi” veya “sosyal olayların bilimi” ya da “sosyal örgütlenme ve sosyal değişimler bilimi” olarak da bilinmektedir. Sosyoloji, sosyal hayatımızda var olan sosyal gerçekleri (sosyal olaylar ve olgular), insanların meydana getirdiği grupları, grupların davranışlarını ve sosyal kurumları olduğu gibi inceleyen pozitif bir sosyal bilim dalıdır. Bir başka ifadeyle, sosyoloji, bir takım varsayımlardan çok; var olan gerçekleri ortaya koymaya çalışan, sosyal
Sosyoloji (latince socio+logos) ; Toplum Bilimi veya “sosyal olayların bilimi” ya da “sosyal örgütlenme ve sosyal değişimler bilimi” olarak da bilinmektedir.

Sosyoloji, sosyal hayatımızda var olan sosyal gerçekleri (sosyal olaylar ve olgular), insanların meydana getirdiği grupları, grupların davranışlarını ve sosyal kurumları olduğu gibi inceleyen pozitif bir sosyal bilim dalıdır. Bir başka ifadeyle, sosyoloji, bir takım varsayımlardan çok; var olan gerçekleri ortaya koymaya çalışan, sosyal gerçeğe eğilen bir bilimdir.

Geniş anlamıyla sosyoloji, insanların birbirleriyle kurdukları sosyal ilişkileri, sosyal gruplar, kurumlar ve örgütler arasındaki ilişkileri, toplu eylem, toplu direniş gibi topluluk ve fert davranışlarını, değişik düzeylerde bütün sosyal etkileşim biçimlerini, sosyal yapı özelliklerini ve bu yapıda ortaya çıkabilecek değişme eğilimlerini belirli bir yöntem dahilinde inceleyen, sosyal gerçekleri ve süreçleri sistematik ve bilimsel olarak mercek altına alan bir bilim dalıdır.

Sosyoloji, fertten ziyâde toplumun aynasıdır. İnsanın, sosyal diye vasıflandırabileceğimiz bütün davranışları, sosyolojinin ilgi alanına girmektedir. Her ne kadar insan ruhuna pek yakın olan ilgi alanlarını, değerleri ve duyguları ihtiva eden sorunları ele alıyorsa da, sosyoloji, bir şeyin iyiliği veya kötülüğü, uygunluğu veya uygunsuzluğu gibi hususlarda yargıda bulunmaktan uzak durmaya, yani tarafsız kalmaya gayret etmektedir.


Tarihçesi


Toplumsal olaylar, her ne kadar insanlık tarihi ile başlatılmakta ise de hadiselere toplumsal yaklaşım tarzı daha çok 18. ve 19. yüzyıllarda ortaya çıkmıştır.

Toplumbilimi terimi, ilk kez bir toplumbilimci olmaktan ziyâde bir bilim felsefecisi olan Fransız August Comte (1798-1857) tarafından kullanılmış ve İngiliz Herbert Spencer (1820-1903) tarafından da geniş kitlelere tanıtılmıştır.

Ancak, toplumbiliminin ilk temel esaslarını, ilmî yöntemlerle ortaya seren ilk bilim adamı belki de İbni Haldun'dur (1332-1406). Prof. Dr. W. Barthold’a göre İbni Haldun, tarih felsefesinin en mümtaz simalarından birisi olduğu kadar, toplumbiliminin ilk büyük kurucusudur. Toplumsal kanunları, tarihî hadiselerden çıkaran İbni Haldun, cihan tarihinde, büyük devlet ve medeniyetlerin kuruluşunda göçebe unsura yer verdiği, bunların medeni halk içerisinde yaşayıp milliyetlerini kaybettikleri hakkındaki fikirleri bugün bile geçerlidir. Ayrıca, toplumsal psikoloji, toplumsal ekonomi, tarih felsefesi, etnografya, toplumsal coğrafya, toplumsal felsefe, kentleşme, toplumsal insanbilimi gibi toplumsal bilim dallarına ait toplumsal kuramları, ciddî mânâda ancak 19. asırda kavranabilmiş ve bir çok Avrupalı bilim adamının çalışmalarına temel dayanak vazifesi görmüştür.


Dallar



Ahlâk Toplumbilimi
Askeri Toplumbilimi
Beden Toplumbilimi
Bilgi Toplumbilimi
Bilim Toplumbilimi
Çalışma Toplumbilimi
Din Toplumbilimi
Eğitim Toplumbilimi
Folk Toplumbilimi
Gender Toplumbilimi
Hukuk Toplumbilimi
İktisat Toplumbilimi
İnsan Ekolojisi ve Nüfusbilimi
Kent Toplumbilimi
Köy Toplumbilimi
Kurumlar Toplumbilimi
Küçük Topluluklar Toplumbilimi
Kültür Toplumbilimi
Medikal Toplumbilimi
Natüralist Toplumbilimi
Sağlık Toplumbilimi
Sanat Toplumbilimi
Sanayi Toplumbilimi
Siyaset Toplumbilimi
Toplumsal Psikoloji
Toplumbilimsel Kuram
Tarih Toplumbilimi
Tatbikî Toplumbilimi
Vergi Toplumbilimi


Toplumbilimciler
İbn'i Haldun
Saint Simon
August Comte
Émile Durkheim
Ziya Gökalp
Jürgen Habermas
Karl Marx
Vilfredo Pareto
Talcott Parsons
Ferdinand Tönnies
Max Weber
Immanuel Wallerstein


Kültür : Kaşıkçılık

Kaşıkçılık hakkında bilgi
Kaşıkçılık, Anadolu'nun bazı yörelerinde günümüzde de sürdürülen el sanatlarındandır. Özellikle Konya'da Selçuklular döneminden bu yana sürdürülen tahta kaşık yapımı bir çok ilimizde devam etmektedir. Tahta kaşık yapımında genellikle şimşir, meşe veya armut gibi ağaçlar kullanılmaktadır. Küçük keser, törpü yardımıyla şekillendirilen kaşıklar genellikle Akseki, Gediz, Taraklı bucaklarında yapılmaktadır. Günümüzde yemek kaşıkları yanında süs, oyun kaşıkları da yapılmaktadır. Zımpara ile temi
K aşıkçılık, Anadolu'nun bazı yörelerinde günümüzde de sürdürülen el sanatlarındandır. Özellikle Konya'da Selçuklular döneminden bu yana sürdürülen tahta kaşık yapımı bir çok ilimizde devam etmektedir.

Tahta kaşık yapımında genellikle şimşir, meşe veya armut gibi ağaçlar kullanılmaktadır. Küçük keser, törpü yardımıyla şekillendirilen kaşıklar genellikle Akseki, Gediz, Taraklı bucaklarında yapılmaktadır.

Günümüzde yemek kaşıkları yanında süs, oyun kaşıkları da yapılmaktadır. Zımpara ile temizlenen kaşıklar üzerine çeşitli resimler, bezemeler, yazılar basılıp, boyanır cilalanarak satışa sunulmaktadır.

Tarih : 24 Mart

24 Mart
Vikipedi, özgür ansiklopedi

24 Mart günü gerçekleşen en önemli olayları Tarihte Bugün sayfalarına ekleyebilir ve Ana Sayfada görüntülenmelerini sağlayabilirsiniz.
24 Mart, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 83. (Artık yıllarda 84.) günüdür.

Şubat – Mart – Nisan
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31
Konu başlıkları [gizle]
1 Olaylar
2 Doğumlar
3 Ölümler
4 Tatiller ve Özel Günler



Olaylar [değiştir]1394 - Moğol İmparatoru Timurlenk tarihin en eski kentlerinden Diyarbakır'ı işgal etti. 123 yıl sonra sonra, Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Meydan Savaşı'nı kazanarak Diyarbakır'ı geri aldı.
1923 - Mustafa Kemal Paşa, 'Time' dergisine kapak oldu.
1923 - Yunanistan'da cumhuriyet ilan edildi.
1926 - Türkiye'de petrol arama ve işletilmesinin devletçe yönetilmesini öngören kanun TBMM'de kabul edildi.
1938 - Cumhurbaşkanlığı yatı olarak satın alınan Savarona'ya, İngiltere'nin Southampton Limanı'nda törenle Türk bayrağı çekildi. 1 Haziran'da İstanbul'a getirilen Savarona, Dolmabahçe önüne demir attı. Atatürk, yatı gezerek incelemede bulundu.
1976 - Arjantin Devlet Başkanı Isabel Peron, darbeyle devrildi. Jorge Rafael Videla, Emilio Eduardo Massera ve Orlando Ramon Agosti’den oluşan yasadışı cunta iktidara el koydu, yedi yıllık diktatörlük döneminde 30 bine yakın kişi kaybedildi.
1978 - Savcı Doğan Öz öldürüldü.
1998 - Hindistan'da çıkan fırtınada 250 kişi öldü 3000 kişi yaralandı.
1999 - NATO, Kosova'daki Sırp saldırılarının sürmesi ve Batı Temas Grubu'nun anlaşma taslağını reddetmeleri üzerine, Yugoslavya'ya karşı hava harekatı başlattı.
2000 - Varan Turizm'e ait otobüs, yolcularıyla kaçırıldı. Olaydan sonra yakalanan üç kişi, 36'şar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
2000 - Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir'in idamıyla sonuçlanan 1963'teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etti.
2001 - Apple şirketi Mac OS X 10.0 (Cheetah)'ı piyasaya sürdü.
2006 - İspanya'daki ETA örgütü süresiz ve kalıcı ateşkes ilan etti.
2007 - Türkiye Euro 2008 elemelerinde Yunanistanı futbol maçında 4-1 mağlup etti.

Doğumlar [değiştir]1834 - William Morris, İngiliz şair, ressam (ö. 1896)
1879 - Neyzen Tevfik, Türk neyzen va şair (ö. 1953)
1926 - Dario Fo, İtalyan yazar Nobel Edebiyat Ödülü sahibi
1930 - Steve McQueen, ABD'li sinema oyuncusu
1944 - Vojislav Koštunica, Sırbistan başbakanı
1944 - Han Myeong-sook, Güney Kore başbakanı
1960 - Nena, Alman müzisyen
1965 - The Undertaker, ABD'li güreşçi
1972 - Christophe Dugarry, Fransız futbolcu
1974 - Alyson Hannigan, ABD'li oyuncu

Ölümler [değiştir]809 - Harun Reşid, 5. Abbasi halifesi (d. 763)
1603 - I. Elizabeth, İngiltere kraliçesi (d. 1533)
1882 - Henry Wadsworth Longfellow, ABD'li şair (d. 1807)
1901 - İsmail Safa, Türk yazar (d. 1867)
1905 - Jules Verne, Fransız yazar (d. 1828)
1946 - Alexander Alekhine, Rus satranç oyuncusu (d. 1892)
1968 - Alice Guy-Blaché, Fransız film yönetmeni ve yapımcısı (d. 1873)
1971 - Müfide Ferit Tek, Türk romancı (d. 1892)
1978 - Doğan Öz,Cumhuriyet Savcısı (d.1934)
1984 - Sam Jaffe, ABD'li aktör (d. 1891)
1986 - Ertuğrul Yeşiltepe, Türk gazeteci
1987 - Ekrem Zeki Ün, Türk besteci (d. 1910)
1988 - Turhan Feyzioğlu, Türk hukukçu ve politikacı (d. 1922)
2008 - Richard Widmark, ABD'li aktör (d. 1914)

Tarih : 25 Mart

25 Mart
Vikipedi, özgür ansiklopedi
25 Mart günü gerçekleşen en önemli olayları Tarihte Bugün sayfalarına ekleyebilir ve Ana Sayfada görüntülenmelerini sağlayabilirsiniz.
25 Mart, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 84. (Artık yıllarda 85.) günüdür.

Şubat – Mart – Nisan
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31
Konu başlıkları
1 Olaylar
2 Doğumlar
3 Ölümler
4 Tatiller ve Özel Günler



Olaylar [değiştir]1655 - Satürn'ün en büyük Ay'ı Titan, Christian Huygens tarafından keşfedildi.
1752 - İngiltere'de yılın ilk günü. İngilizlerde 1 Ocak ile başlayan ilk yıl 1752'dir.
1807 - İngiltere Parlamentosu köle ticaretini yasakladı.
1811 - Percy Bysshe Shelley "Tanrıtanımazlığın Gerekliliği" adlı makalesinden dolayı Oxford Üniversitesi'nden atıldı.
1821 - Yunanistan Osmanlı İmparatorluğu'ndan bağımsızlığını ilan etti.
1912 - Ahmet Ferit Tek, Türk Ocağı'nı kurdu.
1915 - Maraş Jandarma Bölük Komutanı Süleyman Efendi 1914 Zeytun İsyanı sırasında çıkan çatışmada öldürüldü.
1918 - Belarus Halk Cumhuriyeti kuruldu.
1929 - İtalya'da faşist yönetim genel seçimlerde oyların yüzde 99'unu kendilerinin aldıklarını açıkladı.
1935 - Prof. Afet İnan, Türk Tarih Kurumu As Başkanlığı'na seçildi.
1936 - Saatlerin doğru olarak ayarlanabilmesi için İstanbul Rasathanesi'nce hazırlanan iki bildiriyi Bakanlar Kurulu onayladı.
1941 - Yugoslavya, Mihver Devletleri’ne katılma kararı aldı.
1944 - Heykeltraş Zühtü Müritoğlu ve Hadi Bara'nın yaptıkları Barbaros Hayrettin Paşa Anıtı törenle açıldı.
1947 - Illinois'deki bir kömür madeninde meydana gelen patlamada 111 kişi öldü.
1949 - Sovyet hükümetinin kararıyla Litvanya, Estonya ve Letonya'dan 92.000 kişi sürgün edildi.
1950 - Türk Hava Yolları'na ait bir yolcu uçağı Ankara'da düştü, 15 kişi öldü.
1951 - Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, solcu öğretmenlerin tasfiyesinin sürdüğünü açıkladı.
1951 - İstanbul'da Neve Şalom Sinagogu açıldı.
1957 - Roma'da bir araya gelen Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Komisyonu'nun kurulmasına ilişkin Roma Antlaşması'nı imzaladı.
1959 - Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisinde yayımlanan "Menderes'in Kalesi" başlıklı yazısında [[Fuad Köprülü'ye yayın yoluyla hakaret ettiği iddiasıyla açılan davada bir yıl hapse mahkum oldu. Büyük Doğu dergisi de bir ay süreyle kapatıldı.
1960 - Güney Afrika Johannesburg'da tüm siyah politik örgütler feshedildi.
1960 - İtalya'da Fernando Tambroni başbakan oldu.
1961 - Adalet Bakanlığı idam cezalarının cezaevi bahçelerinde infaz olunması hakkında karar aldı.
1962 - EOKA'cılar Kıbrıs'ta iki camiye bomba attı.
1968 - Şair Metin Demirtaş Türk Solu dergisinde yayımlanan "Guevara" adlı şiirinde komünizm propagandası yaptğı gerekçesiyle tutuklandı.
1972 - Cumhuriyet Halk Partisi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından onaylanan idam kararlarının iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. İnfaz savcılığı dosyayı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'na gönderdi. Üç gün sonra Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi idamların infazına karar verdi.
1975 - Suudi Arabistan Kralı Faysal, akli dengesi bozuk yeğeni prens Faysal bin Musad tarafından Riyad'da öldürüldü.
1982 - Ankara Sıkıyönetim Savcılığı halkevleri hakkında kapatılma istemiyle dava açtı.
1982 - Tutuklu İsmail Beşikçi, cezaevinden yazdığı bir mektup nedeniyle 10 yıl ceza aldı.
1984 - Yerel seçimler yapıldı. Anavatan Partisi (ANAP) yüzde 41,5 oy oranı ile 54 ilde belediye başkanlığı aldı. Sosyal Demokrat Parti (SODEP) yüzde 23,4 oy oranı ile ikinci, Doğru Yol Partisi (DYP) yüzde 13,2 oy oranı ile seçimlerden üçüncü parti olarak çıktı. İlk kez seçime katılan Refah Partisi (RP) yüzde 4,4 oy oranıyla sonuncu parti oldu.
1986 - 14. Strasbourg Film Festivali'nde Muammer Özer'in "Bir Avuç Cennet" ve Ali Özgentürk'ün "Bekçi" isimli filmleri ikinciliği paylaştı.
1986 - İşkence yaptığını itiraf eden polis memuru Sedat Caner ile bu itirafları yayımlayan 'Nokta' dergisine dava açıldı.
1988 - İstanbul'daki Metris Askeri Cezaevi'nden 29 tutuklu ve hükümlü kaçtı.
1990 - New York'un Bronx semtindeki bir kulüpte çıkan yangında 87 kişi öldü.
1992 - Kozmonot Sergei Krikalev, Mir Uzay İstasyonu'nda 10 ay kaldıktan sonra dünyaya döndü.
1994 - Aydın Ortaklar Öğretmen Lisesi'nde evci çıkan dört kız öğrenciden birinin, emniyet yetkilileri tarafından yakalanarak bekaret kontrolüne gönderilmesi kadınlar tarafından protesto edildi.
1996 - Türkiye'de Emek Partisi kuruldu.
1998 - Manisalı Gençler Davasında, Yargıtay'ın bozma kararından sonra beş tutuklu genç tahliye edildi. Davada tutuklu sanık kalmadı.
1999 - Sırbistan, NATO'ya savaş ilan edip BM'ye bildirince, NATO üyesi Türkiye de bu ülkeyle resmen savaşa girmiş oldu.
2009 - Büyük Birlik Partisi'ne ait parti lideri Muhsin Yazıcıoğlu dahil 6 kişinin bulunduğu helikopter, Kahramanmaraş'ta düştü.

Doğumlar [değiştir]1611 - Evliya Çelebi, Türk gezgin ve yazar. (ö. 1682)
1767 - Joachim Murat, Napoli kralı (ö. 1815)
1835 - Adolph Wagner, Alman ekonomist ve politikacı (ö. 1917)
1867 - Arturo Toscanini, 20. yüzyılın en büyük vitüözlerinden, İtalyan orkestra şefi.
1881 - Béla Bartók, Macar besteci (ö. 1945)
1887 - Chuichi Nagumo, Japon asker (ö. 1944)
1899 - Burt Munro, Yeni Zelandalı motosiklet yarışçısı (ö. 1978)
1908 - David Lean, İngiliz yönetmen
1921 - Simone Signoret, Fransız sinema oyuncusu.
1934 - Gloria Steinem, feminist, siyasal eylemci ve yayıncılarından.
1947 - Elton John, İngiliz pop/rock şarkıcısı, beste yazarı ve piyanisttir
1965 - Sarah Jessica Parker, ABD'li sinema oyuncusu
1965 - Avery Johnson,ABD'li basketbol oyuncusu ve koçu
1973 - Dolunay Soysert, Türk oyuncu
1980 - Muratcan Güler, Türk basketbolcu

Ölümler [değiştir]1801 - Novalis, Alman yazar ve filozof (d. 1772)
1880 - Ludmilla Assing, Alman yazar (d. 1821)
1918 - Claude Debussy, Fransız besteci (d. 1862)
1957 - Max Ophüls, Alman asıllı Fransız sinema yönetmeni ve yazar (d. 1902)
1973 - Edward Steichen, ABD'li fotoğrafçı (d. 1879)
1975 - Faysal bin Abdül Aziz, Suudi Arabistan kralı (d. 1903)
1976 - Şevket Süreyya Aydemir, Türk iktisatçı ve tarihçi (d. 1897)
1980 - Roland Barthes, Fransız felsefeci ve göstergebilimci (d. 1915)
2001 - Tekin Siper, Türk tiyatro sanatçısı (d. 1941)
2002 - Esmeray, Türk oyuncu ve vokalist (d. 1949)
2007 - Andranik Markaryan, Ermenistan başbakanı
2007 - Veysel Turan, İstiklal Savaşı gazisi 107 yaşında Konya'da yaşamını yitirdi.

Tarih : 26 Mart

26 Mart

26 Mart günü gerçekleşen en önemli olayları Tarihte Bugün sayfalarına ekleyebilir ve Ana Sayfada görüntülenmelerini sağlayabilirsiniz.
26 Mart, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 85. (Artık yıllarda 86.) günüdür.


Şubat – Mart – Nisan
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31
Konu başlıkları [gizle]
1 Olaylar
2 Doğumlar
3 Ölümler
4 Tatiller ve Özel Günler



Olaylar [değiştir]1636 - Hollanda'da Utrecht Üniversitesi kuruldu.
1812 - Venezuela'nın Karakas şehri, şiddetli bir depremle tahrip oldu.
1821 - Seyyid Ali Paşa sadrazamlıktan alınarak yerine Benderli Ali Paşa atandı.
1915 - Çanakkale Boğazı'nın Anadolu yakasında görev yapmak üzere 15. Kolordu'nun teşkili.
1931 - Ölçüler Kanunu'nun kabul edilmesiyle; okka, endaze gibi eski ölçülerin yerine gram, metre, litre gibi yeni ölçülerin kullanılması öngörüldü.
1939 - Türkiye'de milletvekili seçimleri yapıldı.
1941 - Yugoslavya’da General Simoviç, kansız bir darbe ile yönetimi ele geçirdi. Yeni hükümet, Mihver Devletleri’nden ayrılma kararı aldı.
1942 - Naziler, Yahudileri Polonya'daki Auschwitz Kampı'na götürmeye başladı.
1971 - Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, 12 Mart Muhtırası'yla istifa eden Süleyman Demirel'in yerine atanan Nihat Erim'in kabinesini onayladı.
1971 - İstanbul'da iki kıta birleşti. Boğaz Köprüsü'nün 57'nci ünitesinin de yerine konulmasıyla kentin Asya ve Avrupa yakaları birbirine bağlandı.
1971 - Doğu Pakistan, Bengaldeş'in oluşumuna yönelik olarak Pakistan'dan bağımsızlığını ilan etti.
1979 - Enver Sedat, Menahem Begin, ve Jimmy Carter, Vaşington, DC'de İsrail-Mısır Barış Antlaşmasını imzaladılar.
1989 - Türkiye'de yerel seçimler yapıldı.
1995 - Şengen Antlaşması yürürlüğe girdi.
1996 - Uluslararası Para Fonu, Rusya'ya 10.2 milyar USD kredi verilmesini onayladı.
1998 - Şişli'nin eski Belediye Başkanı Gülay Aslıtürk hakkında, yolsuzluk iddiaları nedeniyle gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı.
1999 - Melissa virüsü tüm dünyada e-posta sistemlerini etkiledi.
1999 - Michigan'da bir mahkeme jürisi, Dr. Jack Kevorkian'ı ölümcül bir hastayı iğne yaparak öldürmekten (ötenazi) suçlu buldu.
2000 - Rusya'da yapılan seçimler sonucunda Vladimir Putin başkan oldu.
2002 - TBMM Genel Kurulu'nda, AB'ye uyum çerçevesinde hazırlanan ve sekiz yasada değişiklik yapan dokuz maddelik yasa tasarısı kabul edildi.
2002 - İsrail'de Uluslararası Geçici Mevcudiyet'e ait araca düzenlenen saldırıda Türk Binbaşı Cengiz Toytunç öldü, Yüzbaşı Hüseyin Özarslan yaralandı.
2006 - İskoçya'da kamusal alanlarda sigara içmek yasaklandı.

Doğumlar [değiştir]1516 - Conrad Gesner, İsviçreli doğabilimci (ö. 1565)
1822 - Ahmet Cevdet Paşa, Türk devlet adamı (ö. 1895)
1874 - Robert Frost, ABD'li şair (ö. 1963)
1877 - Kate Richards O'Hare Cunningham, ABD'li sosyalist
1892 - Filippo Del Giudice, film yapımcısı (ö. 1 Ocak 1963)
1893 - Palmiro Togliatti, İtalyan politikacı
1911 - Tennessee Williams, ABD'li oyun yazarı
1913 - Paul Erdös, Macar matematikçi (ö. 1996)
1932 - Stefan Wigger, Alman oyuncu
1933 - Tinto Brass, İtalyan yönetmen
1935 - Erdal Öz, Türk yazar (ö. 2006)
1935 - Mahmud Abbas, Filistinli politikacı
1940 - James Caan, ABD'li oyuncu
1940 - Nancy Pelosi, ABD'li politikacı
1941 - Richard Dawkins, İngiliz biyolog
1943 - Mustafa Kalemli, Türk politikacı
1948 - Steven Tyler,ABD'li müzisyen
1949 - Patrick Süskind, Alman yazar
1949 - Bärbel Dieckmann, Alman politikacı
1962 - Falko Götz, Alman futbol adamı
1963 - Serpil Gümülcineli Öztürk, Türk ressam
1969 - Mahsun Kırmızıgül, Türk şarkıcı
1973 - Larry Page, ABD'li işadamı
1976 - Nurgül Yeşilçay, Türk sinema oyuncusu
1982 - Jay Sean, İngiliz müzisyen
1982 - Andreas Hinkel, Alman futbolcu
1985 - Keira Knightley, İngiliz sinema oyuncusu

Ölümler [değiştir]1814 - Joseph-Ignace Guillotin, Fransız doktor (d. 1738)
1827 - Ludwig van Beethoven, Alman besteci (d. 1770)
1864 - Jan Bake, Hollandalı dilbilimci (d. 1787)
1892 - Walt Whitman, ABD'li şair
1923 - Sarah Bernhardt, Fransız tiyatro sanatçısı (d. 1884)
1945 - David Lloyd George, İngiliz politikacı (d. 1863)
1949 - Albert William Stevens, ABD'li asker, baloncu ve ilk hava fotoğrafçılarından biri (d. 1889)
1959 - Raymond Chandler, ABD'li yazar (d. 1888)
1969 - John Kennedy Toole, ABD'li yazar (d. 1937)
1973 - Noël Coward, İngiliz aktör, yazar besteci. (d.1899)
1976 - Josef Albers, Alman ressam (d. 1888)
1987 - İhap Hulusi Görey, Türk ressam (d. 1898)
1988 - Turhan Feyzioğlu, Türk hukukçu ve politikacı (d. 1922)
1995 - Belgin Doruk, Türk sinema sanatçısı (d. 1936)
2005 - Murat Çobanoğlu, Türk halk ozanı (d. 1940)
2005 - James Callaghan, İngiliz politikacı (d. 1912)

Matematik : Video Ders - Permütasyon - Konbinasyon

24 Mart 2009 Salı | etiket , | 0 comments [ Devamını Oku ]

Matematik : Video Ders - 2. Dereceden Denklemler




Matematik : Video Ders - Basit Eşitsiklikler

Matematik : Video Ders - Parabol

Matematik : Video Ders - Binom Açılımı

Masal Hikaye : Kibritçi Kız - Oku

Etiketler : çocuk masalları, kibritçi kız masalı, masal, masal alemi, masal dünyası, masal oku, Masal-Diyari, masallar, masallar alemi, masallar diyarı, masalsız çocuklar


Bir yılbaşı gecesiydi. Dondurucu, kavurucu bir soğuk vardı. Yoldan geçenler paltolarının yakasını kaldırmışlar, atkılarına bürünmüşler, hızlı hızlı yürüyorlardı. Kimi evine geç kalmış, acele ediyor, kimi bir eğlence yerine gidiyordu.
Çocuklar koşuyorlar, birbirlerine kartopu atıyorlardı. Gecenin zevkini en çok onlar çıkarıyorlardı. Kahkahalarla gülüyorlar, sevinçle haykırıyorlardı.
Yalnız bir çocuk vardı ki gelip geçenler onun farkında değillerdi. Ufak bir kız çoçuğu. Başı açık, elbisesi yama içinde, yoksul bir kızcağız. Bir kapının önüne büzülmüş, çıplak ayaklarını altına almıştı. Soğuktan morarmış tir tir titriyordu. Üzerinde oturduğu taş basamakta buz gibiydi.

Yavrucağız da sanki donmuş, bir buz parçası kesilmişti.
Geniş bir mukavva kutunun içine sıralanmış kibrit kutularına bakarken gözleri yaşarıyordu.
Evet, bu bir kibritçi kızdı. O gün bir tek kutu kibrit bile satamamıştı. Satsa, bir kaç kuruş para kazansa, kalkıp evine gider, annesiyle birlikte hiç olmazsa bir kase sıcak çorba içerdi. Gidemiyordu, çünkü o gün hiç kibrit satamadığını annesine söylemekten çekiniyordu. Soğuktan, üzüntüsünden titreyen kısık,incecik sesiyle “Kibrit var, kibrit”diye bağırıyordu. Sokaktan geçenlerin hiçbiri başını çevirip bakmıyordu…
Ah hiç olmazsa ayaklarında terlikleri olsaydı! Biraz önce, sokak sokak dolaşırken, hızla geçen bir arabanın önünden kaçmış, kaçarken terlikleri ayağından fırlamıştı.
Karşı kaldırıma geçtikten sonra, dönüp bakmış hınzır bir çocuğun terlikleri kapıp kaçtığını görmüştü. Arkasından seslenmişti ama, çocuk alaylı alaylı seslenerek koşa koşa uzaklaşmıştı.

Kibritçi kız bunun üzerine bir kapının girintisine sığınmış, oracığa kıvrılıp oturmuştu.
Parmakları donmuş, sızlamaya başlamıştı. Kızcağız bu acıya dayanamadı, kutulardan birini açıp bir kibrit çıkardı. Parmakları uyuşmuştu, kibrit çöpünü elinde güçlükle tutuyordu. Eli titreye titreye çöpü duvara sürttü. Kibrit birden alev aldı; tatlı, yumuşacık, turuncu bir alev.

Zavallı kız, kibriti bir elinden öbür eline geçirerek, parmaklarını ısıttı. İçi de ısınmıştı. Sanki gürül gürül yanan bir ocağın karşısındaydı. Gözleri aleve dikilmiş, düşlere dalmıştı: Güzel bir odada, büyük bir ocağın karşısında oturuyordu. Arkasında kalın bir yünlü hırka, ayaklarında kürklü terlikler vardı.

Isınmış, terlemeye bile başlamıştı… Derken kibrit sönüverdi. Kibritin sönmesiyle, o tatlı düşlerde sona ermişti. Kızcağızın parmakları yeniden donmaya, sızlamaya başlamıştı.
Bir kibrit daha yaktı. Bu sırada soğuk bir rüzgar esti. Kız kibrit sönmesin diye, duvardan yana döndü. Öbür elini aleve siper etti. Aleve bakarken, karşısındaki duvar sanki eridi, birden açıldı, içerisi göründü. İçeride geniş bir oda vardı. Kar gibi bembeyaz örtü yayılmış bir masanın üzerine tabak tabak yiyecekler dizilmişti. Sofrada gümüş şamdanlar yanıyor, odayı gündüz gibi aydınlatıyordu. Kızcağız’ın gözleri sofranın ortasında, büyük bir tabağa konulmuş, nar gibi kıpkırmızı kaz kızartmasına dikilmişti. Ağzı sulandı. Elini oraya doğru uzattı. Kibrit yana yana sonuna gelmişti, parmağını yakıyordu. Kızcağız çöpü yere atıverdi. Atmasıyla birlikte, yılbaşı sofrası siliniverdi, gözlerinin önüne taş duvar yeniden dikildi.

Üçüncü kibrit daha fazla düşler yarattı:Bir yaz gecesi…Kibritçi Kız kırda bir ağacın altına oturmuş, yıldızlara bakıyor. Gece olduğu halde hava sıcak. Altındaki toprak, gündüz güneşten ısınmış, fırın gibi yanıyor… Küçük kız gözlerini yıldızlardan ayıramıyordu. Uzaktan uzağa gece kuşları ötüyor, kurbağalar bağrışıyordu.

Derken bir yıldız kaydı, gökyüzüne geniş bir yay çizerek uzaklaştı, söndü. Kızcağız: ‘işte, biri daha öldü’ diye mırıldandı. Bir gün, ninesi söylemişti: Her yıldız düştükçe yeryüzünden biri ölürmüş… Ninesini bir daha görebilmek için bir kibrit daha çaktı. Soğuktan kaskatı kesilmiş, beyni durmuştu. O şimdi sokak ortasında olduğunu unutmuş, düşler dünyasına dalmıştı. Kibritin alevinde yine ninesini görüyor, onun sesini işitir gibi oluyordu. İşte ninesi geliyordu. Lapa lapa yağan karların arasından bir melek gibi iniyordu… Geldi, geldi…Kollarını açtı, torununu kucakladı, aldı göklere doğru götürdü…
Ertesi sabah, yoldan geçenler, bir evin basamağında donmuş kalmış kızcağızın ölüsünü buldular. Yanı başında bir sürü boş kibrit kutusu vardı.

-Zavallı kız ısınmak için bütün kibritlerini yakmış dediler… Bu kibritlerin alevinde onun ne düşler gördüğünü bilemezlerdi ki.

Masal : Uyuyan Güzel Masalı Oku

Uyuyan Güzel
Etiketler : masal, masal dinle, masal dünyası, masal oku, Masal-Diyari, masallar, masalsız çocuklar, Uyuyan güzel masalı
UYUYAN GÜZEL



Grimm Kardeşler
Bir zamanlar bir Kral ile Kraliçe bir kız çocukları olunca bu mutlu günün şerefine bir ziyafet vermişler. Ziyafetten sonra Kral çevresindeki insanlara baba olmanın kendisini nasıl mutlu ettiğini anlatmış, zira yıllar yılı karısıyla birlikte hep bir çocuk sahibi olmayı beklemiş durmuş. Sonra bebeğin altını değiştirmeyi yeni öğrendiği sıralarda başına gelenleri anlatırken konukların hepsini güldürmüş. Derken konukların bebek Prenses’e hediyelerini verme zamanı gelmiş.

Herkes hediyelerini verdikten sonra sıra on iki periye gelmiş. “Benim Prenses’e hediyem Mutluluk,” demiş birinci peri. Konuklar sevinçle alkışlamışlar, Kral’ın ağzı kulaklarına varmış.
“Benim hediyem Güzellik,” demiş ikinci peki. “Benim hediyem Akıl,” demiş üçüncüsü. Böylece on bir peri hediyelerini tek tek vermişler.
On ikinci peri tam hediyesini vermek üzereymiş ki, bir gökgürültüsüyle sarsılmış bütün saray. Kapılar ardına kadar açılmış, içeriye yaşlı bir kadın girmiş ayaklarını sürüye sürüye. Onu gören herkes korkudan gözlerini kapatmış.
“On üçüncü peri!” diye bağırmışlar hep bir ağızdan.
“Bana davetiye yok mu Kral?” demiş on üçüncü peri korkun sesiyle kapı ağzından.
“Sana davetiye yollamayı unutmuş olmalılar,” demiş Kral kem küm ederek. “Hizmetkârlar! Sofrada hemen bir yer daha açın! Çabuk!” Aslında Kral onu bile bile davet etmemiş, çünkü sarayda periler için sadece on iki altın tabak varmış. O da düşünmüş taşınmış, çareyi birini davet etmemekte bulmuş.
On üçüncü peri minik Prenses’in kundağının yanına gitmiş. Bebek agu deyip minik elini ona doğru uzatmış. Derken peri birden, “Benim de prensese hediyem, on beşinci yaş gününde parmağına iğ batar batmaz ölmesi,” demiş iğrenç bir kahkaha atarak.
Yine bir gök gürültüsüyle, kötü peri kaybolup gitmiş. Sarayın kapıları gürültüyle kapanmış ardından. Korkunç bir sessizlik kalmış geriye. Sonra Kraliçe ağlamaya başlamış.
On ikinci peri öne atılmış. “Ben hediyemi vermedim daha,” demiş yumuşak bir sesle. “Kötü büyüyü bozamam belki, ama onu değiştirebilirim. Benim hediyem de büyüyü, Prenses’in parmağına iğ battığında ölmesi yerine, yüz yıl uyuması şeklinde değiştirmek olsun o zaman.”
Yıllar geçmiş aradan. Bebek büyümüş, sağlıklı, güzel, mutlu ve akıllı bir genç kız olmuş. Kral’la Kraliçe kötü büyüyü çoktan unutmuşlar. Zaten ülke içinde ne kadar iğ varsa, daha Prenses bebekken yok edilmiş. Prenses uzun yıllar güvendeymiş.
Fakat tam da on beşinci yaşına bastığı gün Prenses daha önce hiç fark etmediği bir kapı keşfetmiş. Kapıyı açmış, kıvrıla kıvrıla yukarı çıkan bir merdivenle karşılaşmış. Merdiveni çıkınca üzerinde altın bir anahtar bulunan bir kapıya varmış. Kapıyı açınca, içerdeki küçük odada tekerlekli bir şeyi çalıştıran yaşlı bir kadın görmüş. “Ne yapıyorsunuz öyle?” diye sormuş prenses. Yaşlı kadın gülümsemiş. “İplik eğiriyorum!” demiş. “Orada öyle bakıp durma. Gel, bir de sen dene, hadi.” İği Prenses’e doğru uzatmış.
O anda olanlar olmuş. İğin sivri ucu Prenses’in parmağına batmış, Prenses hemen yere yığılıp kalmış. Dışarıda, avluda tavuklar gıdaklamayı kesmiş. Prenses’in köpeği, aşçının kedisini kovalamaz olmuş. Çalışma odasında kızının doğum günü davetiyesini yazmakta olan Kral’ın elinden kalem düşmüş. Mutfaktaki ocaklar yanmaz olmuş. Tüm saray uykuya dalmış.
Yıllar yavaş yavaş akıp geçmiş. Saray unutulmuş. Ama olaydan yüz yıl kadar sonra bir gün yakışıklı bir Prens o civardan geçiyormuş. Uzaklarda dikenli çalılarla kaplı bir yer gözüne ilişmiş. Adamları gülerek bu büyülenmiş sarayla içindeki uyuyan güzel hakkında duydukları bir hikâyeyi aktarmışlar ona. ‘Ya doğruysa,’ diye düşünmüş prens ve atını dikenli çalılarla kaplı yola sürmüş.
Önce çalılardan geçilecek hiç yol bulamamış. Çalılar hem çok sıkmış ve hem de üstüne tırmanılamayacak kadar dikenliymiş. Bakmış olacak gibi değil, çekmiş kılıcını ve yolunu açmak için çalıları kesmeye başlamış. Çalılıkları aşan Prens gördüklerine inanamamış. Her yer bir heykel gibi kıpırdamadan duran hayvalar ve insanlarla doluymuş. Sarayın içinde dolaşmış. Güneşle aydınlanan pencerelerde tek bir sinek bile vızıldamıyormuş. Hiç kimse kımıldamıyor, hiç kimse cevap vermiyormuş sorularına.
Derken kapısı yarı açık bir kuleye varmış. İçeri girmiş, kıvrıla kıvrıla yukarı doğru uzanan bir merdivenle karşılaşmış. Prens, merdivenlerin bittiği yerde, tepede altına benzer bir şeyin parladığını görür gibi olmuş. Merdivenleri çıkmış ve kendini Prenses’in önünde bulmuş. “Uyuyan Güzel,” demiş fısıltılı bir sesle. Kızın güzelliğine dayanamamış, eğilip dudaklarından öpmüş.
Prens onu öper öpmez Prenses gözlerini açmış. Onun uyanmasıyla birlikte sarayın mutfağında ocak tekrar yanmaya başlamış. Çalışma odasında Kral leinden düşürdüğü kalemi almış ve kızının doğum günü davetiyesini yazmaya devam etmiş. Tavuklar yerdeki buğday tanelerini gagalamaya başlamış.
Kulenin en üst katındaki odada Prenses karşısında Prensi görmüş. Yüz yıldan sonra ilk defa dudaklarında bir tebessüm belirmiş. “Benimle evlenir misin?” diye sormuş Prens fısıltıyla. “Evet!” demiş Prenses ve Prensi öpmüş. Kral bu güzel haberi alınca muazzam bir ziyafet hazırlatmış. Prens ile Prenses evlenmişler ve ömür boyu mutluluk içinde yaşamışlar.


Alıntıdır. http://www.Dostyakasi.com

Masal ,:

Uyuyan Güzel
Etiketler : masal, masal dinle, masal dünyası, masal oku, Masal-Diyari, masallar, masalsız çocuklar, Uyuyan güzel masalı
UYUYAN GÜZEL



Grimm Kardeşler
Bir zamanlar bir Kral ile Kraliçe bir kız çocukları olunca bu mutlu günün şerefine bir ziyafet vermişler. Ziyafetten sonra Kral çevresindeki insanlara baba olmanın kendisini nasıl mutlu ettiğini anlatmış, zira yıllar yılı karısıyla birlikte hep bir çocuk sahibi olmayı beklemiş durmuş. Sonra bebeğin altını değiştirmeyi yeni öğrendiği sıralarda başına gelenleri anlatırken konukların hepsini güldürmüş. Derken konukların bebek Prenses’e hediyelerini verme zamanı gelmiş.
Herkes hediyelerini verdikten sonra sıra on iki periye gelmiş. “Benim Prenses’e hediyem Mutluluk,” demiş birinci peri. Konuklar sevinçle alkışlamışlar, Kral’ın ağzı kulaklarına varmış.

“Benim hediyem Güzellik,” demiş ikinci peki. “Benim hediyem Akıl,” demiş üçüncüsü. Böylece on bir peri hediyelerini tek tek vermişler.
On ikinci peri tam hediyesini vermek üzereymiş ki, bir gökgürültüsüyle sarsılmış bütün saray. Kapılar ardına kadar açılmış, içeriye yaşlı bir kadın girmiş ayaklarını sürüye sürüye. Onu gören herkes korkudan gözlerini kapatmış.
“On üçüncü peri!” diye bağırmışlar hep bir ağızdan.
“Bana davetiye yok mu Kral?” demiş on üçüncü peri korkun sesiyle kapı ağzından.
“Sana davetiye yollamayı unutmuş olmalılar,” demiş Kral kem küm ederek. “Hizmetkârlar! Sofrada hemen bir yer daha açın! Çabuk!” Aslında Kral onu bile bile davet etmemiş, çünkü sarayda periler için sadece on iki altın tabak varmış. O da düşünmüş taşınmış, çareyi birini davet etmemekte bulmuş.
On üçüncü peri minik Prenses’in kundağının yanına gitmiş. Bebek agu deyip minik elini ona doğru uzatmış. Derken peri birden, “Benim de prensese hediyem, on beşinci yaş gününde parmağına iğ batar batmaz ölmesi,” demiş iğrenç bir kahkaha atarak.
Yine bir gök gürültüsüyle, kötü peri kaybolup gitmiş. Sarayın kapıları gürültüyle kapanmış ardından. Korkunç bir sessizlik kalmış geriye. Sonra Kraliçe ağlamaya başlamış.
On ikinci peri öne atılmış. “Ben hediyemi vermedim daha,” demiş yumuşak bir sesle. “Kötü büyüyü bozamam belki, ama onu değiştirebilirim. Benim hediyem de büyüyü, Prenses’in parmağına iğ battığında ölmesi yerine, yüz yıl uyuması şeklinde değiştirmek olsun o zaman.”
Yıllar geçmiş aradan. Bebek büyümüş, sağlıklı, güzel, mutlu ve akıllı bir genç kız olmuş. Kral’la Kraliçe kötü büyüyü çoktan unutmuşlar. Zaten ülke içinde ne kadar iğ varsa, daha Prenses bebekken yok edilmiş. Prenses uzun yıllar güvendeymiş.
Fakat tam da on beşinci yaşına bastığı gün Prenses daha önce hiç fark etmediği bir kapı keşfetmiş. Kapıyı açmış, kıvrıla kıvrıla yukarı çıkan bir merdivenle karşılaşmış. Merdiveni çıkınca üzerinde altın bir anahtar bulunan bir kapıya varmış. Kapıyı açınca, içerdeki küçük odada tekerlekli bir şeyi çalıştıran yaşlı bir kadın görmüş. “Ne yapıyorsunuz öyle?” diye sormuş prenses. Yaşlı kadın gülümsemiş. “İplik eğiriyorum!” demiş. “Orada öyle bakıp durma. Gel, bir de sen dene, hadi.” İği Prenses’e doğru uzatmış.
O anda olanlar olmuş. İğin sivri ucu Prenses’in parmağına batmış, Prenses hemen yere yığılıp kalmış. Dışarıda, avluda tavuklar gıdaklamayı kesmiş. Prenses’in köpeği, aşçının kedisini kovalamaz olmuş. Çalışma odasında kızının doğum günü davetiyesini yazmakta olan Kral’ın elinden kalem düşmüş. Mutfaktaki ocaklar yanmaz olmuş. Tüm saray uykuya dalmış.
Yıllar yavaş yavaş akıp geçmiş. Saray unutulmuş. Ama olaydan yüz yıl kadar sonra bir gün yakışıklı bir Prens o civardan geçiyormuş. Uzaklarda dikenli çalılarla kaplı bir yer gözüne ilişmiş. Adamları gülerek bu büyülenmiş sarayla içindeki uyuyan güzel hakkında duydukları bir hikâyeyi aktarmışlar ona. ‘Ya doğruysa,’ diye düşünmüş prens ve atını dikenli çalılarla kaplı yola sürmüş.
Önce çalılardan geçilecek hiç yol bulamamış. Çalılar hem çok sıkmış ve hem de üstüne tırmanılamayacak kadar dikenliymiş. Bakmış olacak gibi değil, çekmiş kılıcını ve yolunu açmak için çalıları kesmeye başlamış. Çalılıkları aşan Prens gördüklerine inanamamış. Her yer bir heykel gibi kıpırdamadan duran hayvalar ve insanlarla doluymuş. Sarayın içinde dolaşmış. Güneşle aydınlanan pencerelerde tek bir sinek bile vızıldamıyormuş. Hiç kimse kımıldamıyor, hiç kimse cevap vermiyormuş sorularına.
Derken kapısı yarı açık bir kuleye varmış. İçeri girmiş, kıvrıla kıvrıla yukarı doğru uzanan bir merdivenle karşılaşmış. Prens, merdivenlerin bittiği yerde, tepede altına benzer bir şeyin parladığını görür gibi olmuş. Merdivenleri çıkmış ve kendini Prenses’in önünde bulmuş. “Uyuyan Güzel,” demiş fısıltılı bir sesle. Kızın güzelliğine dayanamamış, eğilip dudaklarından öpmüş.
Prens onu öper öpmez Prenses gözlerini açmış. Onun uyanmasıyla birlikte sarayın mutfağında ocak tekrar yanmaya başlamış. Çalışma odasında Kral leinden düşürdüğü kalemi almış ve kızının doğum günü davetiyesini yazmaya devam etmiş. Tavuklar yerdeki buğday tanelerini gagalamaya başlamış.
Kulenin en üst katındaki odada Prenses karşısında Prensi görmüş. Yüz yıldan sonra ilk defa dudaklarında bir tebessüm belirmiş. “Benimle evlenir misin?” diye sormuş Prens fısıltıyla. “Evet!” demiş Prenses ve Prensi öpmüş. Kral bu güzel haberi alınca muazzam bir ziyafet hazırlatmış. Prens ile Prenses evlenmişler ve ömür boyu mutluluk içinde yaşamışlar.


Alıntıdır. http://www.Dostyakasi.com

Fizik : Video Ders - Hareket

HAREKET VE KUVVET

Hareket, fizikte mekanik konusu içerisinde yer alır. mekanik ile nesnelerin hareketi ve durgun kalma özellikleri açıklanmaya çalışılır. Böylece evrendeki gezegen ve yıldızların hareketleri açıklanabilir, bina, köprü, gökdelen gibi binalar inşa edilebilir, uçak, gemi ve denizaltı gibi araçlar yapılabilir. Kısaca, dünya ve uzayda var olan veya var olması istenen birçok özellik mekanik konusu ile açıklanabilir.

İnsanların en iyi çok ilgilendiği ve günlük yaşamında karşılaştığı fiziksel olaylardan birisi harekettir. bu nedenle fizik bilimine genellikle hareket konusu ile başlanır.

HAREKET BİLİMİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Hareket çok eski zamanlardan beri insanların ilgisini çeken bir konu olmakla beraber, sistematiğinin oluşması ancak 1600'lü yıllara denk gelmektedir. Bu çağda batı dünyasında ortaya çıkan Galileo ve Newton, hareket biliminin sistematik özelliğinin oluşmasının temelini atmışlardır. 19. yüzyılın sonlarına kadar bu bilim adamlarının ortaya attığı fikirler büyük oranda kabul görmüştür. Fakat 20. yüzyılda atom ve atom altı parçacıklar üzerinde yapılan çalışmalar ve teknolojideki hızlı gelişim bu bilim adamlarının fikirlerinde bir takım değişiklikler yapılması gerektiğini ortaya koymuştur. Kuantum Mekaniği ve Görelilik Teorisi yapılan bu çalışmalar sonrası, mekaniği ve hareketi daha iyi açıklamışlardır.

HAREKET VE KUVVET KONUSU İÇİN BAZI TEMEL KAVRAMLAR

Skaler ve Vektörel Büyüklükler

Sadece bir sayı ve bir birim ile belirtilen uzunluk, kütle, zaman gibi büyüklüklere skaler büyüklükler denir. 500 metre, 50 m/s, 175 cm, 3 saat gibi büyüklükler skaler büyüklüklerdir.

Vektörel büyüklükler ise, bir sayı ve bir birim yanında yönü de olan büyüklüklerdir. A'dan B'ye 2 saate gitmek vektörel bir büyüklüğü ifade eder.

Uzunluk ve Zaman Birimleri

Hareketi iyi anlayabilmek için ilk olarak temel uzunluk ve zaman ölçülerini bilmek gerekir.

Metre uzunluğun temel ölçü birimidir. Bir metre, Paris'ten geçen, kuzey kutbu ve ekvator arasındaki boyuna çizgi boyunca ölçülen uzaklığın on milyonda birisidir. Bu bir metreyi temsil eden metal çubuk Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler Bürosu'nda bulunmaktadır.

Bir metrenin uzunluğunu belirlemenin bir başka yolu ise, bilimdeki hızlı gelişmelerden birisi olan ışık hızından yararlanmaktır. Buna göre 1 metre = Işığın boşlukta 1/299,792,458 saniyede yol aldığı mesafedir.

Saniye ise = Sezyum atomunun yayınladığı belli bir dalga boyundaki ışığın, 9192631770 devir yapması için geçen zamandır.

Kütle, enerji, zaman, hız, kuvvet ve sıcaklık gibi bir ölçme aracı ile ölçülebilen büyüklükler fiziksel niceliklerdir. Bu tür büyüklükler genel olarak iki kısımda incelenir. Bunlar:

1) Skaler Büyüklükler

2) Vektörel Büyüklüklerdir.

1) Skaler Büyüklükler

Yalnızca sayılarla ifade edilebilen ve bir birimi olan büyüklüklere denir. Skaler büyüklükler, kütle, sıcaklık, güç, zaman, iş vb. olarak incelenebilir. Örneğin; 3 metre, 5 kilogram, 35 oC, 600 Newton, 220 Volt gibi.

2) Vektörel Büyüklükler

Ölçülen büyüklüklerin bazılarındaki sayısal değer ve birim bazen bu veriyi anlamak için yeterli değildir. Bu büyüklüğün yönü, şiddeti, başlangıç noktası ve doğrultusu da önem kazanır. Örneğin; "Araba Ankara'dan İstanbul'a doğru saatte 90 km/sa hızla hareket ediyor" cümlesinde aracın yönü, doğrultusu ve hızı gibi kavramlar bilinmesi gereken değerlerdir.

Vektörel büyüklük; şiddeti, yönü, doğrultusu ve başlangıç noktası belirlenebilen büyüklüklerdir. Yani yönlendirilmiş doğru parçalarına vetör denir. Vektörel büyüklükleri simgesi üzerine ok işareti konularak skaler büyüklüklerden ayırt edilmektedir.




23 Mart 2009 Pazartesi | etiket , | 0 comments [ Devamını Oku ]

Matematik : Video Ders - Parabol

PARABOL NEDİR?

A. TANIM: a ¹ 0 ve a, b, c Î IR olmak üzere, f : IR ® IR tanımlanan f(x) = ax2 + bx + c biçimindeki fonksiyonlara ikinci dereceden bir değişkenli fonksiyonlar denir.

İkinci dereceden fonksiyonun analitik düzlemdeki görüntüsüne parabol denir.

Parabol, düzgün tel parça-sının uçlarından tutularak bükülmesiyle oluşan, yandaki gibi kolları yukarıya doğru ya da aşağıya doğru olan bir eğridir.

B. PARABOLÜN TEPE NOKTASI

f(x) = ax2 + bx + c fonksiyonunun tepe noktası

T(r, k) olmak üzere,

r=-b/2a ve k=f( r) =4ac-b2/4a dır.

Ü Parabol x= -b/2a doğrusuna göre simetriktir.

X=-b/2a doğrusu parabolün simetri eksenidir.

y = a(x – r)2 + k fonksiyonunun grafiğinin


tepe noktası T(r, k) dır.

C. GRAFİĞİN EKSENLERİ KESTİĞİ NOKTALAR

Parabolün Ox eksenini kestiği noktalar A ve B, Oy eksenini kestiği nokta C olsun.

ax2 + bx + c = 0 ın kökleri x1 ve x2 ise A(x1, 0), B(x2, 0), C(0, c) dir.

Ü ax2 + bx + c = 0 denkleminde

D = b2 – 4ac > 0 ise, parabol Ox eksenini farklı iki noktada keser. www.matematikcifatih.tr.gg
D = b2 – 4ac < 0 ise, parabol Ox eksenini kesmez.
D = b2 – 4ac = 0 ise, parabol Ox eksenine teğettir.
D. x2 NİN KATSAYISI OLAN a NIN İŞARETİ



1) a < 0 ise, parabolün kolları aşağı doğru olup, f(x) in en büyük değeri tepe noktası-nın ordinatı olan k dır.

a>0 ise parabolün kolları yukarı doğru olup,f(x),in en küçük değeri tepe noktasının ortinatı olan k dır.

a>0 ise parabolün kolları aşağı doğru olup f(fx) in en büyük değeri tepe noktasının ortinatı olan k dır.

2) |a| büyüdükçe kollar daralır. Buna göre, yandaki parabollere göre, f deki x2 nin katsayısı, g deki x2 nin katsayısından büyüktür.

|a| büyüdükçe kollar daralır. Buna göre , yandaki parabollere göre ,f deki x2 nin katsayısı g deki x2 nin katsayısından büyüktür

f(x) = ax2 + bx + c fonksiyonunun grafiğini çizmek için,



1) Fonksiyonun tepe noktası bulunur.

2) Fonksiyonun eksenleri kestiği noktalar bulunur.

3) a nın işaretine bakılarak parabolün kollarının yönü belirlenir.

E. GRAFİĞİ VERİLEN PARABOLÜN DENKLEMİNİN YAZILMASI

1. Parabolün Ox Eksenini Kestiği Noktalar Biliniyorsa

y = f(x) = a(x – x1) (x – x2) ... (1) dir.

Burada a değerini bulmak için, parabol üzerindeki herhangi bir noktanın değerleri (1) de yazılır.

2. Parabolün Tepe Noktası Biliniyorsa

y = f(x) = a(x – r)2 + k ... (1) dir.

Burada a değerini bulmak için, parabol üzerindeki herhangi bir noktanın değerleri (1) de yazılır.

3. Parabolün Geçtiği Üç Nokta Biliniyorsa

y1 = ax12 + bx1 + c ... (1)

y2 = ax22 + bx2 + c ... (2)

y3 = ax32 + bx3 + c ... (3)



Bu üç denklemi ortak çözerek a, b, c yi buluruz.

F. PARABOL İLE DOĞRUNUN DÜZLEMDEKİ DURUMU

y = f(x) = ax2 + bx + c parabolü ile y = g(x) = mx + n doğrusunu ortak çözelim.

f(x) = g(x)

ax2 + bx + c = mx + n

ax2 + (b – m)x + c – n = 0 ... (*)



(*) denkleminin kökleri (varsa) doğru ile parabolün kesiştiği noktaların apsisleridir.

Buna göre, (*) denkleminde;

D > 0 ise, parabol doğruyu farklı iki noktada keser.
D< 0 ise, parabol ile doğru kesişmez.
D = 0 ise, parabol doğruya teğettir.
Ü y = ax2 + bx + c parabolü ile y = dx2 + ex + f parabolünün düzlemdeki durumu incelenirken yukarıdakine benzer biçimde işlemler yapılır.











Spor : Akrobasi Nedir?

akrobasi Nedir

Belli bir süre üzerinde çalışılarak kazanılan canbazlık haraketleri.

Akrobat, tehlikeyi umursamayan, halkı eğlendirmek ve seyircilere imkansız gibi görünen bir çok hareketleri başarmak için çok defa hayatını tehlikeye atan bir sirk sanatçısıdır. Gerçi akrobatların başına bir kaza geldiği pek seyrek görülür. Bunun sebebini, antrenman yapmış ve numaralarını büyük bir titizlikle hazırlamış olmalarında aramak gerekir.

Sirklerde veya müzikhollerde yapılan akrobatik numaralar, hüner, esneklik, cesaret ve soğukkanlılık ister. Akrobatlar mesleklerine pek genç yaşta başlıyarak hazırlanırlar. ilk başarılarını boş bir salonda veya boş bir sirkte elde ederler. Altlarına gerilmiş bir ağ veya gövdelerine takılı bir ip, yüksekte bulundukları sırada düşecek olurlarsa bu düşüşü yumuşak bir inişe çevirir ve tıpkı dağcıların tırmanışı süresince olduğu gibi onların güvenliğini sağlar. Filimlerde düblörlük yapan otomobil cambazları da tehlikeyi azaltmak gayesiyle bazı tedbirlere başvurmaktadırlar.

hava akrobasisi
Hafif Savaş uçakları tarafından çeşitli maksatlarla normal uçuş durumları dışında daha çok Hava savaşlarında sık sık başvurulan ustaca manevralardır. Çeşitli şekilleri vardır. Bunların başlıcaları:

Laping (Clooping)
Bu hareket uçağın tırmanabileceği yeterli sür’ati kazandıktan sonra yalnız irtifa dümeninin kullanılması ile düşey bir daire çizerek uçmaktır.

Düşey 8 (Kübün
Birbiri arkasına yukarı ve aşağıya Doğru luping yapılarak düşey 8 meydana getirilir.

Tono (Tonneau)
Bir uçağın yat Ay olarak uçarker uzunluk (boy) ekseni etrafında sağa veya sola doğru devir yapması. Birbiri arkası sıra bir kaç kere (tur) olabilir. irtifa ve istikamet dümenlerinin uygun şekilde kullanılmasıyla yapılan tonoda uçak istikametinden çok az ayrılır.

Ters uçuş
Uçağın üstü aşağıya gelmek üzere yatay olarak uçuş yapması.

Immelman
Hareket yarım bir lupinge benzer. Lupinge başlar gibi başlanır, dairenin yukarı kısmında tepede terste iken uçak döndürülüp düz duruma getirilir.

Burgu (Vrille)
Uçağın ağırlık merkezi yakınından geçen düşey bir eksen etrafında dönerek düşmesi.

Rötörman
Uçak düşük süratlerde düz uçuştayken ters uçuş durumuna getirilir ve uçak burnu daldırılır ve irtifa dümeni ile Burun aşağıya çekilerek aksi tarafından çıkılır.

Şandel
Bu hareket hem uçağı 180° geriye döndürmek, hem de irtifa almak için kullanılır.

Pike
Uçağın burnu aşağıda olarak dalış şeklidir. Daha çok havadan yerdeki hedeflere bomba atmak için kullanılır.

Bu manevraların hepsi uçağın sahib olduğu enerjiye bağlı olarak yapılan manevralardır. Yani, uçağın süratine ve irtifasına bağlı olan manevralardır. Eğer sürat Düşük, irtifa fazla ise burnu aşağıya verip irtifa kaybederek, pike durumunda sürat artırılır ve manevralar için uygun sürat kazanılır.

Akrobasi hareketleri, özellikle harp pilotları tarafından hava muharebelerinde, düşman uçağına en kısa yoldan yaklaşıp uygun silahı ateşleyip düşürebilmek için kullanılır. Ayrıca bu hareketler pilotun uçağa hakimiyetini artırır. Bunun için bütün pilotlar tarafından bilinmek zorundadır.

Akrobasi hareketleri havacılık bayramlarında ve gösteri uçuşlarında gösteri maksadıyla duman bırakan birçok uçaklar tarafından yapılmaktadır. ilk akrobasi, hareketleri 1913 yılında Fransız pilotu Pegout tarafından yapılmıştır. Milletlerarası ilk akrobasi yarışması, 1934 yılında Paris’te yapılmış ve Alman pilotu Fieselen birinci olmuştur.

Tarih : Ampir Nedir?

Ampir Nedir

Napolyon devrinde Fransa’da başlamış ve Avrupa’ya yayılmış olan mimari, mobilya, giyim vb. üslûbu, tarzı. Eskiçağ tarz ve üslûplarının yorumlanması, daha Louis XVI. stilinde beliren bir eğilimdi. Üslûp, ihtilâl sırasında Louis David’in etkisiyle, ağır basacak kadar gelişti. Napolyon zamanında sürüp giden Savaş hali, dekoratif unsurları Savaşçı amblemler haline soktu. Merkezi idareyi de değişmeyen biçimlerde görmek mümkündür.

Percier ile Fontaine, sanatları yönettiler; 1812 yılında Fontaine, döşemeyle ilgili bütün eşy ayı içine alan bir iç süsleme dergisi yayımladı: fildişi iskemleler, üç bodur ayak üzerinde yükselen sapın taşıdığı yunan fenerli lambalar, revak görünüşlü âbidevi yatak hücreleri. bakır silmeler iskarpel Aya iyi gelmeyen akaju ağacı ile bağdaştırıldı. Sütunların süsü sert (kaide ve baslıkta bazen yaldızlı bronzdan bindirilmiş yumurta veya defne şeklinde bir gerdanlık bulunur, gövde oluksuzdur). Tıkanık ve ağırca olan marketri limon ve akaju ağacının dışına pek çıkmaz.

Ampir mobilyası kübik ve masiftir (buna rağmen aynı çağa ait ve Jacob ailesinden gelen pek güzel parçalar vardır). Yaldızlı bronz parlak veya mat, bazen mat zemin üzerinde parlaktır; yine de imparatorluk çağının yaldızları sıcak yumuşaklıkları ve dokularıyla beğenildi; eskiçağ yeşili bronz, koyu renkli mermerle birleştirildi (granit, doğu somakisi); bakırdan parmaklık, baklava şeklinde geometrik kafes oymaları yapıldı, bunlar küçük masaların etrafında kemer veya üstünde galeri meydana getiriyordu.

Kabul edilen tek eğri, daire formuydu. Çalışma masaları zafer taklarına benzetildi. Rakkaslı saatlerin süslemesinde Eskiçağ hâkim durumdaydı: Horatius’ların Yemini, Maruıs Minturnes’de v.b.; eskiçağ vazoları sık sık ort aya çıkıyor, yeşil ve siyah mermer rafların üzerinde, çoğu zaman Napolyon’un büstü veya heykeli bulunuyordu. Roma miğferi, kılıcı, konsül alâmeti, sub Ay asası, kudret timsali balta, defne tac, kartallar, kanatlı zaferler, borazan üfleyen kenomee’ler, sfenksler süsleme konularının repertuvarını meydana getiriyordu. Kumaşlar çok zarif ve saf renkliydi. Kırmızı, sarı, yeşil renkler hâkimdi. Bütün Avrupa’da ağır basan ampir üslûbu, Rusya’da Aleksandrin üslûbu adını aldı.

Türk Ampir Stili
Barok üslûbunun ardından Türkiye’ye giren ampir üslûbu, 1854-1874 yılları arasında 20 yıl yaşamış, özellikle istanbul’da çeşitli sahalarda kullanılmıştır. Çok yaygın olmamakla beraber bazı Anadolu yapılarında da özel görünüşler halinde ortaya çıkmıştır.

Fransa’dan Türkiye’ye gelen bazı sanat eşyası ve oradaki yapıları inceleme fırsatı bulan yabancı ve yerli Hıristiyan mimarlar yoluyla yeni bir akım olarak beliren Türk ampir üslûbu, kısa bir süre içinde hayli yaygın hale gelmesine rağmen Avrupa’daki uygulamadan birçok noktada farklılıklar göstermiştir.

Uzun bir mimari geleneğin hâkim olduğu bir ülkede ampir üslûbun Avrupa’dakinden ifade bulması ve yeni denemelerle karşımıza çıkması tabiidir. Bu yüzden Türkiye’deki uygulamaya Türk ampir üslûbu denmiştir. insan ve hayvan figürlerinin zengin bir şekilde ve çeşitli biçimlerde kompoze edilmesine ve bunların bitkisel motiflerle bağlanmasına dayanan bu üslûp, yalnız mimaride kalmamış, resim, heykel, süsleme, seramik ve mobilya gibi çeşitli sanat kollarında da denenmiştir. insan ve Hayvan figürlerinin ağır bastığı böyle bir üslûbun aktarılışı sırasında dini Gelenekler Göz önüne alınarak daha çok çiçek ve yaprak gibi bitkisel süslemeler esas alınmış, mümkün olduğu kadar insan ve hayvan figürlerinden kaçınılmıştır.

En önemli örneklerin toplandığı istanbul’da özellikle Tophane’de Nusretiye camii, baroktan ampire geçişi gösterir; 1853′te hacı Emin Paşa ve Serkis Balyan tarafından yapılan, Barok ve Ampir üslûplarının karışmasından doğan Dolmabahçe sarayı ve 1854 tarihli Ortaköy camii örnekleri Nusretiye’den sonra gelir. Ayrıca Mahmud II türbesi, Sultanahmet’te Divanyolu üzerinde Çevri Kalfa mektebi, Topkapı sarayı içinde bazı binalar ve Alayköşkü bu devrin eserleri arasına girmektedir.

Mimarinin yanısıra çeşitli süsleme alanlarında da bu devrin karakteristik belirtileri, ahşap evlerin kapı, pencere, dolap ve tavan süslemelerinde, resim ve yazı çerçevelerinde, dokuma ve işlemelerde, mezar taşlarında görülmektedir.

Anadolu’da ve Osmanlı imparatorluğunun başka çevrelerinde Ampir üslûp oradaki yerli geleneklerle birleşerek biraz daha değişik şekiller meydana getirmiştir

Hobi : Elişi

Elişi
canlı cansız veya geometrik birçok figürün süsleme amaçlı olarak değişik eşyaların zeminlerine işlenmesi ile elde edilen bir süsleme şeklidir. Daha çok kumaş türü zeminlere değişik renkteki iplikler ile yapılan süsleme için kullanılır.

Hobi : Balıkçılık - Olta Hazırlanması

oltanın tanımı bazen: bir ucunda nadiren bir balık, diğer ucunda her zaman bir alık bulunan uzun naylon ip" şeklinde yapılır. biz bu tanımı yapan hatta inanıp da gülen alıklara aldırmadan gerçek olta neymiş bakalım.ilk olarak yanlış yerleşmiş bir terimi düzeltelim. olta mantara sarılmış yeterli uzunlukta ve kalınlıkta olan ve ucu boşta olan olta ipine denir. bu misina, fırdöndü, kurşun, beden, iğne vs eklenmesi ile yakalanması amaçlanan balığa göre donatıldığında takım olarak anılmalıdır. gen

elde yerleşmiş deyim olarak bunlara olta denir ama artık biliyoruz ki bu doğru terim değil doğrusu takım demek. bununla birlikte takımı, olta diye anmak o kadar yaygındır ki bu şekilde kullanmakta da bir mahsur yoktur, bizim başlık ta zaten oltayı tanıyalım. yanda iki basit takım örneği görülmektedir, bunların ortak adı savurma takımı olduğu halde kurşunların yerleri nedeni ile, birbirlerinden farklı oldukları ilk bakışta görülür. soldaki takım daha çok sandaldan veya kıyıdan sarkıtma şeklinde kullanılır; en çok karşılaşılan ve kullanılan takım şeklidir. sağdaki takım da aynı şekilde kullanılabilir ama dip oltası (çökertme) olarak kullanılması daha yaygındır; genelde kurşunun altında kalan bedene monteli ikinci köstek, diğerine sarılarak oltanın etkisini azalttığı için, pek kullanılmaz. veya kullanılsa da bazı özel tedbirler almak gerekir. kullanılan kurşun çalışır kurşun olursa daha iyidir, bu şekilde dibe oturtulan oltadaki yemi alan balık misina kurşunun içinde kayarak direnç göstermeyeceğinden yemi daha kolay yutar. çalışır kurşun yerine kıstırma veya sarma yaprak kurşun da ağırlık olarak kullanılabilir.



Yazar & Kaynak : www.faydalibilgiler.com

Tarih : Islahat Fermanı (28 Şubat 1856)

Islahat Fermanı (28 Şubat 1856)
tarih tarih

Islahat fermanı Kırım harbinin son yıllarında hazırlanarak Paris Antlaşmasının imzalanmasından 6 hafta önce Bab-ı Ali tarafından ilan edildi. İngiliz ve Fransızlar, Rusların Ortodoksların hamiliğini alarak Avrupa kamuoyunda lehlerine propaganda yapmalarını önlemek için, Paris Antlaşmasına Osmanlı Devleti,deki Hıristiyanlar için, Islahat yapılmasını isteyen bir madde koydurmayı uygun buldular.



Islahat Fermanı bu şekilde yabancılar tarafından hazırlanan Osmanlılar tarafından kabul edilen bir fermandır. Bu sıralarda Osmanlı köylüsü Rus köylüsünden daha fazla refah içerisindeydi. Daha fazla haklara sahipti. Islahat Fermanı prensipleri, Tanzimat Fermanı prensiplerinin bir devamı niteliğindeydi. Tanzimat daha çok İmparatorluğun eskiyen müesseselerini yenileştirmek ve batılılaştırmak için yapılmıştı. Fakat Islahat Fermanının yayınlanmasında tamamen siyasi düşünceler hakimdi. Kırım Harbi sonlarında özellikle İngiltere ve Fransa’nın baskısıyla onların hazırladığı prensipler kabul edilmiş ve Paris Antlaşması’na bir madde olarak ilave edilmiştir.bu durumda Osmanlı devleti’nin yapacağı yenilikler ve kendi tebasına vereceği haklar, Paris Antlaşmasını imzalayan devletlerin kefaleti altına alınmış oluyordu. Bundan sonra bu devletler Islahat Fermanı prensiplerinin yürüyüp yürümediğini kontrol bahanesiyle her fırsatta Osmanlı devleti’nin içişlerine müdahale etmişlerdir.



Islahat Fermanı yabancı devletlerin hazırladığı Osmanlı Devleti’nin kabul etmek mecburiyetinde kaldığı bir ıslahat programıdır. Osmanlı devleti ise, bu fermanı güya kendiliğinden yayınlanmış olarak hükümranlık haklarını şekil yönünden kurtarmış oluyordu.



Islahat fermanı’nın prensiplerine gelince kısaca şöyle özetleyebiliriz.



v Bütün tebanın can, mal, ırz, namus dokunulmazlığı

v Kanunlar önünde eşitlik

v Şahsın veya topluluğun tasarruf hukukuna saygı

v Devlet hizmetine ve askerliğe bütün tebanın kabulü

v Mezhep ve milli eğitim hürriyeti

v Vergiler konusunda eşitlik

v İltizam usulünün kaldırılarak verginin doğrudan doğruya toplanması

v Mahkemelerde şahitlik konusunda eşitlik mahkemelerin açık olması ve idamların yayınlanması

v Suçlu mülklerinin müsaderesi usulünün kaldırılması

v İşkencenin kaldırılması

v Hapishanelerin insan haklarına daha uygun hale getirilmesi

v Karma ticaret, ceza ve cinayet mahkemeleri kurulması bu mahkemelerdeki usul ve kanunların yeniden düzenlenmesi

v Gayr-i Müslimlerin din imtiyazları muhafaza edilerek diğer imtiyazlarının incelenmesi veya değiştirilmesi

v Patrikhanelerin veya Müslüman olmayan bazı meclislerin, bazı hukuk davalarına bakabilmeleri

v Vilayet ve nahiye meclisleriyle Ahkam-ı Adliye Meclislerinde Gayr-i Müslim tabadan aza bulundurulması

v Resmi yazılarda Hıristiyan için hakaret manası taşıyan tabirlerin kullanılması

v Rüşvetin, irtikap ve ihtilasın kaldırılması





Bu maddeler Tanzimat prensiplerine göre daha genişletilmişti. Islahat Fermanı PARİS ANTLAŞMASINA 9. madde olarak konulması bu devletlere Osmanlı Devletindeki gayr-i Müslimlerin avukatlığını tanımış oluyordu. Bundan sonra Avrupa Devletleri Islahat Fermanı prensiplerinin uygulanıp uygulanmadığını denetlemek ve kontrol etmek bahanesiyle hiçbir dönemde görülmediği kadar Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etmeye başladılar

Politika : Panslavizm

Panslavizm


1848 yılında kullanılmaya başlanan Panslavist bayrak
Slav devletlerPanslavizm, Rusya'nın, özellikle Çarlık döneminde uyguladığı, Slav ırkından olanları kendi hakimiyeti altında bir devlet halinde toplama siyasetidir. İlk kez 1826 yılında J.Herkel tarafından kullanıldı. Pangermenizmden etkilenen Panislavizmin çıkışının temelinde [[Kırım Savaşı]'nın ardından daha belirgin hale gelen Avrupa karşıtlığı yer almaktadır.

Doğu Avrupa ile Orta Avrupa'nın orta kesimindeki çeşitli slav halkları arasında ortak kültürel ve siyasal hedefler doğrultusunda birlik sağlamaya çalışan hareket.

19. yüzyılın ilk yarısında Batı ve Güney Slav halklarının ulusal kimlik arayışı, bilim adamları, aydınlar ve şairler arasında başladı. İlk Panslavistler, Slav halkları arasında şarkılarını, türkülerini, şiirlerini inceleyerek Slav birliğini sağlamak istiyorlardı. Bu tür çalışmaların yapıldığı Prag Slav tarihi ve filoloji araştırmalarında ilk panslav merkezi oldu.

Panslavizm hareketi çok geçmeden siyasal içerik kazandı. 1848'de Avusturya-Macaristan'ın ayaklanmalarla sarsıldığı bir sırada Çek tarihçi Frantisek Palacky Prag'da bir kongre topladı. Avusturya yönetimindeki tüm Slav milliyetlerinden oluşan temsilcilerin katıldığı kongrede; Merkezi monarşik yapıya son vermek ve Habsburg hanedanı altında eşit haklardan oluşan demokratik bir federasyon yaratmak için eşgüdüm sağlanmalıdır şeklinde karar alındı.

Kongreden bir pratik bir sonuç çıkmamasına karşın canlılığını koruyan hareket 1860'larda özellikle Rusya'da yaygınlaştı.

Slav toplulukları bır yandan Fransız ihtilalinin getirdiği milliyetçilik akımından diğer yandan rusyanın panslavist propagandalarından güç alarak ayaklanmaya devam ettiler. Rusya balkanlardaki slav toplulukları arasında yoğun bir propaganda çalısması yaparak merkezi İstanbul olacak ve bütün slavları içine alacak bir ittifakı duyuruyordu. Bu gelişmeler sonucunda 1875de sırplar ve Karadağlılar bağımsızlık elde etme amacıyla Osmanlı devletine savaş açtılar. Osmanlı ordusu sırp ve karadağ kuvvetlerini yenilgiye uğratarak ayaklanmayı bastırdı. Rusya bu durumu Ortodoksların katledildiği şekilde avrupaya duyurdu. Böylece Balkan milletlerinin sözcülüğüne başladı. Osmanlı ordusunun kısa sürede ayaklanmaları bastırması, karadağda duruma hakim olması ve Bosna Hersek de düzeni sağlaması, Rusyayı endişeye düşürdü. Avrupa devletlerinide yanına alarak sırplarla savaşı durdurması için O.D'ne ultimatom verildi. Osmanlı devleti Rusyanın bu isteğini kabul etti..

Tarih : Günler - 23 Mart

23 Mart
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara
23 Mart günü gerçekleşen en önemli olayları Tarihte Bugün sayfalarına ekleyebilir ve Ana Sayfada görüntülenmelerini sağlayabilirsiniz.
23 Mart, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 82. (Artık yıllarda 83.) günüdür.


Şubat – Mart – Nisan
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31
Konu başlıkları
1 Olaylar
1.1 Dünyada olup bitenler
2 Doğumlar
3 Ölümler
4 Tatiller ve Özel Günler



Olaylar
Dünyada olup bitenler [değiştir]625 - Arabistan'da Paganlarla Müslümanlar arasında Uhud Savaşı başladı.
1791 - Hollanda'lı kadın hakları savunucusu Etta Palm, Gerçeğin Dostları Konfederasyonu olarak bilinen kadın kulüplerini kurdu.
1801 - I. Aleksandr Rusya Çarı oldu.
1839 - OK sözcüğü ("oll korrect") Boston Morning Post gazetesinde ilk kez kayıtlara geçti.
1848 - Macaristan, Avusturya'dan bağımsızlığını ilan etti.
1855 - Dolmabahçe Camii ibadete açıldı.
1903 - Wright Kardeşler ilk sabit kanatlı uçakları için patent başvurusunda bulundular.
1919 - Benito Mussolini, İtalya'da Faşist Parti'yi kurdu.
1921 - II. İnönü Muharebesi başladı. Yunan birlikleri, Uşak ve Bursa üzerinden, Afyon ve Eskişehir'e doğru iki koldan taarruz başlattı.
1925 - Sessiz sinema döneminin en pahalı filmi, (3.9 milyon dolar) "Ben Hur" gösterime girdi.
1931 - Türk çocuklarının ilk öğrenimlerini Türk okullarında yapmalarını zorunlu kılan kanun kabul edildi.
1933 - Alman Milli Meclisi Reichstag, Adolf Hitler'e kararnamelerle ülkeyi yönetme yetkisi verdi.
1989 - Utah Üniversitesi'nden Stanley Pons ve Martin Fleischmann, soğuk füzyon konusundaki buluşlarını açıkladılar.
1949 - Büyük Doğu dergisi sahibi Necip Fazıl Kısakürek, kumar oynarken polis tarafından yakalandı.
1972 - Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen idam cezalarını onayladı.
1974 - Hükümet, İmralı Adası'nda gömülü olan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın mezarlarının başka bir yere taşınabilmesine izin verdi.
1979 - MSP eski milletvekili Halit Kahraman eroin kaçırırken Yunanistan'da yakalandı.
1992 - Şırnak'ın Cizre ilçesinde çıkan olaylarda, güvenlik güçleri ile göstericiler arasındaki çatışmaları izleyen Sabah Gazetesi muhabiri İzzet Kezer başından vurularak öldü.
1994 - Meksika başkan adayı Luis Donaldo Colosio, seçim hazırlıkları sırasında düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü.
1994 - Aeroflot tipi bir yolcu uçağı Sibirya'da düştü: 75 kişi öldü.
1998 - Bakanlar Kurulunda irticayla mücadelede alınması gereken önlemleri içeren yasa tasarılarının büyük bölümü imzalandı.
1999 - Paraguay Başkan yardımcısı Luis María Argaña suikast sonucu öldürüldü.
2001 - NATO, Kosova savaşında seyreltilmiş uranyum mermisi kullandığını itiraf etti.
2001 - Sovyet uzay istasyonu Mir'in görevi sonlandırıldı.




Doğumlar [değiştir]1876 - Ziya Gökalp, Türk şair (ö. 1924)
1881 - Roger Martin du Gard, Fransız yazar (ö. 1958)
1881 - Hermann Staudinger, Alman kimyager, Nobel Kimya Ödülü sahibi (ö. 1965)
1887 - Juan Gris, İspanyol ressam ve heykeltraş (ö. 1927)
1900 - Erich Fromm, ABD'li psikoanalizci ve toplum felsefecisi (ö. 1980)
1903 - Frank Sargeson, Yeni Zelandalı yazar ve romancı
1910 - Akira Kurosawa, Japon film yönetmeni (ö. 1998)
1912 - Wernher von Braun, Alman bilimadamı (ö. 1977)
1924 - Tomiichi Murayama, Japon siyasetçi
1939 - Pervin Par, Türk sinema oyuncusu
1943 - Leyla Demiriş, Türk Devlet Operası baş sopranosu
1953 - Chaka Khan, ABD'li şarkıcı
1956 - Jose Manuel Durao Barroso, Portekizli politikacı
1964 - Okan Bayülgen, Türk sinema oyuncusu
1965 - Aneta Kręglicka, Polonyalı 1989 Dünya Güzeli
1970 - Tayfur Havutçu, Türk futbolcu
1973 - Jason Kidd, ABD'li basketbolcu
1973 - Jerzy Dudek, Polonyalı futbolcu
1975 - Burak Gürpınar, Türk müzisyen
1983 - Aysun Kayacı, Türk model ve oyuncu




Ölümler [değiştir]1842 - Stendhal, Fransız yazar (d. 1783)
1953 - Raoul Dufy, Fransız ressam
1960 - Said Nursi, Türk din adamı (d. 1878)
1964 - Peter Lorre, Avusturya-Macaristan asıllı ABD'li aktör (d. 1904)
1973 - Şevkiye May, Türk tiyatro, operet ve sinema oyuncusu (d. 1915)
1987 - Nevzat Süer, Türk satranç oyuncusu (d. 1926)
1990 - John Dexter, İngiliz tiyatro, film ve opera yönetmeni (d. 2 Ağustos 1925)
1992 - Friedrich August von Hayek, Avusturyalı ekonomist ve Nobel Ekonomi Ödülü sahibi (d. 1899)
1994 - Giulietta Masina, İtalyan aktrist (d. 1921)
2006 - Pío Leyva, Kübalı müzisyen (d. 1917)

Tatiller ve Özel Günler [değiştir]Dünya Meteoroloji Günü

Tarih : 22 Mart

22 Mart, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 81. (Artık yıllarda 82.) günüdür.

Şubat – Mart – Nisan
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31
Konu başlıkları [gizle]
1 Olaylar
2 Doğumlar
3 Ölümler
4 Tatiller ve Özel Günler



Olaylar [değiştir]1737 - Osmanlı Devleti'nde Sadrazamlığa Yeğen Mehmed Paşa'nın yerine Hacı İvazzade Mehmed Paşa getirildi.
1829 - Yunanistan'ın kuruluşuna ilişkin protokol, Londra'da düzenlenen konferansta Avrupa devletleri elçilerince imzalandı.
1921 - Türk Kurtuluş Savaşı:Kuvay-i Milliye güçleri Fransız ordusu birliklerini Feke'yi terketmek zorunda bıraktı.
1939 - Hatay, Fransa'nın egemenliğinden kurtuldu.
1941 - Refah şilebi bir denizaltı tarafından batırıldı, 168 kişi öldü. Bu saldırıyı hiçbir ülke üstlenmedi, gemiyi kimin batırdığı açıklığa kavuşamadı.
1942 - 6 ve daha fazla çocuğu olan ailelere ikramiye verilmesi kararlaştırıldı.
1943 - Türkiye ile ABD arasında karşılıklı radyo yayın servisi açıldı.
1944 - II. Dünya Savaşı: Monte Cassino’daki Alman direnişi kırıldı.
1945 - Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan, Irak ve Yemen, Kahire'de Arap Birliği'ni kurdular.
1963 - Yassıada duruşmalarında idama mahkum edilen, ancak müebbete çevrilen eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın, tahliye kararı çıktı.
1967 - Güney Kore'de Daewoo şirketi kuruldu.
1968 - Paris'te, Nanterre Üniversitesi'nde, ABD'nin Vietnam'da yürüttüğü savaşa karşı çıkan ve eğitimde reform yapılmasını isteyen öğrenciler, Daniel Cohn-Bendit'in liderliğinde üniversitenin birinci amfisini işgal ederek, 68 olaylarını başlattı.
1969 - Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı İstanbul'da toplandı. Kısa adı FKF olan Fikir Kulüpleri Federasyonu lideri Yusuf Küpeli ile Deniz Gezmiş bir manifesto yayımladılar. "Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye" hedefi için mücadele programını açıkladılar.
1982 - Yurtdışına kaçan Banker Kastelli'nin kasasına el konuldu; 70 banker ve banka yöneticisinin yurtdışına çıkışı yasaklandı.
1986 - Mehmet Ali Ağca İtalya'da ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
1988 - Türkiye İmar Bankası T.A.Ş kuruldu.
1995 - Irak'ın kuzeyindeki harekatta 3 bin PKK mensubu çembere alındı, 200'ü öldürüldü, sekiz asker öldü, 11 er yaralandı.
2001 - Diyarbakır DGM'de 5 yıl süren Yüksekova Çetesi davasında 15 sanığa 3 ile 30 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.
2003 - Hakkında üç ayrı gıyabi tutuklama kararı bulunan işadamı Halil Bezmen cezaevine konuldu.
2006 - Zamanının yaşayan en yaşlı hayvanı olarak kabul edilen kaplumbağa Adwaitya öldü.

Doğumlar [değiştir]1868 - Robert A. Millikan, Nobel Ödülü sahibi ABD'li fizikçi (ö. 1953)
1913 - Vartan İhmalyan, Ermeni yazar (ö. 1987)
1913 - Sabiha Gökçen, Türk pilot (ö. 2001)
1924 - Osman Fahir Seden, Türk yönetmen (ö. 1998)
1927 - Bob Fosse, ABD'li yönetmen
1931 - Burton Richter, Amerikalı fizikçidir
1947 - Érik Orsenna, Fransız politikacı ve roman yazarı
1948 - Andrew Lloyd Webber, İngiliz müzisyen
1949 - John Benjamin Toshack, Galli futbol adamı
1959 - Carlton Cuse, Meksikalı yapımcı, senarist
1966 - António Pinto, Portekizli sporcu
1976 - Reese Witherspoon, ABD'li aktris
1977 - John Otto, ABD'li müzisyen

Ölümler [değiştir]1832 - Johann Wolfgang von Goethe, Alman şair ve yazar (d. 1749)
1958 - Mike Todd, Amerikalı film ve tiyatro yapımcısı (d. 1907)
1959 - Fehmi Tokay, Türk besteci
1993 - Samiha Ayverdi, Türk yazar (d. 1905)
1996 - Andreas Papandreau, Yunan politikacı
2001 - Sabiha Gökçen, Türk pilot (d. 1913)
2001 - William Hanna, ABD'li prodüktör (d. 1910)
2003 - Suna Korad, Türk opera sanatçısı (d. 1935)
2004 - Janet Akyüz Mattei, Türk astronom (d. 1943)
2007 - Kadir Has, Türk işadamı (d. 1921)

Tatiller ve Özel Günler [değiştir]Dünya Su Günü

22 Mart 2009 Pazar | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Biyografiler : Doğum Günleri - Sabiha Gökçen'in Doğum Günü

Çocukluğu ve Atatürk ile tanışması
Bursa Vilayet Başkatibi Hafız Mustafa İzzet Bey ile Hayriye Hanım’ın kızları Sabiha, 22 Mart 1913’te Bursa’da dünyaya geldi. Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden ve ağabeyi tarafından büyütülen Sabiha, 1925’te henüz 12 yaşındayken Bursa ziyareti sırasında evlerinin yakınındaki Hünkar Köşkü’nde konaklayan dönemin cumhurbaşkanı Atatürk’e ulaşmayı ve okumak istediğini iletmeyi başarmıştı.


Atatürk tarafından evlat edinilmesi
Atatürk, ağabeyinden izin alarak kendisini evlat edindi ve Ankara’ya götürdü.

Sabiha, Çankaya İlkokulu, Arnavutköy Kız Koleji ve Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde eğitim gördü. Rahatsızlığı nedeniyle öğrenimini yarıda kesip Heybeliada ve Viyana’da tedavi gördü.

Bir süre Fransızcasını ilerletmek amacıyla Paris’te bulundu.

1934’te Soyadı Kanunun çıkmasından sonra Atatürk kendisine Gökçen soyadını verdi. Bu soyadı verildiğinde henüz havacılıkla ilgisi yoktu.[1]


Havacılık ile tanışması
Sabiha Gökçen, 1935'de Türkkuşu’nun açılış töreninde yapılan planör gösterilerinden etkilenerek havacılığa ilgi duydu. Atatürk’ün de destek vermesi ile 1935'te Türk Hava Kurumu'nun Türk Kuşu Sivil Havacılık Okulu'na girdi, Ankara'da yüksek planörcülük brövelerini aldı.

Gökçen, yedi erkek öğrenciyle birlikte Kırım'a gönderilerek altı aylık yüksek planörcülük eğitimini Koktebel Yüksek Planör Okulu'nda tamamladı. Moskova'ya motorlu uçak okuluna gitmeyi planlıyordu. Ancak manevi kız kardeşi Zehra'nın ölüm haberini alınca bu düşünceden vazgeçerek ülkesine döndü.

Bir süre dünyaya küsen Sabiha, Atatürk'ün ısrarları ile yeniden çalışmalara başladı. Eskişehir Havacılık Okulu’nda Sami Uçan ve Muhittin Bey’den özel uçuş eğitimi aldı. 25 Şubat 1936’da ilk defa motorlu uçak ile uçmaya başladı.


"Dünyanın ilk kadın savaş pilotu" unvanını alması

Sabiha Gökçen, Mustafa Kemal Atatürk ileGökçen'in, uçuş eğitimde gösterdiği başarılardan dolayı, Atatürk kendisine şunları söyledi:

“Beni çok mutlu ettin… Şimdi artık senin için planladığım şeyi açıklayabilirim… Belki de dünyada ilk askerî kadın pilot olacaksın… Bir Türk kızının dünyadaki ilk askerî kadın pilot olması ne iftihar edici bir olaydır, tahmin edersin değil mi? Şimdi derhal harekete geçerek seni Eskişehir’deki Tayyare Mektebi’ne göndereceğim. Orada özel bir eğitim göreceksin ”[1]
O yıllarda kızlar askerî okullara alınmadığı için özel bir üniforma giydirilerek Eskişehir Uçuş Okulu’nda, 1936-1937 döneminde 11 ay boyunca özel eğitim aldı. Bu eğitim sonrasında kendisine ilkokul öğretmeni Nüveyre Uyguç eşlik etti. Gökçen, brövesini aldıktan sonra Eskişehir’deki 1. Hava Alayı’nda 6 ay görev yaptı, bu sırada Trakya ve Ege manevralarına katıldı.

1937 yılında Tunceli Harekatı'na katılan Gökçen, bu harekattaki rolü ile dünyanın ilk kadın savaş pilotu oldu. Tunceli dönüşü, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın da katıldığı bir törenle kendisine Türk Hava Kurumu Murassa (İftihar) Madalyası verildi. 30 Ağustos 1937'de askerî uçuş brövesi aldı.


Hatay Sorunu ile ilgili çıkışı
Daha çok bilgi için: Hatay Sorunu
1937'de Fransa'nın, Hatay'ı Suriye'ye devretmeye hazırlandığı yolundaki haberler, Ankara'da sert tepkiyle karşılandı. Mustafa belgeselinde Can Dündar'ın iddia ettiğine göre, Atatürk'ün emriyle Üniformasını giyen Sabiha Gökçen Fransız elçisinin önünde havaya üç el ateş etti ve "Hatay'ın vatana katılması için gerekirse silahlanırız" dedi. Olay sonunda yine Atatürk'ün emriyle tutuklanan ve mahkemeye çıkan ve yasa gereği bir gün hapis yatan Sabiha Gökçen'in çıkışı sayesinde Atatürkün planı tutmuş ve Fransızlara gözdağı verilmiş, kararlılık gösterilmiştir.[3]


Balkan Turu
Ana madde: Balkan Turu
1938'de uçağıyla 5 gün süren Balkan Turu yapan Gökçen’in ünü bu turla dünyaya yayıldı. Ankara'da bulunan Balkan Paktı heyeti üyelerinin Sabiha Gökçen ile tanıştıktan sonra kendisine uçakla başkentlerine gelmeyi önermeleri üzerine bu tur fikri doğmuştu. Gökçen, Atatürk'ün arzusu üzerine bu turu yanına bir makinist dahi almadan, tek başına gerçekleştirdi.

Vultee tipi bir uçakla İstanbul'dan havalandıktan sonra Atina'ya ardından Sofya ve Belgrad'a gitti. Kendisine Yugoslav Genel Kurmay Başkanı tarafından "Beyaz Kartal" nişanı verildi. İstek üzerine Bükreş'te bir gösteri uçuşu yapktıktan sonra 6. gün olan 22 Haziran'da İstanbul'a döndü. Bu Balkan turu, basının büyük ilgisini uyandırmış, her yerde göklerin kızı olarak anılmasına neden olmuştur.


Atatürk'ün ölümünden sonraki dönem
Manevi babası Atatürk öldükten sonra hayatını yeniden düzene sokan Gökçen, kadınların orduda görev yapmasına ilişkin yasa çıkmadığı için ordudan ayrıldı ve Türkkuşu Uçuş Okulu'na başöğretmen tayin edildi. 1955'e kadar bu görevini başarıyla sürdürdü. Türk Hava Kurumu yönetim kurulu üyesi oldu. Hayatı boyunca toplam 22 değişik hafif bombardıman ve akrobatik uçakla uçmuştu.

Gökçen, 1940 yılında Hava Okulu’nda askerî coğrafya ve topoğrafya öğretmeni Üsteğmen Kemal Esiner ile evlenmiş ve eşine kendi soyadını vermiş; ancak üç yıl sonra, 12 Ocak 1943’de eşini kaybetmiştir.


Son uçuşu
1953 ve 1959'da davet edildiği ABD'ye Türk toplumu ve Türk kadınını tanıtmak amacıyla giden Gökçen için büyük bir Amerika turu düzenlenmiştir. Son uçuşunu 1996'da 83 yaşında iken Fransız pilot Daniel Acton eşliğinde Falcon 2000 uçağıyla yapmıştır.


"Dünya tarihine adını yazdıran 20 havacı" arasına katılışı
1996'da havacılık kariyerinin en büyük ödülünü almıştır. Amerikan Hava Kurmay Koleji'nin mezuniyet töreni için düzenlenen Kartallar Toplantısının onur konuğu olarak katıldığı Maxwell Hava Üssü'ndeki törende "dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri" seçildi. Bu ödüle layık görülen ilk ve tek kadın havacı oldu.


Ölümü
Sabiha Gökçen 2001 yılında, tam doğum gününde (22 Mart) Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde öldü. Öldüğünde 88 yaşında idi.

Ölümünden 2 yıl önce Hukukun Egemenliği Derneği tarafından onuruna verilen törende kendisine, adına bestelenmiş bir eser dinletildi. Sabiha Gökçen'in temsil ettiği değerleri son derece yalın ve çarpıcı bir biçimde anlatan bu eser klasik rock opera tarzındadır.


Aldığı ödül ve madalyalar
THK'nun bir numaralı Övünç (Murassa) Madalyası ve beratı,
Yugoslav Ordusunun en büyük nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı ve ordu brövesi,
Romanya Ordusu Havacılık Brövesi,
Trakya ve Ege Manevraları'ndan dolayı verilen hatıra madalyalar,
Türk kadınının seçme ve seçilme hakkı kazanmasının 50. yılında TBMM'deki törende verilen mesleklerinde öncü kadınlar plaketi,
Selçuk Üniversitesi'nin fahri doktorluk payesi,
THK tarafından 1989'da verilen altın madalya,
1991'de Uluslararası Havacılık Federasyonu'nun havacılığın bütün dallarında üstün başarı gösteren havacılara verdiği FAI altın madalyası,
1996'da ABD'nin Maxwell Hava Üssü'ndeki törende "dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri" ünvanı,
Ordu, çeşitli dernek ve kuruluşların verdiği 28 adet plaket.[4]

Ermeni asıllı olduğu iddiaları
Son yıllarda Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı olduğu iddiaları ortaya atılmıştır.[5][6] 2004 yılında Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Gazalyan, Gökçen'in kendisinin teyzesi olduğunu ve asıl adının Hatun Sebilciyan olduğunu iddia etti. Gazalyan'a göre Hatun, kızkardeşi Diruhi ile birlikte Şanlıurfa'nın Saylakkaya (Cibin) köyündeki yetimhaneye verilmiş, 5-6 yaşlarında iken Atatürk tarafından evlat edinilmişti.[6]

Sabiha Gökçen, THK tarafından yayınlanan anılarında Edirne Deftardarı olan babası Hafız İzzet Bey'in 'Jön Türk' olduğu gerekçesiyle Bursa'ya sürüldüğünü anlatır. Ağabeyi Neşet'in Atatürk'ün koruması olduğunu, 1925'de (12 yaşındayken) Atatürk'le tanıştığını ve evlat edinildiğini söyler.[7] "Sabiha Gökçen Türk Kızı, Gök Kızı, Atatürk Kızı" adlı belgeseli hazırlayan yapımcı Gülşah Çeliker, "Sabiha Gökçen evlat edinildiğinde gerçekten 5-6 yaşlarında olsaydı, ilk uçuşunu yaptığında (1935'te) 15 yaşında olması gerekirdi." dedi. Oysaki Sabiha Gökçen ilk uçuşunu 22 yaşında yaptı.[7]

Sabiha Gökçen'in üvey kızkardeşi Ülkü Adatepe, Gökçen'in akrabası olan eşi Öke Adatepe ve Gökçen'i yakından tanıyan gazeteci yazar Orhan Karaveli ile birlikte düzenlediği basın toplantısında iddiaları yalanladı.[7] THK'dan yapılan yazılı bir açıklamada bu iddiaların Sabiha Gökçen hayatta iken yapılmayışı ve kendisine cevap hakkı tanınmayışı eleştirildi ve bu durumun planlandığı ileri sürüldü.[7]

Sabiha Gökçen, 30 Ağustos 1937 tarihinde Eskişehir Tayyare Mektebi'nden mezun olurken yaptığı konuşmada duygularını şu şekilde dile getirmiştir:[1]

“ ...Ne mutlu bana ki, bu şeref beratını, milletimin ve vatanımın en büyük şerefe ulaştığı bu kutsal 30 Ağustos gününde almış bulunuyorum. ”



Dipnotlar
^ a b c d HvKK resmi sitesi
^ CNN Türk (22 Mart 2006)
^ "Atatürk'ün müthiş planı!" eKolay.net. Erişim: 16 Kasım 2008
^ "Sabiha Gökçen Belgeseli" Köprüler.org, 2003. Erişim: 16 Kasım 2008
^ "Sabiha Gökçen günahı" Perihan Mağden, Radikal Gazetesi, 11.10.2007. Erişim: 16 Kasım 2008
^ a b "Sabiha Gökçen mi Hatun Sebilciyan mı?" Hürriyet Gazetesi Arşivi. Erişim: 16 Kasım 2008
^ a b c d "Ermeni iddiasını, ilk uçuş tarihi çürüttü" Milliyet.com. Erişim: 16 Kasım 2008

Kaynakça
Biyografi.net
Sabiha Gökçen Belgeseli
HvKK Resmi Sitesi

Hukuk : Haklar - İnsan Hakları Nelerdir?

insan Hakları Nelerdir
28 Şubat 2009 Yorum Yok
insan Hakları Nelerdir

Maurice Cranston Insan Haklari” (human rights) eskiden “insan(in) haklari” (rights of man) olarak adlandirilan seyin oldukça yeni adidir. “Insan haklari” ifadesinin kullanilmasini tesvik eden, Birlesmis Milletler’deki görevi esnasinda dünyanin bazi bölgelerinde insan haklari kavraminin kadinlarin haklarini (rights of women) da kapsadiginin anlasilmadigini gören Elanor Roosvelt idi.

“Insan haklari”kavrami daha önceki bir tarihte orijinal “tabiî haklar“ kavraminin yerini almisti. Çünkü, tabiî haklar mefhumunun mantikî olarak baglantili bulundugu tabiî hukuk konsepti bir ihtilâf konu su olmustu. Aydinlanma Çaginda (Age of Reason) tabiî haklar hakkinda çok sey söylendi, çünkü bu çag ayni zamanda bir devrimler çagiydi.

John Locke, 1688 Ingiliz Devrimiyle iliskilendirilen yazilar(in)da, modern dünyada tabiî haklar doktrininin en önemli teorisyeni olarak kabul edilmesini saglayacak bazi tezler öne sürmekteydi. Insanlarin yasamak, hürriyet ve mülkiyet sahibi olmak için tabiî bir hakka sahip oldugunu ayrintili biçimde anlatti. Ingiliz Parlamentosu tarafindan 1689′da çikartilan Haklar Bildirgesi (Bill of Rights) bu tabiî haklari pozitif haklara dönüstürmek üzere hazirlandi; tabiî haklara herhangi bir suçla suçlandirilan herkesin bir jüri tarafindan âdil ve açik biçimde muhakeme edilmesi hakkini da ekledi ve asiri para cezalariyla insafsiz ve olagan olmayan cezalari yasakladi.

Locke’un teorileri ve Ingiliz Haklar Bildirgesi örnegi bastan basa Bati Dünyasinda büyük bir etki yapti. haziran 1776′da Virginia devletinde bir temsilciler meclisi tarafindan bir haklar bildirgesi kabul edildi. Bu bildirgenin ilk maddesi söyle demekteydi: “Bütün insanlar (men) dogustan esit derecede hür ve bagimsizdirlar ve belirli vazgeçilmez haklara sahiptirler; bir toplum haline geldikleri (siyasal toplum kurduklari) zaman hiçbir sözlesmeyle gelecek nesillerini bu haklardan, yani yasama ve hür olma, mülk kazanma ve ona sahip olma, mutlulugu arama ve elde etme haklarindan mahrum kilm Aya zorlayamaz, veya onlari bu haklardan mahrum birakamazlar.

Locke’un üç hakkina burada mutlulugun eklendigine dikkat edin, çünkü o dönemde Bati Dünyasi 17. asrin Kalvinist sadeliginden 18. asrin daha neseli hedonizmine (hazcilik) dogru yol almistir. Ayni kelime (mutluluk) 13 Amerikan Devleti tarafindan Temmuz 1776′da ilân edilen Bagimsizlik Beyannamesinde de yerini aldi: su gerçekler bizim için kendiliginden gayet açiktir: Bütün insanlar (men) esit yaratilirlar; Yaraticilari tarafindan (verilen) belirli vazgeçilmez (terkedilmez) haklara sahiptirler; hayat, hürriyet ve mutlulugu arama haklari bunlar arasindadir. Locke’un sade düsüncelerine kanat veren Thomas Jefferson’un belâgati… Pekçok bakimdan Ingiliz ve Amerikan Devrimlerinden etkilenen, fakat kisa sürede ikisinden de çok farkli bir seye dönüsen Fransiz devrimi haklarin lisanini hemen der-hal benimsedi.

Lafayette, Bagimsizlik Savasi sirasinda Amerikan kuvvetlerinde yaptigi hizmetler sirasinda edindigi birikimden yararlanarak, bu Anglo–S akson beyannamelerini hemen hemen kelimesi kelimesine Paris’te 1789 yilinin daha kibar anlarini isaretleyen ‘Déclaration des droits de l’homme et du Citoyen’e tercüme etti. Decleration,” insanlar hür ve esit sartlarda dogar ve öyle kalir”; “Bütün politik cemiyetlerin (birlesmelerin) amaci insanin (man) tabiî ve inkâr edilemez haklarinin korunmasidir: Bu haklar, hürriyet, mülkiyet, güvenlik ve zulme direnmedir” der. Hürriyet, “bir digerinin haklarini ihlâl etmeyen herhangi bir seyi yapmakta sinirlanmamis olmak” seklinde tanimlanir, ve özgür konusma, özgür basin, din özgürlügü ve keyfî tutuklanmadan masun olmayi kapsayacak sekilde telâkkî edilir. Fakat insan haklari fikrinin orijinini bulmak için daha gerilere gitmeliyiz.

Belirli sehir devletlerinin vatandaslari isogoria veya ifade hürriyeti (freedom of speech) ve isonomia veya Kanun önünde esitlik (equality before law) gibi haklardan yararlandilar. sehir devletlerinin yok olusunu izleyen Hellenistik devirde insanlar bu haklari sivil hukukta degil, fakat daha yüksek bir hukukta, tabiî hukukta kök salan haklar olarak gördü. Tabiî hukuk, herhangi bir çesit ilâhî bildirim olmaksizin her rasyonel beyinin tereddütsüz farkedebilecegi bu baslangiç prensiplerini tecessüm ettirdi. Roma’nin Stoikleri, filozoflarindan ziyade hukuk bilginleri (jurist) de ayni fikri benimsedi.

Bu yüzden, tabiî hak eski dünyada (ancient world), Orta Çag Hiristiyanlik âleminde ve modern Akil Çagi’nin ilk dönemlerinde pek canli olmus, çok kuvvetli bir geçmise sahip bir fikirdir. Bununla beraber 1815′te Avrupa’da eski düzenin restorasyonuyla 1930′larda totaliter rejimlerin yükselisi arasindaki yillarda hem tabiî hukuk hem tabiî haklar özellikle mod aya ters düsen fikirlerdi. Söz gelimi, 19. asir Almanya’sinin liderleri bir yandan hem tabiî hukuka hem tabiî haklara bagli olduklarini öne sürdüler, bir yandan da haklarin bireysel insanlara (kisilere) ait olmadigini, toplumlara veya milletlere ait oldugunu söylemeye devam ettiler. 19. asrin birey haklarini küçümseyen Milletin haklari doktrininin sampiyonlari aslinda hasim kamplarin, tabiî hukuku ve tabiî haklari saçmalik olarak mütalâ eden pozitivist, empirisist ve faydaci (utilatarian) kamplarin teorisyenleriyle uyum içindeydi.

Ve felsefede moda çok önemli bir faktör oldugundan 20. asrin baslarinda insan haklari (rights of man) anlayisini savunmaya muktedir veya istekli ciddî bir teorisyen neredeyse kalmamisti. Gerçekten 1918′den sonra haklar teorisinin elestiricileri hücûmlarinda dahasaldirgan oldu; hukukçu pozitivistler mahkemelerin muhafaza ettigi seyin yalnizca mevcut hukuk oldugunu, mantikçi pozitivistler ise duyusal deneyimle dogrulanamayacak herhangi bir sözde gerçegin anlamsizlik oldugunu söyleyecek kadar ileri gitti. Bu tür pozitivist teoriler en kâmil biçimde Almanca konusan dünyada gelistirildi ve çekiciliklerini ilk kaybettikleri yer yine buraydi. Çünkü Hitler iktidara geldigi va-kit ona usakça bagli mahkemeler en kati pozitivistin bile kol Ay kolay âdil olarak nitelendiremeyecegi birçok Kanunlar icra etti. Bütün bunlar tekrarlanmayi gerektirmeyecek kadar iyi bilinmektedir. 1933′ten sonra Bati dünyasi baska bir mutlaklik (absolutism) çaginda, veya daha ziyade, eski mutlak krallarin en kötüsünden çok daha kötü bir totaliter diktatörlük çaginda yasamakta oldugunu anladi. Bu tür rejimler bir “egemen”in hükmü olan bir “hukuk”u degil, fakat bir zalim ve soy kirimci despotun hükmü olan “hukuk”u uyguluyor olarak görülebilirlerdi. Bunu protesto eden siradan insanlardi: “Bu hukuk olamaz.

Hukuk eger hukuk adini hak edecekse, en azindan, her insanin insan olmaktan dolayi sahip oldugu bazi temel haklara saygi duymalidir”. Burada yeni bir problemle karsilasiriz: II. dünya Savasi siralarinda bir yandan yeniden gözde bir kavram haline gelen tabiî haklar fikri gittikçe yayilir ve insanlar haklara sahip olduklari konusunda ikna edilirlerken, bir yandan da insanlarin sahip olduklarini iddia ettikleri veya sahip olduklarinin söylendigi haklara hiçbir sinir konulmamaya baslandi. Birlesmis milletler, belki, bu durumun önemli bir kismindan sorumluydu. Kurulusu döneminde Birlesmis Milletler, Winston Churchil’in insan haklarinin “tahta oturma”si olarak adlandirdigi seyle yüklenildi (görevlendirildi). Bu haklarin neler oldugunu tayin etmek üzere bir komisyon kurarak ise basladi ve bu komisyonun müzakerelerinin sonucu olarak, BM Genel Kurulu’ndan 1948′de “geçen ve ilân edilen”, Insan Haklari Beyannamesi ortaya çikti. Bu beyanname, Amerika ve Fransa’da 18. yüzyilda yayinlanan beyannamelerden çok daha uzun, garip bir belgedir.

Ilk maddeler kisminda lisan John Locke’un, Thomas Jefferson’in lisanidir. Hayat, hürriyet ve mülkiyet haklari kolayca anlasilabilecek biçimde anlatilir: Beyanname seyahat hürriyeti, mal sahibi olma, evlenme, kanun önünde esitlik ve herhangi bir suçla itham edilme halinde açik ve adil bir yargilanma haklariyla din hürriyeti, bariscil toplanma ve politik mülteci olarak siginma haklarini tavsif eder. Kölelik, iskence ve keyfî tutuklama yasaklanir. Bununla beraber beyanname açikca kendini bu haklarin olgunlastirilmasina ve herkes için zorlayici özellik kazandirilmasina tahsis etmez. Beyanname, sosyal güvenlik, münasip bir yasama standardi, tibbî bakim, istirahat, eglence ve hatta “ücretli periyodik tatil” gibi seylere yönelik insan haklarini bildiren daha baska bir maddeler dizisi içerir. Bu yeni haklar ile geleneksel tabiî haklar arasindaki fark beyannamenin taslagini yazmaktan sorumlu olanlarin gözünden kaçmadi.

Komisyonun kayitlarinda ilk maddeler dizisi, yani bütün maddelerin ilk yirmisi “siyasî ve sivil” haklar, digerleriyse “ Ekonomik ve sosyal haklar” olarak adlandirilir. Öyle görünmektedir ki, bu “ekonomik ve sosyal haklar”, ülkelerinde bireyin hürriyet ve mülkiyet hakkini kurdugunu iddia edemeyecek, fakat kendilerinin kontrolü altindaki insanlarin çogu için sosyal güvenlik, saglik hizmetleri ve ücretli tatil sagladigini –veya saglamaya çalismakta oldugunu– öne sürebilecek ülkeler tarafindan beyannameye ilâve edilmistir. 1948 Evrensel Insan Haklari Beyannamesine bu “ekonomik ve sosyal haklari” dahil etmenin âsikâr bir sonucu kelimelerden fiiliyata geçisin imkânsiz hale gelmis olmasiydi. Birlesmis milletler tarafindan 1946′da kurulan komisyon bir “milletler arasi haklar bildirgesi” hazirlamakla görevlendirilmisti ve komisyondaki Ingilizce konusan delegeler, hem taninacak belirli haklari tayin eden (bunlar geleneksel sivil ve siyâsi haklardi) hem de bu haklarin ihlâliyle ilgili iddialari izleyip düzeltecek uluslararasi kurumlar olusturulmasini saglayan, sözlesme (convention) biçimine bir beyanname taslagi hazirladi. Fakat 1948′de ortaya çikan bir haklar beyannamesi (declaration) veya bildirgesiydi (manifesto). Tersine 1950′de geleneksel sivil ve politik haklari zikreden Avrupa Insan Haklari Sözlesmesini (convention) gerçeklestiren Avrupa Konseyi insan haklarini tahta oturtmada hatiri sayilir bir ilerleme yapti; çünkü bu sözlesmede tecessüm ettirilen haklar kavrami tutarli ve rasyoneldi. Insan haklari (human rights) herkesin sahip oldugu bir seydir.

Bir insan, belirli bir isi yapmasi, muayyen bir rolü icra etmesi, yahut belirli görevleri yerine getirmesi dolayisiyla bu haklari kazanmaz, bu haklar sadece insan olmasindan ötürü ona aittir. Filozof Jacques Martin’in belirttigi gibi: “Insan bir kisi, bir bütün, kendisinin ve kendi eylemlerinin bir efendisi olmasi dolayisiyla haklara sahiptir ve sonuç olarak insan, basitçe, bir amaca yönelik bir araç degildir, fakat bir amaçtir. Insan kisi saygi gösterilme hakkina sahiptir, haklarin konusudur, haklara sahiptir. Bunlar, insanin insan olmasi yüksek gerçegi dolayisiyla insana Borçlu olunan seylerdir. Insan haklarini haklilastirmanin zorlugunun bir kismi onlarin evrenselliginden kaynaklanir. Moral haklar kesinlikle taninabilir; çünkü evrensel degildirler, bir bireye –veya sinirli bir bireyler topluluguna– aittirler; çünkü bu tek kisi veya bireyler toplulugu kendini genel insan toplulugundan özel bir sey yaparak ayirmaktadir ve bu özel isle söz konusu moral hakki kazanmaktadir. Bir moral hakki haklilastirmanin standard yolu hakkin kazanildigini göstermektir.

Locke’a göre insanlar mülkiyet hakkini, isgüçlerini Tanrinin onlara gelistirmek ve zevk almak için verdigi tabiî dünyanin parçalariyla karistirmak (birlestirmek) yoluyla kazandi. Fakat biz bu argümani insan haklarini, özellikle bunlarin en önemlilerini teskil eden ve kazanilmamis haklar olan hayat ve hürriyet haklarini savunmak için kullanamayiz. Mamafih, evrensel insan haklarinin varliginin, 1948′de Birlesmis Milletler’in yaptigi ve modaya uygun (yaygin) düsüncenin yapmaya devam ettigi (hata) yapilmazsa, haklilastirilabilecegini belirtmek istiyorum: Bunun yolu da sosyal güvenlik ve ücretli tatil gibi güzelliklere yönelik evrensel taleplerin insan haklari olarak ilân edilmemesidir. Böyle seyler ideal olarak hayranliga lâyiktir, fakat bir ideal bir haktan bütünüyle farkli bir mantikî kategoriye aittir. Eger haklar idealler statüsüne indirilirse, bütün insan haklarini koruma tesebbüsü kundaklanacaktir. Bir hak, tanimi geregi, hiçbir yerde hiçbir kimsenin, adalete ciddî bir tahkir teskil etmeksizin, mahrum birakilamayacagi bir seydir. Asla caiz olmayan belirli eylemler, katiyetle tecavüz edilemeyeek muayyen hürriyetler, kutsal bazi seyler vardir. Eger bir insan haklari beyannamesi olmak istedigi sey olacaksa bu söylem sahasiyla tahdit edilmelidir. Eger farkli bir haklar düzenlemesi ileri sürülürse, derhal hersey lâçkalastirilir, açik emir müphem bir dilek olur.

Insanlar söyle diyebilir
“Ücretli izne sahip olmak herkes için harika bir sey olacakti, herkes için sosyal güvenlige, adil muhakeme edilme, hür konusma ve hayat hakkina sahip olmak mükemmel bir sey olacakti ve belki bir gün bütün bu güzel idealler gerçeklestirilecektir.” Böylece ekonomik ve sosyal haklar iddialariyla asiri derecede yüklenmis bir evrensel beyannamenin etkisi, politik ve sivil haklari ahlakî zorlayicilik alaninin disina çekip ütopyaci özlemlerin alaca karanligina itmektir. Ve bir hakkin anlasilmasinda hiç bir sey bir hakkin bir ideal olmadiginin kabul edilmesinden daha önemli degildir. Bir ideal gerçeklestirilmek istenen bir hedeftir, fakat, tanimi geregi, hemen derhal gerçeklestirilemez. Bunun aksine, hak, saygi gösterilebilecek ve ahlakî bakimdan hemen simdi saygi gösterilmesi gereken bir seydir. Eger hak ihlâl edilirse adaletin kendisi suistimal edilir. Kazanilan hakki haklilastirmada hiç bir güçlük yoktur ve bu kazanimin satin alma, hediye, miras veya is yoluyla mi saglandiginin önemi yoktur.

Insan haklari bu yollarin hiç biriyle kazanilmadigi, insanin sahsinda tabiî olarak mevcut oldugundan, varliklarini haklilastirmak için baska argümanlar gereklidir. Insan haklarinin tabiî hukuktan kaynaklandigini söyleyen geleneksel görüs hakkinda söylenecek çok sey vardir, çünkü insan haklarinin varligini iddia eden bir kimse, insanin tabiatinda onu hayvanlara ve meleklere gösterilmesi gerekenden farkli bir saygiya lâyik kilan birseyin varoldugunu söylemektedir. Tabiî haklar kökenlerinden herkesin dogal olarak yaptigi talepler olarak görülebilir. Hiç kimse siddetli bir ölümle hayattan ayrilmayi veya kendisine zarar verilmesini istemez. Hiç kimsenin dogal hareketleri ve dogal hislerini ifade etmesi engellenemez. Bundan baska, insan asiri ölçüde saldirilara açiktir. Oklu kirpilere ve istakozlara benzemeksizin homo sapienler vücutlarinda pek az savunma aracina sahiptirler. Bazen daha ileriye gidilerek bu saldiriya çok açik olus özelliginin insani egoist bir hayvan olmaktan sosyal bir Hayvan olmaya dönüstürdügü öne sürülür. Çünkü insan kendi varligini korumak için kendisi ve komsulari için baris ortami temin edecek bir kurallar sistemi içinde yasamak zorundadir.

Rousseau ahlâk (ilik)in insan toplumuyla basladigini ileri sürdü. Herhalde insanin ahlâk anlayisi, bir toplumda yasama deneyimine borçlu oldugu bir seydir. Insan bir top-lumda ahlâki hak taleplerinde bulunabilir.Sadece zarar verilmemek istendigini degil, kendine zarar verilmemesi gerektigini de söyleyebilir; çünkü toplum hiç kimsenin, bir digerine zarar vermedigi sürece incitilemeyecegi mutlak anlayisina dayanir.

Toplum ayni anda (zamanda) bireyin komsusuna zarar vermeme görevini ve komsusu tarafindan zarar verilmeme hakkini yaratir. Tekrar vurgulayalim, tabiat ilk hürriyet hakki kavramimiza katilir. Epiktetus hürriyet hakkinda konustugu v Akit onu su sekilde tasvir eder: “Nereye istersem giderim; diledigim yerden gelirim”. Hürriyet için kullanilan Yunanca kelime eleutheria dir ve bu kelimenin etimolojisinin “birinin diledigi yere gitmesi”nden kaynaklandigi görülmektedir.

Profesör C.B. Macpherson bunu pek güzel izah etti: “Herhangi bir insan haklari doktrini bazi bakimlardan bir tabiî haklar doktrini olmak zorundadir. Insan haklari yalnizca dogal haklarin türleri olarak ileri sürülebilir, su anlamda ki, bu haklar, ister simdiki halleriyle ister olmaya muktedir halleriyle, insanlarin tabiatindan (yani ihtiyaçlarindan ve yeteneklerinden) istidlâl edilmelidirler”. Bundan dolayi tabiî haklar hakkinda konusmanin saçmalik olmadigi sonucuna varmaliyiz. Dogal haklar insanin dogal olarak yaptigi taleplerden zuhur olan evrensel moral haklar olarak anlasilabilir. Fakat süphesiz sadece bir moral hakka sahip olmak yeterli degildir, insan bu hakka saygi gösterttirmek ister. Bunu talep etmek, ideallerin veya özlemlerin bir ifadesi olarak müphem ve ütopist bir sey yapmak degildir; daha çok, insanlarin hürriyetini, güvenligini, vakarini ve benzerlerini inkâr eden otoriteleri ve güçleri, adalet ve ahlâk adina suçlandirmaktir.

Bir insanin haklarinin zaman zaman baska birinin haklariyla çarpisacagi kaçinilmazdir ve duruma göre bir bireyin haklariyla devletin güvenligi arasinda da bir çatisma olabilir. Fakat güvenlik genel olarak insan haklariyla arasi açik olan (uyusmayan) bir sey degildir, çünkü güvenlik insan haklarindan biridir. Birinin güvenligi herkesin güvenligiyle baglantilidir ve özel olarak güvenlikten yararlanma hakki kamunun güvenlikten yararlanmasina dayanir. Hürriyet ve güvenlik talepleri biribiriyle ancak güçlükle uzlastirilabilecek iki seyin talep edilmesi degildir; dogal olarak birbirine ait olan iki seyin parçasidir. Insan haklari lehindeki klâsik argümanlardan biri hür bir ülkenin despotizmden daha emniyetli olduguydu. tarih bize bunun dogru oldugunu düsünmeye devam etmek için iyi sebepler vermektedir.

.

20 Mart 2009 Cuma | etiket | 0 comments [ Devamını Oku ]

Pipes Output

Blog Archive

etiket bulutu

Widget edited by Davut Erarslan